1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
osmancık
11 yıl önce - Prş 29 Mar 2012, 02:32
1910 - İstanbul'da Köpek Katliamı
Bizans'tan beri İstanbul dört ayaklı mahlûklarının adedi her zaman için yüksek olan... Köpek nüfusundaki artış bazı zamanlarda patlama halini alınca yönetimler çare olarak ‘‘toplama kampı’’ yapılması oldu ve kamp Marmara Denizindeki Hayırsızada'da kuruldu.
Türk Tarihindeki Köpek Katliamları
İstanbul köpekleri ilk toplu sürgünlerinden birini 19. yy’ın ilk çeyreğinde İkinci Mahmudzamanında yaşadı. Hükümdar İstanbul'da ne kadar köpek varsa yakalanıp adaya gönderilmesini buyurdu birkaç gün boyunca şehirde belki de tek bir hayvan kalmadı: Halk ‘‘Hayvanlara eziyet etmek uğursuzluk getirir başımıza iş açılır köpekleri orada bırakmayalım’’ diye homurdanmaya başlayınca sağ kalan köpekler yeniden İstanbul sokaklarına salındı. Ama uğursuzluk da geldi: Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa'nın ordusu Kahire'den kalktı Kütahya'ya kadar girdi...
1910' da ‘‘köpek meselesi’’ni çözmeye bu defa da İstanbul ‘‘Şehremini’’ yani Belediye Başkanı Suphi Beysoyundu: İstanbul'daki bütün köpeklerin yeniden Hayırsızada' ya yollanmasını emretti birkaç gün içinde 80 bin civarında köpek mecburi bir ada yolculuğuna çıkartıldı.
Hayırsızada sadece kayaydı dikili tek bir ağaç bile yoktu ve 80 bin köpeğin feryadı söylendiğine göre geceleri İstanbul'dan bile işitilir olmuştu... Sesler birkaç gün sonra kesildi zira yaşayabilmek için birbirlerini yiyen köpeklerden artık bir teki bile hayatta değildi...
İstanbul halkının beklediği uğursuzluk da gecikmedi: Balkan Savaşı patladı...
Paşa seneler sonra çıkarttığı ‘‘80 Yıllık Hatıralarım’’ başlıklı kitabında kendi dönemindeki köpek kıyımını ‘‘İstanbul'daki köpeklerin büyük bir kısmı toplatılarak Marmara'daki Hayırsız Ada'ya gönderilmişti. Bunları yavaş yavaş imha ettirdim. ...’’ diye övünerek anlatacaktı...
İşte köpekler konusunda sadece bugün değil geçmişte de pek iyi olmayan sicilimizden birkaç küçük örnek..
Pierre Loti'nin kaleminden:
‘‘...Bu ülkeye İkinci Mehmed' in ordularının ardından gelen köpekler ...Kimseyi hiçbir zaman ısırmamış olmalarına rağmen katliamların en iğrencine mahkûm edildiler. Hiçbir Türk Hilâl'e uğursuzluk getireceği söylenen bu onur kırıcı görevi üstlenmek istemedi. Bu yüzden serseriler işsiz güçsüzler ve haydutlar görevlendirildi. Bunlar işlerini demir kıskaçlarla yapıyorlar zavallı kurbanlarını boyunlarından ayaklarından ya da kuyruklarından yakalayorlar ve onları rastgele kan revann içinde Hayırsızada'ya götürecek olan mavnalara atıyorlardı.
Hayırsızada Marmara'nın ortasında çöle benzeyen bir kayaydı. İçecek bir damla su yoktu köpekler orada açlıktan ve susuzluktan öldüler ve bu arada bilinçlerini yitirdiklerinden birbirlerini yediler. Adanın yakınlarından bir kayık geçerken hepsi kıyıya geliyorlardı ve yürekleri parçalayan iniltileri duyuluyordu. Kayıkları ve insanları ne kadar uzakta olursa olsun gördüklerinde bütün saflıklarıyla yardıma çağırıyorlardı.
Mustafa Armağan:
| Alıntı: |
| Şaka yollu, köpeklerin ahının yerde kalmadığını söyleyebiliriz sanıyorum. Baksanıza, köpekleri itlaf eden İttihadçılar da 10 yıla varmadan hem memleketi batırdılar, hem de kimisi Ermeni kurşunuyla vuruldu, kimisi bizzat derin devlet tarafından temizlendi. Geri kalanı ise Ermeni tehcirine, komitacılığa vs. karıştıktan sonra Cumhuriyet döneminde bir bir ortadan kaldırıldı. |
adadaki köpeklerin durumunu bizzat gözlemlemek isteyen fransız bir gazetecinin yazdıkları şöyledir: (kaynak: dr. zekai muammer tunçman 1965, türk mikrobiyoloji yayını, s: 115-122)
| Alıntı: |
"dayanılmaz derece sıcak vardı. etkisinden kurtulmak için kabineme çekidim. vapur durmuştu. biraz kestirmiştim. hemen kalktım. acele merdivenleri çıkarak güverteye kendimi attım: küme küme köpek cesetleri ve etrafa yayılan çok fena bir koku. kaptan köprüsünde toplanmış olan arkadaşlarımın yanına çıktım. hepsi mendilleriyle burunlarını tıkamışlardı. koku o derece dayanılmaz bir hal almıştı ki ikinci kaptan emir verdi! kamaraların kapılarını, pencerelerini kapadılar. vapurun diğer kısımları da kapatıldı.
bir mil uzakta ağaçtan, bitkiden oluşmuş yalçın bir kayadan ibaret olan ada gözüküyordu. güneşin parlak ışınları görme kabiliyetimizi azaltmış olduğundan üzerinde bulunan hayvanları önce farketmemiştim. zannediyordum ki bu ada üzerinde taşlar hareketli, büyük bir kütle halinde çalkalanıyor, kaynaşıyor. bu yanlış görüşü güneşin etkisi yapıyor diye düşünmüştüm.
yalçın kayanın üstünde köpekler karınca gibi kaynıyor. bir kısmı kıyıya yayılmış, güneşin yakıcı sıcağından kurtulmak için ve biraz serinlemek için kendilerini suya atmışlar. diğer bir kısmı tepelere tırmanmış adeta tiyatrolardaki panıramaları andıran acıklı bir tablo vücuda getirmiş. yaklaştıkça durum ve görünüşler dah belirleniyor. dürbüne ihtiyaç duymaksızın gözlerimizle her şeyi, bu zavallı hayvanın çaresiz çırpınışlarını elemle görüyor ve izliyorduk.
köpeklerin en büyük kısmı sahili takip eden kayalık üzerinde toplanmıştı. pek çokları güneş hararetinden kavrulmuş, serinlemek için var güçleriyle suda yüzüyorlar, son takatlarına kadar suda kalmak istiyorlar. ötede beride görülen cesetlerin etrafında dolaşarak, çabalayarak bir parça et koparmaya çalışıyorlar... karadaki diğer kısmı ufak bir gölge bulabilmek için taş kovuklarına sığınmak üzere delik, deşik arıyorlar... diğer bir kısmı ise adeta delirmiş gibi oraya buraya koşuyorlar, sürekli kendi etraflarında dönüyorlar... seslerini şimdi tam olarak duyuyorduk. işittiğimiz bu feryatlar köpek havlaması değil adeta insan feryadı idi.
kaptan geminin düdüğünü çaldırdı. zavallı hayvanlar bir yardım sesi duymuş gibi heyecanlandılar. bu sese hayvanların nasıl yalvarırcasına cevap verdiklerini size anlatamam. bilmem göz önüne getirebiliyor musunuz? feryat ve inilti saçan bir yalçın kaya. bir yanardağ ki ateş yerine feryat, duman yerine cesetler saçıyor. bu kızgın zemin üzerinde su, yiyecek için ağızları açık köpekler...etrafında martıların uçuştuğu cesetler kısım kısım denizde lekeler oluşturuyor. vapur hareket etti. zavallı köpekler yine bizleri son bir ümit ile takibe çalışarak çırpınıyorlar. hiçbirşeyden habersiz geminin dalgaları onları büsbütün baturuyor, boğuyor, öldürüyordu. ne karada ne denizde ölümden başka onlara el uzatan yoktu. uzaktan bir romorkör'ün adaya doğru geldiğini gördük. arkasında iki mavna köpek dolu kafeslerle aynı adaya gidiyor. hayırsız ada'nın aç sakinlerine istanbul'dan taze köpek getiriyorlardı. biz uzaklaştık. marmara'nın yüzü üzerinde siyah bir nokta halinde kalan bu müthiş manzaralı adadan bakışlarımızı ayıramıyorduk |
http://www.hurriyet.com.tr/magazin/yazarlar/20220336.asp
|
 |
osmancık
11 yıl önce - Prş 29 Mar 2012, 02:35
Allah'ım bu ittihat ve terakki'nin hiç mi bir hayırlı işi olmaz yahu?
Bu millet ne günah işledi de başına ittihat ve terakki gibi bir felaket geldi?
Köpek dostu Abdülhamit
| Alıntı: |
Padişah 2. Abdülhamit döneminde İstanbul köpekleri en rahat dönemlerini yaşıyorlar. Köpeklerle uğraşmıyor, kuduzla uğraşıyor. Fransa’ya Pastör Enstitüsü’ne heyet göndererek, 10 bin altın bağışlıyor. Dünyadaki üçüncü Kuduz Enstitüsü’nü İstanbul’da kurulmasını sağlıyor.
Bu dönemde Mavroyani Paşa’nın araştırması "Sokak Köpekleri" ismiyle kitap haline geliyor. Paşa o tarihlerde kuduz vakası görülmemesini şöyle açıklıyor:
"Serbest çiftleşme, sokak köpeklerinde doğal aşı yerine geçiyor!" |
Hürriyet geliyor, zürriyet gidiyor
| Alıntı: |
1908’de Abdülhamit devriliyor. Memlekete "hürriyet" geliyor. Abdülhamit’in bütün değerleriyle birlikte sokak köpekleri de yeni rejimin hışmına uğruyor. Talat Paşa’nın Dahiliye Nazırı olarak görev yaptığı 1910’da İstanbul’un tarihindeki en büyük köpek itlaf kampanyası başlatılıyor.
Fakat o yıllarda halktaki köpek sevgisi yüzünden sürgün köpeklere her gün sandalla yiyecek gönderiliyor. Başlarına da iki personel atanıyor.
Sultan 2. Abdülhamit Han'ın hal'inden kısa bir süre sonra, İttihat-Terakkî hükümeti tarafından gerçekleştirilen elîm hâdiselerden biri de 1910 haziranındaki köpek itlâfıdır. Sokaklardan toplanan 80.000 köpek mavnalarla Hayırsız Ada'ya (Sivri Ada) götürülerek orada aç susuz ve yapayalnız bir ölüme terk edildiler. Kayalıklarla kaplı bu adada neredeyse dikili tek bir ağaç dahi yoktu. Avrupada eğitim görmüşve batı şehirlerine hayran olmuşjöntürkler de İstanbul'un Avrupa kentleri gibi olması için sokaklarda gezen bu canlı çöplükleri temizlemenin lüzûmuna inanıyorlardı. Köpekleri 3-5 kuruşkarşılığında toplayanlar mahallenin ayak takımıydı. Köpekler toplandı, Tophâneden bindirildikleri mavnalarla Hayırsız Ada'ya götürülüp atıldı. Artık bu gidişin dönüşü de yoktu. İstanbul Belediye Başkanı Suphi Beyin köpek kıyımını, sonraki belediye başkanlarından Cemil Topuzlu devâm ettirdi. '80 Yıllık Hatıralarım' isimli hâtırâtında "30 bin köpek öldürttüğünü" iftiharla anlatır. O sene çıkan Balkan Savaşı da, İstanbullular tarafından köpeklere yapılan cefânın cezâsı olarak yorumlandı. Kaynak:reklam_link.org. - cyber-warrior.org. – haberpan – tumgazeteler.com. |
|
 |
Alper 34
11 yıl önce - Prş 29 Mar 2012, 03:22
Çok acı bir olay , halbuki dünya'nın ilk hayvan hastanesini* açan bir neslin torunlarıydık .
* Dünya'nın ilk hayvan hastanesi
http://tr.wikipedia.org/wiki/Gurabahane-i_Laklakan
| Alıntı: |
Dünyanın ilk hayvan hastanesi yeniden açıldı
19. yüzyılda başta leylekler olmak üzere göçmen kuşların bakım ve tedavisinin yapılması amacıyla kurulan Gurabahane-i Laklakan, yeniden hizmete girdi.
Dünyanın ilk hayvan hastanesi olma özelliği taşıyan Gurabahane-i Laklakan, Osmangazi Belediyesi ve Bursa Fotoğraf Sanatı Derneği'nin (BUFSAD) girişimleriyle yeniden hayat buldu. Ünlü edebiyatçı Ahmet Haşim'in, ''Bilmem Bursa'yı gezerken gördünüz mü? Haffaflar Çarşısı'nın ortasında bir meydan var. Bu meydan malul hayvanların düşkünler yurdudur. Kanadı, bacağı kırık leylekler, bunamış kargalar halkın sadakasıyla yaşarlar'' diye anlattığı leylek hastanesi, 3 kattan oluşuyor. Hayvanların tedavi edileceği bir odanın bulunduğu binada, fotoğraf sanatçılarına ait bölümler de yer alıyor.
Binada haftanın belli günlerinde veteriner hekimlerce hayvanlar tedavi edilecek. Ecdadın hayvan sevgisini gösteren dünyanın ilk ve tek hayvan hastanesinin açılışında kafasından yaralanan bir leylek tedavi edildi. İlginç görüntülerin oluştuğu açılış töreninde konuşan Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar, hayvan hastanesinin yeniden inşa edilerek topluma kazandırılmasının önemine işaret etti.
Ecdadın insanların yanı sıra hayvanlara verdiği önemi de gösteren Grabahane-i Laklakan'ın, bütün dünyaya örnek olduğunu vurgulayan Dündar, dünyanın hemen her yerinde insan haklarının ihlal edildiğini, Türkiye'de ise hayvan hastanesinin de gösterdiği gibi insana ve hayvana her zaman gereken önemin verildiğini dile getirdi. Dündar, hayvan hastanesinde belli günlerde hayvanların tedavi edilmesinin yanı sıra, fotoğraf sanatçılarının da hizmetlerini yürütebileceğini sözlerine ekledi. AK Parti Bursa Milletvekili Ali Kul ise dünyada açılan ilk ve tek hayvan hastanesi ile gurur duyduklarını ifade etti.
Kul, "Bu bina ile ne kadar gurur duysak azdır. Bursa'ya gelen insanlar artık buraya da uğrayacaklar. Tarihin canlandığı bu yerde tarihe tanıklık edecekler. Atalarımızın insan ve hayvan sevgisine bir kez daha hayran olacaklar." dedi. BUFSAD Başkanı Utku Kayner de Gurabahane-i Laklakan'ın anlamını ilk öğrendiğinde, fotoğrafçıların da göçmen kuşlara benzediğini düşündüğünü, zorlu fotoğraf projelerinden, gezilerinden dönen fotoğrafçıların yaralarını saracak bir eve kavuştuklarını dile getirdi.
http://www.stargazete.com/guncel/dunyanin-ilk-hay ...238364.htm
|
|
 |
cenkberk
11 yıl önce - Pzr 19 Ağu 2012, 21:37
(+)
|
 |
Bekir Yal
11 yıl önce - Pzr 19 Ağu 2012, 22:01
2000'li yıllarda hala bu sorunlar devam ediyor. Belediyelerimizin gizli gizli yaptıkları ihbarlarla ortaya çıkıyor. Kars belediyesinin köpekleri çöp kamyonlarıyla ezdiği görüntüler sayesinde dünya çapında ünlü olmuştuk. Zaten belediyelerin (özellikle küçük Anadolu belediyelerinin) çoğu köpekleri kısırlaştırmaz öldürür 
|
 |
Ipek_Dalyanci
9 yıl önce - Sal 19 Ksm 2013, 18:40
İtilaf etmek: öldürmek, yok etmek.
Tam 100 yıl olmuş.
Katliam yapılalı.
100 yıl değil, 500 yıl geçse de bu yapılan zulüm unutulmayacak.
Bunu yaptırmaya karar verenler, yapılmasına ön ayak olanlar, acaba kabirlerinde huzur içinde mi yatıyor?
Hiç sanmıyorum.
Yazıklar olsun...
Doğduğum, yaşadığım topraklarda böyle bir "UTANCIN" gerçekleşmesinden dolayı günlerdir kahır içindeyim.
Ne suçu vardı ki o dört ayaklı masumların...
Hepsini toplatıp haziran güneşinde aç susuz adaya bırakmak?
Bunun adı sadece CANİLİK...
Bunu yapanlar insan olamaz!
|
 |
Misafir c42
8 yıl önce - Prş 04 Hzr 2015, 14:41
İNSANLIK DÜNYANIN BAŞINA GELMİŞ EN BÜYÜK BELADIR.100 GEÇMİŞ AMA DİĞER CANLAR ÜZERİNDEKİ İNSAN EGEMENLİĞİ VEBARBARLIĞI HALA DEVAM EDİYOR.KUYRUKLARINI KISTIRMIŞ BİR PARÇA EKMEK İÇİN YALVARAN GÖZLER, ORMANLARA ÖLÜME ATILAN CANLAR, TECAVÜZE UĞRAYANLAR, ŞİDDET GÖRENLER, DÖVÜŞTÜRÜLENLER... HER GEÇEN GÜN DAHA FAZLA İNSAN OLMAKTAN UTANIYORUM............
|
 |
Misafir 204
8 yıl önce - Prş 04 Hzr 2015, 14:59
Cok aci bir olay fakat bu kopekler ya insanlari isirdilar ve saldirgan idiler ise? Ben beni isirmaya calisan kopege sahsen acimam.
|
 |
Emre wulber
8 yıl önce - Prş 04 Hzr 2015, 15:10
80.000 kopek
İnanilmaz bir rakam, katlima karsiyim peki ne yapilabilinirdi donemin teknolojisi ve bilimi malum ortada
Ozamanlarda kisirlastirilma mevcudmuydu ?
|
 |
GkhanTR
8 yıl önce - Cmt 06 Hzr 2015, 14:11
Maalesef günümüzde de değişen hiç bir şey yok. Hala kitlesel olarak köpek katliamlari yaşanıyor.
1910 olayına gelirsek.. Ya köpekler ısırgan ve saldırgansa diye sormuş bir misafir. Fakat 80,000 köpeğin hepsinin saldırgan olması imkansız. Ayrıca insanlar köpeklere zarar vermezse, yaşamlarına karışmaya çalışmazlarsa normal bir sokak köpeği asla saldırmaz. Kısırlaştırma o zaman biliniyor muydu bilmiyorum. Fakat bilinmiyorsa bile çözümü bu şekilde hayvanları ölüme terketmek değildir. Adaya topladiysan bile suyunu, yiyeceği sağlanabilirdi. Aradan 100 yıl geçmiş, o zamanın şartları elbette ki farklıydı bunun farkındayım. Ama yinede bu masum canlılara hangi dönemde olursa olsun bilerek verilen zararları kabul etmek mümkün değil. Bu olayın sorumluları muhtemelen hayatta değillerdir. Suçları varsa öbür tarafta cezalarını çekeceklerdir.
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|