Benim Hergün Türk askerim ölürken hergün bir vatan evladı giderken Filistinde ölen insanlarla uğraşmak abes kaçıyor sen önce kendi ülkene bak son diğer milletlerle ilgilenirsin
Ama neden bu duruma geldi asıl meselem o. Yoksa bugünü konuşmak çok kolay. Tarihten gelen bağlantıları kaçırmışsak, bugünü konuşmanın anlamı yok.
Bizim bilmediğimiz ve sizin bildiğiniz nedir ki gözden kaçırmışız ...
Bilmediğimizi soruyoruz o zaman . Neymiş bu ...
Sizde söyleyin.
Fakat İran mevzusuna bel bağlamaları normal demedim ...
Zamanında Mısıra vs. bel bağladılar FKÖ Rusya , Fransa vs. ülkelerinin bir çoğundan veya içindeki kliklerden destek aldılar ama başaramadılar ...
Özellikle Lübnan hadisesi İranı gözlerinde ilerletmiş olabilir ... Onlarda buna tevessül etmiş olabilir ama filstindekilerin bildiğim çoğu sünni ...
Ve İran'la bir araya gelmeleri haddi zatında müthiş bir şey...
O da anlayana ...
Bizim bilmediğimiz ve sizin bildiğiniz nedir ki gözden kaçırmışız ...
Bilmediğimizi soruyoruz o zaman . Neymiş bu ...
Sizde söyleyin.
Yazdım ya işte önceki mesajlarımda...
Topraklarını satarsan, ya istiklal ya ölüm deyip sonuna kadar mücadele etmeden topraklarını bırakırsan, sonra da onun bunun maşalığını yaparsan maalesef İsrail gibi bir agresif ülke de gelir bombaları yağdırır.
Bugün çocuklar ölüyormuş. Evet ölüyor. Ölmese keşke. Ama bugün çocuklar İsrail'de birinin kafası attı diye ölmüyor. Sen topraklarını bırakırsan, çocukların ölür. Biz de bu toprakları Kurtuluş Savaşı'nda bıraksaydık, bizim de çocuklarımız ölürdü.
Biz ölmeyelim diye, atalarımız öldü. Şimdi gerekirse biz de çocuklarımız ölmesin diye ölürüz. Ama istiklalimizi bırakmayız. Çünkü bir kere bırakırsan, sonra geri alamazsın.
Bugün çocuklar ölüyormuş. Evet ölüyor. Ölmese keşke. Ama bugün çocuklar İsrail'de birinin kafası attı diye ölmüyor. Sen topraklarını bırakırsan, çocukların ölür. Biz de bu toprakları Kurtuluş Savaşı'nda bıraksaydık, bizim de çocuklarımız ölürdü.
Bence düşünceleriniz yalnış.Evet bir takım hatalar yaşanmış olabilir bu halk onun ceremesini çekiyor olabilir ama eskiler böyle yaptı diye bu mazlum halk bunu haketmiyor.Ortada insanlık adına büyük bir suç var.Duyarsız kalınamaz kesinlikle....
Bence düşünceleriniz yalnış.Evet bir takım hatalar yaşanmış olabilir bu halk onun ceremesini çekiyor olabilir ama eskiler böyle yaptı diye bu mazlum halk bunu haketmiyor.Ortada insanlık adına büyük bir suç var.Duyarsız kalınamaz kesinlikle....
Duyarsız kalınmıyor zaten. Ama sen vakti zamanında bu hataları yaptıysan daha kendi şehitlerinin hesabını soramayan Türkiye, gelip seni kurtaramaz. Realist olmak lazım.
Hamas'ı İsrail kurdurmadı mı? Hamas İsrail'in pis işlerine kılıf bulmak için Mossad-İhvan tarafından kurulmuş bir taşeron örgüt (Zeew Sternell).
Adamın iddiası bu, tarihçi: Bilinçli olarak sivil alanlara roket atarak İsrail karşı saldırılarına meşruiyyet kazandırmasına bakarsanız iddia yabana atılır gibi değil..
Sizce İsrail'in buna ihtiyacı var mı?
İsrail, hak-hukuk-kural tanımayan bir devlet.
Nasıl ki Uluslararası sularda ihtiyaç malzemeleri taşıyan yardım gemisi Mavi Marmara'yı basıp katliam yaptıysa bunu da öyle düşünmek lazım. Geçin bunları...
Zeev Sternhell'in bu iddiası iddiadan öteye geçemez...
Türkiye, gelip seni kurtaramaz. Realist olmak lazım.
Çok doğru ve ayrıca eğer hükümet oradaki filistinliler için koskoca ülkeyi israille papaz edip sonrada bir çatışmaya çekerse işte o zaman bunun hesabını kimse veremez.Kim ne yaparsa yapsın kim kimi öldürürse öldürsün sen önce kendi halkını korumak ve düşünmek zorundasın.Yeterince güçlenirsin artık tek bir sözünle ülkeleri dize getirirsin tıpkı osmanlı gibi o zaman ne yaparsan yap ama sırf filistin için bölgede hem askeri hemde siyasi söz sahibi olan israille sıcak bir çatışmaya girme!
Yukarıda ki bir çok mesaja cevap olacak diye düşündüğüm geçtiğimiz günlerde açtığım İsrail gerçeğiyle ilgili başlıklardan bazıları,incelerseniz hiç bir monşerin veya monşer sevdalılarının insanlık tarihinde her zaman nefretle anılacak bu israil (siyonist) vahşetinin üzerini örtme gayretlerini daha net görebileceksiniz.
Mavi Marmara'yı iliklerine kadar yaşamış gemi kaptanıyım,TDİ ve İDO'da gemi kaptanlığı yaptım,2010 yılında bu işi bıraktım.Sitede şahsen bir çok kişi beni tanır inanın bu başlıktaki bazı mesajları okuyunca şoka girdim.
Siz onu bunu bırakın bizler insanlığı unutmuşuz.Yazık hemde çok yazık!!!!
Sözlerime bir hikaye ile başlayım,neden bunları söyledim;
Barış yanlısı İsrailli yazar Uri Avnery'i duymuşunuzdur.Bu İsrailli yazar;İsrailli yöneticilerin katliamına bir Yahudi hikayesiyle cevap verir: Türklerin yerine Filistini koyarsanız daha net anlaşılır.
Türklere karşı çar’ın ordusuna katılan bir Yahudi askerin, askere alınmadan önce annesinin kendisine söylediği bir hikaye ; Bu bir şaka değil. Bu, psikolojide bir ders wowTurkey'deki dostlar.
‘Kendini çok fazla yorma. Bir Türk öldür ve dinlen. Başka bir Türk daha öldür ve yine dinlen” diyor annesi Yahudi askere.Askere giden çocuk ise, ‘Ya Türkler beni öldürürse anne?’ diyor. Bunun üzerine annesi, ‘Seni öldürmek mi? Neden? Onlara ne yaptın ki?’ diye cevap veriyor.Bu bir şaka değil. Bu, psikolojide bir ders.Ancak bundan öncesinde, İsrail ordusu, aralarında onlarca çocuğun olduğu ve yarısının sivillerden oluştuğu Gazze’de yüzlerce kişiyi öldürdü. Bu bir ‘bir Türk öldür ve dinlen’ değildi. Bu, ‘Yüz Türk öldür ve dinlen’ idi.Bizler, yüz Türk öldürüp istirahat edeceğiz. Ve ara sıra bir Türk gelip bizden birkaçımızı öldürecek. Allah aşkına neden? Biz onlara ne yaptık? deyip Dünyanın katliama seyirci kalmasını sağlayacağız.
Gelelim hayretle okuduğum bu başlıktaki bazı mesajların ve medyanın perde arkasına;
Bölgedeki İki Demokrasi:Bu tanımlama Türkiye ve İsrail için bilinçli olarak kullanılmaktadır. Ne tarihi kodları ne siyasi kodları hiçbir şekilde birbirine benzemeyen iki ülkenin düzeyleri eşitlenmektedir. Meşru ve Gayri meşru iki devleti aynı terkip içinde kullanarak hem Türkiye’nin ayaklarını bağlarken İsrail’in de işgalci olduğu unutturulmaya çalışılmaktadır.
İsrail-Türkiye benzetmelerinin hepsi İsrail’in işgalci, ırkçı ve Siyonist yüzünü gizlmeyi amaçlar.
Dünyaya sunulan katliam haberlerinin veriliş biçimi bile önceden kurgulanarak verilmiş.
İşte Artan Şiddet: Şiddet ile bağlantılı olarak medya aynı zamanda “şiddetin artması” yani “escalation of violence” kavramını da kullanmaktadır. Mesela “Lübnan’da İsrail saldırganlığı 300 kişinin canını aldı” demek yerine “artan şiddet olayları Lübnan’da 300 kişinin canına mal oldu” denilmektedir.
Filistinlilere “doğrudan şiddet uygulayan” Siyonist güç, yaşanan bütün işgali ve hukuksuzluğu böylece oldukça masum bir tarif içine oturtmaktadır.
Asimetrik güç kullanımı: “Orantısız güç kullanımı” yerine daha askeri bir dil kurgulanırken kullanılmaktadır. “Assymetric use of power”ın Türkçesi olan bu kavram da, Siyonist güç ile Filistinliler ya da Lübnan arasındaki güç dengesinde aslında bir simetrinin de olduğu ama İsrail gücünün daha fazla olduğunu intibasını yerleştirmek için kullanılır. Mesela bir hafta içerisinde Lübnan’da 300 kişiyi katletmek “asimetrik güç kullanma” gibi gayet masum bir etiketin altında dünya basınına servis edilir.
İsrail Operasyonları: Operasyon kavramı oldukça masum bir yöneticilik kavramıdır. Mali operasyonlar, şirket operasyonları, kalp operasyonu, kömür madenleri operasyonu, gemi kaptanı operasyonu…vb.
“İsrail operasyonları devam ediyor” şeklinde başlayan her cümle şunları ifade etmektedir:
1- İsrail gayet meşru bir iş yapmaktadır
2- Altı üstü bir operasyon yapmaktadır
3- Operasyon yaptığı “şeyler” kendi nesnesidir, istediğini yapabilir
4- İsrail yapılan işte tek ve ana öznedir
5- Kontrol Siyonist güçtedir
6- Operasyonu başlatma ve bitirme gücü kendisine aittir
7- Bombalama, katliam, sürgün, tutuklama, işkence vs. gibi şeyler bir ameliyat operasyonunda hastanın acıları gibidir, kaçınılmazdır ve dolayısıyla meşrudur.
Orantısız güç kullanımı: Bu kavram “disproportionate use of power”dan gelmektedir. Akılda tutmaya çalıştığı şey her iki tarafında “gücü” olduğudur. Bu güçlerin mahiyetini ve cesametini zihinden uzaklaştırmak için kullanılır. Öncelikle bir biriyle kıyas dahi edilemeyecek “iki güç” zihinlerde eşitlenir, ardından da “bu iki eşit güçten” birisinin daha fazla güç kullandığı söylenir. Böylece nükleer bir güçle, toplam askeri gücü İsrail’in birkaç bin nüfuslu bir kasabasındaki askeri güçle bile kıyaslanmayacak Filistinliler denk hale gelirler. Hiçbir savunma sistemi olmayan insanların üstüne bombalar yağdırmak, katliam, su depolarını bombalamak, köprüleri yıkmak, binlerce çocuğu öldürmek, Filistin’i açık bir hapishaneye dönüştürmek, akıl almaz işkenceler uygulamak, Filistinli liderlere suikast düzenlemek böylece “orantısız güç kullanma” parentezine alınarak vahşet bir anda nötrleştirilmiş olur.
Şiddet: Bu kavram da Siyonist propagandanın gazetecilik ve uluslar arası ilişkiler literatürüne yerleştirdiği başka bir dezenformasyondur. “Violence“ın Türkçesi olan şiddet oldukça nötrleştirici ve geniş bir kavramdır. Birçok şiddet çeşidinden bahsedilebilir. Mesela medyanın kullandığı dil de şiddete örnektir, yumurta kırmak için uygulanan güç te bir şiddet çeşididir. Gazete ve TV haberlerinde “İsrail’de şiddet” ile başlayan cümlelerin hepsi, İsrail saldırganlığı ve katliamlarını genel şiddet kategorisi altına sokmaya yarıyor. “İsrail’in saldırganlığı arttı” cümlesiyle ifade edilmesi gereken durum böylece masum bir havaya bürünmektedir.
Şiddet Sarmalı: Batı medyasında “cycle of violence” şeklinde kullanılan şiddet sarmalı kavramı da yaşanan katliamların asıl sebebi olan işgali zihinlerde unutturup yerine “bitmeyen bir şiddet var” imajını yerleştirmektedir. Bu bakış açısına göre asıl sorun şiddetin sürekli devam etmesidir, “aslında şiddet devam etmezse sorunda kalmayacaktır” tespiti zihinlere yerleştirilmektedir.
Toplu cezalandırma: Bu kavram da, Batı medyasının “collective punishment” şeklinde kullandığı sözde eleştirel bir dilin ürünüdür. İsrail saldırganlığının “toplu cezalandırma” olduğunu söyleyen bu dil de aslında Siyonist propagandaya hizmet etmektedir. Öncelikle Siyonist işgal ile yaşananlar bir “cezalandırma” kurgusu içerisine sokmak yanlıştır. Kim kimi ne hakla cezalandırıyor? Toplu cezalandırmaya karşı durmak aslında içkin olarak “bireysel cezalandırma” hakkını Siyonist güce teslim etmeyi gerektirmektedir. Daha öz bir ifade ile hedefsiz saldırılar yerine nokta atışı katliamları meşrulaştırmaktadır.
Siyonist gücün yaptığı her saldırganlığı peki ala “Siyonist gücün saldırıları” şeklinde isimlendirmek mümkündür. Lakin medyaya hakim olan Siyonist dil, İsrail’in her saldırganlığı başka bir “kavramsal” çerçevenin içerisine oturtarak “işgal”in konuşulması engellemektedir.
Çatışma: İsrail’in her hangi bir nokta saldırısı için kullanılır. Özellikle seçilmesinden kasıt “iki tarafın da” olduğu izlenimi vermektir. İsrail’in saldırılarından canlarını koruma çalışanların can çekişmesi bir taraf, tanklarla, uçaklarla saldırı düzenleyen İsrail ise ikinci taraftır.
Düşük Yoğunluklu Çatışma: İşgal kelimesini kullanmamak için icat edilmiştir. Filistin bölgesinden bahsederken “işgal altındaki topraklar” dememek için medya tarafından özenle kullanılır.
Yüksek Yoğunluklu Çatışma: İsrail saldırdığı zaman kullanılır. Mesela son Lübnan bombalaması için medya bu tanımlamayı kullanmaktadır.
Çatışma Sonucunda Ölenler: İsrail saldırganlığı sonrası katledilen Filistinliler için kullanılmaktadır.Bombalanan köprünün başında ölenler, sahilde katledilen çocuklar bu kategoriye alınmaktadır.
iki Ateş Arasında Kalan: Bu şekilde başlayan cümlelerin hepsi İsrail tarafından katledilen Filistinliler için kullanılmaktadır. Özellikle de çocuk ve kadın katliamları için bilinçli olarak bu ifade tercih edilir. Bu şekilde çocukları bir çatışmanın ortasına düştüğü ve ateşten kaçamadıkları için öldükleri havası verilerek katliam sorumluluğunun yarısı da Filistinlilerin üstüne atılmış olur.
Terörizm: Her hangi bir Filistin eylemi.
Rehine: İsrail askerleri Filistinliler tarafından kaçırılınca kullanılır.
Tutuklanma: Filistin kabinesi basılıp İsrail askerlerince bakanlar rehine alınınca kullanılır.
Saldırı: Her hangi bir Filistin eylemi.
Misilleme: Her hangi bir Siyonist saldırganlığı. Nerdeyse bütün medya kuruluşları her hangi bir İsrail saldırganlığını ya açıktan misilleme olduğunu söylerler ya da “daha önce yapılan bombalı eylemin ardından Gazze’ye giren İsrail ordusu…” şeklinde başlamaktadır.
Savunma Hakkı: Her hangi bir İsrail saldırısı.
Duvar/Tel/Çit: İsrail’in güvenliği sağlamak için inşa ettiği tek taraflı bir hapishane duvarıdır. Batı medyasında 5-6 metrelik bu duvar için tel örgü, çit (fence) denildiği de olur. Filistin’i ırkçı bir uygulama ile açık bir hapishaneye dönüştüren bu duvardan sıradan bir çitmiş gibi bahsedilir.
Yerleşimci: Siyonist işgal sonrası Filistin topraklarına cebren yerleşenler için söylenir. “Yerleşimciler” (settlers) adeta boş bir toprak parçasına gelmişler havasına büründürülmektedir. Yerleşimcilerin hepsi uzun namlulu silahlarla donatılmışlardır. Ayrıca her “yerleşim bölgesini” koruyan İsrail askeri gücü bulunmaktadır. Bu zararsız yerleşimciler bugüne kadar binlerce Filistinliyi katletmişlerdir.
Komşu Yahudi Mahallesi/Bölgesi: Filistinlilerin eylem yaptıkları mekanı veya bölgeyi tarif için kullanılır. “Komşu kelimesi” (Jewish neighbourhood) özellikle kullanılmaktadır. Böylece Filistinlilerle “komşu” olan sorunsuz ve zararsız bir bölgede Filistinlilerin eylem yaptıkları anlatılmaktadır. Komşu denilen bölge ya da mahalle elbette ki Yahudi işgalciler tarafından işgal edilip inşa edilmiş yerlerdir.
Hamas/pkk: Varlık sebepleri bir birinden yüzde yüz farklı olan bu iki yapı da aynı Türkiye/İsrail eşleştirmesinde olduğu gibi İsrail’e meşruiyet, Filistin direnişine de gayri meşru bir maske takma çabasıdır.
Kahrolsun siyonistler ve işbirlikci yerli piyonları,Tarih onları lanetle anacaktır.