1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 6  |
 |
Seyfo
17 yıl önce - Prş 08 Hzr 2006, 19:30
Ayasofya,Sultanahmet Camii ve Galata Kulesi Kompozisyonu ve Sema
Paspartulu Gravür-Semazenler
|
 |
sabahattin kayış
17 yıl önce - Cum 09 Hzr 2006, 11:02
seyfo'nun gönderdiği bir fotoğraf üzerine yorum...
|
 |
Seyfo
17 yıl önce - Pts 12 Hzr 2006, 03:42
Gelibolu Mevlevihanesi
www.mekder.org
|
 |
korgun
17 yıl önce - Pts 12 Hzr 2006, 03:54
|
 |
Seyfo
17 yıl önce - Pts 12 Hzr 2006, 04:13
(+)
(+)
(+)
|
 |
Seyfo
17 yıl önce - Cum 16 Hzr 2006, 03:44
(+)
(+)
|
 |
Seyfo
17 yıl önce - Cmt 17 Hzr 2006, 02:03
732.şeb-i Arus
(+)
(+)
(+)
(+)
www.mekder.org
|
 |
mete-m
17 yıl önce - Pts 19 Hzr 2006, 21:13
Hz. Mevlana
Hz. Mevlana, hayatında çok hoyrat muamelelere maruz kalmış, çok incitilmiş; ama hiçbir zaman kaba davranmamış ve kimseyi rencide etmemişti. Hakk’a ait mevhibeleri haykırırken her zaman gürül gürül ve fütursuzdu; ancak, sair ahvâli itibarıyla hep mütevazı, mahviyet içinde, yüzü yerde ve herkesi şefkatle kucaklamaya hazır bulunurdu. Bencillik, iddia, çalım ve huşunet... gibi mesâvi-i ahlâktan sayılan kötü huylar hiçbir zaman onun atmosferinde ikamete fırsat bulamamışlardı. Fitilini ondan tutuşturduğu arkadaşı diyeceğimiz Hazreti şems-i Tebrizî’yi üstadı gibi görür ve saygılı davranır.. müridi ve halifesi Salâhaddin Zerkûb’a "şeyhim, efendim, sultanım..." diye hitap eder.. Hüsamettin Çelebi’yi tazimle anar ve aile efradına karşı da âdeta ehl-i beyt muamelesinde bulunurdu. Meclisi, Peygamber meclisi gibi herkese açıktı ve en uzaktakilere bile öyle yakın dururdu ki, can alıcı hasım ruhlar dahi ellerinde olmayarak kendilerini birden onun şefkatli kucağına salıverirlerdi. Bir kere de o atmosfere girdiler mi artık bir daha ayrılmayı düşünmezlerdi. Hazreti Pir, ötelerle toptan alışverişi olan birisiydi; ama, insanlara karşı muamelesinde bu koca farklılığı hissettirmeyecek kadar hep muhlis ve mütevazı idi: insanlar içinde insanlardan bir insan olarak yaşar; onlarla oturur-kalkar, onlarla yer-içer; Allah’la arasındaki esrârı elinden geldiğince sır bilmezlerden saklamaya çalışır ve inandıklarını yaşayan bir mürşid olarak her zaman gönüllere nüfuz etme yollarını araştırır; "sohbet-i Cânân" der, sürekli nazarları O’na çevirir; "aşk" der, "iştiyak" der, "cezbe" der, "incizab" der, ruhunda köpürüp duran his ve heyecanı başkalarına da duyurmaya gayret eder ve iklimine uğrayan herkese hakiki insan olma ufkunu gösterirdi. Dünyada, dünya malında asla gözü yoktu; hiç olmamıştı da. Bulduğunda, kifâf-ı nefs edeceği miktarın dışındakini yedirir-içirir, başkalarına infak eder; bulamadığında da, "Çok şükür, bugün evimiz Peygamber evine dönmüş." der, yerinde sabır pistiyle göklere açılır, yerinde de şükürle mâverâîliklerde pervaz ederdi. Sadaka, zekat kabul etmez; insanlara verecekli olma durumuna düşmemek için müzâyakaya maruz kalır, aç durur, fakirane yaşar; ama, sızlanıp ağyârı âhından agâh etmez ve irşad hizmetini de hediye ve behiyyelerle kirletmezdi.
|
 |
Kemal Yoğurtçu
16 yıl önce - Pzr 29 Ekm 2006, 04:15
irfan x
| Alıntı: |
| Belki bir önem yok kisi için, böyle büyük bir kişilik dünya'ya mal olmuştır ama tamamıyla Türk'tür. Eserlerini Frasca yazdığı için çoğu kimse de böyle yanlış bir yanılgı orataya çıkmıştır. Esrlerinin Farsca olmasının sebebi, o dönemin edebiyat dilinin Farsca olması ve Farsca'nın doğu halkları arasında lingua-Franca (toplulukların birbirleriyle anlaşmak için kullandıkları dil) olmasından kaynaklanır. Yoksa Mevlana İran'da ne doğmuş, ne de yaşamıştır, dini olarak bile İran'la bir bağlantısı yoktur. |
Öncelikle her şey iyi güzel, fakat...
Mevlana madem bir Türk, ben bir Türk'ün ne sebeple olursa olsun yazdığı kocaman bir eseri Farsça kaleme almasını kabullenemiyorum. Ayrıca Farsça için toplulukların birbirleriyle anlaştıkları dil tanımı kullanılmış. Hangi topluluk oluyor bunlar? Saraylardakiler mi, aristokratlar mı? Kim?
"Sanat toplum içindir!" anlayışını benimsemiş bir insan, eserinde hep insanı ön planda tutmuş bir insan nasıl olur da yazdığı Mesnevi'sinde kendi insanına hitap etmez. O dönemde Anadolu'da kaç kişi Farsça biliyordu acaba?
Hem Dadaloğlu Karacaoğlan v.s. lerimizde var bizim. Onlar neden yabancı bir dili tercih etmemişlerdir. Asırlar öncesinden söylediklerini hala anlayabiliyoruz. Onlar bana kalırsa Türk edebiyatına daha iyi hizmet ettiler.
"Türk Demek, Türkçe Demektir! Ne Mutlu Türk'üm Diyene!" M.Kemal Atatürk
Sözü ters mantıkla çözümlersek, Türkçe yazan Türk demektir. Yabancı dille yazan ...........
|
 |
resitokumus
16 yıl önce - Pzr 29 Ekm 2006, 06:06
Bu nasıl bir bakıştır.
"Türkçe yazmıyorsa .... " demek Mevlana`ya saldırı değilmidir.
"Yazdığı bir eser" tabiri , bu büyük düşünür ve tasavvuf ehlinin diğer yapıtlarından hangisini kast etmektedir.
1200`lü yıllarda yaşamış bir gönül adamının elinde şekillenen Mevlevilik anlayışının hala Milletimize yaptığı katkı ortadayken böyle müptezel bir yazı neyin nesidir.
Çok kısa süre önce ortaya çıkan sözde bir araştırmacının , Mevlana Hazretlerinin , gönül derinliğinin yansımalarını sapıklık olarak yorumlamasına benziyor.
Aynı dönemlerde Mevlana Farsça yazarken , Yunus Emre Türkçe yazmış. İkiside manevi görevlerini tamamlamışlar.
Yine de dil konusuna gelmek istersek.Mevlana öğrenci değil , Öğreticidir.
Tasavvufu sadece Türklere değil tüm insanlığa aktarmaya çalışmıştır.Bu gün dünyada nasıl teknik konularda İngilizce ortak dil vazifesi görüyorsa, O günde tasavvuf ilminde Farsçanın konumu aynıdır.
Evet Mevlana, özbe öz Türk oğlu Türktür. Ama tüm insanlığa aittir...
Saygıyla...
|
 |
sayfa 6  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|