1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 2  |
 |
tunati34
11 yıl önce - Sal 15 Ksm 2011, 22:19
İnönü'nün hatıra defterinden satırlar...........!
Cumhurbaşkanı Atatürk ile Başbakan İnönü’nün yolları 1937 yılının sonbaharında dramatik bir şekilde ayrıldı. Bu kopuş yıllar sonra farklı siyasî polemiklere yol açtı.Ayrılağa götüren son kavgayı öğretim üyesi Prof. dr. Cemil Koçak Star gazetesinde yazdı. Koçak ikili arasındaki ayrılık nedenlerini, Atatürk'ün İnönü hükûmeti üzerindeki müdahaleleri, dış politika konularındaki farklılık ve devletçiliğe bakış farkı olarak sıraladı.
Koçak derin görüş ayrılıklarını ayrıntılı bir şekilde anlattığı yazısının sonunda kopuşa giden son kavgayı yazdı. Yazıda İnönü'nün kendi ağzından kavgayı anlatışı da var. İşte kamuoyunun pek de bilmediği o kavganın perde arkası:
KAVGAYA DOĞRU
Atatürk’e ait Atatürk Orman Çiftliği’nin hazineye bağışlanması talep ve önerisinin İnönü’den gelmesine karşılık Atatürk’ün isteksiz davranması; çiftlikte bulunan bira fabrikasının genişletilmesini istemesine karşılık İnönü’nün bu öneriyi reddetmesi; Atatürk’ün İnönü’nün gerekçelerini yakınlarına soruşturması ve bunun gibi günlük pek çok ayrıntı sayılabilecek gelişmelerin yarattığı tartışmalar, çekişmeler, çatışmalar nihayet Eylül 1937 kavgasıyla sonuçlanacaktır. İnönü şöyle anlatıyor: “Bu kavgada haksızlık esasında Atatürk’ündü. Tatbikatta idaresizlik ve haksızlık ikimiz arasında bana düştü. Haksızlık ona aitti. Şunun için: Aramızda geçen bir devlet işini, ‘sonra görüşürüz’ dedikten sonra, akşam masada halletmek, yani gündüzden tasarladığı mülâhazaları ve sebepleri imposition şeklinde karar alarak tebliğ etmek ve bu vesile ile sevmediği birkaç vekili tahkir etmek istedi. Evvelâ sakin idim. Sükûnet ile geçiştirmek istedim. Halindeki tecavüz manasının arttığını görünce, sabrım tükendi. Sonra şiddetle mukabele ettim. Mukabelemin şiddeti onu sükûnete getirdi. Tasmim ettiği hâdiselerde haklı olmak için sebep toplamak kararına derhal başladı. Sükûnet... Tariz... Hafif tahrik... Sonra Hatay ve Nyon meselelerini de söyledi.”
AYRILIĞA GÖTÜREN SON KAVGA
İnönü ayrılık sahnesini de şöyle naklediyor: “Bir akşamüzeri sofrada kavga eder gibi bir münakaşa geçti. Ertesi gün Atatürk ile görüştük. Kendisinin bana söylediği şuydu: ‘Şimdiye kadar bin meselede bin defa kavga ettik. Akşam pek aleni oldu. Bir müddet çekilmen, istirahat etmen lâzım.’ ‘Minnettar olurum sana’ dedim. ‘Çok teşekkür ederim’ dedim.
Hakikaten kendime hâkim olamayacak bir vaziyet idi. Olabilir. Oluyor. Hepimizin hergün yanımızda bulunanlarla birlikte çalıştıklarımızla başına gelen bir mesele.” “Bin defa kavga ettik, ama hepsinde ikimiz baş başa idik. Yalnız bu sonuncusu vekiller heyeti önünde olmuştur. ”Neticede 20 Eylül’de İnönü’nün sağlık nedenleriyle izinli olarak başbakanlıktan geçici olarak ayrıldığı açıklandı. Bayar vekaleten başbakan olmuştu. Bir hafta sonra ise söylentilerin ayyuka çıkması üzerine bu ayrılığın kalıcı olduğu resmen doğrulanacaktır.
Cumhuriyet döneminin âdeta değişmez başbakanı sıfatını kazanan İsmet İnönü, bizzat Atatürk tarafından görevinden uzaklaştırılmıştı. Siyasete yeniden dönecektir; ama Cumhurbaşkanı olarak ve aradan bir yıldan uzun bir zaman geçtikten sonra.
AYRILIĞIN BASINDAKİ RESMİ YORUMU
“Başvekil Malatya mebusu İsmet İnönü’ye talep ve ricası üzerine Reisicumhur Atatürk tarafından bir buçuk ay mezuniyet verilmiş ve Başvekâlet vekâletine İktisat Vekili vekâleten Bayar tayin edilmiştir.” (Anadolu Ajansı: 21 Eylül 1937)
“Başvekilimiz bir buçuk ay mezun. Tahkikatımıza nazaran Başbakanın Reisicumhur nezdindeki bu istirhamına doktorların bu kadarlık bir istirahat fasılası için gösterdikleri lüzum âmil olmuştur. Başbakanın sıhhî vaziyetinde endişe olunacak hiçbir cihet yoktur. Mesele yeni ve mühim işlerin başlangıcı olan meclis içtima iptidalarına kadar Başbakanın istirahat eylemesinden ibaretir.” (Cumhuriyet: 21 Eylül 1937)
“Muzır elemanların aleyhimize yapabilmeleri muhtemel spekülasyonlara meydan vermemek için son vaziyetin izahında matbuat teenni ile hareketi bir vazife bilmiş, hatta İstanbul vilayetinin bir tebliğile Başvekâletteki tebeddüle dair birden bire curcuna şeklini alıveren neşriyata devamın caiz olmadığı bildirilmişti.” (Cumhuriyet: 28 Eylül 1937)
İNÖNÜ'NÜN GÜNLÜĞÜNDEKİ AYRILIK NEDENİ
İnönü, başbakanlıktan ayrıldıktan sonra günlüğüne şunları yazacaktır: “Son seneleri Atatürk’ün çok zor olmuştu. Gece alkol tesiriyle alınan teşebbüsleri ertesi gün iptal etmek bir eski âdetimizdi. Son seneler[de] bu âdet kalkmaya başladı. Hele nihayete doğru, (1936-37 vuzuh ile hatırladığım seneler) gece arzu veya teşebbüs ettiği bir işi ertesi gün tamamen sakin ve tamam iken de iltizam ve takip etmeye başladı. Sıhhatinde ve alkolün tesiratında bu tebeddülü fark ettiğim andan itibaren korkum çok arttı.” Bayar ise bu değerlendirmeye hiçbir zaman katılmadığını açıklayacaktır.
İNÖNÜ ATATÜRK'LE KONUŞMASINI ANLATIYOR
İnönü, Atatürk ile trende geçen konuşmalarını günlüğüne şöyle not etmiş: “Ayrılmak kararı kısa oldu. Dil kongresi [tarih kongresi] için İstanbul'a giderken trende beraber bir kahve içtik. ‘Ne olacak?’ dedi. Ben evvelâ çok müteessirdim. Ağlayacak vaziyette idim. Gönlünü almayı istiyordum. ‘Çok muzdaribim’ dedim. ‘Bilmiyorum nasıl oldu?' ‘Âlem önünde olmasaydı’ dedi. ‘Ne düşünürsün?’ dedi. Birden uyandım. Her zamanki gibi geçmiş veya geçecek hâdise addediyordum. Bu sual üzerine ayıldım. Teessürümü yendim. ‘Bir şey düşünmedim. Ne emrederseniz öyle yaparız.’ dedim.
O: ‘Bir fasıla verelim’
Ben: ‘Hay hay... Size müteşekkir olurum.’
O: ‘Şekli’
Ben: ‘Hastalık’
O: ‘Evvelâ izinle yapalım’
Ben: ‘Çok iyi... Kongreden evvel mi, sonra mı?’
O: ‘Nasıl istersen... Sofraya gidelim.’
Ben: ‘Çok yorgunum. Gidip yatayım.’
O: ‘Gizli tutalım. Kimi düşünürsün?’
Ben: ‘Mazur gör... Kimseyi söyleyemem.’
O: ‘Celâl Bayar!’
Ben: ‘Hakikaten bana iyi tesir etti’ (İnönü’nün Hatıra Defteri’nden Sayfalar)
kaynak :
|
 |
tunati34
11 yıl önce - Sal 15 Ksm 2011, 22:26
araştırmacı İsmet BOZDAĞ ise başka bir pencereden bakmakta
ANLAŞMAZLIK DAHA ÇOK İKTİSADİ
Öte yandan tarihçi İsmet Bozdağ, "Bitmeyen Kavga" adlı kitabında, Atatürk'le İnönü arasındaki anlaşmazlığın "iktisadi" konulardan kaynaklandığını yazıyor:
"İsmet Paşa, Celal Bayar'ı kabinesine Atatürk'ün zoruyla aldıktan sonra ülkenin iktisadi durumu nispeten düzelmişti. Ama İsmet Paşa'nın 'mutedil devletçilik' diye tanımladığı, fakat 'dar devletçilik' olarak yürüttüğü hükümet politikası 'karma ekonomi'ye doğru kaymıştı. Hep kuvvetli icra organı özlemini yaşamış olan İsmet Paşa bütün sanayi hayatını hükümetin avucu içine toplayamadığından ve böylece kuvvetli hükümet felsefesine gidemediğinden tedirgindi. Bununla beraber Celal Bayar'ı uygun tavizlerle idare ediyor, Atatürk tarafından yapılacak müdahalenin sınırlı kalmasını sağlamaya çalışıyordu."
PARAYA KENDİ RESMİNİ BASTIRMASI NE ANLAMA GELİYOR?
İnönü’nün paralara kendi resmini bastırması, o dönem Demokrat Parti muhalefetinin etkili propoganda malzemesinden birisi haline gelir. Muhalefet bunu İnönü'nün Atatürk'ü unutturma amacına yönelik bir saygısızlık jesti olarak tanımlıyordu.
Yıllar yıllar sonra bir vesileyle İnönü para-pul konusunu şöyle izah etmiş:
"Atatürk gibi eşsiz bir kahramanı istihlaf etmiştim (halef olmuştum). Benim için en büyük tehlike onun gölgesi altında erimek ve ezilmek idi. Devlet icraatının bütün sorumluluğu bana ait olmalıydı. Bunun için de gücüm, kudretim neyse benim damamı taşıyacak bir dönemin başladığının belli olması gerekiyordu. Paralara resim nakşedilmesi tarihten gelen bir devlet kudreti ve hakimiyeti geleneği idi. Parada pulda yapılanların başka türlü manalandırılması bir istismardır. Ve vebali yapanlara aittir. Bizim ona vefa ve sadakatimiz tarihin imtihanından geçmiştir." Kaynakwh webhatti.com:
“ATATÜRK BANA SELAM BİLE VERMİYORDU”
“Gece alkol tesiri ile alınan teşebbüsleri ertesi gün daima iptal etmek bir eski âdetimiz idi. Son seneler bu âdet kalkmağa başladı.” diyen İnönü, hatıratında, görevden ayrıldıktan sonra Atatürk’ün kendisiyle görüşmemeye gayret ettiğini hatta kendisine selam bile vermediğini ifade ediyor. Gerekçe olarak ise “Benimle temas kendini ve hükümeti zayıflatıyor zehabına düştü, teması istemez oldu.” ifadesini kullanıyordu.
vhttp://www.webhatti.com/turkiye-ve-ulu-onder-ata ...medim.html
|
 |
Selim1989
11 yıl önce - Sal 15 Ksm 2011, 23:18
| Alıntı: |
ANLAŞMAZLIK DAHA ÇOK İKTİSADİ
Öte yandan tarihçi İsmet Bozdağ, "Bitmeyen Kavga" adlı kitabında, Atatürk'le İnönü arasındaki anlaşmazlığın "iktisadi" konulardan kaynaklandığını yazıyor:
|
Atatürk ve İsmet inönü arasındaki mücadele tamamen güç mücadelesiydi Atatürk'ün İsmet inönüden rahatsız olmaya başlaması İsmet inönü'nün o nu otorite olarak görmeyerek başına buyruk hareketleriyle başlamıştır.
Yakın tarihimizi araştıran yabancı tarihçilere göre Atatürk cumhuriyetin ilanından sonra kendini tek güç olarak görmekteydi ve jakoben devrimleri yapmaya başlamıştı bu durumun altında Atatürk'ün kendini ölümsüz olarak görmesi yatıyordu tamamen yabancı tarihçilerin anlatımı bu sebeble Atatürk kendi hükmedişine tehlike olarak gördüğü bütün figürleri yok etmeliydi (mason localarının kapatılması) Atatürk'ün meşhur köşk yemeklerinde masadakilerin büyük çoğunluğu masondur. kendisininde genç ittahat zamanlarında mason locasına gittiği rivayet edilir o zamanın subayları arasında çok moda bir hadisedir ama Atatürk'ün mason olduğuna dair bir kesin delil yoktur tamamen rivayet
Benim şahsi düşüncem okuduklarımdan yola çıkarak Atatürk tehlike olarak gördüğü bütün figürleri pasifise etmek istedi masonlar o zamanda devlet yönetiminde çok etkili idiler onları sildi, İnönü kendisine rakip olabilirdi devrimin 2. adamı çünkü, kendi emriyle kurdurduğu muhalefet partisini daha sonra kendisi kapatacak
|
 |
A.Yıldırım
11 yıl önce - Pts 21 May 2012, 20:24
| Alıntı: |
| Benim şahsi düşüncem okuduklarımdan yola çıkarak Atatürk tehlike olarak gördüğü bütün figürleri pasifise etmek istedi masonlar o zamanda devlet yönetiminde çok etkili idiler onları sildi, İnönü kendisine rakip olabilirdi devrimin 2. adamı çünkü, kendi emriyle kurdurduğu muhalefet partisini daha sonra kendisi kapatacak |
Madem Atatürk mason localarını kapattı, peki şu anda bütün masonlar neden Atatürkçü?
|
 |
alvardar
11 yıl önce - Pts 21 May 2012, 20:42
| Alıntı: |
| bütün masonlar neden Atatürkçü? |
Gerçekten öyle mi? Çok iyi niyetli bir bakış açısı.
|
 |
A.Yıldırım
11 yıl önce - Pts 21 May 2012, 20:54
| Alıntı: |
| Gerçekten öyle mi? Çok iyi niyetli bir bakış açısı. |
Etrafınıza bir bakarsanız. Bütün masonların en hızlı Atatürkçü ve en hızlı kemalist olduklarını göreceksiniz.
|
 |
ömer
11 yıl önce - Pts 21 May 2012, 21:04
| Alıntı: |
| Etrafınıza bir bakarsanız. Bütün masonların en hızlı Atatürkçü ve en hızlı kemalist olduklarını göreceksiniz. |
Etrafinizdakinin mason oldugunu nereden biliyorsunuz?
|
 |
umut ileri
11 yıl önce - Pts 21 May 2012, 21:08
| Alıntı: |
Etrafınıza bir bakarsanız. Bütün masonların en hızlı Atatürkçü ve en hızlı kemalist olduklarını göreceksiniz.
|
Onlarda bir cok kisinin yaptigini yapiyorlar. Yani Ataturkculugun arkasina siginiyorlar. Fikirlerini goruslerini Ataturkculuk etiketi ile sunarlarsa dokunulmazlik zirhi kazanacaklarini biliyorlar.
| Alıntı: |
Maalesef bilinmiyor.
İstersen etrafındakilere sor... Kanka, kardeş, "silah arkadaşı" diye öğretilmiş. |
Aynen dediginiz gibi. Cunku resmi tarih safsatasi beyinlerimizi oyle bir yikadi ki ilkokuldan itibaren. tahribatin etkileri hala tam silinemedi.
Birbirleriyle gorusleri farkli hatta kavgali iki lideri bize birbirinin devami olarak anlattilar yillardir. Inonu ideolojisinide Kemalizm ismiyle sundular milletin onune.
|
 |
gökhan_adige
11 yıl önce - Pts 21 May 2012, 21:14
| Alıntı: |
| Dolmabahçe Camii'nde cenaze namazının kılınması gündeme gelmiş, ancak "bazıları" buna, laikliğe aykırı düşeceği endişesiyle karşı çıkmışlar ve sarayda kılınmasını istemişler, |
Sonradan gelen zihniyet işte bu din düşmalığıdır...
|
 |
A.Yıldırım
11 yıl önce - Pts 21 May 2012, 21:15
| Alıntı: |
| Etrafinizdakinin mason oldugunu nereden biliyorsunuz? |
Etraf göreceli bir kavram. Ama siz yinede göz önündekilere bir bakın.
Mesela zeki alasya....
|
 |
sayfa 2  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|