Diyanet, TİKA ve Türk Kızılayı'nın açlığın pençesindeki Somali halkı için başlattığı kampanyada toplanan yaklaşık 1.500 ailenin ihtiyacını karşılayacak 50 ton yardım malzemesinin dağıtımı bugün başlıyor. Kargo uçaklarının inişi ile Somali halkında büyük bir heyecan ve gözyaşının hâkim olduğu söyleniyor.
Açlıkla mücadele eden Afrika'da yaşanan drama kayıtsız kalmayan Anadolu insanının bölgeye ulaşan yardımlarının dağıtılmasına bugün başlanacak. Ramazan'ın ilk gününden bu yana yapılan bağışlarla seferber kurumlar Somali'ye dün nihayet ulaştı. Diyanet İşleri Başkanlığı, TİKA ve Türk Kızılayı'nın çağrısıyla toplanan 50 tonluk yardım malzemesi ölümle karşı karşıya olan 5 milyon Somaliliye bir parça da olsa yardımcı olacak.
Mogadişu Havalimanı'na gelen TİKA Başkanı Serdar Çam başkanlığındaki heyeti, Somali başbakan yardımcısı ve içişleri bakanı karşıladı. İhtiyaç tespiti yapmak için kendisinin iki gün önce Somali'ye geldiğini söyleyen Türk Kızılayı Genel Müdürü Ömer Taşlı, uçakların inişi ile Somali'de büyük bir heyecan ve gözyaşının hâkim olduğunu bildirdi. Çok uzak köylerden Mogadişu'ya göçen insanların bile Türkiye'yi çok iyi bildiğini belirten Taşlı, "Somali, Türkiye'ye büyük bir umut bağladı. Cumhurbaşkanımızın, Başbakanımızın, Dışişleri Bakanımızın isimlerini söylüyorlar. Bu bize büyük bir sorumluluk veriyor." dedi. Taşlı, İslam İşbirliği Teşkilatı bürosu dışında, Türk Kızılayı ve TİKA'nın Mogadişu'ya yerleşerek hizmet veren ilk ekip olduğunu vurguladı.
Mogadişu çevresindeki kampları ziyaret ettiğini kaydeden Taşlı, halkın ciddi anlamda gıda, su ve sağlık ihtiyacının yanı sıra güvenliğin de sorun olduğunu belirtti. Durumun vahametini anlatmaya kelimelerin yetmediğini vurgulayan Taşlı, iki kargo uçağıyla dün inen yardımların bugün dağıtılacağını, salı günü Mogadişu'ya gelmesi beklenen bir yardım uçağının dışında 15 gün içinde bir de 7 tonluk yardım gemisinin ulaşacağını duyurdu. Mogadişu'daki kampları gezen heyet, benzerlerine göre nisbeten iyi şartlardaki bir kampta çocuklara süt, bisküvi, çikolata ve şeker dağıttı. 10 günlük bebekleri ve çocuklarıyla yaşam mücadelesi veren annelerin olduğu kampta kadınlar bulabildikleri malzemelerle yemek pişirirken, susuzluğa rağmen az miktardaki suyla abdest alıp namaz kılanların çokluğu dikkat çekiyor.
Dün Mogadişu'ya ulaşan kargo uçaklarında, yaklaşık 1.500 ailenin ihtiyacını karşılayacak 50 tonluk yardım malzemesi bulunuyor. Bir ailenin bir aylık ihtiyacını karşılayacak şekilde paketlenen her kolide çocuk maması, süt tozu ve bebek bisküvisi ile makarna, pirinç, mercimek, nohut, fasulye, yağ, şeker, un gibi gıda malzemelerinin yanı sıra temizlik ve sağlık malzemeleri yer alıyor. Yardım malzemelerinin Mogadişu içindeki kamplara TİKA Başkanı Serdar Çam ve Kızılay Genel Başkanı Tekin Küçükali tarafından bugün dağıtılması bekleniyor. Birleşmiş Milletler'e göre, Somali'de 3 milyon 600 bin, Etiyopya ve Kenya dahil Afrika Boynuzu ülkelerinde ise 12 milyon insan açlıktan ölme riskiyle karşı karşıya bulunuyor. BM'nin verilerine göre, Somali'de son aylarda on binlerce kişi yetersiz beslenme sonucu öldü.
Prof. Dr. Osman Özsoy'un Haber 7'de yayınladığı bir yazıda Afrika'nın bu günkü durumunun Batı'nın yüzünden olduğunu anlatmış. Aynı durumun yıllar sonra bizi de beklediğini belirtmiş. Sayın Özsoy tarım arazilerine sanayi kurulduğundan ve tarım arazilerinin yok edildiğinden söz ederken aşağıdaki anektodu belirtmiş.
Alıntı:
Bir otomobil firması Türkiye’nin en değerli tarım arazisine fabrika kurmak isteyince, kamuoyunda yükselen “koca ülkede başka yer mi kalmadı” eleştirilerine, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, “Gerekirse Çankaya’nın bahçesinden bile yer veririm” demiştir.
Bu günlerde de Yalova'daki bir kimya depolama tesisi gündemde. Daha önce tarım arazisine yapılan CARGİL'in yapay tatlandırıcı üretim yerine bu hükûmet özel izin vermişti. Bu gidişimiz büyük bir hızla ve gözlerimiz önünde devam ediyor. Geçmişte yapılan yanlışlar gibi hem tarım arazilerimizde hem kültürel alanlarda sürüp gidiyor.
Eğer yanlışların geçmişte kaldığını düşünürsek hata işleriz. Bu sorunlar günümüzde de sürüyor. Birileri ortaya çıkıp birşeyler dediğinde ise istemezükçü damgası yiyorlar.
Samanyolu Haber' den Nadir KILIÇ' ın çok güzel bir yazısını paylaşmak istedim...
O kadar güzel anlatmış ki...
Alıntı:
YİYİNİZ İÇİNİZ SOMALİ'Yİ UNUTMAYINIZ!
İmtihan dünyasındayız. Kazanmanın zor, kaybetmenin kolay olduğu bir imtihan dünyasında. Daha çocukluğumuzdan başlar sınavlar. Hepsinin tarihleri isimleri vardır. Kah bilgimizdir ölçülen, kah genel kültürümüz. Kah yeteneğimizdir mihenk taşına vurulan, kah mesleki becerimiz.
Karşılığı vardır hepsinin. Daha iyi okullar, daha iyi bir meslek, daha parlak bir kariyer, kısacası daha iyi bir hayat.
Bazı imtihanlar da vardır ki, isimsiz ve zamansızdır. Doğrudan bir cezası ya da ödülü de yoktur. Ama imtihan dünyasının en kritik virajlarıdır aslında. İnsanlığımızı, inancımızı, imanımızı, kulluğumuzu tartarlar.
Bugünlerde işte böyle bir imtihandayız. Kazanmanın ve kaybetmenin kolay, ama sınandığımızı fark etmenin zor olduğu bir imtihanda. Bu imtihanın adı Afrika. Hedef ise bize binlerce kilometre uzaklıktaki insanların açlığını açlığımız, yokluğunu yokluğumuz bilmek. Elimizdeki varla, yokluğun yarasını bir nebze olsun sarmaya çalışmak.
Üç yıldır tek damla yağmur yağmadı diyor haber bültenleri. Renkli gazetelerimizin, açık büfe iftar reklamları arasına sıkıştırılmış küçük haberleri çıkıyor açlıktan ufalmış çocukların. Somali, Sudan, Etiyopya can çekişiyor o resimlerde.
Onların imtihanı belli. Açlık. Bizimkisi de tokluk ne yazık ki. Zira zor oluyor bunca boğaz kavgası arasında onları fark etmek. Bunca yemek reklamları arasına sıkışmış, büzülmüş siyah çocuğu görmek zor.
Bir elimiz yağda bir elimiz balda iken açlığı anlamak zor. Bir günde tonlarca ekmeği çöpe atarken, bir lokma ekmek bulamamanın ne demek olduğunu bilmek zor.
Önümüzden akıp giden leziz yemekleri yememeyi diyet zaferi sayarken, bir deri bir kemik kalmışlığın bizim imtihanımız olduğunu fark etmek zor.
Yemekten zafiyet geçirirken bazılarımız, bazılarımız eritmek için sodaya, sindirmek için ilaçlara saldırırken, açlıktan zafiyet geçirenleri görmek zor. Bir kuş sütü eksik iftar sofraları, açık büfe tatlılar, ekmeğin hası, etin pastırması suyun en yumuşağını ararken karnı beline yapışmış çocuğu akla getirmek zor.
Dört başı mamur, mükellef sofraların başında akşam ezanını beklerken, sormuyor ki kimse, bir tabak da Somalili çocuğa göndermek ister misiniz diye?
Yoksa biliriz, sünnettir inancımızda sofraya bir tabak fazladan koymak. İhtimal ki her an kapı çalar, içeriye bir misafir girer. Yediklerimizin daha helal olması, sofralarımızın daha bir bereketlenip bollaşması için buyur ederiz misafiri. Dahası peygamber vekili olarak bilir, başköşeyi veririz ona.
Ama bu ramazanda soframıza buyur edilmeyi en çok hak edenler binlerce kilometre uzakta. Kendilerini hatırlatmak için kapımıza gelip çalmayacaklar hiçbir zaman. Ama boş tabakların sahibi, peygamber emanetleri bu defa onlar.
Tıpkı daha önce deprem ve sel felaketleri yaşayan Pakistan, Açe ve Sudanlılar gibi. O afetlerde Türkiye vefasıyla, cömertliğiyle gönülleri fetheden insanların ülkesi olarak geçmişti tarihe. En büyük imtihanlarda da öyle yazıldılar deftere. Sofralarından birer tabak değil sofralarını sarıp göndermişlerdi çünkü o ülkelere.
Şimdi tek fark, afet bu defa sel ya da deprem gibi gümbür gümbür değil de sessiz sedasız geldi Afrika’ya. Onların imtihanı beden ve ruhlarını içten içe kemiren açlık ve yokluk, bizimkisi de beden ve ruhlarımızı içten içe körelten varlık ve tokluk.
Bu imtihanın sorusu şu: Kurumuş yüreklere bir damla su, açlıktan takati kesilmiş çocuklara bir lokma ekmek olabiliyor muyuz?
Evet .. dün tahmin ettiğim gibi. Konuyla ilk haber internet sitelerinde yerini buldu.
Başkbakan Recep Tayyip Erdoğan Somali'ye gidiyor.
Alıntı:
Başbakan Erdoğan, Somali'deki kıtlıkla ilgili yaptığı açıklamada, ''biz kimse yokmuş gibi Afrika'ya yardım göndereceğiz, orada olacağız'' şeklinde konuştu. Konuşmasının devamında ise Somali'ye gideceğini açıkladı.
İHH Cuma günü 400 bin kişinin kısa vadeli temel gıda ihtiyaçlarını karşılayacak, 3 bin ton yardım malzemesi taşıyacak olan gemiyi yola çıkarıyor. Umarım ihtiyaç sahiplerine sağlıklı bir şekilde ulaşır.
Senesini tam Hatırlamıyorum ama 2008 veya 2009'da Paksitan sele teslim olunca idi ... O zamanda Ramazan ayına denk gelmişti ve Türk Milleti Fitre,zekattan buralara müthişl bir pay ayırmıştı ...
Bu senede Devletin zirveside buna Önayak olduğuna göre Afrika'ya yüklü bir miktar yardım gideceği aşikar ...
Ben bu milleti seviyorum arkadaş ...
Düşene bir tekme vurmak bizim kültürel genimizde yok ... Sonradan öğrenilmişlikler hariç ...
böyle bir milletin ferdi olmaktan gurur duyuyorum. kim yardıma muhtaç olsa vatandaşlarımız gönüllerinden ne koparsa veriyorlar. Rabbim inşallah bu yardımları devletimizin sadakası olarak kabul eder ve devletimizi korur.
Star Gazetesi | Fadime Özkan | 10 Ağustos 2011 Çarşamba
Değil yürümeye, yüzlerine gözlerine konan, onları yiyip bitiren sinekleri kovalamaya bile takatleri yok.
Karınları şiş. Davul gibi de gergin. Gövdeleri iskeletlerine giydirilmiş bir deriden ibaret. Belki açlığın getirdiği türlü hastalıklardan, belki sadece bu yüzden, kafaları kocaman. Bütün yüzleri göz.
Bebekler üç dört kiloyu geçmiyor, yaşlarına göre çocuklar altı yediyi. Yetişkin kadınlar 15-20, erkekler 20-25 kilo civarında. 60 yılın en kurak yazı bu. 3 yıldır yağmur düşmemiş topraklarına. Tek damla. Yerden hiçbir nebat bitmemiş. Hayvanlar ölmüş. Şimdi sıra onlarda.
Evlerinde kalsalar kesin ölecekler. Yaşadıkları yerlerden kalkıp, sınırlarda kurulmuş kamplara ulaşabilmek için yollara düşüyorlar o yüzden, mecburen, o hallerinde.
50 derece sıcağın altında kilometrelerce yürüyorlar. Kilometrelerce deyişim lafın gelişi değil, ortalama 400 kilometre. Yiyecek yok, su yok. Açlık, yorgunluk ve hastalık var. Ve patır patır ölüyorlar, normal olarak.