Dini konularda sorgulayıcı olmayı doğru buluyormusunuz ?
Evet
71.8%
[173]
Hayır
28.2%
[68]
Toplam Oy : 241
Göksel Çetiner
11 yıl önce - Cmt 19 May 2012, 00:52
1 - Allah’a İman: Allah vardır ve kemal sıfatlara sahiptir. Yarattıklarının hiçbirine benzemez. Hiçbir şey O’nun dengi ve benzeri değildir. Alemlerde, yerde ve gökte yalnız O yasama (kanun koyma) hakkına sahiptir. Bütün ibadetler yalnızca O’na yapılır.
2 - Meleklere İman: Meleklere Allah’ın (c.c) Kur’an’da, Rasulullah’ın (s.a.s) sahih hadislerinde onları vasfettiği şekilde iman etmek lazımdır ve bu iman şöyle olmalıdır: Melekler Allah’ın kullarıdır. Onlarda dişilik ve erkeklik yoktur. Nurdan yaratılmışlardır. Bir an bile Allah’a karşı isyan etmez, günah işlemezler. Devamlı Allah’a ibadet ederler. Kur’an-ı Kerim’de ve sahih hadislerde isimleri zikredilenlere isimleriyle; (Cebrail, Mikail, İsrafil, Malik, Rıdvan gibi) isimleri zikredilmeyenlerin de hepsine birden iman edilmesi gerekir.
3 - Kitaplara İman: Allah katından gelen kitaplara Kur’an-ı Kerim’de ve sahih hadislerde ismi zikredilenlere ismiyle; (Kur’an, Tevrat, İncil, Zebur) zikredilmeyenlere ise genel olarak iman etmek gerekir. Kur’an’ın dışındaki diğer kitaplar tahrif edilmiş olduğu için onlara Allah (c.c) katından geldiği şekliyle iman edilmesi gerekir. Kur’an ise Allah tarafından korunmak suretiyle kıyamete kadar baki kalacak ve yalnızca O’na bağlananlar kıyamet gününde kurtuluşa ereceklerdir.
4 - Nebi ve Rasullere İman: Kur’an-ı Kerim ve sahih hadislerde ismi zikredilenlere ismiyle, ismi zikredilmeyenlerin ise hepsine birden iman edilmesi gerekir.
5 - Ahiret gününe İman: Ölüm, berzah (ölümden kıyamete kadar olan olaylar), hesap, mizan, cennet, cehennem, kabirde azab veya mükafat göreceklerin acı ve lezzeti beden ve ruhlarıyla duyacaklarına ve en önemlisi öldükten sonra dirilmeye iman edilmesi gerekir.
6 - Kaderin Hayır ve Şerrin Allah’tan olduğuna İman:
Kadere imanın geçerli olabilmesi için şu dört şeye mutlaka inanılması gerekir:
Birincisi: Allah’ın ezeli ve kadim ilmine iman etmek. Allah (c.c) ezeli ve kadim olan ilmiyle ne olacağını bildi ve bu ezeli ilmiyle bildiği şeyleri yazdı.
İkincisi: Allah’ın olmasını dilediği şeyin mutlaka olacağına, olmamasını dilediği şeyin mutlaka olmayacağına gökte ve yerde meydana gelen bütün hareketlerin ve sessizliklerin Allah’ın izniyle olduğuna iman etmek.
Üçüncüsü: Allah’ın bütün mahlukatı yarattığına ve kainatın içindeki herşeyin Allah’ın yaratmasıyla ve takdiriyle meydana geldiğine iman etmek.
Dördüncüsü: Hayır ve şer ancak Allah’ın takdiri iledir. Dolayısıyle kendisine isabet eden şerrin başkasına isabet edebileceği halde kendisine isabet ettiğini zannetmemek, kendisine isabet eden hayrın bir tesadüf sonucu kendisine isabet ettiğine inanmamak.
Allah (c.c) kader hakkında şöyle buyuruyor:
“Şüphesiz ki Biz, herşeyi (önceden tesbit edilmiş) bir kaderle yarattık.” [Kamer: 49] Herşey Allah’ın takdiri iledir. İnsanların yaptığı işleri de Allah yaratır. Yalnız insanlar yaptıkları işleri kendileri yapmış olmaları sebebiyle yaptıklarından sorumlu tutulurlar. Çünkü Allah her insana iyiyi kötüden ayırabilme kabiliyeti vermiş ve hayrı emredip şerri yasaklamıştır.
Allah (c.c) kıyamete kadar olacak herşeyi ve bütün insanların yapacakları şeyleri Levhi’l mahfuzda yazdı. Allah için zaman kavramı olmadığı için bütün bunları ilmiyle yazdı. İnsanları yaptıkları amellerde zorlamadı. Allah’ın (c.c) bütün bunları yazması ezeli ilminden dolayıdır.
Buraya kadar mü’min ve müslüman olabilmek için ne gibi şartların gerekli olduğunu öğrendik. Şimdi de imanımızı koruyabilmek için ne yapmamız gerektiğini inceleyelim.
imanın altı şartından biri kitaplara digeri peygamberlere iman zaten kuranda bahsedilmiyor dediginiz namazı peygamberimiz müjdeliyorsa ARADAKİ FARK NEDİR
Evvela ayette; Hz. Peygamber (a.s.m)’e hususî bir muamelenin yapıldığı, dörtten fazla kadın almak yalnız ona mahsus olduğu, diğer Müslümanların bu konuda onu örnek almalarının yanlış olduğu hususu vurgulanmıştır.
okuyorsanız yazıyorum baya uğraştırıyor çünkü
ey peygamber! biz sana özellikle şunları helal kıldık. bu âyette, peygambere, layık ve faziletli olan hanımlar zikredilmiş ve beyan buyurulmuştur. çünkü;
1- "ecir"lerini yani, mehirlerini verdiğin hanımların. şüphesiz mehıri verilmiş olan hanımın gönlü verilmeyenden daha hoştur.
2- bir kimsenin bizzat kendisinin katıldığı savaşta ganimet olarak sahip olduğu cariye, elbette satın aldığı cariyeden daha temiz ve daha şüphesizdir.
3- kendisi ile birlikte hicret eden akrabaları da hicret etmeyenlerinden daha şereflidir. bununla birlikte bazılarının dediği gibi, mehrin önce verilmesi peygamberin özelliklerinden olması da ihtimal dahilindedir. nitekim amca ve hala, dayı ve teyze kızlarının helal olmasında seninle birlikte hicret edenler, diye kayıtlanmasında peygamberin özelliğinin olması ağır basmaktadır.
bunu şu rivayet de destekler: ebu talib'in kızı ümmühanî şöyle demiştir: "resulullah (s.a.v.) önceleri, benimle evlenmek istemişti, ben özür diledim; o da özürümü kabul etti. sonra da allah teâlâ bu âyeti indirdi; ben ona helal olmadım. çünkü ben onunla hicret etmemiştim. ben tuleka'dan, yani serbest bırakılanlardandım." bunun gibi ve kendisini peygambere hibe eden mümin bir kadın, yani kendisinin mehirsiz olarak peygambere nikahlanmasına razı olan kadın, fakat bu mutlak değil, peygamber o'nu nikah etmek istediği takdirde, böyle mehirsiz olarak nikah da peygamberin özelliklerindendir. bazıları meymune binti haris, zeyneb binti huzeymetel-ensariye, ümmü şerike binti câbir ve havle binti hakîm, bu şekilde kendilerini bağışlamışlardı demiş ise de, ibnü abbas bunun gerçekten meydana gelmediğini, yani peygamberin bu şekilde hiçbir kadın ile evlenmediğini söylemiştir. bütün bunlar sırf sana mahsus olmak üzere helal kılındı müminlere değil, çünkü zikrolunan kayıtlarla hepsinin helal olması diğer müminler hakkında gerçekleşmiş değildir. sayıca da, şekilce de fark vardır. onlara hanımları ve "mülk-i yeminleri" olan cariyeleri hakkında farz kıldığımız, takdir buyurup karara bağladığımız hükümleri gerçekten bilmişizdir. yani onlara layık olanı menfaat ve yararlarını bilerek takdir etmişiz ve bildirmişizdir ki, nisa sûresi'nde geçtiği üzere dörde kadardır, onun için bu beyan olunanları diğer müminlere değil, sadece sana helal kıldık. şunun için ki sana hiçbir zorluk, bir darlık olmasın. olmasın da kalbin huzur içinde ilahî vahyin ortaya çıktığı yer olsun.
51- onlardan dilediğini geriye bırakırsın. dilediğini de yanına alırsın. birden çok hanımı olanlara sıra ile bir nöbet izlemek vaciptir. buna "kasm" denilir. fakat peygamberin özelliklerinden olmak üzere ona "kasm" vacip kılınmayıp kendi dilemesine bırakılıyor. azlettiğin, yani bıraktığın yahut boşadığından arzu ettiğine dönmen durumunda da üstüne bir günah yoktur. bu hüküm, yani tertib üzere nöbetle "kasm" sana vacip kılınmayıp böyle senin arzu ve dilemene bırakılması onların gözlerinin aydın olmasına ve gözleri aydın olup da üzülmemelerine ve senin kendilerine verdiğin ile yaptığın davranış ve ihsan ile hepsinin hoşnud olmalarına daha elverişlidir. çünkü o, bir kere hepsinin eşit oldukları bir hükümdür, sonra sen aralarını eşit tutar "kasm" yaparsan, onu senin bir ihsanın bilerek sevineceklerdir. ve eğer bazısını tercih edecek olursan, onu da allah'ın bir hükmüyle yaptığını bilecekler, yine gönülleri hoş olacaktır. bundan anlaşılır ki hanımları sevindirmek, gönüllerini hoş etmek de şeriatın gözettiği maksatlardandır. kalblerinizdekini allah bilir. hatırınızdan neler geçiyor, gönüller neler istiyor, ne duyguda, ne niyette bulunuyor hepsini bilir. onun için kalplerinizi de güzel tutmaya çalışın. "allah her şeyi bilir ve yumuşak davranır."alîm, mübalağa ile alîm, çok, pek çok bilir; onun için gizli açık neyiniz varsa bilir. fakat halimdir, ceza vermekte acele edivermez, mühlet verir, ihmal etmez; o halde cezanın geri bırakılmasından dolayı aldanmamalı ve çok titizlik etmemelidir.
52- sana bundan öte kadınlar helal olmaz. muhayyer kılınıp da seni tercih eden dokuz hanımından başka kadınla evlenmek caiz olmaz. bu hanımlar, aişe binti ebi bekr, hafsa binti ömer, ümmü habibe binti ebî süfyan, sevde binti zem'a, ümmü seleme binti ebi ümeyye, safiyye binti huyeyyi'l-hayberiye, meymune binti'l-harisi'l-lilâliye, zeyneb binti cahşi'l-esediye, cüveyriye binti'l-hârisi'l-mustalikıyyedir. allah hepsinden razı olsun. onları başka hanımlara değiştirmen de olmaz. yani bunları boşayıp yerlerine başka kadınlarla evlenmen de caiz olmaz. onlar allah ve resulü'nü seçtikleri için allah teâlâ da onlara böyle ikram ve lutufda bulunmuş, resulullah (s.a.v.)de vefatına kadar sadece bu hanımlarla evli kalmış vefatında da onlar müminlerin anaları olarak kalmışlardı. güzellikleri hoşuna gitse bile. alacağın kadınların güzellikleri, senin takdirine layık olmaları varsayılsa bile helal olmaz. ibni atiyye tefsirinde der ki: bu ifade, bir adamın evlenmek istediği kadına bakmasının caiz olduğuna delildir. nitekim mugire b. şu'be ve muhammed b. mesleme hadisleriyle sünen'de de varid olmuştur. ancak elinin altında bulunan cariyeler hariç. çünkü onlar helal bununla birlikte allah her şeyi gözetliyor. onun için o'ndan korkmalı, koyduğu sınırları aşmamalı, helalden harama geçmemeli. yukardaki ayetin eki mahiyetinde olan bu son cümle, yukarsını tamama erdirirken aşağısına bir ön giriş oluyor.
Bu geniş toleransın ardından 52. ayette, Hz. Peygamber (a.s.m)’in bundan böyle asla evlenemeyeceğine dair bir ifadeye yer verilmesi, bu evlilikle ilgili hüküm vermenin yalnız Allah’a ait olduğu, Peygamber (a.s.m)’in evlenmesi de evlenmemesi de Allah’ın iznine bağlı olarak gerçekleştiği hususu vurgulanmıştır.
- Söz konusu ayetlerden 50. ayette; Hz. Peygamberin evlenebileceği bazı kadınların –amca kızı, dayı kızı gibi- özellikleri sayılmıştır. Ayrıca, o gün bütün dünyaca bir sistem olarak kabul edilen, İslam’dan çok öncesinden devam edip gelen (ve İslam’ın her fırsatta bunun kaldırılması için Müslümanlara telkinde bulunduğu, ancak evrensel bir mahiyet arz ettiği için o gün kaldıramadığı) bir teamül çerçevesinde savaş esirlerinden olan cariyelerle de evlenebileceği vurgulanmıştır.
Güneşin doğmadığı zamanlarda namaz vakitlerinin nasıl olabileceğine dair bizzat gözlem yapmak üzere gittiklerini anlatan Servet Bayındır, "5 vakit namazın 5'i de Türkiye'de hangi koşullara göre tespit ediliyorsa, orada da aynı koşullara göre tespit ediliyor.
Küçücük bir fark var, orada sabahleyin güneşin doğuşu, akşam da batışı görülemiyor." dedi.
bana sorsalardı söylerdim orada güneşin batmadığını ve doğmadığını oralara kadar gitmelerine gerek yoktu
ayrıca bizde o küçücük farkı soruyoruz zaten
birde tam kutup noktasına gitsinler bakalım orada güneş neler yapıyormuş ?
Evvela ayette; Hz. Peygamber (a.s.m)’e hususî bir muamelenin yapıldığı, dörtten fazla kadın almak yalnız ona mahsus olduğu, diğer Müslümanların bu konuda onu örnek almalarının yanlış olduğu hususu vurgulanmıştır.
Kimi kandırıyorsun sen Allahaşkına
Alıntı:
Diyanet İşleri : Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da (sana helâl kıldık.) Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir
''Allah çok bağışlayıcıdır çok merhametlidir bütün kadınlarda onun elçisi Muhammed'indir''
nasıl açıklarsınız merak ediyorum da ?? Kuran gökten indiğine göre Muhammed bunu kendi zevkine göre yazmış olamaz herhalde !
En son Atila@Kara tarafından Cmt 19 May 2012, 01:02 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
BIRAKIN DİGER KADINLARIN KÖLE GİBİ MUAMELE görmesi, köle/cariye kadınlar dahi İslam nizamında ve Hz. Peygamber(a.s.m)’in yuvasında birer hanım efendi statüsüne girmiş v e bütün müminlerin annesi sayılmıştır. Efendimizin İbrahim adındaki oğlu, Müslüman olan ve Peygamber Efendimiz tarafından azat edilen Hz. Mariye’dendir. Bundan daha büyük şeref mi vardır
Allah’a ve Resulullah’a iman eden kimsenin bundan rahatsızlık duyulacak bir şey algılaması söz konusu olmaz. Bu konuya itiraz edenler Hz. Peygamber(a..s.m)’e iman etmemiş kimselerdir.
Alıntı:
Kimi kandırıyorsun sen Allahaşkına
Alıntı:
nasıl açıklarsınız merak ediyorum da ?? Kuran gökten indiğine göre Muhammed bunu kendi zevkine göre yazmış olamaz herhalde !
En son Göksel Çetiner tarafından Cmt 19 May 2012, 01:01 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi