1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
SALTUK
18 yıl önce - Cum 24 Arl 2004, 20:39
Şu İsveç'in İşleri
Isvec mi dediniz? Hani su insan haklarinin bir numarali militan devleti iskandinav ulkesi? Hani su disisleri bakaninin hemde turkiyede turklere kurtlere yaptiklari sozde baskidan dolayi firca atan isvec mi? buyrun o zaman:
| Alıntı: |
Şu İsveç’in işleri
Şimdi de üretiliyor mu, bilemiyorum, eskiden Scaniavabis (tam böyle yazılmıyor olabilir) adlı yaman bir kamyon vardı.
Dağı, taşı taşırdı. Yeni öğrendim, meğer İsveç malıymış. Çünkü İsveç’in güneyinde, Danimarka ile burun buruna gelen bölgeye Scania adı veriliyormuş. Böylece bunu da öğrendim. Ama sadece bunu öğrenmedim.
İsveç’in Scania bölgesinde bir azınlık yaşadığını da öğrendim. Bölgenin adı Scania olduğuna göre burada yaşayan insanların adının “Scan” (“Skan”) olması gerekiyor.
***
Evet, düşmez-kalkmaz bir Allah! Avrupa’nın ahlak zabıtası, Türkiye’nin baş belası İsveç’te de kimliği tanınmayan, hakları verilmeyen bir halk varmış ve adı da Scania halkı imiş... Scania halkı yıllardır azınlık haklarını kazanmak için mücadele ediyormuş, ama insan hakları şövalyesi İsveç ve hümanist Avrupa Birliği’ne karşın hiçbir şey değişmemiş.
***
Yazının bu noktasında, eşim kahvaltı yapmaya çağırdı. Ona yazımın yukardaki bölümünü özetlerken, Scania, Skanlar falan derken, birden farkettim ki Scania ile İskandinavya (Scandinavie) arasında bir bağ olabilir.
Bildiğiniz gibi İsveç, Norveç ve Danimarka’ya İskandinavya ülkeleri deniliyor.
Bir kitaba baktım: Scania çok eskiden Danimarka’ya aitmiş. 1658 yılında yapılan Roskilde anlaşmasına göre İsveç’e bırakılmış.
Tahminim doğru ise İsveç, Norveç ve Danimarka topraklarının gerçek sahipleri Skanlar!...
***
“Scania” ile ilgilenmeme David Judson’un (davidjudson@referansgazetesi.com) 16 kasım 2004 tarihli Referans gazetesinde yayınlanan yazısı yol açtı. Birlikte okuyalım:
“Scanialıların dertleri bir çok ülkedeki azınlıkların dertlerine benziyordu. Merkezi hükümet kimliklerini silmeye çalışıyormuş, lisanları yok oluyormuş. Okullarda ‘iktidar kültürü’ baskınmış. Ve belki de en şaşırtıcı olanı Scania halkını zorla ‘İsveçleştiriyormuş.’...”
“İşte burada takılıp kaldım. Avrupa ülkeleri arasında, İsveç en fazla insan hakları ve azınlık haklarını savunan ülke değil mi? En gelişmiş refah toplumlarından biri değil mi? Yani İsveç gibi, zengin, ilerici, medeni bir ülkenin ortasında böyle azınlık tartışması beklenir mi? Scania lideri Goran Hansson’dı. Telefonla buldum. ‘Biz 800 senedir Stocholm emperyalizmi çekiyoruz ve yaşıyoruz ve temel haklarımız tanınsın istiyoruz’ diyordu.”
“Bu köşeyi yazmadan önce bir kez daha baktım web sitelerine. Aradan geçen yıllarda sorun değişmiştir, bir ilerleme olmuştur umuduyla. Ama ne yazık ki değişen bir şey yok. Hatta şimdi ‘Stanks Framtid’ diye bir siyasi parti kurulmuş. Partinin amacı ne İsveç hükümetinden, ne İsveç’in üye olduğu Avrupa Birliği’nden alamadıkları ‘Scania’ haklarını savunmak.”
“Bu arada Scania’nın sorunlarının başına da Scaniaca denilen ve 1,5 milyon insanın konuştuğu dilin İsveç hükümeti tarafından sadece bir ‘diyalekt’ ilan edilip yok edilmesi gelmiş.”
“İngilizce web sitesinde yer alan görüşlerden bazıları şöyle: ‘Başından beri, merkeziyetçi İsveç hükümeti Scania’nın kültürel kimliği ve bölgesel varlığını silmeye uğraşmıştır. Bizim amacımız tam özerk bir statüye kavuşmaktır.’...”
“Ve daha neler... www.skanefederalisterna.nu sitesinden başlayıp linkleri takip ederseniz, bu zengin tartışmaya siz de şahit olabilirsiniz. Hatta bir kitap var: ‘Scania Nations’s Goal of Self-Rule’, ‘Scania ulusunun kendi kendini idare etme amacı’... Bu kez tekrar Scania lideri Goran Hansson’un telefonunu buldum ve aradım. İsveç emperyalizmi karşısında mücadelesinde son durum ne, sormak istedim. Maalesef, ses kaydıyla karşılaştım. Aramak isterseniz telefonu 00 946 413 706 92.”
***
David Judson’un yazısına da yorumlarına da herhangi bir şey eklemeyi gerekli görmüyorum. İsveç’e güvenmediğimi, onların prüten-protestan ahlakçılığından hoşlanmadığımı okurlar bilirler. Okuduklarım hiç şaşırtmadı beni.
İsveç’te bu yazının ithaf edileceği insanlar yaşıyor ama ben bunu da yapmayacağım! |
OZDEMIR INCE/ HURRIYET 26.KASIM.2004
| Alıntı: |
Şu İsveç’in İşleri”nin devamı (1)
Anımsarsınız 26 Kasım 2004 tarihli yazımda (“Şu İsveç’in İşleri”) İsveç’in Skania bölgesiyle ilgili bir yazıdan alıntı yaparak sizlere ulaştırmıştım.
Yazının başına ve sonuna kendi görüşlerimi de yerleştirmiştim.
Söz konusu yazım, daha doğrusu yazımın kaynağı, Referans gazetesi yazarı David Judson’un düşünceleri İsveç’te epeyce gürültü koparmış. En fazla gürültünün İsveç’te sığınmacı olarak yaşayan Kürtler tarafından çıkartılması çok tuhaf. Bunlardan Eşref Okumuş adlı biri beni eleştiren bir yazı yazmış. Yazıyı okumadım. Zaten gerekmez.
Bu eleştiriyi, Skania kökenli Göran Hansson kendi kalemiyle yanıtlıyor. Okuyalım:
***
[“26 Kasım 2004 tarihinde gazeteniz Hürriyet’te yayımlanan, İsveç’le ve Scania’daki durumla ilgili köşe yazınızı İsveç gazetelerinde çeşitli gazeteciler ve yazarlar alıntıladılar.Bunlardan biri olan Eşref Okumuş İsveç’in en büyük akşam gazetelerinden birinde, Sweden – Expressen/Kvällsposten’de bir yazı yayımladı.
Sizin sütununuzda sözünü ettiğiniz İsveç’in bölgesel politikalarıyla ilgili görüşlerinize Bay Okumuş katılmıyor. Sizi bilgisizlikle, İsveç konusunda neredeyse “gülünç” denecek görüşlere sahip olmakla suçluyor. Ayrıca Skane (Skania) konusunda “çıldırmış” olmanız gerektiğini de söylüyor.
Anlaşıldığına göre siz bu konuda İsveç yazarlarının çoğundan daha bilgilisiniz. Çünkü yaklaşık on beş yıldır Skania örgütleri Avrupa’daki uluslararası örgütlerin üyesidirler ve Skania kültürünün, mimarisinin ve dilinin korunması için kendilerine destek aramaktadırlar. Bu süre içinde bu gerçek, tek bir kelimeyle bile olsa İsveç gazetelerinde, başka kitle iletişim araçlarında yer almamıştır.
İsveç’te kitle iletişim araçları son derecede merkezileşmiş durumdadır. Expressen/Kvällsposten de içinde olmak üzere ülkenin en büyük gazeteleri Stockholm’lu tek bir ailenin elindedir. Kamuoyu oluşturmada etkili olan önemli radyo ve televizyon istasyonları devletindir. Ülke politikası son 70 yılın 63 yılında tek bir siyasal parti tarafından belirlenmiştir. Bana sorarsanız, İsveç medyasında yönetimin “onay” vermediği görüşlerin yayımlanma olanağınının bulunmadığını söylersek haksızlık etmiş olmayız.
Skania sorunu gerçek bir sorundur. Tarih çarpıtılarak, İsveç’in resmi görüşü olan “tek ulus, tek kültür ve tek dil” politikasına uydurulmaktadır. Bölgenin adı bile değiştirilmiş, Skania (Skanlar ülkesi) iken Güney Götaland yapılmıştır oysa, İsveç askeri kaba güç kullanarak Danimarka’yı istila edip toplumsal açıdan halka çok pahalıya patlayacak şekilde Skania’nın yönetimini eline geçirinceye kadar, bu bölgede Götaland’lı bir halk hiç yaşamamıştır.
İsveç’teki gerek merkezi gücün gerek hükümetin taktiği, Skania ile ilgili tarihsel, kültürel ve dilsel doğruların halk tarafından bilinmesini önlemek için yapılabilecek her şeyi yapmaktır. En baş “silah” susmak ve kendi kendini sansürlemektir, haber medyası bu yüzden, bu devletçe yürütülen gizleme oyunun bir başka oyuncusu durumundadır. Sonuç ortadadır, gazeteciler bile Skania’nın durumundan habersizdirler.
Yaşadığım altmış yıl boyunca Skania sorunun televizyonda ya da radyoda ele alındığına ya da tartışıldığına hiç tanık olmadım. Skania sorununa (örneğin, okullarda, yerel ve bölgesel politikalar aracılığıyla, internet ya da uluslararası örgütler aracılığıyla) geniş kitlelerin dikkatini çekmek için değişik yolları deneyenler ırkçılık, yabancı düşmanlığı, Nazizm ya da ayrılıkçılıkla suçlanmak gibi somut bir tehlikeyle karşı karşıyadırlar.Bu yüzden Skania’lılar (nasıl bir ortamda yaşadıklarını bildikleri için) çoğunlukla ağızlarını açmazlar, gizli gizli yumruklarını sıkar, engellenmişliklerini yüreklerine gömerler.
Skania’yı İsveçliler güç kullanarak ele geçirdiler ve Mahatma Gandi’nin deyimiyle, ancak güç kullanarak ellerinde tutabilirler. Ama günümüzde Avrupa Birliği’nde güç kullanımına ne izin verilmesi söz konusudur ne de bu arzu edilir bir şeydir. İsveç yönetimi bu yüzden ayni amaca politik, yönetimsel ve yasal yollardan güç kullanarak ulaşmaktadır. İsveç hükümeti şu anda, bir örnek olarak, Skania’da serbest seçimlerle başa gelmiş bölgesel bir hükümetin çalışmasına son vermek üzeredir, tıpkı Rusya Cumhuriyeti’nde siyasal iktidarın denetimini ellerinde toplayan Başkan Putin ve Moskova gibi.”]
***
Scanialı Göran Hansson’un yazısı biraz uzun olduğu için tek yazıya sığmadı. Bu nedenle ikinci bölümü cumartesi günü yayınlanacak olan 24 Aralık 2004 tarihli yazımda yer alacak.
Ben başkalarının kapı önlerine bağlı duran yaratıkları ciddiye almam! Benim görevim, ruhsal dengelerini başka ulusların kesesinden bulmaya çalışan küçük ülkelere kendi gerçeklerini anımsatmak! |
OZDEMIR INCE 23.ARALIK.2004
| Alıntı: |
“Şu İsveç’in İşleri”nin devamı (2)
Göran Hansson’un ilk bölümü 22 Aralık yazımda yayınlanan yazısını okumayı sürdürelim:
[“İzninizle size Avrupa Konseyi eski genel sekreterinin İsveç’in insan hakları politikasıyla ilgili görüşlerinin ne olduğunu gösteren bir alıntı yapmak isterim: ‘Üye ülkelerinin insan hakları ihlallerini protesto etmek için Avrupa Konseyi’nden ayrıldım. Özellikle İsveç beni çok şaşırttı. AB üyeleri arasında İsveçliler kadar yalancı sofu ve ikiyüzlü insanlar bulamazsınız, insan haklarıyla ilgili AB emirlerine uymayı sürekli reddeder ve canlarının istediği gibi davranır, emirlere hiç aldırmazlar. (“Nokk nu” adlı kitaptan, 2003)’.
Bu mektubu neden Expressen/Kvällsposten’de söz konusu makaleyi yazan kişiye değil de size gönderdiğimi merak edebilirsiniz. Nedeni şu: İsveç medyasında bu konuda bir şey yazmamın hiç anlamı yok. Kendi deneyimlerimden biliyorum ki İsveç medyasındaki merkezci görüşlere karşı çıkan eleştiriler ne dikkate alınır ne de yayımlanır. En büyük olasılıkla “İşte yine Skanialı bir ayrılıkçı/ırkçı/falan” deyip bunu çöp sepetine atarlar.
Son olarak size şunu söylemek isterim: Yazılarınıza karşı İsveç’ten gelecek resmi tepkiler sizi yıldırmasın. Bu konuda bilgisiz olan siz değilsiniz. Tam tersine İsveç’ten gelen eleştiriler bunları gönderenlerin ne olduğunu yansıtıyor.
Daha fazla bilgi için: www.scania.org
Saygılarımla
Göran Hansson
Marieholm, Scania
İsveç”]
***
Scania’lı Göran Hannson’a çok teşekkür ederim. İsveç türünden içine kapalı, sanrılı, başkalarının gözündeki çöpü görüp de kendi gözündeki merteği görmek istemeyen ülkelerin üzerindeki örtüyü çıkartıp aldığı için çok hayırlı bir iş yapmıştır. İsveç’in gizlediği ve yadsıdığı sorun Avrupa’nın birçok ülkesi için de (Danimarka, Hollanda, İtalya, Macaristan, vb.) geçerli bir gerçek.
Ben, kendi gözlerindeki merteği unutup Türkiye’yi utandırmaya çalışanlara gerçeği hatırlatmak için yazıyorum bunları.
“Şu İsveç’in İşleri” başlıklı yazım yayınlanınca Norveç’ten aşağıdaki iletiyi aldım:
***
[“Ben Norveç’te 25 sene yaşadım. Norveç’in Samisk diye bir halkı vardır. Bu halk Samice konuşur, bazen onlara Lapon da derler. Bu halkın kendi lisanlarını konuşma hakkı 1975’te çok büyük parlamento işgallerinin arkasından geldi. Konuşmaları bile yasaktı. Fakat ben 1987’de Parlamento önünde açlık grevlerini de hatırlarım. Bu adamlar PKK’lı Kürtler gibi yeni bir devlet falan da istemiyorlardı. Tek istedikleri şey kültürlerini korumaktı. Televizyon kanalında kendi lisanlarını konuşmak, kendi kıyafetlerini giyinmek istiyorlardı. Her teşebbüslerinde Norveç polisinden çok fena dayak yediklerine çok şahit olmuşumdur. Üstelik Norveç parlamento binası Norveç’in en işlek caddesi olan Karl Johan‘dadır.
İnsan haklarında Iskandinavia ülkeleri koca bir palavradır. Türkiye’nin çok
sorunu var fakat biz onların eline su bile dökemeyiz. Bir ressamın elini kırıp resim yapmasına mani olan polisi var. Hastaneleri rapor vermeği için gidip İngiltere’den rapor aldım.”]
***
Bu yazım yayınlanınca birçok ileti alacağım. Ben de yurt dışında yaşadım. Kötü muameleye eşitsizliğe katlanmak çok zordur. Hele yeterince paranız, iletişim kuracak diliniz yoksa. Ben neden bazı küçük ülkeleri eleştiriyorum?
Türkiye’den türlü şekilde gelen insanların aslını astarını araştırmadan Türkiye’yi suçlamalarına doğrusu katlanamıyorum. Sığınmacılar arasında iti-uğursuzu, katili var, dinsel baskı gördüğünü ileri süren Hırıstiyanlıktan habersiz sözde Hıristiyanlar var. Var oğlu var!
Yurt dışını avanta kapısı haline getirmiş olan ayrılıkçı Kürtleri bunların arasına katmıyorum!
***
Son olarak, İsveç’le (aslında birçok ülkeyle) ilgi çok önemli bir sorunu Referans gazetesindeki sütununda dile getiren David Judson’a ve bu konuda bize katkıda bulunan Göran Hansson’a ve Norveç konusunda mesaj gönderen ressam okura teşekkür etmek isterim. |
OZDEMIR INCE/ HURRIYET 24.ARALIK.2004
madem oyle bundan sonra "SCANIA SCANLARIN, SAMI DE SAMISKLERINDIR" bitti.
hemen meclis insan haklari komisyonu baskanimiz olan ELKATMIS i gonderelim su scanyaya oradan gecsin sami ye incelesin bir oralari bakalim neler donuyor, bizden eksik ne varsa bassin fircayi
|
 |
Misafir 3b7
7 yıl önce - Pts 01 Ağu 2016, 02:02
İsveç:
Bu nedenle Türkiye'deki gelişmeler protesto etmeli ve ülke üzerindeki baskıyı arttırmalıyız.
demiş.
_________
http://www.sabah.com.tr/dunya/2016/07/31/avrupa-kudurdu
Şu azgınlara ülkemizin diplomatik olarak artık okkalı bir cevap vermesinin zamanı geldi. Bu nasıl bir şımarıklık? Bunlar kendilerini ne zannediyorlar? 9 milyonluk ülke Türkiyeye ayar verecek ve bize baskıyı artıracakmış.
İskandinavyadan gelen bu iğrenç ve tiz sesler, sizlerin de kulağını tırmalayıp midenizi bulandırmıyor mu?
|
 |
Yakup
1 yıl önce - Çrş 24 Ksm 2021, 20:39
İsveç'te Magdalena Andersso ülkenin ilk kadın başbakanı seçildi!
İsveç'te Sosyal Demokrat Parti lideri Magdalena Andersson, ülkenin ilk kadın başbakanı olarak tarihe geçti. Ülkede eski başbakanı Stefan Löfven, 4 Kasım'da görevi bırakmış parti liderliğine Andersso seçilmişti.
| Alıntı: |
BÜTÇE KRİZİ
Andersson göreve gelir gelmez bütçe oylaması kriziyle karşı karşıya kalacak. Merkez Parti Lideri Annie Loof, "Hükümetin sağdan sola kayan bütçesini destekleyemeyiz" dedi.
2014'ten beri Maliye Bakanlığı yapan Andersson, merkez sağ tarafından belirlenen bütçe harcamalarını düzenleyecek.
Bütçe krizini çözse bile Andersson'ın zorlu bir görevlerle karşı karşıya kalacağı belirtiliyor. Bunlar arasında Stockholm ve çevresinde yaşanan silahlı saldırılar, salgınla övünülen mücadele ancak ölüm oranın yüksek olması, iklim krizi gibi konular yer alıyor. |
KAYNAK: HABERTURK,
Tarihin en kisa basbakan süresi olmus olabilir..
Öglen saatlerde secilen Andersson aksam saatlerde Bütce anlasmasinda cogunluk saglayamadigi icin istifa ettigini acikladi..
|
 |
BJK 5106
1 yıl önce - Prş 25 Ksm 2021, 00:20
| Alıntı: |
Tarihin en kisa basbakan süresi olmus olabilir..
|
7 saat sürmüş Yakup!
| Alıntı: |
İsveç'te ilk kadın başbakan seçilen Magdalena Andersson 7 saat sonra istifa etti
Sosyal Demokrat Parti lideri Magdalena Andersson, sabah saatlerinde parlamentoda yapılan oylamada güvenoyu alarak İsveç'in ilk kadın başbakanı seçildi.
Ardından koalisyon hükümetinin ortağı Yeşiller Partisi, sağ partilerin hazırladığı bütçenin meclisten geçirilmesi üzerine hükümetten çekildiğini duyurdu.
Yeşiller Partisinin hükümetten çekilmesinden sonra Başbakan Andersson, istifa ettiğini açıkladı.
Böylece Andersson'un başbakanlığı 7 saat sürdü.
Yeşiller Partisi Eş Başkanı Per Bolund, yaptığı açıklamada, "Sağ partilerin yaptığı bütçe ile ülkeyi yönetmek istemiyoruz ve bu yüzden hükümetten çekilmeyi seçtik." ifadelerini kullandı.
Eski İsveç Başbakanı Stefan Löfven, 4 Kasım'da Sosyal Demokrat Parti liderliğini bıraktığını açıklamış ve yeni hükümet kurması için Maliye Bakanı Magdalena Andersson'u önermişti. (AA) |
|
 |
Yakup
1 yıl önce - Prş 25 Ksm 2021, 00:51
Insanlar ne onurluymus…
Bizde böyle bir sey olsaydi anca ölüm ayirabilirdi koltugundan… 
|
 |
BJK 5106
1 yıl önce - Prş 25 Ksm 2021, 00:55
Koalisyonlarda olabilen şeyler Yakup.
Onurdan, gururdan ziyade zıtlığa mecburiyetteki reaksiyonlar işte.
Bu tarz olunca biraz radikal ve hayretlik görünüyor tabi o başka.
|
 |
Arif İzmirli
1 yıl önce - Prş 25 Ksm 2021, 01:16
İsveç denen 19.yy İngiliz yancısı , 20.yy da USA yalaması bir devletin başbakanı bize uymayan bir örnektir.
https://www.derindusunce.org/2019/07/14/isvec-orn ...omurge-mi/
| Alıntı: |
İsveç bir ileri demokrasi midir yoksa işgal altında bir sömürge mi?
Devletler makinelere benzerler. Düzgün çalışırken fazla bir şey göremezsiniz ama motor su kaynatınca kapaklar açılır; bazı parçalar sökülür. O arada işlerin iç yüzünü anlama fırsatı doğar.
1980’lerin başında İsveç 10 yıl sürecek bir korku tüneline girdi. Sadece halkı değil İsveç deniz kuvvetlerini de yıllarca meşgul etti bu “casuslar”. Hatta sosyal demokrat Olof Palme hükümeti “davetsiz misafirlere dikkat” diye broşür bastırıp halkın şüpheli durumları ihbar etmesini istedi.
Yüzlerce ihbar oldu. Kıyıya yaklaşan denizaltıları avlamak için deniz kuvvetleri 600 kg’a varan patlayıcılar kullandı. Deniz kuvvetlerinin bütçesi arttırıldı. İsveç – Rus ilişkileri kopma noktasına geldi.
Kime aitti bu casus denizaltılar? Başta deniz kuvvetleri olmak üzere birçok ses Rusları suçladı. Ruslar bu ülkenin ezelî düşmanı değiller miydi?
Öncelikle İsveç’in NATO ile olan ilişkisine ve jeopolitik durumuna bakalım. İsveçliler uzun yıllardır tarafsız olmakla gurur duyuyorlar. Aslında Hitler’e ihtiyacı olan bütün madenleri sattılar ve soğuk savaşta NATO tarafından kullanılmak üzere üsler kurdular.
Bu üsler NATO bombardıman uçaklarına göre hazırlanmıştı. İsveç ordusunun iletişim ve erken uyarı sistemleri de NATO ile uyumluydu. Yani ordu her tehlikeye karşı değil Rus tehlikesine karşı ABD emrinde savaşmak üzere formatlanmıştı.
Dahası var. İsveç polisi, 1980 ve 1990’larda bile totaliter rejimleri aratmayacak sinsilikle sol görüşlü her vatandaşı fişliyordu. Yasal sendika üyeleri, dernek mensupları, solcu dergi yazarları takipteydi. Bunlara silah endüstrisinde ve orduda iş verilmiyordu. Ama…
Ama askerî ve politik açıdan NATO saflarında bir adım geride durdukları söylenebilir. Diğer yandan Baltık denizindeki özel konumları ve başkent Stockholm’ün adalar ve yarımadalar üzerine kurulmuş olması önemli. Neden?
Başkentin bu yapısı, casus denizaltıların yaklaşmasına müsait. Tanklara karşı avantaj sayılabilir ama deniz yoluyla yapılacak istihbarat girişimleri için bir zaaf. Casus denizaltı gibi dalgıçlar da olabilir. Bu kadar uzun bir kıyı şeridini sabotaj için gelmiş bir komando timinden korumak da zor.
Gelelim şimdi casus denizaltılara ve Rus korkusuna. Her şey 1980’de başladı. O yıl, deniz kuvvetleri, İsveç karasularında 2 yabancı denizaltının varlığını saptadı. Her iki ihlâl de askerî üslerin yakınında meydana gelmişti.
İsveç deniz kuvvetlerine göre bu iki gemi de “Whisky” sınıfındandı. (NATO, düşman silahlarını kolay tanımlamak için kendi sınıflandırma sistemini kullanır.) Whisky tipi denizaltılar Rus ve Polonya deniz kuvvetlerinin envanterinde mevcuttu.
İsveç ordusu nasıl bu kadar emin konuşabildi? Denizaltılar, motor ve pervane tiplerine göre farklı sesler çıkartılar ve suyun sesi iyi iletmesinden istifade ederek bu sesler kaydedilebilir; mukayese edilebilir. (İng. Acoustic signature)
Savaş gemileri bu casus denizaltıları takip ettiler ve yüzeye çıkmaya zorlamak için sualtı bombaları kullandılar. (İng. « depth charge »). İsveç halkı ordunun açıklamalarına inanmadı; bütçe artırmak için tezgâhlanan bir oyun olduğu iddia edildi.
Fakat 1981’de bir askerî üs yakınlarında gerçek bir Sovyet denizaltısı görüldü. Karaya oturmuş, whisky sınıfından bir denizaltıydı. Kaptan, seyir araçlarındaki arizalardan dolayı yolunu şaşırdığını iddia etti. Yalan? Belki de değil çünkü…
Denizaltıyı kurtarmaya gelen Rus gemileri alâkasız yerlerde arama çalışmaları yapıyorlardı. İsveçliler yine pek korkmadılar. “Whisky on the rocks” şakası uzun süre dillerde kaldı. (Buzlu whisky). Rus büyükelçisi azar işitti; Moskova tazminat ödemeyi kabul etti.
Fakat 1982’de casus denizaltı sayısında patlama oldu. Halk her yerde periskop görmeye başladı. Polis ve ordu bunları takibe koyuldu. Baltık denizinin kuzeyinde Botniya körfezinde, Haziran 1982’de bir denizaltı kıstırıldı. Helikopterler, savaş gemileri, sualtı bombaları… Ama…
Ama nasıl olduysa denizaltı kaçtı. Ağustosta aynı şey ve yine kaçan bir denizaltı. Daracık körfezlerde, sığ sularda, o kadar radar vs varken bunları elinden kaçıran İsveç ordusunun kalitesi sorgulanmaya başlandı. Sonra çok acayip bir şey oldu…
1982 Ekim, Stockholm yakınlarında Hårsfjärden körfezinde bir denizaltı kıstırıldı. 40 savaş gemisi ve 10 helikopter bölgeyi kuşattı. 44 sualtı bombası ve 4 mayın patlatıldı. Fakat 13 Ekim gecesi Amiral Stevensson bölgedeki balıkçıları korumak bahanesiyle 5 saat ateşkes ilân etti.
Bu ateşkesin sayesinde casus denizaltı kaçtı. Bunun birkaç olay gözlendi. Her seferinde ordu bir denizaltı kıstırıyor; üst kademeden bir komutan balıkçıları veya gazetecileri koruma bahanesiyle ablukayı gevşetiyor; ardından denizaltının kaçtığı duyuruluyordu.
Bu arada bazı çatlak sesler her casus denizaltı olayında ABD Atlantik donanmasının Stockholm limanında bulunuşuna dikkat çektiler. Diğer yandan 1983’te savunma bakanlığına dayanarak hazırlanan bir raporda kumda iz bırakan paletli casus denizaltılardan bahsediliyordu.
Hükümet ne yapıyordu bu arada? 25 kesin, 36 muhtemel karasuları ihlâli iddiasındaki bu rapor hükümeti gerdi. Sosyal demokrat Olof Palme, Moskova ile yakınlaşma politikasını terk etti. İlişkiler gerildi. İsveç, kısa bir süre için büyükelçisini geri çekti. Ya Ruslar?
Ruslar bütün iddiaları reddettiler. Bu sağırlar diyaloğu paranoyayı güçlendirdi. Herkes her yerde periskop görmeye başladı. Kıyılarda saklanmış dalgıç giysileri bulundu. 1984’te 60 ihlâl rapor edildi. Üst kademenin emriyle kaçan denizaltılar da devam etti bu arada. İhanet?
1085’te RAND Corporation gibi Atlantik çetesine bağlı düşünce(!) kuruluşları, Rusların İsveç’e güvenmediği yönünde raporlar yayınladılar. Varşova paktı ile NATO arasında muhtemel bir çatışmada NATO yanında yer alacak olan Stockholm işgal edilmeliydi.
Atlantikçi şahinler, bu tezlerini desteklemek için “isminin açıklanmasını istemeyen Rus uzmanları” kaynak gösterdiler. Suriye’de düşürülen Rus uçağı, S-400 ve F-35 krizlerinde isimsiz uzmanlara(?) dayanan yerli(?) şahinleri hatırlayın.
Daha acayip, komünizmin çöküşü bile casus denizaltı krizini bitirmedi. Berlin duvarıyla birlikte Sovyet rejiminin çökmesi, Moskova’daki askeri darbeler, bağımsızlığını ilân eden eski komünist ülkeler… 1992’de İsveç ordusu yine casus bir denizaltı gördü.
İsveç ordusu, denizaltılarla mücadele için büyük bir bütçe aldı. Moskova’ya sert mektuplar gönderildi. İsveç hükümeti, Boris Yeltsin’in kontrol edemediği paralel bir orduya karşı para yardımı bile teklif etti. Tabi Ruslardan azarı işittiler.
1995’te seçimi yeniden kazanan sosyal demokratlar yeni bir araştırma komisyonu kurdular. Fakat bu sefer geçen seferki hataya düşmediler yani İsveç ordusunu tek kaynak olarak almadılar. Raporun sonucunda İsveç silahlı kuvvetleri rezil oldu. Neden?
Birinci sonuç: Casus denizaltıların seslerini takip eden “çok gelişmiş” sistem, pervane gürültüsüyle bazı su hayvanlarının seslerini ayırd edemiyordu! Yani verilen alarmların birçoğu sahteydi. Daha kötüsü, doğru düzgün görsel bir ispat yoktu: Fotoğraf, video vs.
Daha sonra hazırlanan bir başka raporda, “casus denizaltının palet izleri” denen izlerin, gerçekte büyük gemilerin çıpalarının yere sürtmesiyle oluştuğu ortaya kondu. İsveç ordusu, hiçbir delil sunamamıştı.
Rezaletler birbirini kovalayınca diller çözülmeye başladı. İsveç ordusu içinde aşırı NATO’cu subaylar vardı ve bunlar, sosyal demokrat Olof Palme’yi Ruslara karşı fazla yumuşak buluyor hatta onu gizli komünist olmakla suçluyordu.
Diğer yandan, ABD ordusunda birçok üst düzey subay da aynı görüşteydi. İsveç’in askerî tedbirleri, muhtemel bir komünist işgaline karşı koyamazdı. Bu yüzden önce İsveç ordusunu denemek için Amerikalılar ve İngilizler birkaç denizaltı gönderdiler.
İsveç eski başbakanı ve bazı emekli ordu mensupları da bildiklerini anlatmaya koyuldular. Aslında Amerikalılar sadece İsveç ordusunu denemek değil, İsveç halkını da Ruslara karşı kışkırtmak istiyordu.
Bu yüzden, denizaltılar Stockholm yakınlarına kadar sokulup kendilerini gösteriyorlardı. Aslında İsveç deniz kuvvetleri baştan beri oyunun içindeydi. Zira su üstüne ilk çıkan kaptan köşkü, Rus ve Amerikan denizaltılarında farklıdır. Uzmanlar bunları karıştırmaz.
Yani daha ilk günden, “merak etmeyin, bunlar ABD ve İngiliz donanması” diyebilirlerdi. Ama o zaman bütçe artışı olmazdı; bal tutan parmağını yalar. İsveç eski savunma bakanı da bu ihtimali destekleyen beyanlarda bulundu.
Fakat resmî açıklama dönemin ABD başkanı Ronald Reagan’ın dış işleri bakanından geldi. Caspar Weinberger İsveç televizyonunda açık açık test ve korkutma operasyonunu teyid etti. Yani İsveç ordusu, hükümetten habersiz, yabancı bir hükümetten emir alarak hareket etmişti.
Amirallerin ablukayı genişletmesi ve denizaltıların kaçmasını sağlaması da böylece anlaşılmış oldu. Üstelik operasyonlar tehlikesiz değildi; gerçek bombalar kullanılıyordu. İsveç donanma arşivlerinden birçok belgenin imha edildiği de keşfedildi.
İşte Türkiye’deki Batı hayranlarının “örnek demokrasi, hukuk devleti” diye öve öve bitiremedikleri İsveç böyle bir ülke…
Tavsiye kitaplar:
Burada anlattığımız denizaltı paranoyasını bir roman olarak işleyen Henning Mankell’in kitabı “Endişeli Adam” (İsveççe asıl ismi: Den orolige mannen; ing. The Troubled Man). Filmi de çekildi.
The Secret War Against Sweden: US and British Submarine Deception in the 1980s (Ola Tunander)
|
|
 |
crypton
11 ay önce - Çrş 14 Eyl 2022, 23:25
İsveç Başbakanı Andersson, seçim mağlubiyeti sonrası istifa edeceğini açıkladı
Atila Altuntaş 14.09.2022 Stockholm
| Alıntı: |
Sosyal Demokrat Parti lideri Magdalena Andersson, düzenlediği basın toplantısında, 11 Eylül'de yapılan seçimlerdeki yenilgiyi kabul ettiğini belirterek yarın başbakanlıktan istifa edeceğini açıkladı.
Andersson "Yarın Başbakanlık görevimden alınmayı talep edeceğim. Sorumluluk Meclis ve Meclis Başkanlığı'na geçecek. İsveç halkının seçimine ve demokrasiye saygı bunu gerektirir." dedi.
Ukrayna-Rusya savaşına dikkati çeken Andersson, "Yakın bölgemizdeki savaş, enerji krizi ve ekonomik krizin ciddiyeti göz önüne alındığında çabuk bir hükümet kurulması önemli. Ilımlı Muhafazakar Parti lideri Ulf Kristersson'le temelde anlaştıktan sonra bu sorunların çözümü için kapımız Kritersson'a açıktır." diye konuştu.
Muhazafakar Parti lideri Ulf Kristersson ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, yarından itibaren hükümet kurma çalışmalarına başlayacağını belirtti.
Resmi olmayan genel seçim sonuçlara göre sağ blok partiler yüzde 49,6, azınlık hükümeti ile iktidardaki sol blok partiler ise yüzde 48,9 oy aldı.
Buna göre 349 sandalyeli parlamentoda sağ blok partileri 176 milletvekili, sol blok partileri de 173 milletvekili çıkartma hakkı kazandı.
Seçimlerde aşırı sağ görüşlü İsveç Demokratlar Partisinin (SD) oy oranını yüzde 20,6'a kadar yükselterek ülkenin en büyük 2. parti durumuna gelmesi dikkati çekti.
Ilımlı Muhafazakar Parti (M) liderliğindeki sağ blokun Hristiyan Demokrat Partisi ile ikili koalisyon kurup, dışarıdan Liberal Parti ve aşır sağcı İsveç Demokratlar Partisinin desteklenmesi ihtimali öne çıktı.
Aftonbladet gazetesi, yeni hükümetin başbakanının Muhafazakar Parti lideri Ulf Kristersson olacağını ve ülkede önceden uzun yıllar Dışişleri Bakanlığı yapan deneyimli siyasetçi Carl Bildt'in Dışişleri Bakanlığı'na getirileceğini iddia etti.
Öte yandan İsveç basını söz konusu hükümetin Türkiye ile NATO anlaşmasına daha sıcak baktığını ve olası hükümetin terör örgütü PKK/YPG yandaşları için en kötü senaryo olduğu öne sürüldü.
İsveç'te 11 Eylül Pazar günü yapılan genel ve yerel seçimleri sağ blok partileri kazanmıştı.
https://www.aa.com.tr/tr/dunya/isvec-basbakani-an ...di/2685436 |
|
 |
crypton
8 ay önce - Pts 19 Arl 2022, 12:55
İsveç'ten skandal karar: FETÖ'cü Bülent Keneş'in Türkiye'ye iadesini durdurdular!
İsveç Yüksek Mahkemesi, FETÖ yayın organı Today's Zaman'ın eski Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş'in Türkiye'ye iadesini durdurdu.
GİRİŞ 19.12.2022 12:16
GÜNCELLEME 19.12.2022 12:40
SON DAKİKA HABERİ: İsveç resmi haber ajansı TT'nin haberinde, FETÖ firarisi Keneş'in Türkiye'ye iade kararının, çok yakında İsveç Yargıtayı tarafından görüşülüp karara bağlanacağı belirtilmişti.
İsveç Yargıtayından TT'ye yapılan açıklamada, söz konusu davanın çok kısa bir sürede ele alınacağı ve 2023 yılının başında karara bağlanacağı kaydedilmişti.
İADE DURDURULDU
İsveç Yüksek Mahkemesi, FETÖ yayın organı Today's Zaman'ın eski Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş'in Türkiye'ye iadesini durdurdu.
ERDOĞAN'DAN İSVEÇ'E ÇAĞRI
Svenska Dagbladet gazetesinin haberine göre, Keneş'in daha önceden 4 benzer davadan iade talebi reddedildi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 9 Kasım'da İsveç Başbakanı Ulf Kristersson ile düzenlediği ortak basın toplantısında, "FETÖ terör örgütünden İsveç'te olan Bülent Keneş’in, bu teröristin Türkiye’ye deport edilmesi bizler için büyük önem arz ediyor." ifadelerini kullanmıştı.
Today's Zaman gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Keneş, İsveç'te yaşıyor.
https://m.haber7.com/guncel/haber/3287095-isvecte ...urdurdular
|
 |
crypton
7 ay önce - Cum 13 Oca 2023, 15:42
İsveç hükümeti, Türkiye'ye 4 kişinin iadesinin reddine dair mahkeme kararını aralık ayında onayladı
İsveç'te Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) soruşturması firarisi 4 şüphelinin, Yüksek Mahkeme tarafından Türkiye'ye iadesinin reddine ilişkin karar, aralık ayında İsveç hükümeti tarafından onaylandı.
Atila Altuntaş 13.01.2023 Stockholm
İsveç resmi haber ajans TT, FETÖ firarisi 4 kişinin Türkiye'ye iadesinin reddedildiği mahkeme kararının, 22 Aralık 2022 tarihinde İsveç hükümeti tarafından onaylandığını duyurdu.
Haberde FETÖ şüphelilerinin, Türkiye'nin, NATO'ya üyelik sürecinde İsveç'ten talep ettiği iade listesinde bulundukları aktarıldı.
İade talebi reddedilen bu kişilerin, FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişimi ile bağlantılı suçlar ve Türkiye aleyhine casusluk yapmakla suçlandıkları kaydedildi.
FETÖ'nün yasa dışı dinleme ekibinin beyni olan ByLock kullanıcısı eski Emniyet Müdürü Murat Çetiner, İsveç devlet televizyonu SVT'ye iadesi reddedilenlerden birinin kendisi olduğu ve bu karardan dolayı mutluluk duyduğu açıklamasını yaptı.
FETÖ soruşturmasının firari şüphelisi Bülent Keneş'in Türkiye'ye iadesi talebi de 19 Aralık 2022'de Yüksek Mahkeme tarafından reddedilmişti.
https://www.aa.com.tr/tr/dunya/isvec-hukumeti-tur ...di/2786819
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|