1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
Burhanettin Akbaş
12 yıl önce - Pzr 14 Ağu 2011, 10:07
Evliya Çelebi'ye göre Kayseri
EVLİYA ÇELEBİYE GÖRE KAYSERİ
(+)
1649 (H.1059) senesinde Kayseri’ye gelen meşhur seyyah Evliya Çelebi’nin dikkatli gözleri o günün Kayseri’sini detaylı bir şekilde anlatmaktadır. Kayseri’deki sosyal hayat ve şehrin yapısı hakkındaki bu kıymetli bilgileri Seyahatname’den aynen aktarıyoruz;
“Şehrin ilk kurucusu Hazret-i Zekeriyya aleyhisselâm zamanında Kayser (kral) Erciş’dir. sonradan nice ellere geçmiştir. Sonunda, Hazret-i Ömer’in halifelik devrinde (M.S.634) Kayser Heraklüs şehri ta’mir ettirerek güzelleştirdiğinden bazen burada oturdu. Heraklüs’ün bir kardeşi Kayser Cimcime Maraş’ı diğer kardeşi Kayser Sives’de Sivas’ı inşa etmişlerdir. O asırda Mısır, Şam ve Irak’tan sonra bu üç şehre denk başka şehir yok idi. O zamanlar Kayseri, Maraş ve Sivas’dan daha çok mamur ve süslenmiş ve daha gelişmiş idi. Ve Kayseri’nin denizler gibi çok sayıda askeri olup hepsi de Rum asıllı olduğundan bu şehir de Rum beldesi şehirlerinden idi. Hazret-i Ömer (r.a) bizzat Kudüs’ü fethedip, Halid İbn Velid hazretlerini başkumandan tayin edip seksen bin askerle Kayseri’yi de fethettirip içine İslâm askeri yerleştirdi. Hâlid, tekrar Medine’ye döndü. Bunu haber alan kafirlerin en büyük kayseri, bütün cenabet askerleriyle gelip, Kayseri kalesini kuşattırdı. İçinde bulunan Müslüman gazilerini şehid ettirdi. Kaleyi tamamen ele geçirmekte iken, kalenin sırtındaki dağlardan sayısız asker meydana çıkıp mavi renkli bayrakları(nil alemlerle) ile gelip bütün kâfirleri kırdılar. Kâfirlerin murdar leşlerinde silah yarası ve eseri gürünmeyip, sadece dudaklarının sağ tarafı yaralanmış olarak ölmüşlerdir. Bundan sonra Kayseri’yi ta’mir etmeye kimse cesaret edemeyip, olduğu gibi harab halde bırakmıştır.
Kayseri’yi istilâ ederiz diyen kafirleri, Kayseri önünde yüce dağdan inen ricalü’l- gayb (bilinmeyen alemin askerleri) askerleri kırdığı için halâ Kayseriyye’ye hakim olan bu yüce dağa “Er-Ceys” yani “erenler askeri” dağı denmeden galat-ı meşhur “Ercis Dağı” derler.
(+)
Tâ ki Kör Harkil Kayser Heraklüs’ün oğlu Rum Kayseri olarak bütün İslâm ülkelerini geçirmek sevdasına düşüp buralarını da ele geçirinceye kadar. Kayseri surunu ta’mire başlayınca, Şam’da hüküm süren Emevî halifelerinden Muâviye, Ubeydetü’ibni Cerrah hazretlerinin kumandasındaki seksen bin askerle, yetmiş günde zor kullanarak bu kaleyi fethettirdi.
Sonra, Abbâsi halifelerinden El-Mutaassım Billah’ın Badad’da Hulâgu elinde helâk olduğunu işiten uğursuz kayserler yine Kayseri’yi ele geçirmişlerdir. Sonra Mahan diyarından gelen Selçuklular’ın büyük sultanı olan Sultan Alâaddin bu kaleyi Rumlar’dan alarak üçüncü fetheden olmuştur. Sonra Türkmenlerin eline geçmiş ve onlardan da Osmanlılara geçip, Süleyman Han “Kanunî” zamanında da bir fermanla “Karaman Eyaleti Kayseriyye Paşası Sancak Tahtı” olarak tanınmıştır. Teşkilâtında zeamet, timar, alaybeyi ve çeribaşılık vardır. Üç tuğlu vezirlere arpalık olarak verilmiştir. Paşanın askeri ile toplam bin beşyüz tam techizatlı askeri olur. Paşasına yılda kırkbin kuruş gelir olur. Nice kare arpalık oyul ile üç tuğlu vezirlere verilmiştir. Beşyüz akçe payesi ile şerif nâibliktir. Nahiyelerin hepsi gelişmiş halde olup, Mollasına senede beş bin kuruş gelir sağlanır. Şeyhülislâmı, nakibüleşrafı, şehir nâibi, muhtesebi, şehbenderi, sipah kethüdâ yeri, dergâh-ı âli yeniçeri serdarı, kale dizdarı ve neferleri vardır.
1- Kayseri Kalesinin Şekli :
(+)
Şehrin kuzey(güney olmalı) tarafındaki Erciş dağının eteğinde yüksek bir tepe üzerinde, Rum hükümdarları fil büyüklüğünde taşlarla sağlam bir şekilde yaptırmışlardır. Sonra Danişmendoğulları daha fazla geliştirmiştir. Amma hâlâ şenlikli olan yeni Kayseri, bu tarihini anlattığımız eski Kayseri’den sekiz bin adım kadar uzaklıkta güzel bir şehirdir. Bu güzel kale, eski uslüp yapı olup gayet sağlamdır. Sivas doğusunda kalıp, beş menzilik mesâfededir. Kapısının kemeri üzerinde, karşı karşıya ve yan yana bir arslan ve bir kaplan resmi vardır. Bu kapıdan içeride erzak anbarları vardır. Tâ fethinden beri darı, buğday, pirinç ve peksimet ile doludur. Diğer malzeme, silah ve cephânenin hesabı belli değildir. Kale içinde altıyüz hâne vardır. Mevlâhane mahallesi, Kazancılar mahallesi, Kiçikapı mahallesi olup, Kale kapısından dışarı çıkınca attarlar, berberler eski çizmeci dükkânları vardır. Dizdar kapısının önü bahçe ve şadırvanlar ile süslüdür.
2- Asıl Şehir Hakkında : Aşağı şehir, düz ve geniş bir alanda dört köşeli, taş ile yapılmış köhne bir kaleye sahip büyük bir varoştur. Şehrin altındaki koyun köprüsü nehrine Gezeler Suyu derler. Dış kale içinde bin kadar, kiremitli, iki katlı ahşap ev vardır. Varoşun çevresi tamamen surla çevrilidir. Beş aded kapısı vardır : Boyacı kapısı ve Kiçikapısı güneye bakarlar. Mahkeme yanında Asarönü kapısı doğuya açılır. Pazar kapısı kuzeye doğrudur. Atpazarı kapısı da kuzeye açılıp Paşa sarayı yanındadır. Bu surun etrafı hendektir. Kışın bu hendek su ile dolup baharda da hendek içine bostan ekerler. Hoş sebzesi olur.
(+)
3- Tanınmış Mahalleri : Büyükçeşme ve Küçükçeşme, (Müftü Hamamı önündedir). Ishak Çelebi, Sayacı, Katırcızâde, Oduncu, Fırıncı, Tekovası pazarı ve Hüseynî (Kiçikapısında) Kürdler, Hacı Kılıç, Hasinli, Debbağlar ve Hacı İvazlar mahalleleridir.
4- Saraylar : Atpazarı yanında Paşa Sarayı Hanından büyük olup, avlusu cirid meydanı kadar geniştir. Yer yer söğüt ağaçları gölgelerinde hayat suyu çeşmeleri vardır. Dilaverpaşa Sarayı, Küçük Hasanpaşa Sarayı, Ali Çavuş Sarayı, Çiğ Delizâde Sarayı.
5- Camileri : Ebû Mehmed bin Ebû Talib Câmii ; duası kabul olan bir yerdir ki anlatılması güçtür. Halk dilinde Ulu Câmi olarak söylenir. Tuğladan, yüksek ve düzgün bir minaresi vardır ki, benzeri Niksar’daki Melik Gazi Câmii minaresidir. Kayseri’de bundan eski ve büyük câmi yoktur. Kâgir yapı olup avlusu baştan başa dalları aşağı sarkmış söğütlerle doludur. Bu câmiye Boyacı kapısı ve Kadı hamamı yakındır.
Şeyh Emirsultan Câmii : Eski bir yapıdır : Lalapaşa Câmii, Osmanpaşa Câmii, Hacıpaşa Câmii, bu üç câmi Süleyman Han vezirlerinin câmileri olup, koca Mimar Sinan ustanın yapılarıdır. Çığdêlizade Câmii: Sivaskapısı’nın iç yüzünde bol cemaati olan tek minareli bir câmidir. Ahundhanım Câmii : Geçmiş hükümdar hanımlarından Ahund adında bir melikenin câmii olup medrese ve imareti vardır. Cemaati de çoktur. Katırcızâde Câmii: sanatlı minaresi olan güzel bir câmidir. Kurşunlu Câmii : ortasında şadırvanlı bir havuz vardır. Aydınlık bir câmidir. Ulvan Câmii: Yüksek bir minaresi vardır. Kurşunlu Câmisine yakındır. Hacı İvazlar Câmii, Hacı Kılıç Câmii : Medrese ve imaretleri vardır. Debbağhâne yakınında olduğundan cemaati çoktur. Vakıfları güvenlidir. İmam, hatip ve hürmetkârları vardır. Yeni Câmii: Kurşunlu, gönül açısı, ferah bir câmi olup, Dilaverpaşa Sarayı yanındadır. Diğer bir yeni Câmi: Süleyman Çelebi’nindir. Sahibi hayatta olduğundan vakfı sağlamdır. Debbağlar Câmii, Gönül Câmii : Kiçikapısı’nda Hüseynî mahallesindedir. İç açısı ferah bir câmidir. Akkaş Çorbacı Câmii: Yeni bir câmidir. Sahibi hayatta olduğundan gayet bakımlıdır.
6- Medreseler :
Sultan Zibâ Medresesi: Gayet güzel bir sanat eseridir. Ahundhanım Medresesi : Eski uslûp üzere yapılmış eski bir yapıdır. Öyle mübarek bir medresedir ki, içinde bir kere “Bismillâh” diyen mutlaka tefsirli ve eser sahibi olmuştur. Hacı Kılıç Medresesi Sivas kapısındadır.
7- Tekyeleri :
(+)
Celâleddin Rumî Asitanesi: Bir mevlevîhanedir. Her zaman bilgin, fakir-fukara kimselerle doludur. Haftada iki defa Mevlâna ayini yapılıp semâ ve safa ederler. Bu tekkenin bahçe kapısı önünde bir çeşme vardır. Bütün dervişler buradan abdest alıp su içerler. Tekkenin içinde oda ve sofralar olup mutfak, semâhâne, çalgı odası bulunur.
Seyyid Battal Câfer Gâzi Tekkesi : Bektâşi tekkesidir. Bütün dervişleri âşıktır. Gelen, giden kimselerle nimeti boldur. Kırk Nisâ (kadın) ziyâreti de burada olduğundan büyük bir ziyâret yeridir.
Kırk Nisâ : Bu kırk hatunun kırkı bir günde doğmuş olup yeryüzüne aynı anda ayak basmışlardır. Kırkı da kırkar sene yaşamış olup, herbiri birer Rabia-i adviye mertebesine yükselmiş, hepsi de kız olarak kırkar yaşında kırkı da bir anda ruh teslim etmişlerdir. Garip bir hikmet-i hüdâdır! Kayseri’nin doğu tarafında Yılanlı dağında Koyunbaba tekkesi vardır ki, bu da Bektâşî tekkesidir.
Eski Kayseri yakınında Kalenderân tekkesi de eski bir tekkedir. Hâlâ birkaç dervişi vardır ki Bektâşidirler. Bazen şehre gelip parsa ederek geçinirler.
8- Çeşmeleri : Mevlevîhânenin kapısı önündeki çeşme safsudur. Büyükçeşme ve Küçükçeşme mahallelerinde hayat suyu çeşmeleri vardır. Seyremisli Çeşmesi, Kiçikapısı Çeşmesi, Paşa Sarayı Çeşmeleri, Kuyumcularbaşı Çeşmesi ve daha bunlardan başka yüzlerce çeşmeler vardır. Kalabalık yerlerde, büyük caddenin sağında ve solunda sebiller vardır. Kağlamaz sebili ve Hundiye sebili meşhurlarıdır. Bu çeşmelerin çoğunun suyu Kens pınarı (Kinis?) denilen yerde gelir. Bu pınar, turna gözü gibi berrak suyu olan Allah yapısıdır. Bu pınar Gezmerî (Germir) denilen yerden çıkıp nice bağ ve bostanı sulayarak şehre gelir ve şehrin binalarında da kullanılır.
9- Hanları : Boyacıkapısın’da Kığlamaz Hanı, kâgir güzel bir yapıdır. Gayet işlektir. Kapan Hanı çok kalabalık, sağlam bir handır. Gön Hanı, Uzunçarşı içinde kâgir bir yapıdır.
(+)
10- Çarşı ve Pazarı : Kayseri’nin de Bursa ve Edirne gibi iki yerde kâgir kapalı çarşısı vardır. Biri kuyumculardır ki, her türlü kıymetli eşya ve mücevherler bulunur. Çeşitli kapkacak eşyaları pek çoktur. Kuyumcuları mücevher eşyalar işlerler. Büyük Bedesten’de zengin tüccarlar alış-veriş edip, nice çeşitli kumaşlar satın alırlar. Büyük çarşılardan Uzunçarşı gayet süslüdür. Atpazarı’nın yanında olup, sadece kapamacılar çarşısıdır. Bunun sağ tarafından Unkapanı vardır. Beyaz un burada satılır Acâib hikmettir ki , bu şehirden un çuvalı içine unu koyup on sene kadar durdursalar asla çürümeyip yine has, beyaz ekmeği olur. İçkale kapısından çıkınca Attarlar Çarşısı vardır ki çeşitli ilâçların kokusundan gelen gidenin dimağları kokulanır. Attarlardan aşağı temiz ve güzel berber dükkânları vardır. Her birinde temiz ve namuslu birer civanları bulunur. Burdan aşağı, “Pine Duzan” yani eski pabuç ve çizme yamayıcı dükkânları vardır. Oradan yine caddenin iki tarafı, Karakeçeli dükkânına varıncaya kadar, kapama ve zebun (entari) yapana terzi dükkânları ile doludur. Sonra, temiz bakkal dükkânları vardır. Muhtesib dükkânı buradadır ki, bütün sarraflar devlet ayarı dışında bir dirhem noksan veremezler. Buradan aşağı hep kasap dükkânlarıdır. Kasab çırakları yüzlerce kesilmiş Karaman koyunu ve kuzuları parça parça edip her parçaya bir gül takarak, zafran sürüp satarlar. Bunların alt tarafında has ve beyaz börekçiler vardır. Çeşitli börek, badem, susam ve çörekotlu börek kaymaklı börek pişirirler. Tâ Sarachanebaşına varıncaya kadar böyle nimetler pişer. Çörekçi, börekçi, aşçı, başcı, çeşitli hoşafcı dükkânları vardır.
Muhtesib Ağa dükkânını geçince Arpacılar Çarşısı, Kazancılar pazarı ve samurcular çarşısı gelir. Buradan içkale önüne varılır. Sol tarafı, Mevlevîhâne bahçesi kapısıdır. Bahçe, Uzunçarşı başında son bulur. Sarachâne ile Haffafhâne pazarı aydınlık, düzenli ve çok kalabalık pazarlardır. Debbağlar pazarı da temizdir. Odun pazarı, kale kapısında olup, o kale kapısına da Odun Kapısı derler. Atpazarı Kapısı, Paşa Sarayı yanındadır. Koyun pazarı da o civardadır.
11- Genç ve Yaşlıların Yüz Renkleri : Bu şehir Erciş Dağı eteğinde olduğundan havası soğuktur. Bütün halkı zinde olup, kimi yüz, kimi de yüz altmış yaşları civarında vefat ederler. Buğday yiyen, siyah püskürme benli genç ve yaşlı adamları olup genellikle dinç ve güçlüdürler. Çocukları erken sakatlanıp, av avcılığına başlayıp avan zümresine katılırlar.
(+)
12- Ayân ve Eşrafı : Dilâver Paşazâde Murad Paşa, Müftü efendi, Nakibüleşrâf Efendi, Ali Çavuş, Çivelizâde, Akkaş Ağa, Kamışçızâde Musa efendi, Mevlevi Ali Ağa ve Hüseyin Efendizâde meşhurlardır.
13- Tabib ve Cerrahlar : Olgun hekim ve kan alan Al-Kayranoğlu gayet mâhir bir üstaddır. Özellikle nabız ilminde Aristo gibi bir zattır. Bu şehirdeki Türkler hekime Al-Kayran derler.
14- Şeyhleri, Yazarları ve Şâirleri : Ali Efendi adındaki şeyh, ilmi ile amel eder. Şehrin kışı şiddetli olduğundan, halk öğrenimle uğraşır. Zeki kimseler olduğundan, şâirleri çoktur. Bunlardan Şahâb Çelebi divan sahibidir. Hicrâni Çelebi de meşhur şâirdir. Ermişlerden Derviş Mustafa yaz ve kış gömleksiz gezer ve kışın ilâhî aşkla ter içinde kalır bir derviştir. Derviş Ahmet Halhali de âşık bir Allah adamıdır.
15- Giyimleri ve Konuşmaları : İleri gelenleri saya, çuka, samur, zerduvâ, tilkiboğazı ve sincab kürkü giyip atlastan kaftan biçtirirler. Orta hallileri Üsküdar ve Londra çukası, boğasî kaftanı giyerler. Kadınları sivri takke giyip üzerine ezâr bürünürler. Şehir ileri gelenleri arapça ve Farsça konuşurlar. Halk ise Türkçe konuşur. Abe, bre, altra bre, götür bre, getir bre şeklinde sözleri vardır. Amma Kürtçe ve Rumca bilmezler. Şehir Erciş dağı eteğinde olduğundan, evlerinin ön cephesi kuzeye doğrudur. Seher vakti kalkan kimseler havasını koklayınca, Cennet rüzgârı koklamış gibi tad alır. Batlemyus’un dediğine göre üçüncü iklimde olup, onyedince örfî iklimin ortasındadır. Filozof Kolon’a göre bu şehrin kuruluş tarihi Sünbüle burcunda olup, Utarit beyti toprağında bulunmuştur. Onun için her sene ürünleri ve sebzesi çok bol olur. Halkın tabiatları toprak gibi süflidir. Üç bin adet su kuyuları olup her evde mutlaka bir veya iki kuyu bulunur. Şehrin dört tarafında yüz on yedi adet arıkla kaynaklı akarsuları vardır. Çoğu Erciş yaylasından çıkar. Şehrin alt yanındaki Koyun köprüsü suyuna Kirazlar suyu derler. Bu köprüden akarak Mazlumoğlu köprüsünden iner. Ali köprüsüne varır, oradan akıp saza karışır. Sonra Kızılırmak nehrine akar. Bir koluna da Eknes suyu derler. Gümrü denilen yerden çıkıp, şehrin bağ ve bahçelerini suladıktan sonra Kızılırmağa dökülür.
(+)
Kızılırmak, Bafra kasabası önünde Karadeniz’e dökülür. Şehrin batı tarafında ve bir saat mesafede Kızılırmak nehri üzerinde iki kaya arasında yapılmış Birgöz köprü adında eşsiz, yüksek bir köprü vardır ki, Sultan Süleyman zamanında ki, Koca Mimar Sinan’ın yapısıdır. Üstad Mimar kıymetli ömrünün nice senelerini geçirip var gücünü harcayarak gökkuşağı gibi benzeri olmayan bir köprü yaptırmıştır ki, gören kimse hayrette kalıp yapana karşı saygı duyar. (Çelebi, Selçuklu Süleyman Şah zamanında yaptırılmış bu eseri Kanunî Sultan Süleyman’a mâletmiş)
16- Hamamları : İçkaledeki Kadı Hamamı : Gayet ferah bir çifte hamamdır. Gürcü Hamamı : İç Kalede tek hamam olup aydınlıktır. Yine iç kalede Yeni Kadı Hamamı : Yeni yapı, güzel bir hamamdır. Dış varoşto Hundihanım hamamı : Gayet eskidir. Hatta bazı tarihçiler : “Belî Nâs adlı hekimin felsefe ilmi ile bina edip bir kandil sırac yağı ile ısıttığı hamam budur. Hazreti Peygamberin doğduğu gece, kandil sönüp hamam çalışmaz olmuştur. Sonra Danişmend melikelerinden Hundi hanım ta’mir ettirmiştir” derler (Hundi Hanım Danişmendli melikesi değil, bugün Hunat Hatun olarak bildiğimiz ve I. Alâeddin Keykubad’ın eşi olan hanımdır.) Ama nice yaşlı kimseler : “Belî Nâs hekimin tılsım ile yaptırdığı hamam eski Kayseri’de olup, esas binası ve nice kubbeleri ile kandili ve külhâni yerleri bellidir” derler.
Aşağı kalede Hüseyin Paşa Hamamı : Koca Mimar Sinan yapısı olup gayet bir sanat eseridir. Paşa Hamamı: Bu da Koca Mimar Sinan yapısı olup, Süleyman Han, Acem Irak’ı seferine giderken yaptırıp içine girmiştir. Meydan Hamamı, Sultan Hamamı, Selâhaddin Hamamı güzel hamamlardır. Buna bitişik bir kadınlar hamamı da vardır. Bu hamam önünde, kale hendeği kenarında, İrem bağı gibi bir bahçe vardır. Hamamdan çıktıktan sonra birçok kimseler bu bahçede sohbet ederler. Eski Pamukçular Hamamı, Güzelpaşa Hamamı ve tekke yanında müftünün Yeni Hamamı vardır. Bunlardan başka şehrin ayânı ve ileri gelenlerin saray hamamları vardır.
17- Halkın Adları : Ahmet, Mehmet, Veli olduğu gibi Molla Caferoğlu, Hatiboğlu, Sinzâde, Budakzâde, Akkaş, Karakaş, Sallabaş gibi lakâblar da vardır. Kiçikapısı’nın iç yüzünde iki adet eski kilise vardır. Mevlevihâne yanında Rumların da bir kilisesi vardır. Frenk kilisesi yoktur. Yahudilerin de bir Havrası vardır. Şehrin kuzey, yıldız ve batı tarafı açık olup, lodos rüzgârı tarafı kapalı olduğundan havası serindir.
18- Ürünleri ve Sanatları : Bu şehirde Allah’ın ihsâniyle kış ve yaz kar yağar, toprak sulanır. Yetmişyedi çeşit tahıl ve bitki ile yetmiş yedi çeşit sebze ve ot yetişir. Özellikle buğday ve arpası meşhurdur. Bu şehirde bütün sanatkârlar bulunup, hepsinin de işi güzeldir. Dağlarda mazısı gayet bol olduğundan, debbağları onunla keçi derisini işlerler. Öyle bir sarı sahtiyanı olur ki, sanki altın sarıdır. İçinde insanın yüzünün rengi görünür. Hattâ halk ağzında “Kayseri sahtiyanı gibi gıcır gıcır öter” diye darb-ı mesel olmuştur. Pabucu, mesti, iç darâyalı sarı, tatlı çizmesi bir yerde yoktur. Bütün vezirlere hediyeler gider.
19- Yiyecek ve İmâreti : Has ve beyaz ekmeği, livâşe yufkası, katmer çöreği, mutbak baharlı böreği, “kadidet” adıyla şöhret bulmuş kimyonlu ve baharlı sığır bastırması, kokulu et sucuğu bir yerde bulunmaz. Hep İstanbul’a hediye olarak gider. Eskiden bu şehirde kırk yerde imâret olup herkese nimeti bol imiş. Onlardan Hundihanım İmâreti halen durmaktadır.
20- Gezinti ve Eğlence Yerleri : Kayseri’de tam 103 aded gezinti ve eğlence yeri vardır. Bunlardan Hisarcık mesîresi: Erciş dağı eteğinde hayat sulu, çimenlik bir yer olup, çeşitli kirazı meşhurdur. Şehir içinde yaşlı kimseler için Mevlevihâne mesîresi vardır. Atlılara, eski Kayseri’de Bektâşi Tekkesi mesîresi ve yine ihtiyarlara Namazgâh Mesîresi vardır. Bu mesireye yağmur duasına çıkarlar. Alâaddin Köşkü Mesîresi : Çimenlik bir yerdedir. Ârâmgâh-ı Ali Ahmet Tayrânî burada gömülüdür. Ases dağı mesiresi: (Ali dağı) Burada meşhur şâir İmrül-Kays’ın kabri vardır. Geçmiş Sultanların kabirleri yanında Züvvâr Kasrı mesîresi : Oğlancık mesiresi ve ona yakın Haydar Köşkü mesîresi Erciş dağında Babartin Yaylası, Yuvarlak dede ziyareti yanında Kuşçu Paşa tepesinde, Cirid meydanı mesîresi, şehrin doğu tarafında da mesîreler ile Yılanlı Dağı’nda Koyunbaba Tekke-i mesîresi vardır.Halk tatil günlerinde buraya gelip sefa eder. Sivas, Kayseri’nin doğusunda kalır. Kıble tarafından Göksun yaylası, Maraş şehri vardır. Güney ile batı arasında Niğde şehri vardır. Batısında Aksaray’a üç menzillik yol vardır. Doğusunda Malatya kalesi beş günlük yoldur. Batısında Ürgüp kasabası üç konaktır. Kayseri’den batıya Niğde şehri üzerinden üç menzilde Ereğli kasabasına varılır.
(+)
21- Erciş Dağı’nın Özellikleri : Bu dağda asla yılan, çıyan, akrep ve bu gibi zehirli hayvanlar yoktur. “Bu dağda ricâlü’l-gayb makamı olduğu için haşerât bulunmaz” derler. Diğer bir söylentiye göre de seçkin eshabdan olup uzun zaman yaşamış olan baba Reten-i Hindî hazretleri bu dağda oturduğundan, bu haşerâtın bulunmaması onların duası sebebiyledir.Halâ bu dağda Baba Reten dağı denilen kendi kendine yetişen, çeşitli meyveler veren bağlar vardı. Zira bu Baba Reten bahçıvanların piri olup, ismi Ebû Zeyd Hindî’dir. Kendisi nimetlerinde uzak olarak yalnız başına ömür sürmüştür. Kabri yine Hindistan’dadır.
Başka bir söylentiye göre de, Hazret-i Yahya zamanında Kayser Erciş şehri kurduğunda büyük filozoflardan Flaska adındaki filozof bu yüksek dağda çıkıp, yetmiş aded haşerât şeklini bir sütun üzerine kazıp herbirine birer tılsım yapmıştır. Onun için bu dağda zehirli hayvanlar yoktur derler. Bu dağın yaz ve kışın kar ve buzu eksik olmaz Zülâl kurdu dahi bulunurmuş amma biz görmedik.
22- Kayseri’de Bulunan Büyük Evliya Kabirleri :
Muhammed Hanefî bin Emîr’ül- mü’minin yüce makamı: Hapis olduğu yer halen herkes tarafından ziyaret edilir. Duası kabul olunan bir yerdir.
Seyyid Burhaneddin Muhakkik Tirmizi ziyâret yeri : 474 tarihinde vefat etmiştir.(H-641 olmalı) Şeyh Rükneddin Sincâni: 482 tarihinde vefat etmiştir. Oğlancık mesîresinin Haydar Köşkü denilen yerinde defnolunmuştur.
Şeyh Evhadüddin Kirmânî: Sultan Enbiya medresesi yanında medfundur. 597 tarihinde vefat etmiştir.
Şeyh Şeref’d-din Musulî : Seyyid Burhaneddin Tirmîzi yanında yatmaktadır.
Şeyh Hasan Kaysarî ve Şeyh Seyyid Şerif : İkisi bir yerde gömülü olup aralarında mezar yoktur.
Şeyhü’l-Himmetü’l Hulvânî, Şeyh Rûzbehân Baklî, ona yakın Şeyh Nûrbahş Kâmurânî, Nurbahşî tarikatında ulu sultandır.
Şeyh Molla Tatar : Fetva verici olup, Tatarhâniye adlı kitabın sahibidir. Bir çok şer’î meseleler bu kitabda bulunur.
Hazret-i Davud-u Kayserî: Sanâtkarların halife ve kemer bağlayıcısı olup, nâmı Kaddese Sırruhû olarak anılır.
El-Sultan Melik (Mehmet El-Gâzî) :
Danişmendlilerden büyük şan sahibi bey idi. Kayseri’yi kâfirler aldıklarında büyük bir ordu ile gelip fethederek rahmetli olmuştur.
Şeyh Hazret-i İbrahim Tennûri : 887 tarihinde vefat etmiştir. Şeyh Abdürrahman (Abdürrahim) Tennûri, Sultan Harzem Şah mezarı, Şeyh Necmü’l Râzîa 584 tarihinde vefat etmiştir. Mehmed Şah İbn Harzem Şâh Mezarı,
Arslan Dede ziyaret yeri: Kutbü’d din Şirazî Şeyh Seyfullah Efendi. Nakşibendî tarikatinde büyük sultanlardır.
Şeyh Fetullah-ı Tennûri, Zeynelabidin makamı, seyahatinde buraya uğrayıp Baba Ruten ile görüşmüştür. Makamı vardır. Şeyh Ali Tennûri Ali Dağı’ndadır.
Şeyh Ahmet Tiyrânî: Birçok defalar havada uçarak gezdiğinden Ahmet Tiyrânî demişlerdi. Büyük ziyaret yeridir.
Battal Tekkesi ziyaret yeri : Burada ermişlerden birçok keremli zatlar gömülü ise de isimleri bilinmemektedir.
Şeyh Hazret-i Hamid İbn Musa el Kaysarî : Kerâmet sahibi büyük bir zattır. Hazret-i Resul ile bir çok defa görünmüştür. Civarında birçok tarikat ehli medfundur. Büyük ziyaret yeri olan Şeyh Hazret-i Abdi dede : Daha yakın zamanda kerâmetini görmüş olun olgun kimselerden yemin edilerek anlatılan birçok menkibesi vardır.
23- Abdi Dede Menkibesi : Halktan, kendi halinde, çile evinde hakikat hazinesine varmış bir er, meşve verir bir ağaç ve nurlu yol olmakta iken, gaddar halk: “Şeriatten taş kopardı” diye sadece onun üzerine taş atmakla kalmayıp tekkesinde “Liyehlike men heleke an beyyinetin ve Yahyâ men hayye an beyyinetin..” (Enfâl 42.âyet:Allah sizi böyle buluşturdu ki helâk olan açık bir delille helâk olsun yaşayan da açık delille yaşasın) âyet-i kerimesini okurken zavallı Abdi Dede’yi hâkimin huzuruna götürüp bir an aman verdirmeyerek astırır. Kalan mallarına el koymak için tekrar tekkeye vardıklarında görürler ki “Feseyekfike kühumullahe” (Bakara 137.âyet:Allah sana kâfidir) âyetini okuyor! Hemen : “Bre, astığımız yerden kurtulmuş!” diyerek, tekrar yakalayıp hakimin huzuruna götürürler. Sonra yine daha önce astıkları yere vardıklarında bir de ne görsünler? Asmış oldukları Abdi yine asılı durmaktadır. Abdi Dede, hemen asılı vücuda : “Esselâmu aleyküm ya Abd-i Hak” deyince, cesedden de : “Ve aleyküm selâm yâ Abd ser Hak” diye bir ses gelir. Bu kadar adam bunu duydukları halde, yine hep birlikte ikinci Abdiyi de birinci Abdi’nin yanına asarak tekkesini ele geçirmeye koşarlar. Tekkeye vardıklarında Abdi dede’yi yükses sesle : “Ve ketebnâ aleyhim fihâ inne’nefsi..” (Maide 45: Onlara cana can göze göz......karşılıklı kısas yazdık) âyet-i kerimesini okurken bulurlar !.. Yine yakalayıp Arasta başında asmak istediklerinde, önceki astıkları iki vücudu gören Abdi dede: “Esselâmü aleyhüm ve Abdeyn ümmet-i seyyide’l kevneyn” deyince, o cesedler de : “Ve aleyküm selâm yâ Abdurrahman hü hü” derler. Halk, yine aman vermeyip onu da asar.
Abdi Dede vücudunun üç defa asıldığını gören Kayserililer ayaklanarak Abdi Dede’nin asılmasına fetva veren şeyhülislâmı ve aleyhinde olan zâhirî bilginlerden yedisini aynı hizada asıp, Abdileri de indirerek birer birer yıkayıp orada defnederler. Hâlâ üçü de mezar taşları ile belli ziyâret yeridir. Allah sırlarını mukaddes kıla.
24. İmrü’l Kays’ın Mezarı
Kayseri yakınında Ases (Ali) Dağında, şâir İmrü’l-Kays’ın mezarı vardır.
Şeyh Hazret-i Abdüssamed Efendi: İlmiye sınıfından büyük sultandır. Kayserili, temiz gönüllü, merd bir kimse imiş birçok defalar İstanbul’da padişahlar ile sohbet ettikten sonra sıla için buraya vardığında vefat edip burada defnolunmuştur. Mezar taşındaki tarih şöyledir:
“Bin söz ve girye ile gûş eyleyince târih
Dedim ki, irtihal-i Abdüssamet Efendi.” Sene 1026 (1617)
Şeyh Ramazan ziyâret yeri: el-Mevlâ Sinâneddin Yusuf eş-Şehir bi- Arab-i Sinân: Haleb eyâletinde Antakya Şehrinde yetişmiş olup, Bağdat mollalığından gelirken bu Kayseri’de vefat ettiğini söylerler. Bütün eserleri Ulu Câmi’de vakıftır. Kabirleri, Ali Tennûri kabristanında büyük bir kabirdir. El-Mevlâ Sefer bin Mehmed Kapâni : Kayserili Muhtesibzâde diye meşhur, âlim bir zattır. Şeyh Hamid civarında Hundihatun (Hunat Hatun) medresesinde müderris iken vefat etmiş ve orada defnedilmiştir. Kırk Nisâ ziyâret yeri: Kırkı da Gâzi tekkesinde medfundurlar. Yuvarlak Dede: Kuşçu Paşanın cirid meydanı tepesi yanında defnolunmuştur.”
(Halit Erkiletlioğlu, Geniş Kayseri Tarihi)
|
 |
Burhanettin Akbaş
12 yıl önce - Pzr 14 Ağu 2011, 10:18
Konuyla ilgili Tuğba Esen imzalı bir yazı... Bu başlık altında bulunmasında yarar gördüm.
(+)
EVLİYA ÇELEBİ SEYAHATNAMESİ’NDE KAYSERİ
ÖZET
Kayseri Evliya Çelebinin 1649 yılında Şam’dan dönerken uğradığı merkezlerden biridir. Ünlü seyyah seyahatname adlı eserinde dönemin Kayseri’si hakkında geniş bilgilere yer vermektedir. Evliya Çelebi eserinde Kayserinin kalesi, mahalleleri, dini yapıları, sosyal hayat ve daha birçok konu hakkında bilgi vermektedir.
Anahtar Kelimeler: Kayseri, Evliya Çelebi,
ABSTRACT
Kayseri is the place that, Evliya Çelebi visited there while turn back to Şam trip in 1649. Famous traveler gave information about these year’s Kayseri. Evliya Çelebi gave information about Kayseri castle, mahalles, religious places, social life, and many other things related to Kayseri in this Seyahatname.
Key Terms:Kayseri, Evliya Çelebi
GİRİŞ
(+)
Yaklaşık 6 bin yıllık tarihi olan Kayseri, hemen her dönem önemli bir yerleşim yeri olmuş, özellikle ticaret ve alış veriş merkezi olmasıyla yerli ve yabancı seyyahların dikkatini çekmiştir. Tarih boyunca yaklaşık olarak 12 farklı seyyah tarafından ziyaret edilen Kayseri hakkındaki bilgileri farklı kaynaklardan da öğrenebiliyoruz. Evliya Çelebi’de Kayseri’yi ziyaret eden ünlü seyyahlardan biridir. Kayseri tarih boyunca yerli ve yabancı 12 farklı seyyah tarafından ziyaret edilmiştir.
Bunlar;
Strabon (MÖ I. yy.) Polonyalı Simeon (1618)
Prokopios (MS 550 Katip Çelebi (1624)
El Herevi (1215) Evliya Çelebi (1649)
William Rubruck (1253-1254) Paul Lucas (1705)
Kadı İbni Abdü’z-zair (1277) John Mc Donald K. (1813)
İbni Batuta (1332-1333) Charles Texier (1834-1835).
Evliya Çelebi kimdir?
Evliya Çelebi 1611 yılında İstanbul’da doğmuştur. Saray kuyumcusu Mehmet efendinin çocuğudur. IV. Murad döneminde saraya alınmış, öğrenimini enderunda tamamlamıştır. Önce İstanbul’u sonrada imparatorluğun birçok yerini gezmiş ve gördüklerini kaleme almıştır. Ömrünün 30 yılını İstanbul’da geri kalan yaklaşık 50 yılını da seyahatlerinde geçirmiştir. Rivayetlere göre gördüğü bir rüya da ‘seyahat ya Resullah’ diyerek seyahatlerine başlamıştır. Gezip gördüğü yerleri Seyahatname adlı eserinde toplamıştır. Bu eser toplam 10 ciltten oluşmaktadır.
Evliya Çelebi 17. yy.’ın önde gelen gezginlerindendir. 40 yılı aşkın süre Osmanlı topraklarını gezmiş, gezip gördüğü yerleri seyahatname adlı eserinde toplamıştır. 1648 yılında Şam’a seyahat düzenlemiştir. Bu seyahati toplam 3 yıl sürmüştür. Şam’dan İstanbul’a dönerken uğradığı merkezlerden biriside Kayseri şehridir. Bir uğradığı merkeze bir daha uğramayan seyyahımız İstanbul’dan Şam’a giderken İznik, Eskişehir, Konya, Karaman, Payas, Antakya, Hama, Humus, Şam güzergahını izleyen ünlü seyyah Şam’dan İstanbul’a Haleb, Urfa, Maraş, Kayseri, Aksaray, Sivas, Harput, Zile, Çankırı, Kastamonu, İstanbul güzergahını izlemiştir.
1649 yılında Kayseri’ye gelen Evliya Çelebi’nin dikkatli gözleri o günün Kayseri’sini detaylı bir şekilde anlatmaktadır. Kayseri’deki sosyal hayat ve şehrin yapısı hakkındaki bu kıymetli bilgileri Seyahatname adlı eserin 3. cildinden öğreniyoruz. Eserde Kayserinin tarihinden, sosyal yaşamından, kalesinden, tanınmış mahallelerinden, medreselerinden ve Kayseri’ye ait daha birçok konu hakkında bilgilere ulaşıyoruz.
BULGULAR
KAYSERİNİN KONUMU
(+)
Kayseri İç Anadolu Bölgesi’nin orta Kızılırmak bölümünde, Erciyes Dağının eteklerinde kurulmuş bir ildir. Kuzey ve kuzeybatıda Yozgat, Kuzey ve kuzeydoğuda Sivas, doğuda Kahramanmaraş, güneyde Adana, güneybatıda Niğde, batıda ise Nevşehir illeriyle çevrilidir.
ŞEHRİN TARİHİ
Şehrin ilk kurucusu Kayser (kral) Erciş’dir. Sonradan nice ellere geçmiştir. Sonunda, Hazret-i Ömer’in halifelik devrinde (M.S.634)
Heraklüs Döneminde Kayseri
Kayser Heraklüs şehri ta’mir ettirerek güzelleştirdiğinden bazen burada oturdu. Heraklüs’ün bir kardeşi Kayser Cimcime Maraş’ı diğer kardeşi Kayser Sives’de Sivas’ı inşa etmişlerdir. O asırda Mısır, Şam ve Irak’tan sonra bu üç şehre denk başka şehir yok idi. O zamanlar Kayseri, Maraş ve Sivas’dan daha çok mamur ve süslenmiş ve daha gelişmiş idi.
Selçuklu Devleti Zamanında Kayseri
Sonra Mahan diyarından gelen Selçuklular’ın büyük sultanı olan Sultan Alâaddin bu kaleyi Rumlar’dan alarak üçüncü fetheden olmuştur. Sonra Türkmenlerin eline geçmiş ve onlardan da Osmanlılara geçip, Süleyman Han “Kanunî” zamanında da bir fermanla “Karaman Eyaleti Kayseriyye Paşası Sancak Tahtı” olarak tanınmıştır. Teşkilâtında zeamet, timar, alaybeyi ve çeribaşılık vardır. Sonra Mahan’dan gelen ve Selçuk Hanedanının seçkini olan Alaaddin bu kaleyi Rumlardan almıştır. Selçuklu devleti zamanın da Kayseri, Konya’dan sonra 2. Başkent olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle bu dönemde Kayseri diplomatik açıdan önemli bir şehirdir.
Selçuklu devleti zamanında Kayseri
Osmanlı Devleti Zamanında Kayseri
Sonra Türkmanlar’a geçmiş, onlardan da Osmanlı Hanedanı almıştır. Osmanlı devleti zamanında Kayseri önemli ticaret yolları üzerinde olduğundan dolayı ticaret açısından önemli bir şehirdir.
CADDE, SOKAK VE MAHALLELER
Büyükçeşme ve Küçükçeşme, (Müftü Hamamı önündedir). Ishak Çelebi, Sayacı, Katırcızâde, Oduncu, Fırıncı, Tekovası pazarı ve Hüseynî (Kiçikapısında) Kürdler, Hacı Kılıç, Hasinli, Debbağlar ve Hacı İvazlar mahalleleridir.
KALE
(+)
Şehrin kuzey(güney olmalı) tarafındaki Erciş dağının eteğinde yüksek bir tepe üzerinde, Rum hükümdarları fil büyüklüğünde taşlarla sağlam bir şekilde yaptırmışlardır. Sonra Danişmendoğulları daha fazla geliştirmiştir. Amma hâlâ şenlikli olan yeni Kayseri, bu tarihini anlattığımız eski Kayseri’den sekiz bin adım kadar uzaklıkta güzel bir şehirdir. Bu güzel kale, eski uslüp yapı olup gayet sağlamdır. Sivas doğusunda kalıp, beş menzilik mesâfededir. Kapısının kemeri üzerinde, karşı karşıya ve yan yana bir arslan ve bir kaplan resmi vardır. Bu kapıdan içeride erzak anbarları vardır. Tâ fethinden beri darı, buğday, pirinç ve peksimet ile doludur. Diğer malzeme, silah ve cephânenin hesabı belli değildir. Kale içinde altıyüz hâne vardır. Mevlâhane mahallesi, Kazancılar mahallesi, Kiçikapı mahallesi olup, Kale kapısından dışarı çıkınca attarlar, berberler eski çizmeci dükkânları vardır. Dizdar kapısının önü bahçe ve şadırvanlar ile süslüdür.
DİNİ YAPILAR
Farklı dini inançlara sahip insanların şehirde yaşaması, şehirde farklı dinlere ait tapınakların bulunmasına neden olmuştur. Şehirde kilise ve camiler mevcuttur. Halkın büyük çoğunluğu müslüman olduğundan dolayı şehirde cami, tekke, zaviyelerin sayısının oldukça fazla olduğunu görmekteyiz.
Camiler:
Ebû Mehmed bin Ebû Talib Câmii ; bu cami bir Cuma camisidir. Yani şehrin en büyük camisidir. Cuma günleri Müslümanlar için kutsal olduğundan Cuma günleri bütün halk bu camide toplanırdı. Evliya Çelebi bu camiden bahsederken, duası kabul olan bir yerdir ki anlatılması güçtür. Halk dilinde Ulu Câmi olarak söylenir. Tuğladan, yüksek ve düzgün bir minaresi vardır ki, benzeri Niksar’daki Melik Gazi Câmii minaresidir. Kayseri’de bundan eski ve büyük câmi yoktur.
Lala Paşa Camisi, Osman Paşa Camisi, Hacı Paşa Camisi bu üç cami Kanuni Sultan Süleyman Han vezirlerinin camileri olup Mimar Sinan tarafından yapılmıştır.
Bu camilerin dışında başka birçok cami mevcuttur.
Medreseler :
Sultan Ezibâ Medresesi: Gayet güzel bir sanat eseridir.
Ahund hanım Medresesi : Eski uslûp üzere yapılmış eski bir yapıdır. Öyle mübarek bir medresedir ki, içinde bir kere “Bismillâh” diyen mutlaka tefsirli ve eser sahibi olmuştur.
Hacı Kılıç Medresesi Sivas kapısındadır.
Tekkeleri :
Celâleddin Rumî Asitanesi: Bir mevlevîhanedir. Her zaman bilgin, fakir-fukara kimselerle doludur. Haftada iki defa Mevlâna ayini yapılıp semâ ve safa ederler. Bu tekkenin bahçe kapısı önünde bir çeşme vardır. Bütün dervişler buradan abdest alıp su içerler. Tekkenin içinde oda ve sofralar olup mutfak, semâhâne, çalgı odası bulunur. Bu tekke Mevlana’nın hocası Seyyid Burhaneddin’in bulunduğu tekkedir.
(+)
Seyyid Battal Câfer Gâzi Tekkesi : Bektâşi tekkesidir. Bütün dervişleri âşıktır. Gelen, giden kimselerle nimeti boldur..
Kayseri’nin doğu tarafında Yılanlı dağında Koyunbaba tekkesi vardır ki, bu da Bektâşî tekkesidir.
Eski Kayseri yakınında Kalenderân tekkesi de eski bir tekkedir. Hâlâ birkaç dervişi vardır ki Bektâşidirler. Bazen şehre gelip parsa ederek geçinirler.
NÜFUS
17. yy Osmanlı şehirli nüfusu hakkında ki bölgesel çalışmalarda Kayseri şehrinde 16. ve 17. yy boyunca hissedilir bir nüfus artışı yaşandığı tespit edilmiştir. Bu dönemlerde şehrin artan nüfusunun şehre olan göçlerden dolayı arttığı gözlemlenmiştir.
SOSYAL HAYAT
Bütün Osmanlı şehirlerinde olduğu gibi Kayseri’de de şehrin merkezinde birer çarşı-pazar bulunmaktadır. Belgelere; “şehir çarşusu”, “sûk-ı sultanî” veya “uzun çarşı” olarak kaydedilen muhit her türlü üretim/zanaat ve ticaret faaliyetlerinin yürütüldüğü merkezdir. Surlarla iç kale arasında olan Kayseri çarşısı hakkında Evliya Çelebi, “Muhasip Ağa’nın dükkânını geçince Arpacılar Çarşısı, Kazancılar Pazarı ve Samurcular Çarşısı gelir. Sol tarafta Mevlevihane bahçesinin kapısı vardır. Uzun çarşı başında son bulur. Saraçhane ile Haffafhane Pazarı, aydınlık, düzenli ve çok kalabalık pazarlardır. Debbağlar Pazarı temizdir. Odun Pazarı kale kapısında olup buraya At Pazarı kapısı derler, At Pazarı, Paşa Sarayı yanındadır. Koyun Pazarı da o civarıdır” diyerek fizikî olarak yerini tarif ettiği çarşıdan “iki yerde kargir kapalı çarşısı bulunur. Biri kuyumculardır ki her türlü eşya ve mücevherler bulunmaktadır. Çeşitli kap kacak eşyaları pek çoktur. Büyük bedestende zengin tüccarlar alış-veriş edüb, çeşitli kumaşlar satın alırlar. Büyük çarşılardan Uzun çarşı gayet süslüdür”
Kayseri’nin de Bursa ve Edirne gibi iki yerde kâgir kapalı çarşısı vardır. Biri kuyumculardır ki, her türlü kıymetli eşya ve mücevherler bulunur. Çeşitli kapkacak eşyaları pek çoktur. Kuyumcuları mücevher eşyalar işlerler. Büyük Bedesten’de zengin tüccarlar alış-veriş edip, nice çeşitli kumaşlar satın alırlar.
Kayseri için Evliya Çelebi sayılarını tam olarak tespit edememekle beraber XVII. Asırlarda bu şehirde aşağıdaki meslek zümrelerini tespit etmek mümkündür:
(+)
Debbağlar, Sabuncular, Cullahlar, Cerrahlar, Kaftancılar, Boyacılar, Kuyumcular, Berberler, Atarlar, Bakkallar, Oduncular, Haffaflar, Kalaycılar, Terziler, Kazancılar, Semerciler, Mumcular, Taşçılar, Hamamcılar, Sıvacılar, Ekmekçiler, Kurşuncular, Bezirciler, Bakırcılar, Kürkçüler, Yorgancılar, Neccarlar, Pastırmacılar, Çiviciler, Kavukçular, Demirciler, Çilingirciler.
Şehir ileri gelenleri arapça ve Farsça konuşurlar. Halk ise Türkçe konuşur. Abe, bre, altra bre, götür bre, getir bre şeklinde sözleri vardır. Amma Kürtçe ve Rumca bilmezler. Şehir Erciş dağı eteğinde olduğundan, evlerinin ön cephesi kuzeye doğrudur. Seher vakti kalkan kimseler havasını koklayınca, Cennet rüzgârı koklamış gibi tad alır.
ERCİYES DAĞI
Kayseri şehri Erciyes dağının kuzey kısmına kurulmuştur. Erciyes dağı şehir için büyük önem taşımaktadır. Dağda asla yılan, çıyan, akrep ve bu gibi zehirli hayvanlar yoktur. “Bu dağda ricâlü’l-gayb makamı olduğu için haşerât bulunmaz” derler. Diğer bir söylentiye göre de seçkin eshabdan olup uzun zaman yaşamış olan baba Reten-i Hindî hazretleri bu dağda oturduğundan, bu haşerâtın bulunmaması onların duası sebebiyledir diye rivayet etmiştir ünlü seyyah.
Şehrin yeri Erciyes eteğinde olduğundan evlerin yüzü kuzeye açılır.
SONUÇ
17. yy’ın ünlü seyyahı Evliya Çelebi’nin gezdiği yerlerden biride Kayseridir. 17. Yüzyıl Kayserisi hakkında bize ayrıntılı bilgiler vermektedir. Seyyah şehrin tarihinden, kalesinden, dini yapılarından, nüfusundan ve birçok konu hakkında bilgiler vermektedir. Bu çalışmanın amacı 17. yy Kayseri’si hakkında bilgi almak ve ünlü seyyah Evliya Çelebinin Kayseri hakkındaki düşüncelerini analiz etmektir.
KAYNAKÇA
1. Çelebi, E. Seyahatname, C.3 syf 105-113
2. http://www.hikayeler.net/yazilar/25828/seyyah-goz ...e-kayseri/
3. http://www.kayserim.net
4. Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Zuhuri Danışman yayını, İstanbul. 1970, C.V.s. 69,70,75.
5. Karagöz, M. 2009, XVII. ve XVIII. Asırlarda (1650-1750) Kayseri, Elazığ, Sosyal Bilimler Dergisi C.19, S.1.
6. Atsız, N. (1972),Evliya Çelebi Seyahatnamesi Seçmeler, C.2, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul.
Tuğba ESEN
|
 |
Burhanettin Akbaş
12 yıl önce - Pzr 14 Ağu 2011, 10:29
Sırada benim bir yazım var:
(+)
KAYSERİ’NİN EVLİYA ÇELEBİSİ OLDUM / S.Burhanettin AKBAŞ
Erciyes TV’de Kitabistan programında geçen cumartesi (28.05.2011) günü Avrasya Yazarlar Birliği Başkanı Yakup Deliömeroğlu ve Başkan Yardımcısı ve aynı zamanda Türk Dünyasında Yılın Edebiyatçısı Ali Akbaş’la beraberdik. Sohbet esnasında söz döndü dolaştı ve Evliya Çelebi’ye geldi. 2011 yılı Unesco tarafından bütün dünyada Evliya Çelebi yılı ilan edilmişti.
Yakup Deliömeroğlu, Evliya Çelebi’nin 10 ciltlik bu devasa eseri, -ki dünyanın en büyük seyahatnamesidir-, 50 yılda yazdığına dikkat çekerek Evliya Çelebi’nin gezdiği coğrafyayı Avrasya Yazarlar Birliği olarak 50 yazara yazdırmayı planladıklarını söyledi. Evliya Çelebi’nin gezdiği coğrafya arasında şehrimiz Kayseri de bulunuyordu ve Yakup Deliömeroğlu, Kayseri’yi yazacak bir seyyah-ı fakih olarak bana Kayseri’nin Evliya Çelebi’si olmayı teklif etti. Ben de büyük bir memnuniyetle kabul ettim.
Şimdi düşünüyorum da 14 yıldır aslında Kayseri’de gezip gördüğüm yerleri yazıyorum. Erciyes TV için hazırladığım Bindallı, Kızılırmak Belgeseli, Yöre Yöre Kayseri, Şehitlerimiz, Erciyes’ten Rodoplara, Konak, Kitabistan, Yamula gibi programlarla ve belgesellerle önemli bir mesafe katettiğime inanıyorum. Aslında bu konuda tevazuya da gerek yok, Kayseri’yi en çok gezen ve en çok bilenlerden biri olduğumun farkındayım. O yüzden bugüne yazdıklarımı derhal toparlayıp yeni yazacaklarımla birlikte Kayseri’nin seyyah-ı fakih Evliya Çelebi’si olarak ortaya çok güzel bir eser çıkaracağım.
(+)
ÖNCE EVLİYA ÇELEBİ’Yİ TANIYALIM
Evliya Çelebi, 1611 yılında İstanbul Unkapanı'nda doğdu. Kültür ve Turizm Bakanlığının resmi internet sitesinde yer verilen bu bilgiye karşı bazı kaynaklarda onun, Kütahya'nın günümüzde Saray Mahallesi diye bilinen Zeryen Mahallesi'nde doğduğundan bahsediliyor.
Evliya Çelebi'nin ailesi, İstanbul'un fethinden sonra Kütahya'dan buraya gelip Unkapanı yöresine yerleşti. İlköğrenimini özel olarak gördükten sonra bir süre medresede okudu, babasından tezhip, hat ve nakış öğrendi, musikiyle ilgilendi. Kuran'ı ezberleyerek hafız oldu. Enderun'a alındı, dayısı Melek Ahmed Paşa'nın aracılığıyla Sultan 4. Murad'ın hizmetine girdi.
''SEYAHAT YA RESULALLAH...''
Evliya Çelebi'nin geziye karşı duyduğu ilgi, çocukken babası ve yakınlarından dinlediği öykü, söylence ve masallardan kaynaklanıyor.
Seyahatname'de geziye duyduğu ilgiyi anlatırken, 1630'da bir gece rüyasında Hazreti Muhammed'i gördüğünü, ''Şefaat ya Resulallah'' diyeceğine şaşırıp ''Seyahat ya Resulallah'' dediğini, bunun üzerine ona gönlünce gezme, uzak ülkeleri görme imkanı verildiğini ifade etti.
Bu rüya üzerine 1635'te önce İstanbul'un bütün yörelerini dolaşmaya, gördüklerini, duyduklarını yazmaya başladı. 1640'ta Bursa, İzmit ve Trabzon yörelerini gezdi, 1645'te Kırım'a Bahadır Giray'ın yanına gitti. Yakınlık kurduğu kimi devlet büyükleriyle uzak yolculuklara çıktı, savaşlara, mektup götürüp getirme göreviyle ulak olarak katıldı.
Yanya'nın alınmasıyla sonuçlanan savaşta, Yusuf Paşa'nın yanında görevli bulundu. 1646'da Erzurum Beylerbeyi Defterdarzade Mehmed Paşa'nın muhasibi oldu. Doğu illerini, Azerbaycan'ın, Gürcistan'ın kimi bölgelerini gezdi. Bir ara Revan Hanı'na mektup götürüp getirmekle görevlendirildi ve bundan dolayı Gümüşhane, Tortum yörelerini dolaştı. 1648'te İstanbul'a dönerek Mustafa Paşa ile Şam'a gitti, 3 yıl da o dolaylarda gezdi.
1651'den sonra Rumeli'yi dolaşmaya başladı, bir süre Sofya'da bulundu. 1667-1670 arasında Avusturya, Arnavutluk, Teselya, Kandiye, Gümülcine, Selanik bölgelerini gezdi. Kaynakların bildirdiğine göre, EvliyaÇelebi'nin gezi süresi 50 yılı kapsıyor.
Mısır'dan dönerken ya da İstanbul'da 1682'de öldüğü sanılan Evliya Çelebi'nin kabrine ait herhangi bir bilgiye tarihi kaynaklarda yer verilmezken, kabrinin kayıp olduğu belirtiliyor.
(+)
50 YILLIK GEZİSİNİ 10 CİLTLİK SEYAHATNAME'DE TOPLADI
Evliya Çelebi, Seyahatname'sinde, gezdiği ülkelerin yeme içme alışkanlıkları, ekonomisi, giyim şekli, coğrafi durumu, dili, gelenek ve görenekleri hakkında ilginç bilgiler verdi. Gördüklerini ve gözlemlerini bu eserinde tarih ve yer belirterek yazdı.
Gerçekçi bir gözle izlediği olayları yalın ve duru, zaman zaman fantastik bir anlatımla halkın anlayacağı şekilde yazdı, halkın anlayacağı deyimleri fazlaca kullandı.
Ünlü seyyahın 10 ciltlik Seyahatname'si, bütün görmüş ve gezmiş olduğu memleketler hakkında oldukça önemli bilgiler içeriyor. Günümüzde unutulan Ankara civarında tiftik keçisi yününden sof elde edilişi, Mudurnu'da iğne yapımcılığı gibi yörelere özgü ekonomik faaliyetler hakkında bilgiler aktardı.
Türk kültür tarihi ve gezi edebiyatı bakımından önemli bir yere sahip olan Seyahatname'de, Anadolu'nun yanı sıra Kuzey Afrika, İran, Kafkaslar, Orta ve Kuzey Avrupa'dan bahsediliyor.
(+)
SEYAHATNAME'DE ANLATTIĞI MEMLEKETLER
Evliya Çelebi'nin çağının konuşma dilini kullandığı Seyahatname'nin birinci cildinde İstanbul ve civarı, ikinci cildinde 1640'te yaptığı Buca, Batum, Trabzon, Kafkasya, Girit, 1645'teki Erzurum, Azerbaycan, Gürcistan seferleri, üçüncü cildinde Şam, Suriye, Filistin, Urmiye, Sivas, El-Cezire, Ermenistan, Rumeli, Bulgaristan ve Dobruca, dördüncü cildinde Van, Tebriz, Bağdat, Basra gezisi yer alıyor.
Eserin beşinci cildi, Van, Basra seyahatinin sonuyla başlıyor ve Oçakov gezisi, Rakoçzi'ye karşı sefer, Rusya seferi, Anadolu asilerine karşı hareket, Çanakkale yolu ile Bursa'ya gidişi, Boğdan'a gidişi, Transilvanya seyahati, Bosna'ya gidişi, Dalmaçya seferi, Sofya'ya gidişinden oluşuyor.
Çelebi'nin Balkanlar ve Avrupa izlenimlerine yer verdiği altıncı ciltte, Transilvanya seferi, Arnavutluk gidişi ve İstanbul'a dönüşü, Macar seferi, Uyvar'ın kuşatılması, 40 bin Tatarla Avusturya, Almanya, Flemenk'e ve Baltık Denizi'ne kadar gitmesi, Uyvar'ın zaptı, Belgrad'a gidişi, Hersek'e gönderilmesi, Ragusa seyahati, Karadağ ve Kanije seferleriyle Hırvat memleketindeki gezileri bulunuyor.
Seyahatname'nin yedinci cildi, Avusturya, Kırım, Dağıstan, Deşt-i Kıpçak, Esterhan, sekizinci cildi Kırım, Girit, Selanik, Rumeli, dokuzuncu cildi Kütahya, Afyon, Manisa, İzmir, Sakız Adası, Kuşadası, Aydın, Tire, Denizli, Muğla, Bodrum, Ege Adaları, Isparta, Antalya, Alanya, Karaman, Silifke, Tarsus, Adana, Maraş, Antep, Kilis, Halep, Lazkiye, Şam, Beyrut, Sayda, Safed, Nablus, Kudüs, Medine, Mekke ve civarlarını kapsıyor.
Eser, Evliya Çelebi'nin son gezdiği memleket olan Mısır izlenimleriyle 10'uncu ciltte sona eriyor.
(+)
ÇELEBİ'NİN HAC YOLCULUĞU TARİHÇİLERE İLHAM KAYNAĞI OLDU
Evliya Çelebi'nin 339 yıl önce hac ibadetini gerçekleştirmek üzere çıktığı yolculuk, Kanada, ABD ve İngiltere'den tarihçilere ilham kaynağı oldu.
İskoçya'da bulunan Edinburg Üniversitesi öğretim üyesi ve Türk tarihi araştırmacısı Dr. Caroline Finkel, Seyahatname ile ilgili çalışmaları sırasında tanıştığı araştırmacılarla 21 Eylül 2009'da Yalova'nın Hersek köyünden uzun bir yolculuğa başladı.
Ünlü seyyahın 1671'de hacca gitmek için Yalova'dan başladığı yolculuğunda izlediği güzergahın ilk bölümünü atla geçen Dr. Finkel ile Edinburg Üniversitesinden Gerald MacLean, Exerter Üniversitesinden Prof. Dr. Donna Lanry, Kent Üniversitesinden Susan Wirth ve New York Der Spigel'de görevli Therese Tardif, seyahat sırasında bazı yerleşim birimlerinde mola vererek Türk kültürüyle ilgili bilgiler edinip belgesel program için çekim yaptı.
Marmara ve Ege bölgelerinde 40 günlük yolculukları süresince çadırlarda konaklayan ve Küresel Konumlama Sistemi (GPS) cihazından yararlanan grup, gelecek yıl Seyahatname'ye ışık tutacak bir kitap ve belgesel ortaya çıkarmak için hazırlıklarını sürdürüyor.
(+)
UNESCO, DOĞUMUNUN 400'ÜNCÜ YIL DÖNÜMÜNÜ UNUTMADI
UNESCO, ünlü gezgin Evliya Çelebi'nin 400'üncü doğum yılına rastlayan 2011'i, geçen yıl ekim ayında UNESCO ile ilişkilendirilen anma yıl dönümleri kapsamına dahil etti.
Dil, halk bilimi, sanat tarihi, topoğrafya, dinler tarihi, tasavvuf tarihi ve yerel tarih araştırmalarının en önemli kaynaklarından olan Seyahatname'siyle ünlü Evliya Çelebi, gelecek yıl anısına organize edilecek çeşitli etkinliklerle anılacak.
Öte yandan, Evliya Çelebi, Fransa'nın Strasbourg kentindeki Avrupa Konseyinde düzenlenen bir sergide, tarihe damga vuran 20 kişi arasında gösterildi.
|
 |
Zafer
12 yıl önce - Pzr 14 Ağu 2011, 13:06
Abdi dedeyi ve diğer zatları ziyaret edelim dostlar.. Abdi dedenin menkıbesi oldukça etkiledi doğrusu.
|
 |
Burhanettin Akbaş
12 yıl önce - Pts 15 Ağu 2011, 00:28
Gerçekten Abdi Dede Menkıbesi çok etkileyici... Müstakil olarak buraya aldım:
Abdi Dede Menkibesi :
Halktan, kendi halinde, çile evinde hakikat hazinesine varmış bir er, meşve verir bir ağaç ve nurlu yol olmakta iken, gaddar halk: “Şeriatten taş kopardı” diye sadece onun üzerine taş atmakla kalmayıp tekkesinde “Liyehlike men heleke an beyyinetin ve Yahyâ men hayye an beyyinetin..” (Enfâl 42.âyet:Allah sizi böyle buluşturdu ki helâk olan açık bir delille helâk olsun yaşayan da açık delille yaşasın) âyet-i kerimesini okurken zavallı Abdi Dede’yi hâkimin huzuruna götürüp bir an aman verdirmeyerek astırır. Kalan mallarına el koymak için tekrar tekkeye vardıklarında görürler ki “Feseyekfike kühumullahe” (Bakara 137.âyet:Allah sana kâfidir) âyetini okuyor! Hemen : “Bre, astığımız yerden kurtulmuş!” diyerek, tekrar yakalayıp hakimin huzuruna götürürler. Sonra yine daha önce astıkları yere vardıklarında bir de ne görsünler? Asmış oldukları Abdi yine asılı durmaktadır. Abdi Dede, hemen asılı vücuda : “Esselâmu aleyküm ya Abd-i Hak” deyince, cesedden de : “Ve aleyküm selâm yâ Abd ser Hak” diye bir ses gelir. Bu kadar adam bunu duydukları halde, yine hep birlikte ikinci Abdiyi de birinci Abdi’nin yanına asarak tekkesini ele geçirmeye koşarlar. Tekkeye vardıklarında Abdi dede’yi yükses sesle : “Ve ketebnâ aleyhim fihâ inne’nefsi..” (Maide 45: Onlara cana can göze göz......karşılıklı kısas yazdık) âyet-i kerimesini okurken bulurlar !.. Yine yakalayıp Arasta başında asmak istediklerinde, önceki astıkları iki vücudu gören Abdi dede: “Esselâmü aleyhüm ve Abdeyn ümmet-i seyyide’l kevneyn” deyince, o cesedler de : “Ve aleyküm selâm yâ Abdurrahman hü hü” derler. Halk, yine aman vermeyip onu da asar.
Abdi Dede vücudunun üç defa asıldığını gören Kayserililer ayaklanarak Abdi Dede’nin asılmasına fetva veren şeyhülislâmı ve aleyhinde olan zâhirî bilginlerden yedisini aynı hizada asıp, Abdileri de indirerek birer birer yıkayıp orada defnederler. Hâlâ üçü de mezar taşları ile belli ziyâret yeridir. Allah sırlarını mukaddes kıla.
|
 |
vedat sarı
12 yıl önce - Pts 15 Ağu 2011, 18:22
Abdi Dede mezarı nerdedir.Yer olarak bilgi verebilir misiniz. Kayseri ye yolumuza düşerse bu Allah dostunun mezarına bir fatiha okuyalım.
|
 |
Oktay+
12 yıl önce - Pts 15 Ağu 2011, 19:13
Evliya Çelebi başlı başına bir tarih. Hatta filolog, hatta coğrafyacı, hatta botanik uzmanı, hatta sanat tarihçisi...
Her şeyi irdelemiş, gittiği yerlerin dilini, söyleyiş usullerine ve fonotiğine kadar aktarmış. Oradaki yapıları söylenceleriyle ve kendi bilgileriyle işleyerek aktarmış. Nerde ne yetişir, nereler gezilir anlatmış. İnsanların mizacları, huyları nasıldır hep nükteli işlemiş.
Yapı Krediden çıkma, direk seyahatnameden çeviri "Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi" adlı eseri herkese önerim. Mutlaka almalı ve evinizin bir köşesinde bulundurmalısınız. Arada okuyun; Anadolu hakkında, Dünya hakkında inanılmaz şeyler öğreniyor insan.
Tabi biraz pahalı..! Ben ilk önce ikinci ciltini aldım ki fiyatı 42 tl civarı. Toplam 18 kitaptan oluşuyor. İkinci ciltte; Bursa, Bolu, Girit, Kırım, Trabzon, Erzurum, Azerbaycan, Kafkasya vardı... Kayseri 3. Ciltte Konya, Şam, Sofya, Gazze, Edirne, Sivas Urfa, Antakya gibi şehirlerle birlikte.... İkinci cilti Bursa olduğu için almıştım. Sonra Birinci cildini aldım ki genel anlamıyla İstanbul var. Sanırım 1-2 senede hepsini toparlarım. Şimdi 9 cilti birden almaya kalksak baya tuzlu oluyor.
İkinci olarak da İbni Battuta'nın Seyahatnamesini aldım ki o da 2 cilt. 55tl filandı ama 1 seneyi geçti. İbni Batuta'nın Bursa hakkında yazdıklarını öğrenmek istemiştim ve çok da faydalı oldu.
Osmanlının Bursayı yeni zapt ettiği yıllarda geliyor Bursaya ve o dönem ki Müslümanlık ve insan ilişkileri konusundaki yazdıkları çok şaşırtıcı.
Günlük hayat bambaşka. Türkler hakkında yazdıkları komik.
Hala arar ara açıp bakıyorum. Kayseri hakkında da ilginç şeyler olabilir. Edinin. Ama kaynak eserler sonuçta. Roman gibi okunmaz...
Bu arada, İbni battuta'nın seyahatnamesi de direk kaynağından çeviri. Türkçe çevirisi ödüllüdür. YKY yayınları.
|
 |
Burhanettin Akbaş
12 yıl önce - Prş 18 Ağu 2011, 19:35
EVLİYA ÇELEBİ’NİN KAYSERİ HAKKINDA VERDİĞİ İLGİNÇ BİLGİLER
S.Burhanettin AKBAŞ
Evliya Çelebi, 17. Yüzyılda yaşamış, dünya çapında bir seyyahtır. Kırk yıldan fazla bir zaman Osmanlı Ülkesini gezmiş ve gezip gördüğü yerler hakkında on ciltlik devasa “Seyahatname”yi yazmıştır.
1648 yılında Şam’a düzenlediği bir seyahatin dönüşünde 1649 yılında Kayseri’ye uğramıştır. Kayseri hakkında Evliya Çelebi’nin verdiği bilgiler Seyahatname’nin 3. Cildinde yer almaktadır. Evliya Çelebi, 362. Yıl öncesinde Kayseri’deki sosyal hayat ve şehrin yapısı hakkında detaylı bilgiler vermiştir.
ŞEHRİN KURUCUSU
Evliya Çelebi, şehrin ilk kurucusu Zekeriya Aleyhisselam zamanında yaşamış olan Kayzer (Kral) Erciş’tir diyor. Erciş adının Erciyes dağının da adı olduğunu ifade ediyor. Ona göre Erciş, bilinmeyen âlemin askerleri demekmiş.
KAYSERİ KALESİNİN İÇİNDE ALTI YÜZ, DIŞINDA BİN EV VAR
Evliya Çelebi, Kayseri Kalesinin Rum hükümdarlarından kaldığını ancak kaleyi bu hâle getiren ve güzelleştirenlerin Danişmentliler olduğunu söyler. Çelebi, 1649 yılında Kalenin içinde altı yüz hane ev olduğunu söylüyor. Kalenin dışında ise bin kadar iki katlı ve ahşap ev var demektedir. Kalenin beş adet kapısı olduğunu ifade eder ve bu kapıların isimlerini sayar: Boyacı Kapısı, Kiçikapı, Asarönü Kapısı, Pazar Kapısı, Sivas Kapısı.
ŞEHRİN ÇARŞILARI
Evliya Çelebi, Kayseri Kalesi ve civarında birçok çarşı bulunduğunu belirtir. Arpacılar Çarşısı, Kazancılar Çarşısı, Samurcular Çarşısı, Saraçhane, Haffafhane, At Pazarı, Koyun Pazarı, Debbağlar Pazarı, Odun Pazarı…
Kapalı Çarşıdan övgüyle bahseden Çelebi, Bursa ve Edirne gibi Kayseri’nin de Osmanlının önemli şehirlerinden biri olduğunu Kapalı Çarşının bulunuşuna bağlıyor. Tabii ki büyük ve zengin tüccarların alışveriş yaptığı Bedesten ise Kayseri için çok önemli bir merkezdir.
KAYSERİ’DE AHİLERLE PAZARLIK YAPILAMAZ
Kayserililerin pazarlıkçı olduğu yönünde halk arasında ifade edilen sözleri duymuşunuzdur. Çelebi, Seyahatname’de bu konuya da açıklık getiriyor. Kayseri’de Müslüman esnaflarla, yani ahilerle pazarlık etmek imkansız imiş. Çünkü, ahilik sistemine göre, bir ahi malını satarken fahiş fiyat uygulayamayacağı için pazarlığı asla kabul etmez ve teklif edene de “ben bu kadar alçak bir adam mıyım ki pazarlık teklif ediyorsunuz” dermiş. Halbuki, Ermeni, Rum ve Yahudi esnaf ile her türlü pazarlık yapılabiliyormuş.
KAYSERİ’NİN HAYIRSEVERLİĞİ
1611-1682 yıllarında yaşayan ve 1649 yılında Kayseri’ye gelen ünlü seyyah Evliya Çelebi, o yılların Kayseri’sini anlatırken Kayseri’deki camileri, sarayları, medreseleri, tekkeleri, hanları, hamamları, çeşmeleri sayarken Kayseri’de birçok vakfın ve hayırseverin de varlığını haber veriyor. Şehrin 362 yıl önce de aynı vasıflara sahip olduğunu öğreniyoruz.
KAYSERİ’NİN BEYAZ UNU, SUCUĞU VE PASTIRMASI
Evliya Çelebi, Kayseri mutfağı hakkında da önemli bilgiler verirken işe beyaz undan başlıyor. Kayseri’de üretilen buğdaydan elde edilen beyaz undan Kayserililer beyaz ekmek yapıyor ki ilk övgüyü bu ekmek alıyor. Sonra bu beyaz un sayesinde türlü türlü börek ve çörek yapıyorlar ki, o tarihte Kayseri’de sıra sıra dükkan var ve hepsi de börek, çörek, yufka, katmer çöreği, baharatlı börekler yapıyorlar.
Asıl şöhret ise 362 yıl önce de sucuğa ve pastırmaya veriliyor. Evliya Çelebi “kimyonlu ve baharatlı et sucuğu” ve “sığır pastırması” hiçbir yerde bulunmaz diyerek Kayseri’nin o tarihte de sucuk ve pastırmada birinci oluşunu tescillemiş oluyor. Hatta Çelebi’nin anlattığına göre, sucuk ve pastırma genellikle Osmanlı payitahtına hediye olarak gönderilirmiş. Bugün de aşağı yukarı durum aynı değil mi? Bugün de devlet erkanına, ileri gelenlere Kayseri’den paket paket pastırma ve sucuk gitmiyor mu? O gün de durum aynı demek ki…
“KAYSERİ SAHTİYANI GİBİ GICIR GICIR ÖTÜYOR”
Evliya Çelebi diyor ki: “Bu şehirde yaz ve kış kar yağar, toprak sulanır. Yetmiş yedi çeşit tahıl ve sebze yetiştirilir.” Bu kadar bereketli topraklarda elbette tarım gibi hayvancılık da önemlidir ve bu güzel dağ otlarından beslenen hayvanların, mesela keçilerin derilerinden debbağlar altın sarısı gibi bir sarı sahtiyan üretirlermiş. Halk ağzında “Kayseri sahtiyanı gibi gıcır gıcır ötüyor” sözünün bir atasözü gibi kullanıyor olmasının sebebi de böylece anlaşılıyor.
KAYSERİ’NİN HAVASINI KOKLAYAN CENNET RÜZGARI KOKLAMIŞ GİBİ OLUR
Sürekli olarak Kayseri’nin havasını övgüyle gündeme getiren Evliya Çelebi, söylenebilecek en güzel sözü şu şekilde söylüyor: “Seher vakti kalkan bir kimse (Kayseri’nin) havasını koklayınca, cennet rüzgarı koklamış gibi olur.” Çelebi’ye göre Kayseri’nin havasının bu kadar güzel oluşunun sebebi, şehrin Erciyes dağının eteklerinde oluşudur.
KAYSERİLİLER YÜZ, YÜZ ALTMIŞ YIL YAŞARLAR
Evliya Çelebi, Kayserililerin uzun ömürlü olduklarını ifade ediyor ve bunun sebebini de Erciyes dağının eteğinde yaşamalarına ve Kayseri’nin havasının soğuk oluşuna bağlıyor. “Halkı zinde olup kimi yüz, kimi yüz altmış yaşlarına kadar yaşarlar” derken yüz yaşını alt sınır, yüz altmışı üst sınır olarak mı kokuyor bilinmez ama Evliya Çelebi, Kayseri insanı için, siyah püskürtme benlidirler, dinç ve güçlüdürler, çocukları erken sakallanır ve hemen avcılığa başlarlar diyerek gözlemlerini sürdürmektedir.
KAYSERİ HALKI TÜRKÇE KONUŞUR
Evliya Çelebi, Kayseri halkının ileri gelenlerinin Arapça ve Farsça konuştuklarını söylüyor. Halkın ise tamamen Türkçe konuştuğunu, Rumca ve Kürtçe gibi dilleri bilmediklerini, “atla bire, gel bire” gibi ifadeler kullandıkları ifade ediyor.
KAYSERİLİLERİN TİCARİ ZEKASI DÜŞÜK OLANLARI OKUTTUKLARI DOĞRU DEĞİLMİŞ
Evliya Çelebi, fıkralardaki fantezilerin tam tersine Kayserililerin zeki kimseler oldukları için eğitime düşkün olduklarını yazıyor ve bunu da şöyle ifade ediyor: “Şehrin kışı şiddetli olduğundan halk öğrenimle uğraşır. Zeki kimseler oldukları için şair ve yazarları pek çoktur.” Yani Kayseri’nin tarihte makarr-ı ulema olan adına belki de makarr-ı şuara’yı ekleyebileceğimiz sözlere yer veriyor. Yani Kayserililerin zekası düşük olanları okuttukları gibi sözlerin sadece fıkraların fantezisi olduğu gerçeği de ortaya çıkmış oluyor. Hele hele okumam yazmam yok ama Kayseriliyim fantezisini, bu kadar medrese ve tekkenin bulunuşu o tarih için doğrulamıyor.
EVLİYA ÇELEBİ KAYSERİ’NİN MANEVİ MİMARLARINI SAYIYOR
Kayseri’de o kadar çok isim var ki hepsi de şehrin manevi mimarları diyebileceğimiz şahsiyetler ve onların ziyaret yerleri var. Maalesef ki bugün birçoğunu kabrinin yeri de unutulmuş. İşte Çelebi’den küçük bir liste sunalım:
1.Seyyid Burhaneddin Muhakkik-i Tirmizî
2. Muhammed Hanefi bin Emirü’l- Müminin
3. Şeyh Rükneddin Sincanî
4. Şeyh Evhadüddin Kirmânî
5.Şeyh Şerefüddin Musûlî
6. Şeyh Hasan Kayserî
7. Şeyh Seyyid-i Şerif
8. Şeyhü’l-Himmetü’l-Hulvânî
9. Şeyh Rûzbehan Baklî
10. Şeyh Nurbahş Kâmurânî
11. Şeyh Molla Tatar
12. Hazret-i Davud u Kayserî
13. Sultan Melik Mehmet Gazi
14. Şeyh İbrahim Tennuri
15. Arslan Dede
16. Şeyh Fethullah-ı Tennuri
17. Şeyh Ahmet Tiyrânî
18. Şeyh Hazret-i Hâmid İbn Musa el Kayserî
19. Abdi Dede
KAYSERİ’DEKİ BEKTAŞİ TEKKELERİNİ DE HABER VERİR
Evliya Çelebi, Kayseri’nin o tarihlerde Bektaşilerin de önemli merkezlerinden biri olduğunu haber veriyor. Özellikle Seyyid battal Cafer Gazi Tekkesi ile yine şehrin merkezinde yer alan Kalenderan Tekkesine ve Yılanlı Dağının eteklerindeki Koyun Baba Tekkelerine işaret ederek Bektaşi öğretilerinin buralarda yapıldığını ifade ediyor.
KAYSERİ’DE O TARİHTE HAFTADA İKİ DEFA SEMA AYİNİ YAPILIRMIŞ
Evliya Çelebi, Kayseri’de Mevlana hazretlerinin adını taşıyan “Celaleddin Rumi Asitanesi” denen bir yapıdan bahsediyor. Diyor ki: “Bu bir Mevlevihanedir. Her zaman bilgin, fakir –fukara kimselerle doludur. Haftada iki defa Mevlana ayini yapılıp semâ ve Sâfâ ederler. Bu tekkenin bahçe kapısı önünde bir çeşme vardır. Bütün dervişler buradan abdest alıp su içerler. Tekkenin içinde oda ve sofralar olup mutfak, semahane ve çalgı odası bulunur. Bu tekke Mevlana’nın Hocası Seyyid Burhaneddin Tekkesi’dir.”
ÜNLÜ ARAP ŞAİRİ İMRÜ’L-KAYS’IN MEZARI ALİ DAĞINDADIR
Evliya Çelebi, Kayseri’de 103 adet gezinti ve eğlence yeri olduğunu yazıyor. Özellikle Hisarcık’ın kirazının meşhur olduğunu söyledikten sonra Ases Dağı dediği Ali Dağı’nda ise ünlü Arap Şairi İmrü’l-Kays’ın mezarının olduğunu ifade ediyor. Rivayete göre, Müslümanları şikayet için Roma Topraklarına gelen İmrü’l-Kays, bu topraklarda eceliyle ölmüş ve buraya defnedilmiş.
ERCİYES DAĞINDA HAŞERAT OLMAZ
Evliya Çelebi’nin iddialı sözlerinden biri de bu olmuştur. Çok net bir şekilde, bu dağda asla yılan, çıyan, akrep ve zehirli hayvanlar yoktur diyen Çelebi, bunu da çeşitli deliller sunarak ispatlamaya çalışır: “Bu dağda ricalü’l-gayb makamı olduğu için haşerat bulunmaz.” Der. Ona göre, Baba Ruten Hazretleri ki bahçıvanların piri imiş ve bu dağda oturmuştur. Asıl adı Ebû Zeyd Hindî olan bu zat aslen Hintli olup bu dağda yalnız başına bir ömür sürmüş.
Çelebi’nin bir başka delili ise taa Hz.Yahya dönemine uzanıyor. Bu dönemde Kayseri’de yaşayan Flaska adındaki bir filozof dağa çıkıp yetmiş adet haşerat şeklini bir sütuna çizip tılsım yapmış. O yüzden haşerat ve zehirli hayvan bu dağda yokmuş.
Aslında bir gerçekliği söylemeden de edemez Evliya Çelebi, yaz ve kış buzulları eksik de değildir diyerek, aslında haşeratın neden olmadığına bir işaret daha gönderir.
SONUÇ
Evliya Çelebi, bazı bilgileri abartmış diyebilirsiniz. Ama o devri düşünmenizde fayda vardır. Asker hikayeleriyle büyüyen bir Osmanlı Beyefendisi ve üslubunu birazcık tatlandırmanın yazdıklarını daha etkili kılacağını düşünmüş olabilir. Bunlar bir yana, Kayseri hakkında anlattıkları elbette emsalsiz bir kaynaktır ve birçok bilim alanını doğrudan ilgilendiren bilgileri ve gözlemleri bize sunmuştur.
Peygamberimizi rüyasında görüp “şefaat ya Resullah” diyecek yerde dili sürçüp “seyahat ya Resullah” diyen ve bu dileği kabul olan Evliya Çelebi’nin bugün “Seyahatname” adlı on ciltlik devasa eserine paha biçilemiyor. Bu özelliği ile Dünya Edebiyatının da en seçkin eserlerinden birini meydana getirmiştir ve biz onun Rabbin rızasına ve peygamberin şefaatine nail olmasını diliyoruz.
S.Burhanetin AKBAŞ / www.wowturkey.com
(Emeğe saygı gereği)
|
 |
Burhanettin Akbaş
|
 |
Burhanettin Akbaş
11 yıl önce - Prş 06 Ekm 2011, 01:21
Evliya Çelebi'nin 400. Doğum Yıldönümü Etkinlikleri 10-15 Ekim 2011
Evliya Çelebi'nin Dünyası konulu harita sergisine ve "Evliya Çelebi" konulu konferansa davet...
Tarih. 10 Ekim 2011
Yer: İl Kültür Müdürlüğü Kayseri Kültür Merkezi
Saat: 14.00
Sergi Açılışı ve İkram
Saat: 14.30
"Evliya Çelebi" konulu konferans
Konuşmacılar:
Prof.Dr.Atabey KILIÇ (Erciyes Üniversitesi Türk Dili Bölüm Başkanı)
S.Burhanettin AKBAŞ (Araştırmacı - Yazar)
Not: Sergi 10 Ekimden itibaren beş gün süreyle ziyarete açık kalacaktır.
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|