istifa, kendi iradeleri ile değil, başka bir mihrakın emri ile oldu gibi, bundan sonra kuvvet komutanı olmasını istedikleri kıdemli birinin önünü açmak istemiş olabilirler.
söylentiler, emareler ve filliyata dökülen durum şunu gösteriyor ki; büyükanıt, başbuğ, güner, koşaner, ceylanoğlu, beraber bir ekip halindeler ve tek bir merkezden kontrol ve komuta edilmekteler.
kısa vadede, teamül-gelenek diye pazarlanmaya çalışan tsk kast sistemi içinde; sırası gelen kıdemli komutanın kilit noktaya getirilmesi hesaplanmış olabilir. ama bu isimlere bağlı ve bu isimlerin taktiklerine göre hareket eden alt-orta düzey kadronun, orta vadede pasifize edilerek, cuntacı omurganın kırılacağını tahmin ediyorum.
hükümetin, bu kumpasa karşı yaş sonrasında radikal bir karar ile kıdem sırasına göre komutan olmaya hazırlanan generallerin durumunu yeniden değerlendirmeli ve cunta ekibi ile ilişkisi olan, bir tarafı fenerbahçe orduevinde, diğer tarafı localarda olanları emekli edip devreden çıkarmalıdır.
DARBECİ Askerlerde kendi ülkelerini İŞGAL Ederler.
Şu darbe paranoyaklığı, iktidar partisi amigoları için iyi bir malzeme oldu. Ne zaman işler kötü gitse hemen "eyvah darbe yapacaklar" diye ağlamaya başlarlar. İşlerine gelmeyen ne kadar komutan varsa içeri tıkıp aaskeri terörle mücadelede pasifize etmeleri yetmemiş anlaşılan. Madem darbe yapacaklardı, 3 seçimdir neden yapılmadı diye sorarlar adama. Ama niyet belli, askere karşı bir kamuoyu oluşturup bunun üzerinden oy toplamak, sonra da diğer kurumlara yaptıkları gibi orduya kafasına göre şekil vermek. Kadrolaşmayla da olamazdı zaten bu. Nitekim bunda da başarılı olunmuştur artık.
Ordunun üç beş çapulcuyu bertaraf etmeye çalışarak harcadığı otuz yıl uzun bir süre.
viyanadan herhalde durum öyle gözüküyo, o kadar kolay yani 3 5 çapulcuyu asker betaraf edemedi
nişantaşı cafelerinde oturup doğuda zor şartlar altında yaşayan mücadele eden askerleri eleştirenlerden hiç bir farkı yok böyle düşüncelerin
Alıntı:
Bizim ülkemiz dışında sanırım hiçbir ülkenin vatandaşı kendi genelkurmay başkanını bilmiyor ama bizim kafamıza basa basa o isimleri ezberlettiler, sanırım birkaç seneye kadar normalleşeceğiz.
klasik laflar avrupada genelkurmayın ismi bilinmez bilmem ne, isviçrede isveçte finlandiya gibi ülkelerde terör mü var, onların bölgelerinde sorunlu devletler mi var da bilincek general isimleri
abd,çin fransa gibi ülkelerde biliniyomu bilinmiyomu bi araştırın bakalım sonuç ne olucak
Alıntı:
Şura 'dan 3 gün sonra zaten emeli olacaklar iken, siyasi şov yaparak emekli-istifa etmeleri
sanatçımı bu paşalar sov yapsınlar,reklam yapsınlar.
askere düşmanlık için herkes sebep arıyomuşta haberimiz yokmuş, paşalar tavırlarını ortaya koydu kendi doğruları için bu hareketi yaptılar, doğruda olsa yanlışta olsa onurlu davranışları için bizzat teşekkür ederim
Alıntı:
Bizdeki kadar çin ordusunda Komutan bile az sayıda. Türkiye Nüfusunu karşılaştırsak 10 tane bizde yeter kafidir. Terörü bile bitiremediniz neden aceba?
10 tane ha en kolay iştir klavye başından sallamak,terörü bitirmek siyasetin elinde asker şimdiye kadfar 5 6 defa pkk yı bitirdi ama her defasında yeni teröristler kaltılğında hiç bir zaman sıfırlanmadı sayıları, bunuda sivil iktidar yapması gerekirdi,sizin karşınızda düzenli ordu yok gizlice gelip vurup kaçan birileri var, askerlerle yakın temas sağlandığından uçak bile kullanılmıyo
gerçi biz kime laf söylüyoz askere düşman başka hangi millet var bilemiyorum, yunanlılar ermeniler bunları okusa biz tsk ya az sallamışısız derlerdi eminim
En son 35 gökhann tarafından Pzr 31 Tem 2011, 14:39 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
İsrail'de yayınlanan Haaretz gazetesi yazarlarından Zvi Bar'el, Türk Silahlı Kuvvetler üst kademesinin emekliye ayrılma talebini, "İstanbul'da devrim" olarak yorumladı.
İsrailli yazar, komutanların emekliye ayrılmalarının ardından ordunun üst kademesinde yaşanan değişikliğin, ordunun geleneksel üstünlüğünü tersine çevirerek orduyu sivil yönetime tabi kıldığını belirtti
İLK KEZ HÜKÜMET DEĞİL ORDU GİTTİ
Gazetede bugün yer alan yorumda modern Türkiye tarihinde ilk kez, ordu ve sivil yönetim arasında yaşanan bir anlaşmazlıkta hükümetin değil ordunun gittiği vurgulandı. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın da kucağına düşen bu fırsata iki eliyle sarıldığı kaydedildi.
Zvi Bar'el, Erdoğan'ın şimdi Mustafa Kemal Atatürk rejiminin temel prensiplerinden birini değiştirerek sivil yönetimi ordunun üzerinde uygulayabileceğini ifade etti.
Yazar, bu prensibin şimdiye kadar orduya Atatürk'ün prensipleriyle uyuşmayan hükümetleri yerinden etme ve anayasayı koruma görevi verdiğini kaydetti.
İsrailli yazar, ardından komutanların emeklilik kararı almasının arkasındaki olayın ordudaki terfiler olduğunu hatırlatarak, Başbakan'ın hakkında soruşturma devam eden askerlerin terfi edilmesini kabul etmediğini vurguladı.
Alıntı:
Madem darbe yapacaklardı, 3 seçimdir neden yapılmadı diye sorarlar adama.
yapamadılar. çünk halk izin vermedi. akpartinin arkasında durdu hep. sağlam destekledi.
En son Mehmet Kasım tarafından Pzr 31 Tem 2011, 15:00 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Şu darbe paranoyaklığı, iktidar partisi amigoları için iyi bir malzeme oldu. Ne zaman işler kötü gitse hemen "eyvah darbe yapacaklar" diye ağlamaya başlarlar.
Biliyorsunuz dunyada cok sapik var, oyle ki kendi akrabasina tecavuz edebilecek derecede artik serefsizligin, haysiyetsizligin, adiligin ve hayvanligin dibine vurmus insanlar bunlar.
Dusunun... Bir genc kiza hic ummadigi ve hic beklemedigi birisi tecavuz ediyor. Hemde bu kisi normal sartlar altinda bu kizin bir akrabasi, ve hatta bu genc kizi koruyup kollamasi gereken bir kisi, diyelim ki bu kizin dayisi. 3-4 kere bu genc kiza tecavuz etmis ve bu kiz o yada su sebeplerden dolayi bunu ailesine soyleyememis... En sonunda dayanamiyor ve soyluyor... Baba bu kisiyi bulup haddini bildiriyor ve artik evlerine girmesini engelliyor, gerekli tedbirleri aliyor, mahkemeye muracaat ediyor ve bu tecavuzleri hem engelliyor hemde cezalandirilmasi icin elinden gelen her seyi yapiyor.
Simdi....
Bu genc kiz TURKIYEDIR...
Tecavuz sucu ise DARBELERDIR...
Tecavuz eden ise ORDU daha dogrusu ORDUMUZDA COREKLENMIS VATAN HAINLERIDIR...
O kizin babasi bu halk, bu millettir...
Babanin aldigi tedbirler ise ORTAYA CIKARTILAN DARBE HAZIRLIKLARIDIR...
O babanin istedigi ceza ise TURK HALKININ DARBECILER ISTEDIGI CEZADIR...
Simdi sen bu durumda iken bir baba olarak eve geliyorsun. Kizin evde seni bekliyor... Eve giriyorsun ama karsinda pantolunu indirmis bir dayi ile karsilasiyorsun....
Paranoyak olmamak mi gerekiyor ? Eger cevabin evet ise "Bu ne genislik" dememek elde degil...
Cunku ayni sekilde bu ordu pantolunu indirmis bir halde, yine daha onceleri oldugu gibi bu millete tecavuz etmek uzere iken eli bilmem neresinde sucustu yakalandi !
Sen paranoyak olmayabilirsin ama milleti kendin gibi saf sanma...
BÜYÜK TEMİZLİK ŞURADA DA DEVAM EDİYOR. KEMALİSTLER TSKDAN ATILSIN
Tutuklu generaller emekliye sevk edilecek
Bu tarihi bir yere kaydedin. 29 Temmuz 2011 tarihi, askeri vesayeti tasfiye açısından tarihi bir dönüm noktası oldu.
Şimdiye kadar darbeler tarihini yazmaya alışık olan kalemimiz, artık demokrasi tarihi açısından da yazabileceği örneklere sahip oluyor.
O nedenle 29 Temmuz gününün her ayrıntısının ayrı bir önem taşıdığına inanıyorum.
Şimdi elde edebildiğim bilgiler ışığında o gün yaşananları aktarmaya ve önümüzdeki günlere ışık tutmaya çalışacağım.
İlk başta paylaşmak istediğim bir bilgi var. Genelkurmay Başkanı şura sonunda atanacak.
Bu durumda Necdet Özel paşa yarın toplanacak olan Şura'ya, Kara Kuvvetleri Komutanı ve Genelkurmay Başkan Vekili olarak katılacak.
Bu arada Koşaner Paşa istifa ettiği için Necdet Özel'in Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na ataması da,"resen" yapıldı. Böylece demokrasimiz yeni bir gelenek sahibi oldu.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 3 Ağustos Çarşamba günü Ankara'ya dönecek ve şura üyelerine iftar yemeği verecek. 4 Ağustos Perşembe günü de şura kararları
Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak kamuoyuna açıklanacak.
Vatandaş olarak gelecekten beklentimiz terörle mücadelenin amaçlanan hedefe ulaşması ile terörün kökünün kazınması, demokrasi ve özgürlüklerin çağdaş yaşam standartlarına oturtulması ve anayasal düzenin askeri vesayet üzerine inşaa edilmiş bir anayasadan çıkartılarak tamamen sivil bir anayasaya dönüştürülmesidir.
Yaşananlar bir kez daha gösterdi ki, eskiden beyanatların, e-muhtıraların ya da sivil-asker arasında gelişen olayların etkisiyle tepetaklak olan bir ülke gündeminin artık yaşanmadığıdır. Bu da gerek demokrasi açısından, gerek ekonomik değerler açısından istikrarın korunabildiği bir dönemin yaşanmasında taşların yerine iyi oturtulduğunun kanıtıdır.
Genelkurmay Başkanı'nın istifasındaki gerekçelerin en önemli ayrıntısı ülkedeki hukuki sürecin henüz demokrasi adına tam anlamıyla yeterlilik kazanamadığıdır. Onun dışında kişisel bir karardır. Bu karar sivil irade tarafından değerlendirilerek kaos yaşanması yerine kısa bir süre içerisinde teamüllerin derhal yerine oturtulmasını ve askeri komuta kademesinin başı boş bırakılmamasını sağlamıştır.
Devletin güvenliğinden sorumlu kişilerin en önemli kuvvet komutanlıklarına gelebilmeleri için hukuken haklarında en ufak bir şüphe ya da iddianame olmaması esastır. Bu nedenle geleceğin kuvvet komutanlarının gerek askeri gerek sivil otoriteyi ileride zora sokmayacak kadrolardan oluşmasını sağlamak alınabilecek en iyi karardır. Bu süreçte de yaşananlar bu doğrultuda değerlendirilmelidir.
Olağanüstü bir sürecin 3-4 saat gibi kısa bir sürede ülkeyi askeri ve siyasi bir kaosa sürüklemeden atlatılması hem sağduyulu davranışların hem de sürecin iyi yönetilmesinin eseridir. TSK'nın isimler üzerine kurulu bir kurum olmadığı ve esas olan makamların varoluşu ve kalıcılığının ön planda olması gerektiği en net şekilde kendisini göstermiştir.
Ülkede hukuki süreç aksayarak sürse de, makam sahibi kişilerin gerçek sorumlulukları her türlü aksaklığa rağmen kişisel düşünme ve karar verme hakları olmamalıdır. Devlete hizmet etmenin kuralları olduğu gibi, hizmet edenlerin de sorumlu davranma bilinci içerisinde olmaları şarttır. TSK yeni komuta kademesini oluşturan isimlerle de yine büyük bir kurum olmaya devam edecektir. Sorumluluk aldıkları bu ülke halkına karşı üstlerine düşen görev her şeyden üstün olmalıdır.
29 Temmuz günü Türkiye tarihinin en büyük krizlerinden biriyle karşı karşıya geldi. Eski Türkiye olsa bunun altında kalırdı. Bırakın komutanların toplu istifa etmesini, toplu olarak verdikleri bir mektup bile hükümetlerin çekilmesine, başbakanların istifasına yol açıyordu.
Yeni Türkiye ise kendisine dayatılan krizi 5 saat içerisinde aşma başarısını gösterdi. Süreci çok başarılı bir şekilde yönettiler.
Bunu demokrasi adına büyük bir kazanım olarak kaydetmekte yarar var.
Genelkurmay Başkanı Koşaner ile Kuvvet Komutanlarının emekliliklerini istemelerine götüren süreç, Balyoz tutuklusu generaller yüzünden başlıyor.
Koşaner Paşa, Ocak ayındaki geniş çaplı Balyoz tutuklamalarının olduğu günden itibaren başlayarak yaklaşık 6 aydır hükümetle görüşmeleri sırasında Balyoz tutuklusu generallerin serbest bırakılması ve YAŞ'ta terfisi gelenlerin terfi ettirilmesi konusunda baskı kurmaya çalışıyor.
Ancak Başbakan Erdoğan her defasında yargıya müdahalenin söz konusu olmadığını belirtiyor ve tutuklu generallerin terfisinin mümkün olmadığını ifade ediyor.
Koşaner, Cumhurbaşkanı Gül'den de aynı yanıtı alıyor.
2010 yılı Şura toplantısında yaşanan Hasan Iğsız direnişinin tekrar etmemesi için Cumhurbaşkanı ve Başbakan 14'ü Balyoz tutuklusu üçü ise geçen yıldan mahkemelik olan 17 generalin TSK Personel Yasası gereği emekliye sevk edilmeleri gerektiğini vurguluyorlar. Siviller bu konuda çok kararlı bir tavır takınıyorlar.
Koşaner paşa, 28 Temmuz Perşembe günü Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül'le yaptığı ayrı ayrı görüşmede, YAŞ'a girecek olan atama listesi üzerinde konuşuluyor.
Koşaner, Balyoz tutuklusu 14 general ve amiralin terfisini bu kez daha net ifadelerle gündeme getiriyor. Hem Başbakan hem Cumhurbaşkanı yasaya aykırı bu işlemi onaylamalarının mümkün olmadığını bildiriyorlar. Koşaner Paşa ısrarını sürdürüyor. Karşısında kararlı bir tavır görünce bu kez "Toplu istifa" seçeneğini masaya koyuyor. Belki o sırada bir panik belirtisi bekliyor ama hem Cumhurbaşkanı hem başbakanın tavrında en ufak bir değişiklik olmuyor.
Ama film 29 Temmuz Cuma günü Çankaya Köşkü'ndeki üçlü zirvede kopuyor. Zaten çok uzun bir görüşme olmuyor. 1 saat sürüyor. Koşaner paşa istifaları bildirip, toplantıdan ayrılıyor. Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan kalmasını istedikleri Koşaner'in kararlı olduğunu görünce,"Hayırlı olsun" demekle yetinip 20 dakika daha baş başa görüşmelerini sürdürüyorlar.
Bu arada Koşaner doğrudan genelkurmay karargahına geliyor ve orada görevli bir gruba kararını iletip, kısa bir veda konuşması yapıyor
suçları kesinleşmemiş askerlerin önünü tutuklamayla kesmek. belkide suçlu bulunmayacaklar. olsun biz bu adamları elemine etmek istiyoruz amaç üzüm yemek değil bağcıyı dövmek. işte demokrasi
suçları kesinleşmemiş askerlerin önünü tutuklamayla kesmek. belkide suçlu bulunmayacaklar. olsun biz bu adamları elemine etmek istiyoruz amaç üzüm yemek değil bağcıyı dövmek. işte demokrasi
Bazı generalin üst göreve getirilmeyip yaş haddinden emekli edilmesi için mutlaka hakkında bir soruşturma olması ya da bir suçtan hüküm giymesi gerekmez. Sonuç itibariyle yüksek bürokraside hükümetler kendileriyle daha verimli çalışabilecek insanları tercih ederler. Doğal olan budur. Bir siyasi yetkili makam herhangi bir üst bürokratı daha üst bir göreve atamadığında buna bir gerekçe göstermek zorunda değildir. Öyle uygun görmüştür ve buna hakkı vardır.
İspanya'nın hamile kadın Savunma Bakanı'nın doğum izninden döndüğü gün herhangi bir gerekçe göstermeden "öyle uygun gördüğü için" tüm kuvvet komutanlarını emekli etmesi ne kadar normal ise Türkiye'de de o kadar normaldir. "Ama o suçsuzdu" diye bir itirazın anlamı yok. Kimse suçlu olduğunu söylemiyor. Üst bürokrasiyi şekillendirmede siyasi irade tercihini yapar ve bu tercihinin siyasi sorumluluğunu da üstlenir. Halk beğenmezse bir sonraki seçimde görüşünü sandığa yansıtır.