Yazın samsuna gittim orda ki köylerin doğudan farkı yok okullar çürük oradakilerinde çocuklarıda kışın ayazda o okulda eğitim görüyorlar ama oranın halkı niye ayaklanıp kendi askerini vurmuyor ??? Lütfen cevaplayın sizin ayrıcalığınız ne bu arada busegül hanm dediklerinize katılıyorum çok haklısınız size puan vermek isterdim ama kendi puanmdan dolayı izin verilmiyor
Türk Jetleri Kandil'de .. Kuzey Irak'a Hava Operasyonu Başladı!!
Alıntı:
Ne anlamalıyım ben bu fotoğraflardan?
Aynı yoksulluk doğu karadenizdede var... İçanadoluda da var...Hatta aynı yoksulluğu izmir,istanbul, ankaradada görebilirsiniz... Ama silahı alan dağlara koşmuyor ayrıca böyle sitelerden bakmama gerek yok kaldım çünkü doğuda...Bu arada doğuda fakirlik çeken her vatandaşta pkk sempatizanı yada özerklik bekçisi felan değil...
Yok efendim okul yokmuş var okul olmazmı? hatta o okullarda heran ölümle burun buruna öğretmenlerde var. Ama orada çocuk demek, eve ek gelir demek, orada çocuk demek yaşlanınca üzerine kalınacak varlık demek okumak ta ne oluyormuş? tarlada yövmiyeye gitmek varken, kaçak mal sattırmak varken,metropollere inip mendil , su sattırmak varken , hele hele ufacık kız evlatlarını başlık parası için mal etmek varken ne demekmiş okul?
Ayrıca bir sürü doğu kökenli iş adamı var neden kendi memleketlerine yatırım yapmıyorlar acaba? Ben de olsam bende yapmam milyon dolarları; fabrikam pkk itlerince basılsın , malım yağmalansın, ticari itibarım yokedilsin , başımda dikilinip haraç istensin diye mi yatırayım ki?
Mazlumu oynayıp ezilmişlik politikası yapmasın kimse karnımız tok!!!
Buse hanım anlaşıldı, izlememişsiniz. Fakirlik edabiyatı yoktu belgeselde ve foto slayt gösterisi değildi. Her neyse ama şu belli oldu her iki taraf için de geçerli "cahillik, araştırmamak, kulaktan dolma bilgiler, tek bir perspektiften bakmak ve okumamak" bizim sorunumuz bence.
Yine de teşekkürler. İyi günler.
Arkadaşlar akşamdan beridir tüm yazılanları okuyorum.İsmimle siteye girmediğim halde tüm öğleden sonram bu başlıkta geçti. Bu tartışmanın boyutu bende hayalkırıklığı yarattı.
Hayalkırıklığı diyorum,çünkü görüyorum ki,pkk'ye saldırma adına Kürt halkına saldırı meşru hale getiriliyor. Hak ve hukuktan bahsediliyor ve bundan bahsederken ''Hak verilmesi'' ön plana çıkarılıyor. 21 yüzyıl Türkiyesinde anadil öğrenme-geliştirme hakkının,halen meşru bir hak değil de,talep edilerek devletin insafına bırakılan bir lütuf gibi görülmesi içler acısı bir durum..Halen vatandaşa hak verilmesinden bahsediyorsunuz,oysa bu evrensel bir haktır. Daha da acıklı olan şey,bu tür demokratik (ve Türk kökenliler için sıradan-doğal) hakların verilmeyiş sebebinin pkk terörüne bağlanmasıdır. ''Pkk terörü biterse bu haklar verilir'' diyerek pkk ile Kürtleri ayıramadığımızı tescillediniz. Ne yani Doğu'da devlete kafa tutan bir örgüt kan akıtıyor diye,Kürt halkının tamamı meşru haklarından mahrum mu olmalı? Bu nasıl bir mantıktır?
''PKK Kürt halkını ne kadar temsil eder sizce'' diye sorsam,hepiniz temsil etmediğini iddia edersiniz ama nedense iş demoktasi,eşitlik ve özgürlükler adına icraatlere gelince,''önce silahlar sussun'' diyorsunuz...Vatandaşın hakettiği eşitliği ve özgürlüğü yaşaması ne zamandan beri terör örgütüne endekslenir oldu? Devlet asli görevlerinden birini,terör örgütü bahanesiyle ihmal etmektedir.
Yakın tarihimizi iyi irdelemenizi öneririm. Doğu ve Güneydoğuda Kürtçe yasakken,devlet Türkçe de öğretecek altyapıdan uzaktı. İnsanlar askere gidince Türkçe ve okuma-yazma öğreniyorlardı. Bu ciddi ihmal terör örgütünden çok daha öncesine dayanır. Devletin Kürt vatandaşını ciddi anlamda dışlamadığını söylemek imkansız. Bunu biz batıda yaşayan Türk kökenliler kolay kolay anlayamayız ama bölge psikolojisinde ''itilmişlik,ihmal edilmişlik ve hor görülmüşlük'' var.
Buna rağmen ''kardeşiz'' diyebilmeleri aslında şaşılası ve bir o kadar da saygı duyulası bir durum. Şahsım adına ben askeri hiçbir yöntemin bu ülke yararına olmadığını düşünüyorum ancak ortada silahlı bir çatışma ortamı var ve devletin bu durum karşısında tepkisiz kalması tabi ki beklenemez.90 lı yıllara geri dönmemek adına devletin acilen bazı programları devreye sokması lazım.Hızla demokrasi adına adımlar atılmalı,Kürt siyasetine bir şans verilmelidir görüşündeyim. Bunun için BDP'nin meclise dönmesini önkoşul olarak görüyorum.
Bazı arkadaşlar anlam veremediklerinden olsa gerek,Habur'da geri dönüşleri eleştirmiş. Ancak bunun aslında Cumhuriyet tarihindeki en büyük barış harekatı olduğu gerçeğini göremiyorlar. Hükümet ve İmralı'nın görüşmelerinin bir sonucuydu aslında ve silahlar tamamen tasfiye edilmenin eşiğindeydi. Ancak kamuoyu buna yeterince hazırlanamadı ve yaklaşan seçimlerden dolayı bir çekince oluştu ve nihayetinde geri adımlar atıldı. Oysa çok cesur,radikal ve bir o kadar da etkili bir çözü olabilirdi. Şimdi haklı olarak soracaksınız,madem o raddeye geldik,''şu anki ölümler neyin nesi'' diye.
Devlet elindeki İmralı kozunu kaybediyor artık,pkk şu an Öcalansız bir irade göstermeye çalışıyor,hem de ramazanda,hem de temsil ettiğini düşündüğü kitlenin tepkilerine rağmen...PKK artık çokbaşlı bir tehlike olmaya başlamak üzere. Artık elimizdeki Öcalan kozunu oynamanızın da bir anlamı yok nerdeyse. PKK'nin alt oluşumlarından KAK sivilleri ve turistleri hedef aldığını beyan etti. Bu iş artık Öcalan'ın da kontrol edemeyeceği boyutlara ulaşmak üzere.
Buna karşın dün aralarında BDP'nin de bulunduğu 20 kadar Kürt örgütlenmesi PKK'nin silah bırakmasını ve ardından operasyonların durdurulup,siyasi çözüm aranmasını istedi ve basın açıklaması yaptı,bunu kaçınız merak edip okudu acaba? Karşıt görüşü tanımadan, araştırmadan,açıklamalarını dahi dinlemeden bu kadar hükmü nasıl verebiliyorsunuz?
Açıkçası bu sitedeki radikal söylem, ulusal basında bile yok,köşe yazarlarını okuyorum herkes BDP-PKK ve Kürt tabirlerinin ayrı ayrı değerlendirilmesinden dem vururken,çözüm adına çok makul ve kolay öneriler gösterirken,buraya girince bir umutsuz kavgayla karşılaşmak işten bile değil.''BDP teröristtir'' söylemi bu sitede serbest,buranın dışında heryerde halen yasal suç.PKK ile yakın bağları var,tamam ama bu bağlar siyasetin kullanabileceği bağlardır aynı zamanda. PKK'nin muhatap almayacağı bir partinin çözüme katkısı tartışılır,bu anlamda BDP'nin meclise acilen dönmesi şarttır. Özellikle de bu bağlar yüzünden pkk kontrol altına alınabilir ve zamanla tasfiye edilebilir.BDP bu yüzden sadece Kürt Halkına karşı değil,aynı zamanda tüm Türkiye'ye karşı ciddi bir sorumluluk altındadır. Daha fazla terörize ederek bu şansı da kaçırmamıza sebep olmak isteyenler var,umarım bu oyun tutmaz.Hükümet bunun farkında,BDP'nin meclise dönmesi yönündeki çalışmalar ivme kazanacak gibi. Son olarak iftar yemeğinde sayın Başbakanın nisbeten ılımlı çağrısı ve ardından Cemi Çiçek'in görüşeceğini beyan etmesi doğru şeylerin yapılmasından vazgeçilmediğine delalettir.
Buraya yazan çoğu arkadaşımızın Cumhuriyet Türkiyesindeki gelişmelerden çok haberdar olmadığını düşünüyorum. Ezberden birkaç sloganla ülke sorunları çözülmez. Hele de bu toprakların asıl unsurlarından birisi olan bir halkı kovarak hiçbir yere varılmaz. Yapıcı bir önerisi olmayanların savaş şakşakçılığı yapmamasını rica ederim.
Ayrıca barış için beklentiniz neden sürekli savaştan yana? Neden ve nasıl bir argümanla barışı eninde sonunda silahın getireceğini düşünüyorsunuz? Bana silah zoruyla barış gelmiş bir ülke örnek gösterebilir misiniz?
Ayrıca sıradan birer vatandaş olarak,söylemlermiz çok sert.. PKK'ye küfrederken ''kanıbozuk köpekler'' diye bahsetmeniz hoş değil,o ''kanın'' Kürt kanı olmasından mütevellit,lafınızın bir yerinden Kürt halkına da dayanıyor olduğunu unutmayın.PKK'ya laf atayım derken,pkk yandaşı olmayan Kürt'ü bile kırabilirsiniz.İlla ki, ahlak kurallarını zorlamaya kararlıysanız,sadece ''köpekler'' demek neyinize yetmiyor?
Çok gerilere gitmeden,sadece Cumhuriyet Türkiyesinde yapılan hataların anlaşılması ciddi bir önem taşıyor. İsim vermeden bazı arkadaşların aşağıdaki linki incelemelerini öneririm.Maksadım terörü şirin göstermek değil,sadece bölgenin psikolojisini anlayın,bu bana yeter...
1-) Vakit gazetesi Ankara temsilcisi Yener Dönmez,
açılımcı dediği liberallere saldırısıyor ve PKK'ya karşı daha sert mücadele için Hükümet'e öneriler sunuyor:
"Taraf gazetesine ne demeli? ... PKK'lı etkisiz hale getirilince ortalığı ayağa kaldırıyorlar da, neden Gazzeli çocuklara fosfor yağdırıldığında kıllarını kıpırdatmıyorlar? ... Bunlara göre Türk Ordusu terhis edilsin. Gerekirse yok edilsin. PKK'ya gelince fırsat tanınsın... Tam da düşmanın istediği gibi. Ancak şunu akıllarına koysunlar: Bu vatan sahipsiz değil."
2-) Kürtçülüğü ve PKK sempatisi ile bilinen Sabah yazarı Emre Aköz, cemaatin tavrına uyarak BDP'yi eleştiriyor. 3-) Başbakan'a en yakın Yeni Şafak ise doğrudan BDP'yi hedef alarak "Katil Sizsiniz" manşeti ile çıkıyor. 4-) Ve en son MGK'de "PKK ile arasına mesafe koymayan sivil kuruluşlara
yaptırım" kararı çıkıyor. 5-) Bu arada PKK'nın haber ajansı Murat Karayılan'a ait bir demeç yayınlıyor
ve Karayılan "Ben de arkadaşlarım da şehit olabiliriz" diyor. 6-) Fatih Altaylı 1400 PKK-BDP'linin tutuklanacağını haber veriyor. 7-) BDP milletvekilleri ise Hükümet'in BDP dahil tüm PKK hareketine topyekün bir saldırı başlatacağını bilerek, geri adım atıyor ve bedel ödemeye hazır olduklarını söylüyorlar. Fethullah'ın sağ kolu Hüseyin Gülerce artık PKK'nın bitirileceğini yazıyor. Fehmi Koru ise PKK'nın Tamil Kaplanları gibi yok edileceğini söylüyor. 9-) PKK savaşının aynı zamanda Suriye ile bir savaşa dönüşeceğini de yine Fehmi Koru Taha Kıvanç mahlasıyla yazıyor.
AKP-PKK savaşı başladı
Siz de olan bitene anlam veremiyor musunuz?
İktidara geldiği günden bu yana PKK'nın önünü açan, kendine düşman olarak Türklüğü seçen, Kürtçülüğe ise tam destek veren AKP ne oldu da neredeyse "ulusalcı" oluverdi?
Ne olup bittiğini ve neler olacağını anlamaya çalışalım mı...
Öncelikle AKP'nin PKK'ya açık bir savaş ilan ettiğini, eski aşıkların artık kan davalı olduğunu söylemekten çekinmeyelim: 2002 yılından bu yana ABD'nin himayesinde kurulan AKP-PKK ittifakı artık sona ermiş ve savaş başlamıştır.
Ve bu savaşın altında yatan daha derin bir diğer sonucu da söyleyelim: AKP-ABD savaşı da başlamıştır!
Ama bu savaşların AKP'nin Kürtçülükle ya da Amerikancılıkla savaşı anlamına gelmediğini de belirtelim.
Bir zamanların ünlü bir sloganı vardı: "Batıya rağmen Batılılaşma" denirdi.
AKP'ninki de o misal: PKK'ya karşı Kürtçülük! ABD'ye rağmen Amerikancılık!
Kimilerine inanılmaz gelen, takıyye gibi gelen bu olayları biraz çözmeye çalışalım.
"Emperyal Türkiye"
Birinci olgu Ortadoğu'nun haritasının ve rejiminin değişmesi gerçeğidir.
ABD'nin BOP stratejisi farklı bir Ortadoğu öngörüyordu, Irak savaşı ile bu uygulanmaya koyuldu ve hâlâ da uygulamada olan bir strateji bu.
AKP'nin bu stratejideki rolü ise ABD'nin stratejik ortağı olmak ve BOP'un eşbaşkanlığını yürütmek.
Ancak bu adı büyük rol, AKP'nin BOP sürecinden faydalanan bir güç olduğu anlamına hiçbir zaman gelmedi, tersine AKP hep BOP'un piyonu oldu.
Ancak her piyon bazen vezirliğe soyunabilir!
İşte 2002 ve 2007 seçimlerini kazanan AKP'nin son iki yılına bu çerçevede ele alabiliriz.
Davos'ta ilk kez gün ışığına çıkan tavrıyla Tayyip, bu güne kadar piyonu olduğu oyunun güçlü bir oyuncusu olabileceğini düşünerek yeni bir rol benimsedi.
Bu rol değişimi ya da değişim hamlesi kimilerine inandırıcı gelmese de, AKP'nin niyeti Tayyip Erdoğan'ın ağzından daha önce çıkan "emperyal Türkiye" ya da Dışişleri Bakanı Ahmet Davudoğlu'nun "Yeni Osmanlı" söylemlerinde anlamını bulmaktadır.
Bu söylem, Türkiye'nin bölgesel bir güç olmaya doğru adım atmasıdır. Şimdilik her ne kadar ABD ile eşgüdüm halinde bile olsa, gerek Libya'da, gerek Mısır'da ve gerekse Suriye'de AKP'nin rolü, bölgesel bir müdalale rolüdür.
AKP artık kendisini sadece ülke içindeki değil, ülke dışındaki rejim düşmanları ile bile savaşacak bir güçte görmektedir.
Ve çok daha önemlisi, hoşumuza gitsin ya da gitmesin, özellikle İsrail'e karşı çıkışlarından sonra Tayyip Erdoğan'ın, bölgesel bir popülaritesi oluşmuştur.
Bu imaj da AKP'nin bölgesel rol oynama şansını arttırmaktadır.
Ama en büyük şans, yıkılan rejimler, iç savaşa giren ülkeler, yıkılan başkanlıklar, değişen sınarlar içindeki Ortadoğu'da Tayyip Erdoğan'ın rakipsiz kalmış olmasıdır.
ABD'nin Ortadoğu stratejisi ve bunun getirdiği bölgesel yıkım, AKP ve Tayyip Erdoğan'a bölgesel rol için uygun bir zemin oluşturmuştur.
PKK neden hedef ?
Bölgesel rol elbette ülke içi rolü de değiştirmektedir.
2011 seçimlerine kadar AKP ülke içinde pek de rahat değildi. Ama son seçim galibiyeti ile birlikte ülkenin mutlak iktidarı olmuşur.
İlk önce Kemalist çerçevedeki tüm sivil muhalefet yok edilmiştir.
Daha sonra Türk Ordusu'nun komuta kedemesi hedef alınmış ve Ordu pasifize edilmiştir.
AKP karşıtı tüm güçlerin yok edildiği bir Türkiye'de AKP'nin bölgesel hamlesi için tek büyük engel vardı.
Bu engel AKP'nin Kürtçülüğü ve Türklük düşmanlığıydı.
Her ne kadar %50 oy almış bir parti de olsa, kalan %50'nin nefretini kazanmış bir partidir AKP.
Bu nefretin en önemli nedeni ise AKP'nin PKK ile birlikte hareket etmesiydi.
2002 yılından bu yana süren AKP-PKK ittifakı ilk defa Anayasa değişikliği oylamalarında sarsıldı.
İki hareket arasına ciddi bir güven bunalımı girdi.
Hemen ardında PKK'nın bölgede tam hakimiyet hamlesi ile birlikte AKP bölgede ciddi bir güç kaybetti.
2009 yerel seçimlerinde bölgede ciddi bir hayalkırıklığı yaşayan AKP, Kürtçü politikasını adım adım değiştirdi ve neredeyse Türkçülüğe dönüverdi.
AKP liderliği, kendisine kaybettiren Kürtçülüğe oynamayı bırakacak kadar akılcıdır. Bunu görmemiz gerekir. Bu onların Batılı rasyonel tarafıdır.
AKP'nin Kürtçülük için eğer Kürtçülük değil de Türkçülük yapması gerekiyorsa AKP Türkçülük de yapacaktır. Bu ise onların takıyyeci, dinci tarafıdır.
Ve üstelik AKP, 2013 yerel seçimlerinde bölgeyi tümden kaybedeceğini görmektedir. AKP, PKK ile bölgesel bir güç savaşına girişmek zorundaydı ve bu savaşı başlatan taraf olarak öne geçmeyi planlamaktadır.
Çok çok daha önemlisi, AKP bölgesel bir hamle öncesi, kendi ülkesinde bir Kürt ayaklanmasının hazırlandığını çok iyi bilmektedir.
Bu hazırlığın ilk adımı olan KCK'ya karşı geniş tutuklamalar hiç de bilinçsiz değildi.
Şimdi ise çok daha önemli ikinci bir adım atılmakta ve doğrudan PKK liderliği hedef alınmaktadır.
Hedefte liberallerin tasfiyesi de var
AKP-PKK savaşı sanıldığından çok daha kapsamlı ve kanlı olacaktır.
AKP'nin PKK karşıtı savaşı, AKP'nin Ordu düşmanı imajını da düzeltmekte ve Ordu komuta kademesi ile AKP liderliğini eşgüdüm içine sokmaktadır.
Tabi bunun ardından asıl 2023 vizyonu devreye girecektir.
AKP hem Ordu komuta kademesini hem de PKK liderliğini aynı anda hedef alarak, toplumsal tepkiyi dindirecek, sanki tüm Ordu'ya değil de Ordu'nun PKK ile işbirliği yapan "savaş lobisi"ne karşıymış gibi bir role bürünecektir.
Gelecek dönemde hapishanelere sadece Ordu komutanlarının ve Kemalistlerin değil PKK yöneticileri ve Kürtçülerin de gireceğini hesaba katabiliriz.
AKP Türkiye'nin tek sahibi ve tek gücü olmak istemektedir ve bu noktada PKK'yı tasfiyeye yönelecektir.
Ama öncelikle liberal denilen, Kürtçü tayfanın ciddi bir darbe yiyeceğini beklemeliyiz.
Yandaş medyada son dönemde özellikle Taraf gazetesi ve Doğan Medya'nın liberal kalemlerinin hedef tahtasına oturtulduğunu görmek şaşırtıcı olmamaktadır.
AKP bugüne kadar kendisine güç veren bu "liberal yük"ten de tıpkı PKK gibi kurtulmaktadır!
AKP'nin yeni yönetim ve Meclis tablosunun da yeni yönelime uyduğunu görmekteyiz. İlk defa ittifaktan uzak, örgütün sesi, sıkı disiplinden gelen bir AKP yönetimi kurulmuştur.
Gidişat artık tek parti diktatörlüğüne doğrudur.
AKP Suriye'ye saldıracak!
Peki Tayyip'in ifadesiyle "emperyal Türkiye" ne anlama gelmektedir?
Emperyal Türkiye'nin ilk adımı olarak ülke içinde tek partili, faşist, rakipsiz, muhalifsiz bir düzen kurulmuştur.
Kaldı ki bu düzen içinde Ordu bile ele geçirilmiştir.
Üstelik haritaların değiştiği bir coğrafya bölgesel bir hamle için son derece cazip bir ortam sunmaktadır.
İşte bu ortamda Tayyip Erdoğan, Turgut Özal'ın Birinci Körfez Savaşı'nda başaramadığını başaracak ve sınır ötesine taşacak pozisyondadır.
Suriye ile girilen tehlikeli restleşme, Türkiye'nin Suriye'yi işgaline bile yol açacak seviyeye gelmiştir.
Ve belirtelim, günümüz koşullarında bu hiç de bir çılgınlık gibi değil gayet olağan karşılanacaktır!
Adeta Hitler'in Avusturya'yı işgali öncesi dönemi gibi bir ortam yaratılmıştır.
Üstelik PKK'ya karşı oluşan tepkinin yarattığı sınırötesi etkisinin Suriye'ye sıçratılmasının da önü açılmıştır.
O nedenle AKP'nin PKK ile savaşı aynı zamanda Türkiye'nin bölgesel bir hamlesi anlamına gelecektir.
Suriye'ye Türk saldırısı ABD'nin işine geleceği için de PKK'ya karşı saldırıya göz yumulacaktır.
BOP'un en kanlı aşaması başlıyor
Tam bu aşamada aslında BOP'un en kanlı aşaması başlamaktadır.
Türkiye- Suriye savaşı, İran'ın K. Irak'a müdahalesi, Türkiye'nin K. Irak'a müdahalesi birarada düşünüldüğünde Türkiye ve İran'ın BOP haritasında düşmeyen son iki ülke olarak başbaşa ve karşı karşıya kaldıklarına şahit olacağız.
Türkiye'nin İran ile olan ittifakı gözönünde bulundurulduğunda durum iyice karmaşık bir hal almaktadır.
Ancak AKP ile Suriye'nin de bir yıl öncesine kadar müttefik hatta can ciğer kuzu sarması olduklarını unutmayalım.
Ve şimdi Fethullah'tan sonra Cemaat'in 2 numarası olan Hüseyin Gülerce'den okuyalım:
"Terörü tırmandıran PKK değil, onu kullananlardır. Dünya siyasetinde yıldızı parlayan, yeniden denge unsuru olmaya başlayan Türkiye'nin önünü kesmek isteyenler devrededir... Türkiye'nin bölgedeki politikalarından rahatsız olanlar devrededir. ‘Kimler onlar?' diyorsanız, 2002'ye kadar PKK'yı terör örgütü olarak tanımayan Avrupa ülkelerine bakınız. Türkiye'nin İsrail ve Ermenistan politikalarından çok rahatsız olan ABD'deki lobilere bakınız. Türkiye'nin komşularına bakınız. Mesela kendi halkını bombalayıp Türkiye'nin ikazlarından rahatsız olan Suriye'ye bakınız... Irak'ın ABD tarafından işgalinden sonra eli daha da güçlenen İran'a bakınız. Her zaman İsrail'e bakınız..."
Bu satırlarda sayılan dış düşmanları bir sıralayalım:
Öncelikle Suriye ve İran'a dikkat çekelim.
Bunlar AKP'nin bugünkü müttefikleridir ama anlaşılan AKP'nin yeni düşmanlarıdır.
İsrail her dönemin düşmanıdır.
Avrupa ülkeleri yine düşman kampa alınmıştır. Tayyip'in AB restinden sonra bu da normaldir.
Ve son olarak da ABD içindeki bazı lobiler düşmandır.
Gülerce'nin şeyhi ABD'nin elinde esir olduğu için açıkça ABD diyememektedir, kendisini anlayalım.
Ama Cemaat'in de, AKP'nin de artık ABD karşıtlığını bu kadar açık ifade ettiğinin altını çizelim.
Ve dikkatli gözlere bir soru soralım:
Rusya niye düşman kampta değil?
Ve o meraklılara Türkiye'de son 5 senedir en önemli elektrik ihalelerinin hangi ülkeye teslim edildiğini, Türkiye'nin hangi Doğu Bloku ülkesi ile askeri işbirliği içinde olduğun da hatırlatalım!
Tayyip Hitler olabilir mi?
Evet BOP'in en kanlı sahnesi başlamaktadır ve Tayyip'in AKP'si Türkiye'yi bu sahneye doğru hızla sokmaktadır.
Hitler Avusturya'ya girerken İngiltere ve Fransa sadece alçak sesle kınamışlardı.
Rusya ise Hitler'le ittifak antlaşması yapmıştı!
Bunca yıl sonra insan bu kadar da aptal yerine konulmaz ki!
Emperyalist güçler hangi dünya için hangi antlaşmaları yaptılar ve Türkiye'ye burada düşen rol ne?
Elbette emperyal bir Türkiye değil!
Kendimizi kandırmayalım.
Tayyip'in AKP'si emperyal olacak bir Alman sanayisinden, Alman sermayesinden, Alman altyapısından, Alman birliğinden mahrum!
Hitler, bu altyapı ile emperyal bir atak yapmıştı ama o bile yetmemişti başarmasına.
Peki ya Tayyip?
Olmayan sanayimizle, olmayan sermayemizle, olmayan birliğimizle neyin emperyal hevesi bu?
Çok açık söyleyelim:
Emperyal role soyunan Türkiye önce sessizce desteklenecek, sonra ise "şer ülke" ilan edilecektir!
Tıpkı Mübarek, Kaddafi, Saddam, Esad tayfası gibi.
Batı bu coğrafyada güçlü devlet bile istemezken emperyal devlete izin verir mi diyorsunuz.
Tayyip'in kaybedeceği tek şey emperyal hayalleridir ama bizim kaybedeceğimiz vatanımız olacaktır.
Bugün yol kontrollerinde askerle komutanının önünde Kürtçe konuştum ve bana Kürtçe cevap verdi hiç çekinmeden, Barışın yakın olduğu kanaatindeyim..
Ben de sizinle aynı fikri paylaşıyorum Bilal Bey. Bölge halkı barış istiyor. Kim istemez ! Daha öncede belirttiğim gibi bu kadar antik yerleşim bölgesi, nam-ı diğer "doğunun denizi" Van Gölü varken turizmden kazanılacak parayı ve bölgenin kalkınmasını istemeyen bir Kürt gerçekten yaşadığı yerin halkını düşünmüyor demektir ki ben böyle bir birey olabileceğini düşünmüyorum. Bu bağlamda düşünmek lazım;
Bu insanların dertleri ne ?
Yaşadıkları yeri savaş alanına çevirmek ?
Turist gelmesini engellemek ?
Para kazanabilecekleri her sektörü sekteye uğratmak ?
İnsan öldürmek ?
İç savaş çıkarmak ?
Türkiye Cumhuriyetinden ayrılmak ve kendi devletlerini kurmak ?
Hayır.
Cevap basit;
Kendi kültürlerini ve dillerini, öz benliklerini kaybetmeden yaşayabilmek.
Bunun için silah kuşanıp dağa çıkmak ve günahsız mehmetçikleri öldürmek mi gerekiyordu ?
Onca çocuğu babasız bırakmak ? Kan akıtmak !
Kesinlikle hayır !
Yanlışlar yapıldı zaman barış zamanı, her iki taraf da birbirini anladığı zaman bu sorun çözülebilir ancak. Her verilen demokratik hakka "taviz" yaftası yapıştırmasın kimse.
Bana cevap olarak ABD kaç tane ulustan ve eyaletten oluşmuş biliyor musun ? sen diye soranlar, Türkiye kaç tane etnik kökenden halk tarafından oluşmuş biliyorlar mı ?
Elbette bunlardan aralarında en çok ezilen ve en çok hakkı yenen "yaramaz çocuk" olarak görülmüştür.
Terörsüz bir doğu. Yüzbinlerce ve ardından gelecek senelerde milyonlarca turist. Türkiye'ye giren milyonlarca dolar. Yatırımlar yatırımlar... Doğusu ve batısı ile kalkınmış bir Türkiye. Kendi etnik kimliğini özgürce yaşayan halk ve kişi başına düşen artmış bir milli gelir.
Kime ne zararı var ? Türke Kürde Laza Çerkeze Gürcüye Boşnağa Araba Süryaniye ... ?
Boşu boşuna kaybedilen onlarca sene, "fakir" halk. Askeri harcamalara milyarla lira harcamış bir ülke. Ölen binlerce insan. Terör yüzünden gelişemeyen şehirler. Okuyamayan halk. Okumayan halk. Hoşgörüsüz bireyler. Nefret ve toplumsal paranoya. Kaos...
Yeter demeyen, bunlardan üzülüp sıkılmayan, oturduğu yerden Ramboculuk oynayan bizler. Çocuğu olanlar onlara, kuzeni yeğeni olanlar onlara, şimdinin küçükleri yarının büyüğü evlatlara nasıl hesap verecekler !
BABA: Kürtler pistir hiç sevmem.
Oğul: Babam haklı, pisler.
BAV: Türkler kalleş hiç sevmem.
LAW: Babam haklı, kalleşler !
Nereye kader bu nefret tohumları ekilecek. Ve bu kişiler nasıl hesap verecek. Topluma, çocuklarına.
Kandan nemalananlara ve nefret politikası güdenlere yazıklar olsun !
Bu yazıyı ben uluslararası bir krizin ayak sesleri şeklinde yorumluyorum... ''Bizim toprağımızı bombalıyorsunuz,kendinize gelin'' demek istemiş sanki.. Siz nasıl yorumladınız ki?
Bu yazıyı ben uluslararası bir krizin ayak sesleri şeklinde yorumluyorum... ''Bizim toprağımızı bombalıyorsunuz,kendinize gelin'' demek istemiş sanki.. Siz nasıl yorumladınız ki?
Yahu madem IRAK toprağı neden burda yuvalananları ordan çıkarmıyorlar. Adamlar uçaksavar yerleştirmiş oralara bir de kalkmış IRAK toprağıymış diyolar. O zaman IRAK bize savaş açmış mı dicez?
Bu adamlar çok mu gerizekalı. Bizim bunları anlama kapasitemizin olmadıgını falan mı sanıyo bu mahlukatlar.
Ayrıca neyin uluslararası krizi. Ulan son 1 ayda 50 askeri kalleşçe öldürdüler be. Şerefsizce, pusu kurarak.
Kürtler bizim kardeşimizdir ama bize silah sıkan Kalleşler değil! Bu ülkenin gelişmesinin önündeki en büyük engel bir an evvel ortadan kaldırılmalı.
Zaten sınıra mühimmat yığınagı yapılıyor son 1 haftadır.
Kesin harekat var. kaçış yok bu sefer.
En son serinyon tarafından Çrş 24 Ağu 2011, 20:51 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi