1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 40  |
 |
ceyhungumus
11 yıl önce - Prş 03 Ksm 2011, 14:29
Turgay bey,
Hemen yukarıda kaynak olarak varmiş olduğunuz siteyi takip ettiğinizi, orada yazılanları okuduğunuzu ve inandığınızı söylemeyeceksiniz inşallah.
Böyle birşey sizlerden çok bizleri üzer
|
 |
ÖZTÜRK_Y77
11 yıl önce - Prş 03 Ksm 2011, 14:33
| Alıntı: |
| Sonradan kendisi hakkında çıkan Vahideddin imzalı ölüm fermanları olayına girmeme gerek yok sanırım. |
Hani Atatürk vatana ihanet etmesi sebebi ile Vahdettin tarafından gönderilen mektubu söylüyorsun değil mi Saygın
Hani Vahdettin Atatürk’ü vatanı kurtarsın diye Anadolu’ya gönderdiydi
Vatanı kurtarması için Anadolu’ya gönderilen adamı niye vatan haini ilan ediyorsun
Yoksa saltanat koltuğunda oturanın kendisi mi haindi?
|
 |
secagatay
11 yıl önce - Prş 03 Ksm 2011, 14:47
| Alıntı: |
| Padişah kulları cumhuriyetin sahibi olamazmış. Bu beylik cümlenin cevabını ben vermeyeceğim. Kim padişahın kuluymuş bunun cevabını bizzat Mustafa Kemal versin. Öyle ezbere nutuk atma devri bitti. Kim padişaha neler yazmış herkes görsün.. Buyurun Mustafa Kemal'in Sultan Vahdettin'e yazdığı mektup: |
Bu mektupların ne için yazıldığını yazmayı unutmuşsunuz, padişahın anadolu işgallerine karşı direniş gösterilmesine ikna edilmesi… Peki ikna edilebilmiş mi, hayır. Atatürk bu uyarıları rütbesinin çapına bakmadan ulaşabildiği her makama yapmıştır.
Mustafa Kemali savunmak için Osmanlıyı kötülemek ya da Osmanlıyı övmek için Mustafa Kemali yermek gerekmiyor. Mustafa Kemal bir sebep değil sonuçtur, o olsun ya da olmasın Osmanlı İmparatorluğu bitmişti. Osmanlı devletinin yıkılmak için Mustafa Kemale ihtiyacı yoktu. Tarihte kendinden önce gelenler gibi doğmuş, büyümüş ve yok olmaktaydı.
Bütün padişahların bir Fatih, Yavuz ya da Kanuni olmasını herkes ister. Vahdettin dahil hiçbirisinin hain olduğunu düşünmüyorum, belki o şartlarda o kadar mücadele edebildiler ancak bu yeterli oldukları anlamına gelmiyor.
İngilizlere angaje olmakla eleştirdiğiniz Mustafa Kemal, ısrarla milli bir devlet kurmak için çaba gösteren kişidir. Bu ne çelişki? Ya da alternatifleri hiç düşündünüz mü;
Vatanseverliği kuşku götürmeyecek onlarca şair, yazar, gazeteci, devlet adamı İngilizlerle iyi geçinip İmparatorluğu bir arada tutmaya çalışıyorlar. Nasıl bir tezat ki aman dilenen, hoşgörü beklenen İngilizler ülkeyi işgal eden-ettiren aynı zamanda! Bizzat padişahın 15 yıllığına İngiliz işgalini talebi söz konusudur, karşılığında alınacak tek şey taht garantisidir.
İngiliz yüksek komiserliğine padişahlık makamından yazılan övgü yazılarını buraya eklemek nasıl bize bir şey kazandırmazsa (sizin yaptığınızdan farklı olarak) yukarıdaki mektup ta bundan farklı değildir. Mustafa Kemalin İngilizciliğini desteklediğini düşündüğünüz argümanların bin beteri savunduğunuz kişiler için de çıkarılabilir. Bana göre çoğunluğu siyasetin ayak oyunlarından ibarettir.
|
 |
Rüştü BAKMAZ
11 yıl önce - Prş 03 Ksm 2011, 16:19
| Alıntı: |
| Padişah kulları Cumhuriyetin sahibi olamaz. Cumhuriyet ancak onun için savaşmış kan dökmüş özgür bireylerin ve onların soyundan gelenlerindir. |
Öncelikle, insanları herhangi bir şekilde, örneğin "Padişah kulu" şeklinde yaftamak kimsenin haddi ve hakkı değildir. Bu nezaket ölçülerine de sığmaz, aslen hiç bir değer de ifade etmez.
Bununla birlikte, yapıştırılmaya çalışılan bu kaba yamanın, son yıllarda her tutundukları dal ellerinde kalmış bir zihniyetin ciğer yanığı kokulu kendini tatmin etme çabasından başka bir anlamı da yoktur. Son derece terbiyesiz ve son derece itici bir iddia olduğunu da belirtmeliyim. Bir kere, padişahlık isteyen bir kimsenin bulunmadığı bir ülkede böyle şeyler söyleyebilmek, ilgili kimselerin savunageldiği şeylerin sıhhati hakkında insanları şüpheye düşürür.
Güya cumhuriyeti savunur gözüküp, burada padişah rejiminden farkı olmayan tek parti diktatörlüğünü eleştiren insanlara sataşmaya kalkmak acımanın ötesinde hissiyatlar uyandıramaz.
O halde hangi cumhuriyet?
Demokrasi ile yontulmamış cumhuriyet anlayışı günümüzde bile Kuzey Kore, Küba gibi ülkelerde nasıl iğrenç sonuçlar verebiliyor görebilirsiniz. "Diktatör kulu" olmaktan gocunmayanlar için gayet cazip yerler olmalı.
Şayet cumhuriyet, demokrasi ile taçlandırılmıyorsa, ha cumhuriyet olmuş ha padişahlık aslen vatandaş için farkeden birşey yoktur. Burada cumhuriyette cumhuriyet deyip, belli bir kesimin despotizm aracı haline getirilmiş zorba yönetim sistematiğinin reklamını yapmaya kalkan çıkacaksa önce bu durumu idrak etsin. Demokrasisiz cumhuriyet anlayışı belli bir kesimin, söz hakkı bile bulunmayan bir çoğunluğa kendi anlayışlarını dayatma aracıdır, o kadar. Günümüz ve yakın geçmiş BAAS rejimleri gibi.
Burada, Türkiye Cumhuriyetini benimsememek veya onyıllardır söylenen bir sakız olan cumhuriyet düşmanlığı gibi fantastik algılar, iddialar ve ithamlar peşinde koşmadan önce, insanların nasıl bir cumhuriyet istediğini anlamak gerekir. Tabii bunu anlayabilmek için önce karşısındakini dinleyebilme nezaketi gösterilmelidir. "Padişah kulu" gibi temelsiz, manasız ve iftira içeren tabirlere sığınmak zorunda kalınmaz en azından. Gerçekten "Cumhuriyeti savunan özgür bireyler"den biri olmak için cumhuriyet ile demokrasinin ne manaya geldiğini bilmek gibi ufacık bir donanım da gerekir, orası ayrı. Şimdilik, bazılarına dinlemeyi öğretmek bile bir gelişmedir vesselam!
**
| Alıntı: |
Hadi Atatürk’ün millete zorla kabul ettirdiği cumhuriyete kötü diyelim
Peki, saltanat ile idare edilmek çok mu güzeldi? |
Basit demogojiler ile savunulamayacak yanlışlar içinde bazılarımız.
Bu ülkede onyıllar boyunca birtakım ezberleri dile getirmekle "aydın", "vatansever", "çağdaş" gibi etiket sahibi olan kimselerin temsil ettiği zihniyet; meselenin demokratik bir cumhuriyet değil, tek parti diktası olduğunu, birtakım martavallarla tek parti anlayışının yutturulamayacağını idrak edecek zihni kapasiteden uzaklaşmış durumda. Doğru soru şudur: "tek parti diktası ile saltanat arasında ne fark vardır?" Bu soruyu anlayabilecek noktaya geldiğinizde tartışmaya bekleriz. Şimdilik çiğneye çiğneye bıkmadığınız sakızlardan oluşan yaftaları söylemeye devam edebilirsiniz.
**
| Alıntı: |
| samsunda ordu müfettişliği görevine gelip mücadeleyi başlatmıştır. |
İyi de nasıl gelmiş o göreve? Bahsekonu görev cikletten mi çıkmış? Kendi kendine mi görevlendirmiş?
Bakın, bu ülkede Atatürk'ün çabalarını anlamak istemeyen bazı insanlar bulunuyor endişesiyle; kendisine yol veren, hizmetini ifası için yardımcı olan sair insanların fonksiyonları inkar etmek başta dürüstçe değildir, esasen bu detaylar Atatürk'ün çabalarını da gölgelemez.
Osmanlı'nın yıkılış dönemi ile ilgili ta ilkokuldan itibaren dikte edilen şeylerin ne kadar kurgu, ne kadar gerçek olduğunu ideolojik/siyasal duruşlara göre değil adil ve akademik/bilimsel şekilde anlamlandırmalıyız. Zihni yapı olarak sadece birtakım ezberler çerçevesinde dolanan, kafasına uymayana yafta yapıştırmaktan başka marifeti olmayan bir anlayış ile tartışılacak şeyler değil doğal olarak...
**
|
 |
Turgay34
11 yıl önce - Prş 03 Ksm 2011, 16:19
| Alıntı: |
Vahdettin vatanı kurtarmak yerine Damat Ferit baskısıyla ingilizlerle anlaşmaya gidince Atatürk te memleketi kurtarmanın yolunun padişahtan değil,milletten geçtiğini anlamış,araya adamlar sokup (Vahdettinin vatanı kurtar diye yolladığı iddiası kocaman bir yalandır) samsunda ordu müfettişliği görevine gelip mücadeleyi başlatmıştır.
|
Yanılıyorsunuz, Mustafa Kemal bu mektubu Havza'dan 14 Haziran 1919 tarihinde yazmıştır. Yani Sultan Vahdettin tarafından görevlendirildikten sonra.. Sultan Vahdettin'in Mustafa Kemal'i görevli olarak Samsun'a gönderdiği hususu tarihi vesikalarla sabittir. Bunu tartışmaya bile gerek yoktur.
MEREŞAL FEVZİ ÇAKMAK bu ifşayı, refikasi Fitnat hanıma söyle açıklamıştır:
Fitnat. Öyle birşey biliyorum ki ortaya çıkıp söylememe bugüne kadarki
tutumumuz ve davranışlarımız müsait degil. Mecburum, bu sırrı kendimle beraber mezara götürmeğe..
Ve işte Mareşalin senelerce sakladığı büyük sır ki, Sultan Vahdettin'in vatansever bir insan olduğunu ve kurtuluşu (İstiklal Savaşının kazanılması) Anadolu'da gördüğünü apaçık göstermektedir.
Dinleyelim Fevzi Paşayı:
«Mütareke senesinde, bir Cuma selamlığından sonra Sultan Vahdettin beni
huzuruna kabul etti.
Paşa, dedi. Durumu görüyorsunuz. Bu işler anca Anadolu'da teşkilatlanarak
kurtarılabilir. Bana Anadolu'da teşkilat kuracak, memleketi şu karanlık durumdan kurtarabilecek Paşaların bir listesini yapıp getirin
Ertesi Cuma, yine selamlıktan sonra huzuruna girip hazırladğım listeyi verdim.
Dikkatle okuduktan sonra, bir müddet sustu. Sonra yarı kapalı gözleriyle agır agır, tane tane konusmaya başladı:
Paşa, Mustafa Kemal Paşa hırsız mıdır
Haşa Padişahım
Bir namuzsuzluğu, ahlaksızlığı var mıdır ?
Haşa Padişahım
Beceriksiz ve kabiliyetsiz midir?
Hayır efendim. O hepimizden bilgili, kabiliyetli ve dinamiktir
O halde bu listeye niçin onun adını yazmadınız?..
Hiç düşünmeden cevap verdim:
Padisahım, Mustafa Kemal Pasa yenilik, bilhassa öteden beri Cumhuriyet
taraftarıdır
Padişah elindeki kağıdı atar gibi masanın üzerine bıraktı...Ayağa kalkıp pencereye döndü. Limanda demirli İtilaf devletleri (İngiliz, Fransız, Italyan, Yunan) gemilerini göstererek:
Paşa, Paşa... Bu gemileri görmek kanıma dokunuyor. Bu memleket kurtulsun da isterse Cumhuriyet olsun...Kendine selamla birlikte tebliğ ediniz, haftaya Cuma günü Mustafa Kemal Paşa'yı göreceğim...
MUSTAFA KEMAL PAŞA İLE SULTAN VAHDETTİN'İN SON BULUŞMASI
Peki bu görüşmede neler oldu.
Mustafa Kemal, Küçük Mabeyn'de Sultan Vahdettin'le yaptığı son görüşmeyi (15 Mayis 1919), şöyle anlatmıştır:
Yıldız Sarayı'nın ufak bir salonunda Vahdettin'le adeta diz dize denecek kadar yakın oturduk. Sağında, dirseğini dayamış olduğu bir masa ve üstünde bir kitap var. Salonun Boğaziçi'ne doğru açılan pencerelerinden gördüğümüz manzara su: Birbirine muvazi hatlar üzerinde düşman zırhlıları, bordalarındaki toplar sanki Yıldız Sarayı'na doğrulmuştu.... Manzarayı görmek için, oturduğumuz yerlerden baslarımızı sağa, sola çevirmek kafi idi.
Vahdettin hiç unutmuyacağım su sözlerle konuşmaya başladı:
- Paşa, paşa, şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi tarihe
geçmiştir. Bunlari unut. Aslı şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir.
Paşa, paşa devlet-i aliyeyi kurtarabilirsin! dedi.
- Hakkımdaki teveccüh ve itimadi arz-i teşekkür ederim, elimden gelen hizmette kusur etmeyeceğime emniyet buyurunuz, dedim.
Sonra:
- Merak buyurmayınız efendimiz, dedim, nokta-i nazar-i şahanenizi anladım. İrade-i seniyye olursa hemen hareket edeceğim ve bana emir buyuruklarınızı bir an unutmayacağım.
- Muvaffak ol ! Hitab-i sahanesine mazhar olduktan sonra huzurundan çiktim.
Seryaver Naci Paşa koridorda elinde ufak bir muhfaza içinde bir şey tutuyordu:
- Zat-i Şahane'nin ufak bir hatırası, dedi.
Kapağın üstünde Vahdettin'in inisyalleri işlenmiş bir saatti.
- Peki, tesekkür ederim, dedim.
Saati yaverim aldi. Sonra Yıldız Sarayı'ndan çıktığımız ve hareket etmek üzere olduğumuzu gizlemek, saklamak ister gibi bir ihtiyatle, ayaklarımızın patırtısını işitmekten korkarak, saraydan uzaklaştık."
Kaynak:
(Detaylar için bakınız. Atatürk 'ün Bütün Eserleri ” Cilt: 3, Sayfa: 99, Kaynak Yayınları)
(Vehbi Vakkasoğlu, Son Bozgun, Cilt 1 -Timaş , Istanbul, 1990, shf. 134)
|
 |
Nu Man
11 yıl önce - Prş 03 Ksm 2011, 17:23
Almanya'da, Fransa'da, Ingiltere'de lise ögrencileri 1600lü 1700lü yillarin eserlerini edebiyat dersinde okuyorlar onlari anlaiz ediyorlar. Peki Türkiye'deki lise ögrencileri 300 400 senelik edebi eserleri okuyabiliyor mu acaba? Gencligin tarih bilgisi harf inkılabı yüzünden en fazla 80 sene geriye gidiyor. Yazıktir günahtir. Bismillahirrahmenirahim, İnna fetahna leke fethan mübiynen.
|
 |
SERDARR1
11 yıl önce - Prş 03 Ksm 2011, 17:28
Lise müfredatını biliyormusun ?
eger bilseydi böyle konuşmazdın
|
 |
SERDAR OZAN
11 yıl önce - Prş 03 Ksm 2011, 17:29
| Alıntı: |
| Gencligin tarih bilgisi harf inkılabı yüzünden en fazla 80 sene geriye gidiyor. Yazıktir günahtir. Bismillahirrahmenirahim, İnna fetahna leke fethan mübiynen. |
Neden? 80 seneden daha önceki tarih bilgileri kulandığımız alfabe harfleriyle yazılamıyor mu? Artık daha fazla saçmalamasak?
|
 |
ferhat09
11 yıl önce - Prş 03 Ksm 2011, 17:34
| Alıntı: |
| Almanya'da, Fransa'da, Ingiltere'de lise ögrencileri 1600lü 1700lü yillarin eserlerini edebiyat dersinde okuyorlar onlari anlaiz ediyorlar. Peki Türkiye'deki lise ögrencileri 300 400 senelik edebi eserleri okuyabiliyor mu acaba? |
Lise öğrencileri el yazması Osmanlıca eserler mi okusun demek bu! Güldürmeyin Allah aşkına!
Tarihimizi okumaya okuyorlar. Hatta okumakla kalmıyor çarpıtıyorlar bile... Bakın sonuç ortada!
Cumhuriyete nereden nasıl vuracağınızı şaşırdınız vesselam!
|
 |
Nu Man
11 yıl önce - Prş 03 Ksm 2011, 17:36
Divan'ı Kebir'den olan bu nüshayi o zaman latin alfabesiyle derhal yazar misin?
Sadece yabanci dilim olmasina ragmen Alman yazarı Goethe'nin efsanevi Faust eserini ayni o zamanki Almanca da okuyabilirim, cünkü adamlarin dili o zaman neyse bugün de o.
|
 |
sayfa 40  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|