Ana Sayfa 930 bin Türkiye Fotoğrafı
Nutuk'tan kısa kısa
123   sonraki »
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
SALTUK

9 yıl önce - Çrş 22 Arl 2004, 19:18
Nutuk'tan kısa kısa


Ataturkün buyuk nutkuna birkez daha gozattim, bakalim Ataturk neler demis:
Alıntı:
1919 yılı Mayısının 19'uncu günü Samsun'a çıktım. Ülkenin genel durumu ve görünüşü şöyledir :
Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu grup, I. Dünya Savaşı'nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaş'ın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda

Alıntı:
Ordunun elinden silâhları ve cephanesi alınmış ve alınmakta...
İtilâf Devletleri, ateşkes anlaşmasının hükümlerine uymayı gerekli bulmuyorlar. Birer bahane ile İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul' da. Adana iIi Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap (Gaziantep) İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya'da İtalyan askerî birlikleri, Merzifon ve Samsun'da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ile özel ajanlar faaliyette. Nihayet, konuşmamıza başlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919'da, İtilâl Devletleri'nin uygun bulması ile Yunan ordusuda İzmir'e çıkartılıyor.

Alıntı:
Sonradan elde edilen güvenilir bilgi ve belgelerle iyice anlaşılmıştır ki, İstanbul Rum Patrikhanesi'nde kurulan Mavri Mira Hey'eti illerde çeteler kurmak ve idare etmek, gösteri toplantıları ve propagandalar yaptırmakla meşgul. Yunan Kızılhaç'ı ve Resmî Göçmenler Komisyonu , Mavri Mira Hey'eti'nin çalışmalarını kolaylaştırmakla görevli. Mavri Mira Hey'eti tarafını,olan yönetilen Rum okullarının izni teşkilâtları, yirmi yaşından yukarı gençleri de içine almak üzere her yerde kuruluşunu tamamlıyor.
Ermeni Patriği Zazen Efendi de, Mavri Mira Hey'eti ile birlikte çalışıyor. Ermeni hazırlığı da tıpkı Rum hazırlığı gibi ilerliyor. Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz sahillerinde örgütlenmiş olan ve 4 İstanbul'daki merkeze bağlı bulunan Pontus Cemiyeti hiç bir engelle karşılaşmadan kolaylıkla ve başarıyla çalışıyor.

Alıntı:
Kurtuluş çaresi ararken İngiltere, Fransa, İtalya gibi büyük devletleri gücendirmemek temel ilke olarak kabul edilmekte idi. Bu devletlerden yalnız biri ile bile başa çıkılamayacağı kuruntusu hemen bütün kafalarda yer etmişti. Osmanlı Devleti'nin yanında, koskoca Almanya, Avusturya - Macaristan varken hepsini birden yenip yerlere seren İtilâf kuvvetleri karşısında, yeniden onlarla çatışmaya varabilecek durumlara girmekten daha büyük mantıksızlık ve akılsızlık olamazdı.
Bu zihniyette olan yalnız halk değildi; özellikle seçkin ve aydın denen insanlar böyle düşünüyordu

Alıntı:
Efendiler, ben bu kararların hiçbirinde isabet görmedim. Çünkü bu kararların dayandığı bütün deliller ve mantıklar çürüktü, temelsizdi. Gerçekte içinde bulunduğumuz o tarihte, Osmanlı Devleti nin temelleri çökmüş, ömrü tamamlanmıştı. Osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk'ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son mesele bunun da taksimini sağlamaya çalışmaktan ibaretti. Osmanlı Devleti onun istiklâli padişah, halife, hükûmet, bunların hepsi anlamı kalmamış birtakım boş sözlerden ibaretti.
Neyin ve kimin dokunulmazlığı için kimden ne gibi yardım sağlanmak isteniyordu?
O halde ciddî ve gerçek karar ne olabilirdi?
Efendiler, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da milIî hâki'miyete dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak!
İşte, daha İstanbul'dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun'da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulanmasına başladığımız karar, bu karar olmuştur.

Alıntı:
Bu kararın dayandığı en güçlü muhakeme ve mantık şuydu :

Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklâle sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun istiklâlden yoksun millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık görülemez.
Yabancı bir devletin koruyup kollayıcılığını kabul etmek insanlık vasıflarından yoksunluğu, güçsüzlük ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir.Gerçekten de bu seviyesizliğe düşmemiş olanların, isteyerek başına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.

Halbuki Türk'ün haysiyeti, gururu ve kaabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!...
O halde, ya istiklal ya ölüm!

Alıntı:
İstanbul Hükûmetini millî teşebbüsleri engellemekten vazgeçirmek, başarıda sağlayacağı çabukluk ve kolaylık bakımından önemli idi. Bu düşünce ile ve Ferit Paşa 'nın, tabiatıyla hiç bir şey basaramadan, adeta hakarete uğramış bir durumda İstanbul'a dönüşünden yararlanarak, kendisine 16 Ağustos 1919 tarihinde bir şifreli telgraf yazdım. Bu telgrafta başlıca şu cümleler vardır :
Mösyö Clemenceau (Klemanso)'nun, siz Sadrazam Hazretleri'nin yüksek şahsiyetlerine olan ayrıntılı cevabını, ben âcizleri son günlerde okuyunca İstanbul'a nasıl acı ve üzüntüler içinde dönmüş olduğunuzu takdir ediyorum. Vatanımızı paylaşma ve yok etme duşüncesini bu kadar açık ve haysiyet kırıcı bir şekilde ortaya koyan bu ifade karşısında titremeyecek duygulu bir insan düşünemiyorum. Tanrı'ya binlerce şükredelim ki, milletimiz, ruhundaki kahramanlık azmiyle, tarih boyunca sürüp gelen hayat ve varlığını, hiçbir zaman ne kaderin akışına ne de böyle cellâtça hükümlere kurban etmeyecektir.

Şimdi pek eminim ki, siz Sadrazam Hazretleri'nin yüksek şahsiyetleri,bugünkü genel durumu, devlet ve milletin gerçek çıkarlarını üç ay önceki gözlerle görmüyorlar.

Alıntı:
163.1920
Protesto
İstanbul'da İngiliz, Fransız, İtalyan Siyasî Temsilcilerlne, Amerikan Siyasal Temsilcisine, Bütün Tarafsız Devletler Dı$işlerl Bakanlıklarına, Fransa, İngiltere, İtalyan Millet Meclislerine verilmek üzere Antalya'da İtalyan Temsilciliğine

Milli bağımsızlığımızı temsil eden Meclis-i Meb'usan da dahil olmak üzereİstanbul'da bütün resmi daireler, İtilâf Devletleri'nin askerî kuvvetleri tarafındanresmen ve zorla işgal edilmiş ve millî dâvâ uğrunda çalışan birçok vatanseverkimsenin de tutuklanmasına teşebbüs edilmiştir. Osmanlı milletinin siyasî hakimiyet ve hürriyetine indirilen bu son darbe, ne pahasına olursa olsun hayatını vevarlığını savunmaya azrrıetmi$ olan biz Osmanlılardan çok, yirminci yüzyıl medeniyet ve insanlığının kutsal saydığı bütün esaslara, hürriyet, milliyet, vatan duyguları gibi bugünkü insan toplumlannın temelinde yatan bütün ilkelere ve insanlığın bu ilkeleri meydana getiran ortak vicdanına indirilmiş demektir.

Biz, haklarımızı ve bağımsızlığımızı savunmak için giriştiğimiz mücadeleninlnıtsallığına ve hiçbir kuvvetin bir milleti yaşama hakkından mahrum edemeyeceğine inanıyoruz. Tarihin bugüne kadar kaydetmediği bir suikast olan ve Wilsonprensiplerine dayanan bir Ateşkes Anlaşması'nın, milleti savunma imkânlarındanyoksun bırakmış olmasından doğan bir hileye de dayanmış olması bakımından,ilgili milletlerin şeref ve haysiyetleriyle de bağdaSmayan bu hareketin ne demekolduğunun takdirini, resmi Avrupa ve Amerika'nın değil, bilim, kültür ve medeniyet Avrupa ve Amerika'sının* vicdanına bırakmakta yetinir ve bu olaydan doğacak büyük tarihi sorumluluğa, son olarak bir kez daha dünyanın dikkatini çekeriz. Dâvâmızın haklılık ve kutsallığı, bu güç zamanlarda, Tanrı'dan sonra en büyük yardımcımızdır.

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Hey'et-i Temsiliyesi adına
Mustala Kemal

Alıntı:
Efendiler, sırası gelmişken, aziz milletime şunutavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek basının üstünekadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri çok iyitahlil etmek dikkatinden bir an geri kalmasın!

Alıntı:
Saygıdeğer Efendiler, sizi günlerce işgal eden uzun ve teferruatlı nutkum, nihayet geçmişe karışmış bir devrin hikâyesidir. Bunda milletim için ve gelecekteki evlâtlarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek bazı noktaları belirtebilmiş isem kendimi bahtiyar sayacağım. Efendiler, bu nutkumla, millî varlığı sona ermiş sayılan büyük bir milletin, istiklâlini nasıl kazandığını, ilim ve tekniğin en son esaslarına dayanan millî ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.

Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen millî felâketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.
Bu sonucu, 'Türk gençliğine emanet ediyorum.

Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!



SALTUK

9 yıl önce - Pts 28 Şub 2005, 14:36

Acaba diyorum bu yillari unuttuk mu? cekilen acilari ve son bir nefesle kazanilan bagimsizligi ve bu bagimsizligin nelere mal oldugunu unutuyor muyuz? Bence unutmamaliyiz, ulkemizin en guclu oldugu donemlerede bile bu yillari unutmamaliyiz. Bu yillari birilerine dusmanlik duymak icin yada bugun artik kurmaya calistigimiz dostluklari baltalamak icin degil ama milli savunma reflekslerimizi canli tutmak icin unutmamaliyiz. Uluslararasi iliskilerimizi iyiniyet ve dostluk temelleri uzerinde sekillendirmeliyiz ama bu yillarda her zaman bu milletin beyninin bir kosesinde canli durmali diye dusunuyorum.
Alıntı:
Saygıdeğer Efendiler, sizi günlerce işgal eden uzun ve teferruatlı nutkum, nihayet geçmişe karışmış bir devrin hikâyesidir. Bunda milletim için ve gelecekteki evlâtlarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek bazı noktaları belirtebilmiş isem kendimi bahtiyar sayacağım.
evet bunlari torunlarimiz icin unutmamaliyiz.


irfan x
9 yıl önce - Pts 28 Şub 2005, 17:27

Saltuk böyle bir başlık açtığın için çok teşekkürler.Tam zamanıydı! Bu foruma giren tüm arkadaşların burada yazan her satırı defalarca ve düşünerek okumasını rica ediyorum. Her bir kelimnin bizler için ne kadar değerli olduğunu herkesin bilmesini istiyorum. Bu değer, sadece manevi bir değer değildir elbette, zihinsel ve bilimsel bir değerdir aynı zamanda.

Alıntı:
Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklâle sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun istiklâlden yoksun millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık görülemez.
Yabancı bir devletin koruyup kollayıcılığını kabul etmek insanlık vasıflarından yoksunluğu, güçsüzlük ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir.Gerçekten de bu seviyesizliğe düşmemiş olanların, isteyerek başına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.


Buraya dikkat ettiniz mi?


irfan x
9 yıl önce - Pts 28 Şub 2005, 21:24

Burada Nutuk'dan paröalar varken , bugün günün sözü başlığını yazılmış.burası duruyorken günün sözüne gerek yoktu. Saltuk bu basşlığı açalı kaç saat oldu. Daha fazla ilgi beklerdim doğrusu. Atatürkk2ün sözleri inşşat hebrlerinden önemsiz olmamalı...


irfan x
9 yıl önce - Pts 28 Şub 2005, 23:30

Alıntı:
Efendiler, dış siyasetin en çok ilgili bulunduğu ve dayandığı temel,devletin iç teşkilâtıdır. Dış siyasetin iç teşkilâtla uyarlı olması gerekir.Batı'da ve Doğu'da, başka başka karaktere, kültüre ve ülküye sahipbiribirinden farklı unsurları tek sınır içinde toplayan bir devletin iç teşkilâtı,elbette temelsiz ve çürük olur. O halde, dış siyaseti de köklü ve sağlam olamaz. Böyle bir devletin iç teşkilâtı özellikle millî olmaktan uzak olduğu gibi, siyasî ilkesi de millî olamaz. Buna göre, Osmanlı Devleti'nin si-yaseti millî değil, belirsiz, bulanık ve kararsızdı.

Çeşitli milletleri, ortak ve genel bir ad altında toplamak ve bu çeşitliunsurlardan oluşan kitleleri eşit haklar ve şartlar altında bulundurarakgüçlü bir devlet kurmak, parlak ve çekici bir siyasî görüştür. Fakat aldatıcıdır. Hattâ, hiçbir sınır tanımayarak, dünyadaki bütün Türkleri bile birdevlet halinde birleştirmek, varılması imkânsız bir hedeftir. Bu,yüzyılların ve yüzyıllarca yaşamakta olan insanların çok acı, çok kanlı olaylarla meydana koyduğu bir gerçektir.

Panislâmizm ve Panturanizm siyasetinin başarıya ulaştığına ve dünyayı uygulama alanı yapabildiğine tarihte tesadüf edilememektedir.Irk ayrılığı gözetmeksizin, bütün insanlığı içine alan tek hir dünyadevleti kurma hırslarının sonuçları da tarihe yazılmıştır. İstilâcı olmakhevesleri konumuzun dışındadır. İnsanlara her türlü şahsî duyguve bağlılıklarını unutturup, onları tam bir kardeşlik ve eşitlik içinde birleştirerek, insancı bir devlet kurma teorisinin de kendine göre şartları vardır.

Bizim, kendisinde açıklık ve uygulama imkânı gördüğümüz siyasî ilke, millî siyasettir. Dünyanın bugünkü genel şartları, yüzyılların dimağlarda ve karakterlerde yerleştirdiği gerçekler karşısında hayalci olmak kadar büyük yanılgı olamaz. Tarihin ifadesi budur, ilmin, aklın, mantığın ifadesi böyledir.

Milletimizin, güçlü, mutlu ve istikrarlı yaşayabilmesi için, devletin bütünüyle millî bir siyaset izlemesi, bu siyasetin iç teşkilâtımıza tam olarak uyması ve ona dayanması gerekir. Millî siyaset dediğim zaman kastetiğim anlam ve öz şudur : Millî sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendi kuvvetimize dayanmakla varlığımızı koruyarak, millet ve memleketin gerçek saadet ve refahına çalışmak...

Genellikle milleti uzun emeller peşindede yorarak zarara sokmamak... Medenî dünyadan, medenî, insanî ve karşılıklı dostluk beklemektir.



ATIF
9 yıl önce - Çrş 02 Mar 2005, 00:19

Merhabalar,
Aranıza yeni katıldım, herkesi saygıyla selamlarım.

Burada bu satırları okudukça, Türk olmanın gururunu ve sevincini müthiş bir şevk ile içimde hissediyorum. Fakat bu gururu ne yazık ki biraz buruk bulmaktayım. Bu burukluk muhakkak ki, gazetelerimizde, televizyonlarımızda Türkiye’nin diğer milletler önünde nasıl küçük düştüğünü görmekten ve bunların bir türlü sonun gelmemesinden kaynaklanıyor. Ne yazık ki biz, M.K. ATATÜRK Önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin haysiyetini korumak için yeterli özeni gösteremiyoruz, birleşmiyoruz, önemsemiyoruz. Gururumuzu çiğnetiyoruz. Gerektiği yerde gereken tepkiyi halkımız vermiyor.Biz, kendi derdine düşmüş, özgürlüğünü sadece para kazanmak için kullanan ve kaybedildiğinde nasıl geri alınacağını bile bilemeyecek bir toplum olma yolunda ilerliyoruz. Ben, bu konudaki hassasiyetimden belki de,
geleceğimize karşı çok karamsarım.

Gördüğüm kadarıyla bu sitedeki arkadaşlar ile genel olarak aynı fikri paylaşıyorum. Buradan bir soru sormak istiyorum.

Nutuktan,
“Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklâle sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun istiklâlden yoksun millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık görülemez.
Yabancı bir devletin koruyup kollayıcılığını kabul etmek insanlık vasıflarından yoksunluğu, güçsüzlük ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir.Gerçekten de bu seviyesizliğe düşmemiş olanların, isteyerek başına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.

Halbuki Türk'ün haysiyeti, gururu ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!...
O halde, ya istiklal ya ölüm!”



Şu satırları okuduktan sonra, şu an yaşadığınız rahat hayatları bırakıp, çocuklarınızın geleceği için, Ölmeye gider miydiniz?

Ben, bu günleri görmektense, o günlerde Şehit olmayı tercih ederdim.

Saygılarımla


irfan x
9 yıl önce - Çrş 02 Mar 2005, 00:44

Atıf aramıza hoşgeldin! Yazdıların beni çok duygulandırdı. Umarım bu başlığı zaman içinde diğer arkadaşlar da okurlar vew nutuktan bazı bölümleri buraya taşırlar... Biraz ilgi, lütfen...

SALTUK

9 yıl önce - Çrş 02 Mar 2005, 12:12

Nutuktan,
Alıntı:
“Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklâle sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun istiklâlden yoksun millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık görülemez.
Yabancı bir devletin koruyup kollayıcılığını kabul etmek insanlık vasıflarından yoksunluğu, güçsüzlük ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir.Gerçekten de bu seviyesizliğe düşmemiş olanların, isteyerek başına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.

Halbuki Türk'ün haysiyeti, gururu ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!...
O halde, ya istiklal ya ölüm!”

Simdi ben Ataturkun bu sozunden sunu cikartsam bir itirazi olan cikar mi?
bizler turk milleti olarak kendi demokrasimizi, insan haklarina verdigimiz onemi gelistiremiyoruz AB ye uye olarak, hatta bazilarina gore uye olmak onemli degil uye olma sureci bile yeterli, bu sorunlarimizi halletmeye calisiyoruz, diger yandan bu kadar dogal zenginligimize, isgucu potansiyelimize, ticaret bilgimize, atilimci ruhumuza, genc nugusumuza ragmen ekonomimizi kendimiz duzeltemiyoruz ve IMF ve AB kapilarinda derdimize care ariyoruz peki ataturk bu sozu ne icin soylemisti? Hatirlayacaginiz gibi kurtulus savasi baslamadan once bazilari amerikan, bazilarida ingiliz mandasini istiyorlardi. Ve bu mandayi isteyenlerde oyle vatan haini falan degildi sadece icinde bulunulan berbat durum onlari umitsizlige sevketmisti sonradan kurtulus savasinda bu insanlardan bazilari cok ustun hizmetler yapmislardir. Ve itiraf etmislerdir o anki psikolojik durumlarini ve millete olan guvensizliklerini, bu milletin kurtulus savasini yapamayacagina olan inancsizliklarini ama sonradan ataturk kendilerini ikna etmis ve bu millete guvenmeleri gerektigini anlatmisti. Peki bu gun icinde bulundugumuz durum 1919 dan daha mi kotu ki, biz hala kendi milletimize guvenemoiyoruz da hala AB ve IMF kapilarinda surunuyoruz.
Arkadaslar burada vatan millet sakarya edebiyati yapmak niyetinde degilim yapmaya calistigim turk milletini cok ama cok iyi taniyan Ataturkun sozlerinden isik alip kafamda birseyleri cozmeye calisiyorum. Ve ulkeyi yonetenlere diyorum ki, madem siz bu milleti tanimiyorsunuz o halde bu milleti en iyi taniyan kisiye kulak verinde ogrenin bu millete guvenmeye.

Ayni sey bizim icinde gecerli arkadaslar kendimizi tanimak istiyorsak milletimizi tanimak istiyorsak bu milleti en iyi taniyana kulak verelim.


ATIF
9 yıl önce - Prş 03 Mar 2005, 00:16

Selamlar,

Sayın Saltuk, size sonuna kadar katılıyorum,söylediklerinize ek olarak kulak vermekten daha fazlasının yapılması gerektiğine inanıyorum.

Türkiye elbette kendi kendine fazlasıyla yetebilecek bir ülke, biz AB olmadan da çok rahat yaşayabiliriz ve bizim insanlarımız refaha ulaşmak için her türlü zorluğa katlanır. Bu konuda halkımıza güvencim sonsuz. Bunun yanısıra Türkiye'nin AB üyesi olmak istemesi son derece normal, bu dayanışmaya girmek Türkiye'ye kuşkusuz çok büyük avantajlar sağlayacaktır. Ama girmek isterken, çalışmalarımızı, kimseye muhtaç olmadığımızı unutmadan, gururumuzu ayaklar altına aldırmadan yapmamız lazım. İşte bunu, bizim adımıza seçilenlerin yapması gerekiyor ve benim rahatsızlığımda bu noktada başlıyor.

Gördüğüm şu ki hükümetimiz Türkiye'nin şerefinden çok fazla ödün veriyor ve şu anda, önceki hükümetlerin hatalarına anında müdahale eden TSK'den hiç ses çıkmıyor. Neler olduğunu anlamakta güçlük çekiyorum. Bilindiği üzere, kendileri her ne kadar değiştiklerini söyleseler de, şu anki hükümetimiz bir zamanlar laiklik (dolayısıyla Atatürk) karşıtı bir grup tarafında siyaset yapıyorlardı. Hükümetimizin, eski hallerinin izlerini taşıyan, bir takım çalışmalar içerisine girmesi Türkiye'deki siyasi çöküntüyü açığa vuruyor. Benim kanaatim Türkiye Ekonomisinin sorunları da buradan kaynaklanıyor.

Mesela bu gün, hükümetimiz bize gerekli güveni verebilse ve bizlerden ödeyebileceğimiz azami vergiyi Türkiye'nin tüm dış borçlarını kapatmak üzere istese, bütün vatandaşlarımızın, herşeyini ortaya koyarak, bu vergileri ödeyeceğinden eminim.

Çünkü sahip olabileceğimiz hiçbir şey, Atalarımızın kanlarından, hayatlarından ve Türkiye Topraklarından daha değerli olamaz.

Bana kaç tane siyasetçi içinden, kaç tane güvenebileceğimiz siyasetçi sayabilirsiniz?

Saygılarımla


ATIF
9 yıl önce - Pts 07 Mar 2005, 00:41

Selamlar

Bu başlığı, konuların başlarında, 1. sayfada görmek ve daha çok dikkat çekmesini istemek yanlış olmaz diye düşünüyorum. Belki kısıtlı zamanla girip sadece güncel konuları okuyan arkadaşlarımızın dikkatini çeker. Herkesin Sayın Saltuk'un eklediklerini tekrar hatırlamak isteyeceğinden eminim.

bu mesajı bu yüzden yazdım.


cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET