İRAN ANALİZ ÖZEL / Şarkul Avsat Gazetesinden Halid Mahmut’un İran’daki Sünni toplumun önde gelen dini şahsiyetlerden birisi olan Şeyh Abdulhamit İsmail Zehi ile gerçekleştirdiği röportajı İran Analiz sitesi okurları için özel olarak çevirdik. Nüfusları 15 milyonu geçen Sünnilerin İran’da tek bir resmi merkezleri bile olmadığı, Şii devrim sonrasında haklarının hemen her alanda kısıtlandığı, resmi ve hükümet makam ve mevkilerine atanmadıkları, orduda mevcudiyetlerinin sözkonusu olmadığı, resmi kurumlar aracılığıyla İran’daki Sünnilerin cami, okul ve eğitim merkezlerine ciddi baskılar olduğu gibi kamuoyunda bilinmeyen ve gizlenmeye çalışan çok önemli soruların cevapları…
Şeyh Zehi, Zahidan’daki Darul Ulum Üniversitesi rektörü ve aynı şehirdeki Mekki Camisinde Cuma namazlarını kıldırıyor. Bu röportajda kendisi İran’daki Ehli Sünnet vel Cemaat mensuplarının durumu ve bunların İran rejimi ile ilişkileri üzerine konuştu.
Bu röportaj Şeyh Abdulhamit’in tüm İranlı Sünnilerin maruz kaldığı sıkı denetimi altında olması nedeniyle aylar sonra ilk defa verdiği röportaj. Kendisi telefonda gazetelere ve medya temsilcilerine verdiği röportajlar noktasında rezervleri var. Bu röportaj e-mail aracılığıyla gerçekleştirildi. Kardeşi geçtiğimiz yıl Belucistan eyaletinde bir Sünni okula yönelik saldırıyı fotoğraflayarak yayımladığı için dört ay hapis cezasına çarptırıldı.
S) İran’daki Sünnilerin nüfusları ne kadar ve bunların çoğu nerede yaşıyor?
C) Onlar genellikle İran’ın sınırlarında yaşamaktadırlar. Batı, güneybatı ve kuzeybatı sınırlarında yaşayanlar (Sünniler) Hanefi mezhebine mensupturlar. Kuzey ve güney batı sınırlarında yaşayanlar Şafi mezhebine sahiplerken el Ahvaz bölgesinde yaşayanların çoğu ise Hanbeli mezhebine mensupturlar. Coğrafik olarak konumlandıkları yerlere göre nüfus muhtelif karışık topluluklardan müteşekkildir. Örneğin Beluclar, Kürtler, Türkmenler, Farslılar, Araplar ve Talişler gibi. Tüm bu toplulukların kendi dilleri vardır; ancak devletin resmi dili Farsçadır.
Sünniler ülke nüfusunun en az beşte birini teşkil etmekte olup 70 milyonluk tüm İran nüfusu içinde sayıları 15 milyondan fazla olarak tahmin edilmektedir. Sünniler çoğunlukla Sistan eyaletinin başkenti olan Zahidan şehrinde yer almaktadırlar. Belucistan eyaleti İran’ın en büyük Sünni camisi olan Mekki Camisine ve ülkenin en büyük Sünni eğitim merkezi olan Darul Ulum Üniversitesine ev sahipliği yapmaktadır. Üniversite tüm İran’dan ve komşu ülkelerden gelen çok sayıda öğrenciyi bünyesinde barındırmaktadır. Bu iki önemli dini merkezde, Sünnileri ilgilendiren önemli siyasi ve dini meseleler ele alınarak çözüme kavuşturulmaktadır. Sünnilerin karşılaştığı bir problem, bir baskı veya şikayet olduğunda mesele buraya havale edilebilmektedir.
S) Sünniler için herhangi bir resmi merkez mevcut mu?
C) Ne yazık ki. Sünnileri ilgilendiren meseleleri takip edecek Tahran’da tek bir resmi merkez veya enstitü mevcut değil. Bir istisna olarak 280 temsilcinin yer aldığı Şura Konseyinde sayıları 20 civarında olan Sünni temsilcilerin varlığı sözkonusu. Şüphe yok ki Sünni nüfus yoğunluğu dikkate alındığında bu sayı oldukça düşük bir rakamdır. Aslında orada 40’tan fazla temsilci bulunmalıdır. Sünni temsilcilerin sayısının oldukça az olmasının sebebi Anayasayı Koruyucular Konseyi’nin tecrübeli ve yetişmiş olmalarına rağmen sıklıkla çoğu Sünni adayı reddetmesinden kaynaklanmaktadır.
S) Halihazırda İran’daki Sünni Müslümanların durumunu nasıl tanımlamaktasınız?
C) Devrimden önce Laik Şahlık Rejimi Sünniler ve Şiiler arasında herhangi bir fark görmemekte olup sadece iktidarı devam ettirme derdindeydi. Devlet öğretisi devlet makamlarına atanma veya yerleştirmenin bir parçası gibi işlev görmedi. Sonuçta Sünniler ve Şiiler hükümet makamlarına getirilmede eşit şekildeydi. Sünniler polis güçleri ve aynı zamanda orduda üst düzey makamlara sahip idiler. Bu münasebetle ayrımcılık ve eşitsizlik hususunda kaygılar ve kafa karışıklığı seviyesi oldukça düşük seviye olup neredeyse hissedilmeyecek derecedeydi.
Bununla birlikte devrimden sonra Şii öğretisi hakim oldu ve Şii ideologları ülkede kontrolü ele geçirdi. Onlar sadece ideolojiyle ilgilenmekteydiler, bu nedenle de Sünniler farklı problemlerle karşı karşıya geldiler.
Şunu tespit etmek gerekir ki geçtiğimiz otuz yıl içinde çeşitli yapılanma ve gelişimle ilgili hususlarda yeni rejim tüm bölgelerde vatandaşlarına eşit hizmetler sundu. Sünniler bu gibi belirli mevzular noktasında sıkıntılı değiller. Asıl endişe duydukları temel mesele şimdi Sünnilerin resmi ve başta gelen makamlara yönelik atamalarda ayrımcılığa tabi tutulmalarıdır. Anayasa resmi devlet doktrini 12 İmam Caferi İslam’ı olarak ve Cumhuriyetin Devlet Başkanını da Şii olması gerektiğini şart koştu. Bu nedenle de Sünniler seçimlerde cumhurbaşkanlığı adaylığı koyamıyor.
Anayasa Sünnilerin hükümet makamlarına atanmalarına yasaklamamasına rağmen tek bir Sünni dahi cumhurbaşkanı yardımcısı, bakan, bakan yardımcısı, büyükelçi veya vali olarak hiçbir zaman atanmadı. Daha ilginç olan ise şu; Sünnilerin nüfus olarak çoğunlukta oldukları yerde bile eyaletleirn yönetimine oldukça zor şekilde katılabiliyor. Sünniler cumhurbaşkanlığı makamı, bakanlık veya hükümet makamları için yeterli kalitede olsalar bile düşünceleri ve itikadi esaslarına bağlı olmaları nedeniyle bundan mahrum bırakılıyorlar.
Polis güçlerinde istihdam edilmeye gelince, Sünniler devrimi takiben kısa bir süre burada görevlendirildiler. Şimdi Sünnilerin orduda herhangi bir mevcudiyeti sözkonusu değil. Bu ayrımcılık nedeniyle de Sünniler kendilerini dışlanmış, endişeli ve gergin olarak hissetmektedirler.
Sünnilerin karşılaştığı ikinci problem itikadi özgürlükle ilgilidir. Anayasanın tüm düşünce mensuplarına özgürlüğü izin vermesine rağmen; eğitim ve itikadi meselerle ilgili olarak Sünnilere baskı uygulayan devlet kurum ve kuruluşları var. Sonuç olarak Sünni hareket mensupları (aktivistler) bazı Sünni bölgelerinde eğitim meseleleriyle ilgili olarak ciddi problemler yaşıyorlar. Yine bazı bölgelerde Sünni çocukları gizli şekilde eğitim görüyor.
Sünnilerin ne Tahran’da, İsfahan’da, Kerman’da, Yezd’te ne de Şiilerin yoğunlukta olduğu diğer şehirlerde tek bir camisi bile yok. Bunun yanı sıra Tahran’daki Sünni kardeşlerimizin Cuma namazı kılmaları engelleniyor, son olarak Pakistan elçiliğiyle irtibatlı bir okulda bayram namazları kılmaları engelleniyor. Şu an onlar eğer namaz kılmak isterlerse sadece bunu bazı evlerde yapabiliyorlar. Benzer şekilde sadece birkaç Sünninin yaşadığı diğer büyük şehirlerde onlar Cuma ve bayram namazlarını evlerde kılıyorlar. Bu bağlamda ciddi problemlerle yüz yüzüler.
Şiilerin çoğunlukta olduğu şehirlerde yaşayan Sünniler itikadi mevzular açısından tüm diğer Sünnilerden daha az şanslılar. Cami inşaatında, çocuklarının eğitiminde ve diğer dini meselelerde ciddi problemlerle karşı karşıyalar. Devlet yetkililerine sunulan şikayet dosyalarına cevap verilmiyor ve bunlar çözüme kavuşturulmuyor.
Son olarak Kültürel Devrim Yüksek Konseyi Sünni dini okullar ve eğitim merkezleri üzerindeki yetkiyi hükümete devretmesi için Sünnileri zorlayan bir karar yayımladı. Bu bağlamda, hükümet Sünni camilerini ve okullarını kontrol etmeye gayret ediyor. Sünniler ise bu durumu bir felaket olarak görmekte olup şimdiye kadar bu karar karşısında ortak hareket ettiler ve kararın yürütülmesi yönündeki önlemlere karşı çıktılar. Devletin bu kararı uygulamada başarılı olması demek tüm ülke genelinde Sünnilerin itikadi özgürlüklerinden mahrum olması anlamına gelecektir.
Özetle İran’daki Sünniler iki ana problemle karşı karşıyadırlar: ilki fikri (itikadi) özgürlük, ikincisi ise hükümet ve idari makamlarda eşit şekilde göreve atanmamalarıdır. Kendileri açısından Sünniler hiçbir zaman haklarından vazgeçmediler, hakları barışçıl yollarla denetlemektedirler. İnançlarından dolayı haklarından onları mahrum bırakmayı sona erdirmesi ve meşru haklarını kabul etmesi için hükümetten talepte bulunmaktadırlar.
S) İran Hükümeti veya bir resmi makamla ilişkileriniz ne düzeyde?
C) Sünnilerin hükümet ile Şura Konseyi Temsilcileri hariç herhangi bir resmi ilişkisi yoktur. Bazen Şii alimler ve Merciler ziyaretlerde bulunuyorlar. Bu esnada kendileriyle Sünnilerin karşılaştığı problemler hakkında konuşuyor, Sünnileri ilgilendiren meselerler karşılıklı görüşlerimizi paylaşıyoruz.
S) Reformcular ve Muhafazakarlar arasında devam eden anlaşmazlığa dair sizin konumunuz nedir?
C) Mevcut anlaşmazlığının arkasındaki en temel faktör basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, siyasi partiler özgürlüğü, siyasi bileşenler ve diğer yasal haklar gibi anayasa tarafından garanti altına alınan özgürlüklerin eksikliğidir. Devam eden anlaşmazlık hem mezkur meseleler hem de son seçimlerin geçerliliği ile ilgilidir. Anlaşmazlığı daha da derinleştiren ülkedeki bir takım diğer sosyal ve siyasal meselelerdir.
Eğer hükümet inisiyatif almaz, iktidardaki rejimin yapısını değiştirmez ve ıslahata gitmez ise anlaşmazlığın sonuçları rejimin temelini etkileyecektir. Ancak eğer inisiyatif alınır ve insanların yasal problemlerine cevaplar verilirse o zaman bizler iki taraf arasında bir uzlaşma bekleyebiliriz. Eğer hükümet bu meselelere daha geniş bir vizyon ile uyum sağlayabilirse problemler çözülecek ve rejim de devam edecektir.
S) Araplardan veya Müslümanlardan destek alıyor musunuz?
C) İranlı Sünniler olarak henüz herhangi bir şekilde ne Araplardan ne de Müslümanlardan bir destek almadık. Fanatik partilerin (Şii muhafazakarlar kast ediliyor) iddia ettikleri ve Sünnilerin Müslüman ve Arap ülkelerden destek aldıkları yönündeki iddialar temelsiz ve asılsızdır.
S) Sünniler ile Şiiler arasındaki itikadi anlaşmazlıklar nelerdir?
C) İtikadi anlaşmazlıkları fitillemek İslam’ın ve Müslümanların faydasına olmayacaktır. Farklılıklar yüzlerine kapılar kapanan ve siyasi hevesleri engellenenler tarafından yapılmaktadır. İslama ve Müslümanlara karşı şiddetli uluslararası kampanyalar nedeniyle İslam’ın esası son zamanlarda ciddi şekilde tehlikeye atılmıştır. İtikadi anlaşmazlıklardan kaçınmak görevimizdir. (İran Analiz Notu: Hemen hemen tüm Ehli Sünnet vel Cemaat alimlerinin ve önderlerinin tarih boyunca yaptığı ve uyguladığı aklı selim, insaf ve izan ile ortaya koydukları yaklaşım budur. Ne yazık ki bunun karşısında bidat fırkası olan ve tarihte iktidarı ve gücü ele geçirdiği an Rafizi Şii (12 İmam, Caferi) alimlerin, Ayetullahların ve Merciiyyet makamı olanların verdiği fetvalar, ötekileştirici ve yandaşlarına hedef göstererek tasfiye edici söylevleri tüm dünyanın gözleri önünde ortada durmaktadır. Bunun en iyi örneği irananaliz sitesinin açılmasında en büyük etken olan Irak’taki Şii alimler ve Merciiyyet makamlarının takip ettikleri siyaset, dini tavır, fetva ve eylemleridir)
S) Akidevi anlaşmazlıkları çözüme kavuşturmak için bazı Arap ve İranlılar arasında yapılan teşebbüsler başarılı oldu mu?
C) İran’da ve diğer İslam ülkelerinde düzenlenen konferanslarda alkışlanacak faaliyetlerinin sınırlı olduğunu ve salt propagandadan ibaret kaldığını çok duyduk. Gerçekte onlar elle tutulur gözle görünür bir başarı elde etmiş değillerdir. Bunun delili ise anlaşmazlığı çözmek için ortaya koydukları hedefi başarmada onların hiçbir zaman muvaffak olmamalarıdır. halledilmesi gereken akidevi anlaşmazlıklar halen vardır ve mezkur konferanslar Ümmetin hayrına, faydasına olmamıştır. Onlar İran’daki Sünniler ile Şiileri bir araya getirmemişlerdir, dahası Sünnileri ilgilendiren problemleri de çözmemişlerdir. Eğer bu konferanslar sempati dışında düzenlenmiş olsaydı Ümmete çok daha faydalı olabilirdi. (İran Analiz Notu: İslam tarihi boyunca hiçbir zaman sitemizde onlarcasına yer verdiğimiz Kur’an-ı Kerim, Hz. Peygamber (sav), Sahabeler (ra) ve diğer birçok imani mevzuda akidevi olarak tamamen İslami esaslara muhalif, sapkın ve bidat düşünceleri olan Şii mezhebi “Hak” mezhep olarak kabul görmemiştir, görmeyecektir. Aradaki anlaşmazlıklar halledilebilecek türden günlük meseleler olmayıp akaide, yani en temel iman esaslarına dair hususlardır. Bunlar da tıpkı Hıristiyanlık, Yahudilik gibi farklı bir dini algılayış zemini üzerinde durmaktadır.)
S) Toplumu etkilemede Mahmut Ahmedinecat’ın cumhurbaşkanlığı ile selefi Muhammed Hatemi arasında bir karşılaştırma yaparsınız?
C) Hatemi döneminde siyasi özgürlükler, politik oluşumlar ve ifade özgürlüğü daha fazla korunmaktaydı, İran halkının yaşam standartları daha yüksekti.
Şiilerin en büyük düşmanı Hz. Ömer’dir. Hz. Ömer düşmanlığı İran kültürüne o kadar işlemiştir ki, Şia, “Ömer’e lanet”i dinlerinin bir akidesi ve hayatlarının bir parçası haline getirmişlerdir. Şiiler namazlarında, türbelerinde, dualarında, dini bayramlarında Hz. Ömer’e lanet ettikleri gibi, işleri ters gittiğinde “Hay lanet Ömer’e!” derler.
Bugün herhangi bir Şii türbesine gitseniz, türbe girişinde elinize bir dua kitabı iliştirilir. Bu kitapların büyük bir kısmı, sahabelere beddua ve lanetlerin yazılı olduğu bölümlerden oluşur. Lanet edilen sahabelerin en başında ise Hz. Ömer ve Hz. Ebubekir gelir.
Şiilerin Hz. Ömer’e düşmanlığının altında yatan asıl sebep, İran’ın fethidir. Hz. Ömer halifeliği döneminde İran içlerine birçok fetih gerçekleştirdi; İran hinterlandı (İran, Suriye, Ermenistan ve Bizans topraklarının önemli bir kısmı) Hz. Ömer zamanında Müslümanlaştırıldı. Kendilerini Sasani İmparatorluğu’nun varisi olarak gören Persler, topraklarının fethedilmesini ve eski dinlerinin yok edilmesini hiçbir zaman hazmedemedi.
Yaklaşık çeyrek asır önce Bizanslıları yenebilen Pers – İran – Sasani İmparatorluğu, Kadisiye Savaşı ile büyük bir hezimete uğratıldı. Bu savaşta, yüz yirmi bin kişilik Sasani İmparatorluğu ordusu, otuz dört bin kişilik İslam ordusuna yenildi. Savaşta Sasani ordusunu kaçmaması için birbirine zincirlerle bağlayan İran Kisrası Yezd-i Cürud, ne kadar büyük bir hata yaptığını savaş başlayınca anladı. Sasaniler bu savaşta ağır yenilgi aldı. İran Kisrası, saraylarını İslam ordusuna terk ederek İran içlerine kaçmak zorunda kaldı. Hz. Ömer’in Kadisiye savaşında elde ettiği büyük zafer İran’ın kapılarını sonuna kadar İslam ordularına açtı.
İranlı Şii ayetullahın bu konudaki itiraflarını dinlemek için videoya tıklay
İslam âlimlerine göre Şiilikteki Hz. Ali sevgisi, Ömer düşmanlığından kaynaklanır. Şiiler, Hz. Ömer’e lanet etmek için, Hz. Ali ve Ehl-i Beyt sevgisi ile kendilerini kamufle ederler. Bahane arayan Şiiler, Hz. Ömer’in Hz. Ali’nin halifeliğini engellediği iddiasını uydurma olaylara bina ederler. Daha da ileri giderek, Hz. Ömer, Ebubekir ve Osman’ın kendi konumlarını güçlendirmek ve halife olabilmek için Hz. Muhammed’le akrabalık bağı kurduklarını iddia ederler. Şia bu iddiasıyla, ilk üç halifeyi sahtekarlıkla suçlamak bir yana, Hz. Muhammed’i de öngörüsüz, kime kız verip kimden kız alacağını bilemeyen ve dostu düşmanı ayırt edemeyen (haşa) akılsız birisi olarak gösterir.
Hz. Ömer’in faziletleri
Hz. Ömer, İslam’a girmesi için Hz. Peygamber’in hususi duasına mazhar olmuş bir sahabedir. Müslüman olmasından sonra Hz. Peygamber’in namazlarını açıktan kılmaya başlaması, Hz. Ömer’in İslam tarihindeki yerini göstermektedir.
Büyük hadis alimi Tirmizi, Kütüb-i Sitte’de, Hz. Peygamber’in Hz. Ömer hakkındaki “(Eğer) Benden sonra peygamber gelecek olsaydı Ömer olurdu” hadisini kaydeder. Son peygamber, peygamberimiz Hz. Muhammed’dir (sav). Hz. Peygamber’in Hz. Ömer hakkındaki bu iltifatı, onun imanını ve Müslümanlığını tarif etmek içindir.
Hz. Peygamber en önemli kararlarında Hz. Ömer’in görüşüne başvururdu. Onun ileri sürdüğü görüşler o kadar isabetliydi ki, bazı ayetler onun daha önce işaret ettiğine uygun olarak nazil olurdu. Resulullah onun bu durumunu şu hadisiyle ifade eder: “Allah, hakkı Ömer’in dili ve kalbi üzere kıldı”[1].
Hz. Ömer’in fazileti ve üstünlüğü hakkında birçok sahih hadis bulunmaktadır. Hz. Ömer din konusunda o denli tavizsizdi ki, Hz. Peygamber “Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin olsun ki, şeytan sana bir yolda rastlamış olsa, mutlaka yolunu değiştirirdi” buyurmuştu.
Başka bir rivayette de “Gökte bir melek bulunmasın ki Ömer’e saygı duymasın. Yeryüzünde ise bir şeytan bulunmasın ki Ömer’den kaçmasın” buyurdu. [2]
Hz. Ömer yaşadığı sürece –Şia benzeri- fitne kapıları kapalıydı. Hz. Muhammed bir defasında Hz. Ömer’i işaret ederek şöyle demişti: “Bu aranızda bulunduğu sürece, sizinle fitne arasında kuvvetlice kapanmış bir kapı bulunacaktır.”[3]
Hz. Ali ve Hz. Ömer’in dostluğu
Hz. Ömer, halife olduktan sonra, devlet işleriyle uğraşması nedeniyle kendi geçimini teminde zorlanmaktaydı. Hz. Ömer, ancak Hz. Ali’nin ısrarı sonucu kendisine ve ailesine devlet hazinesinden asgari miktarda maaş bağlanmasına razı oldu.
Hz. Ali bir defasında, Peygamberimizin “Cennet ehlinin kandili hiç şüphe yok ki Hattab oğlu Ömer’dir” dediğini rivayet etti. Hz. Ömer bunu duyunca “Ya Ali, sen bunu Resulullah’tan duydun mu?” dedi. Hz. Ali ise “Evet, duydum” dedi. Hz. Ömer bunun üzerine Hz. Ali’den yazılı bir kâğıt alarak “Öldüğüm zaman kefenimin içine bunu koyunuz; ben Rabbime bununla kavuşmak istiyorum” dedi.
Hz. Ali bir defasında yemin ederek şöyle buyurdu: “İslam’da, Ebubekir ve Ömer’den daha temiz ve ahlaklı bir kimse doğmamıştır”. Yine Hz. Ebubekir ve Ömer hakkında, “Kim onlara uyarsa kendisini sağlama almış olur. Kim onların izinden giderse doğru yoldadır” buyurmuştur. Ancak ne yazık ki, suiistimal etmek için Hz. Ali’yi seviyor gözüken Şiiler, Hz. Ali’nin bu sözleri korkusundan dolayı sahtekârlık (takiyye) maksadıyla söylediğini savunurlar.
Roportaji yayinlayan gazeteye bak
Bolgede hem Etnik hemde dini bakimdan yillardir yipratmaya calistiklari ama basarili olamadiklari tek ulke Iran! Bu tur haber / yorum ve... kendilerince bunlara devam ettirmeye calisiyorlar ki bizim icin onemli degil, bizim icin onemli olan Iranlilar!
Birde son donemde hale gore nufus Artis / inisi moda oldu, tum kaynaklara gore Iran`daki sunni nufus 8-9 % civari. Iran nufusu da 75 Milyon, simdi bu 15 milyon nereden cikti...
İranlıların Sünnilere karşı bu derece blendiklerini bilmiyordum. Bu gece farkına vardım.
Adamlar resmen Sünnileri katlederek yarattıkları terörü i Kabede Iranlıların yaptıkları terörü okudukça , içimde ciddi bir kin oluştu.
Alıntı:
Humeyni ve devrim kadroları, Müslümanların farizası olan haccı da, Şia ve İran Devrimi’nin ihracı için suiistimal ettiler. Devrim sonrası parayla tutulmuş Ayetullahlar ve mollalar, Müslüman hacılara Kâbe’de yoğun bir Şia propagandası yapmaya başladılar. Pers Şii mollalar, Devrimin ardından türbeleri adeta tapınaklara ve propaganda üslerine çevirdikleri gibi, Kâbe’yi de amacı dışına taşıyıp yozlaştırmaya kalktılar.
İranlı hacılar, hac ibadetini bırakıp hac ibadetini idare edenlere ve Sünni Müslümanlara meydan okudular. Kâbe’de isyanlar çıkararak, Kâbe’nin her tarafını Humeyni fotoğrafları ve sloganlar yazılı afişlerle doldurdular.
Kâbe’de Humeyni fotoğraflarıyla siyasi sloganlar atılıyor
1981′de hac sırasında örgütlenen Şii göstericiler, Müslümanlar Kâbe’yi tavafla meşgulken, Humeyni ve Şia posterleri ile slogan yazılı afişleri taşıyıp, diğer yandan siyasi içerikli sloganlar atarak yürüyorlardı.
Tüm Müslüman hacılar tavaf esnasında “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk” diye dualar ederken, Şiiler “Lebbeyk ya Ali Lebbeyk, Lebbeyk ya Humeyni Lebbeyk” diye sloganlar atıyorlardı.
Günahlarından arınmak için gidilen bu kutsal mekân, Şiiler yüzünden İslam tarihi boyunca şahit olmadığı bir yozlaştırma ve sapkınlığa maruz kalıyordu.
İranlılar Kâbe’de kan döküyor
İranlı Şiiler, İran devriminin sarhoşluğuyla, Kâbe’de taşkınlıklarına altı yıl boyunca devam ettiler. Bu yıllarda İran – Irak Savaşı’nın devam ediyor olması, Şiilerin daha radikal, daha slogancı, daha kindar ve Müslümanlara daha düşmanca tavır almalarına sebep oldu.
Takvimler 1986′yı gösterdiğinde İranlı hacıların yaptığı gösteriler zaman zaman yerini çatışmalara bırakıyordu. Kâbe’de Şiiler tarafından maalesef kan döküldü.
1987 Temmuz’unda ise çıkan olaylar trajik bir boyut kazandı. Kâbe Baskını’nı gerçekleştiren Şii hacılar ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda dört yüzün üzerinde insan hayatını kaybetti.
Hz. Peygamberin ruhu incinmesin diye, Hicaz’a döşediği tren yolunun raylarına keçe döşeyen Türk – Osmanlı Kültürü ile Pers Devrimi’ni ihraç etmek için Kâbe’de kan akıtmaktan çekinmeyen Şii İran arasındaki fark oldukça açıktı.
İran Kâbe Baskını sonrası Türkiye’de de kan döktü
Kâbe’de müdahale eden güvenlik güçlerinden öç almak için, İran kendisine bağlı Selam-Tevhit Kudüs Ordusu terör örgütünü kullanarak, Türkiye’deki Suudi Arabistan diplomatlarına ve yetkililerine yönelik ardı ardına suikast eylemleri gerçekleştirdi:
10 Mart 1988’de İstanbul Harbiye’de bulunan Suudi Amerikan Bankası bombalandı.
25 Ekim 1988’de Suudi Arabistan Ankara Büyükelçiliğinde görevli 2. Katip Abdulgani Bedevi öldürüldü.
16 Ekim 1989′da Suudi Arabistan Elçiliği görevlisi Abdurrahman Al Shrawi otosuna konulan bomba sonucu yaralandı.
14 Ocak 1990′da ise Suudi Arabistan Ankara Büyükelçiliği’nde görevli 2. Katip Abdurrezzak Keşmir’in otosuna bomba konuldu.
Bir yandan da bu olaylar, sanki Türkiye’deki İslam düşmanı ve laik bir rejim tarafından gerçekleştirilmiyormuş gibi yurt dışında lanse edildi. Uluslar arası camiada suikastların arkasındaki ülkenin İran’ın olduğu gerçeği çok az konuşuldu. İran yine Batılı dostlarından destek görüyor, olaylar örtbas ediliyordu.
Kâbe baskınlarını Humeyni emretti
İran eski Meclis Sözcüsü ve aynı zamanda Humeyni’nin bir dönem temsilciliğini yapan Mehdi Karrubi, yaptığı açıklamalarda 1987 Kâbe olaylarının perde arkasına ilişkin önemli detaylar verdi. İran Meclis sözcüsü, Kâbe Baskınlarının bizzat Humeyni’nin emri ile gerçekleştirildiğini belirtti.
Karrubi yaptığı açıklamada, “Mekke’deki Kâbe’ye yönelik 1986 yılındaki saldırı ile 500 İranlı hacının ölümüyle sonuçlanan 1987 isyanının arkasında İran İstihbaratı bulunmaktadır. Olayların cereyan ettiği dönemde İmam Humeyni’nin temsilcisiydim. İmam’ın emri üzerine Mekke ve Medine’deki olayları bizzat biz organize ettik” itirafında bulundu.
İran'ın Türkiye üzerinde oynadığı diğer bir oyunun ise, Alevi inançlı vatandaşlarımızı, Şiileştirme faaliyetleri olduğunu düşünüyorum.
Mesela alttaki videoda göründüğü gibi, bir çok sitede iran hedeflerine hizmet eden propaganda videosu bulunmaktadır. Bu videoda Şii inancına göre namaz kılma şekli , Alevi Namazı diye yutturulmaya çalışılmaktadır.
Alıntı:
Şii Devrimi’ne İslam Devrimi adını veren İran, İslam coğrafyasında etkin aktörlük fırsatı yakalamıştır. İran Devrimi, İslam ülkelerinin totaliter baskı altında ezildiği, materyalizm ve ideolojilerin İslami yaşamı zorladığı yıllarda gerçekleşmiştir. Dolayısıyla İslami kimlik ve çıkış arayışı içindeki kitleler açısından, İran Devrimi dış görünüşü itibariyle bariz bir adres olarak ortaya çıkmıştır.
Dinsel Devşirme (Şiileştirme) Stratejisi, aslında İran için tarihi derinliği olan bir konudur. İran’ın geçmişten bu yana, Şii peykler kurmak, ayaklanmalar çıkarmak ve ajanlık faaliyetlerinde bulunmak için, Anadolu ve diğer İslam ülkelerine Şii mollalar ihraç ettiği bilinen bir husustur. Mesela Şii mollalar, Moğolların sebep olduğu fetret döneminde Timur ile anlaşarak, Anadolu ve İran’da İslam medreselerini kapattırmış; sadece kendileri için genel bir izin çıkararak, tüm Anadolu ve İran’da yoğun Şiileştirme faaliyeti yürütmüştür. Büyümemizi ve istikrarımızı asırlarca baltalayan Anadolu ayaklanmalarının altında, köylere kadar sızan Şii mollaların gizli faaliyetleri yatmaktadır.
Yakın tarihe kadar, Ortadoğu, Kafkas ve Asya halklarına İslami yaşam alanından kaçış yolu olarak sunulan Şiilik, ne hikmetse, 1979 Şii Devrimi’nden sonra emperyalizm, materyalizm ve diktatörlüklerle boğuşan bölge halkına İslami bir çıkış yolu olarak yutturulmaya çalışılmıştır.
Devrim sonrası, İran merkezli yayınlar tercüme edilerek İslam coğrafyasında dolaştırılmış; İslam dünyasında içeriği bilinmeyen İran Devrimi hakkında sempatizan bir merak ve ilgi uyandırılmıştır. Özellikle siyasal çözümleri benimseyen jenerasyon arasında, ilk etapta siyasal bir örnek olarak temayüz eden İrancılık, zamanla ve etkileşimle inanç açısından menfi neticeler doğurmuştur. İrancılığa siyasal düşünceyle yakınlık duyanlar, İran’ın Şiilik propagandalarına açık hale gelmişlerdir. Politik bir arayış, zamanla imani ve ameli meselelerde Şia dinine doğru kaymalar meydana getirmiştir.
Bu kayma, öncelikle müminlerin samimi duygular beslediği Ehl-i Beyt’in yaşadığı mağduriyet ve haksızlıkların istismarı üzerinden gerçekleştirilmiştir. Kerbela olayında Sünnileri de derinden üzen mağduriyet, Şia dininin Sünni İslam karşısında farklığı ve üstünlüğü gibi gösterilmiştir. Ehl-i Beyt’i gerçek anlamda seven, fakat Şia propagandasına alet olacak ölçüde bu olayın istismarına sıcak bakmayan Müslümanlar, Yezit zihniyetli kimseler olarak karalanmıştır.
Sonrasında ise, propagandadan etkilenmeye başlayan Müslüman kitlelere, Sünni İslam içinde olmayan, mesela, Humeyni’yi kutsallaştıran “velayet-i fakih” inancı ve İran’ı İslam dünyasının lideri kabul etme, İslam ilmihali ve hak mezhepler yerine tabii olunacak “imamet” uygulaması, Şiilerin işine gelmeyen kimi ayetlerin ve sahih hadislerin inkârı, fuhuş maksatlı yapılan “mut’a nikâhı” ve büyük sahabelere hakaret etme gibi, yüzlerce imani ve ameli sapkınlık empoze edilmiştir. O dönemdeki kaymaların etkisini, günümüzün İslami bilinen bazı isimlerinde ve akımlarında görmek, maalesef halen mümkündür.
İran diğer yandan özellikle Batı ülkelerinde İslam’ı tanımaya / tanıtmaya yönelik çalışma grupları ve araştırma merkezleri üzerinde etkilidir. Batıdaki İslami Araştırma Merkezlerinin yönetim ve kadrolarında, -göstermelik düşmanlıklarının tam aksine- Yahudilerle birlikte söz sahibi olan ve ortak hareket eden İranlı Şiiler, hem kendilerini İslam dünyası içinde göstermekte, hem de dünyaya İslam diyerek Şiiliği tanıtmaktadır. Bu merkezler, gayrimüslimlere İslam’ı ve güzelliklerini tanıtmak yerine, hem oralardaki saf Müslümanları iğfal etme, hem de dinimizi tanımak isteyen Batılıları İslam’dan soğutma fonksiyonu görmektedir.
Yine İnternette, İslami terim ve kavramların içeriğinin bir kısmı Şiilerin çarpıtma ve yalanlarıyla doldurulmuş durumdadır. Pek çok Sünni Müslüman veya İslam’ı tanımak isteyenler, İnternette yaptıkları aramalarda, farkına varmadan Şiiliğe ilişkin hususları İslam diye öğrenmektedir. Aynı şekilde, ülkemizde dini eğitim ve kültürden uzak bazı bölgelerde, halka Şafii mezhebi adı altında Şiiliğin anlatıldığı da bilinmektedir. Oysa Şiiler, İmam-ı Azam Ebu Hanife ve İmam-ı Şafi Hazretlerini kadim düşman, Hanefi ve Şafileri ilelebet kafir olarak görmektedirler.
Evet Bunu istiyordum zaten, Vermeseydin ben verecektim http://www.irantehlikesi.com
Oyle oyle iyi ki farkina varmissin...
Alıntı:
Ooooo Şahram kod adlı dostum nasılsın, eyimisin ?! Özlemişim seni be koçum...
Hoşgeldin aramıza
Bir sure ihmal etmistim, bazilari aldilar baslarini gidiyorlar. Insallah daha sik olacagim ve gereken cevap ve izahatlar verilecektir ki diger uyeler de yanlis bilgiler edinmesinler.