En son okuduğum bir köşe yazısında yazar AB genel sekreter yardımcısıyla söyleşisini anlatıyodu:
AB genel sekreter yardımcısı'nın yazara sizce hükümetiniz bize katılma konusunda samimi?sorusuna yazar bence samim ççünkü kanunları birer birer hızlı bişekilde çıkardılar yanıtı veriyor.Bunun üzerine AB genel sekreter yardımcısı sizce insan katılmak istediği bi grupla ilişkilerini geliştirmek yerine başka gruplarlamı muhabbetini artırır samimi ilişkiler kurar diye sormuş.Yazar niye bizim hükümetimiz öyle mi yapıyor demiş.AB genel sekreter yardımcısı ise evet Türkiye'den en son başbakanın veya dışişleri bakanının geliş tarihi müzakere tarihi almak içindi AB ülkelerini gezip iyi ilişkiler kurmak yerine Mısır Fas ziyaretinde bulunuyorlar yani 17 aralık ve 22 aralık tarihlerinde Avrupaya gitmişler...
Benim merak ettiğim biz nereye sürükleniyoruz okadar deniyim bürokrat ve teknokratlarımız varken bu tezatlık niye?
Yazar:FATİH ALTAYLI/sabah gazetesi
Biraz sitede eski konulara daldım, ilginç AB ile ilgili başlıklara rastladım. Ama hepsinden önemli olan, niyetimiz nedir başlığına birşeyler yazmak istedim. Ben evet diyenlerdenim ama kayıtsız ve şartsız değil tabii ki. Neden mi? Çünkü AB bir uygarlık projesi olmasının yanısıra inanılmaz çıkar çatışmaların kıyasıya mücadelesine sahne olan bir savaş alanı aynı zamanda. Bu yüzden romantik nedenler bir yana gerçeklerle başa çıkmak için kayıtsız şartsız evet değil.
AB aynı zamanda bir standartlar bütünü, hayat şartlarının yükselmesinin simgesi. Yani bizim bugün Türkiye'de yaşarken şikayet ettiğimiz her konu hakkında AB'nin bir önerisi daha doğrusu bir standardı var. Bu konu benim özellikle ilgimi çektiği için biraz örnek vermek istiyorum:
- Sağlık sistemimizden memnun muyuz? Hayır. Neden? Sağlık bulmak için gittiğimiz kurumlarda insanca şartlarda hizmet almıyoruz. Şimdi bu konuya neresinden gireceğimi bilemedim, durum ortada. Özel hastaneler konusunda bile insanların şikayetleri o kadar çok ki...
- Eğitim sistemimizden memnun muyuz? Genel olarak hayır. Eğitim müfredatından tutunda, kalitesine, ezberci sistemimize kadar çok iç açıcı bir tablo ile gene karşı karşıya değiliz. Adı üniversite olan ama bilim üretmekten çok uzakta olan o kadar çok okulumuz var ki.
-Yargı sisteminden memnun muyuz? Mahkemelerimiz zor şartlar altında çalışıyor ama adalet dağıttıklarını söyleyebilir miyiz? Eğer böyleyse neden mafyanın bu kadar günyüzü gördüğü bir ülkeyiz?
- Ulaşım sisteminden memnun muyuz? Yılda kaç kişi yollarda ölüyor? Büyük bir ülke olmamıza rağmen temel ulaşım sorunlarını halledebilmiş miyiz?
- Şehirleşmemizi yapabilmişmiyiz? Megapoller insanlara uygarca yaşam sağlamaktan öte ömür törpüleri olarak işlev görüyor. İnsanlar sinir makinalarına dönüşüyor. Plansız şehirleşme deprem tehdidi başta olmak üzere, ulaşım, kültürel hayata, spor yapmaya erişimini güç kılmış durumda.
- Tarım sistemimiz iyi ve verimli işliyor mu? Üretici durumundan şikayetçi, üretim planlaması yok, en eğitimsiz sektörlerden birisi bu sektörümüz ne yazık ki. Üreticisine birşey ekmemesi karşılığı devlet para veriyor. Yani bir gariplik silsilesi burada da devam ediyor.
- Ekonomimiz istediğimiz düzeyde mi? Üretim ve verimlilikte ne kadar ilerideyiz? Hala reel faizleri dünyanın çok üzerinde dağıtıyoruz.
- Sanayileşmeyi yapabildik mi? Türkiye hangi katma değeri yüksek ürünü üreteceğinin planını yapmış durumda mı? Sanayiyi Marmara bölgesine yığdık, peki bunu yaparken çevreyi düşündük mü? İlerde yaşayabileceğimiz Tuzladaki variller gibi örnekler görmeyecek miyiz?
- Bölgesel farklılıkları ne düzeyde yönetebilmişiz? Batı nispi olarak gelişmiş, sanayileşmişken doğu kendi dinamikleri içersinde bile olsa gelişmişlik düzeyinde ne durumdadır?
Liste uzuyor da uzuyor. Ama tüm ana başlıklarda AB ülkeleri ile kendimizi karşılaştırdığımızda hedeflerimizde daha iyi ortaya çıkmıyor mu? Bu saydığım hangi kriterde bir AB ülkesinden daha iyi durumdayız? Yani iyi yanlarımız yok mu? Potasiyelimiz yok mu? Var hemde ziyadesiyle, insanı zaten birazda bu potansiyele bakarak birşeylerin değişmemesi sıkıyor. AB projesine bu standartları değiştirme ve potansiyeli harekete geçireceği düşüncesiyle bakınca ve son yıllarda yapılanların havasının bile birşeylerin değişmeye başladığını göstermesi bile ümitlendiriyor.
Şimdi soruyorum, neden tüm bu kriterlerde kendi kendimize bir iyileştirme yaşayamadık? Bunun cevabını kimse başkasında aramasın, hedefsiz bir toplum haline getirdik kendimizi. Sürekli birbirimize düştük, birleştiğimiz noktaları değil ayrıldığımız noktaları öne çıkardık. Ortak aklı çok az alanda harekete geçirebildik.
Tüm bu konularda AB'nin bize sunduğu bir taslağı olduğu ve aslında insana önem veren bir proje olduğu için AB'ye evet diyorum. Fakat AB'nin durumunu ve gerçekleri de hiçbir zaman gözden kaçırmamamız gerektiğini de hatırlayarak adımlarımızı sağlam atalım diyorum. Dış politikada karşılıksız tavizler vermediğimiz sürece herşeyin telafisi olur. Burada Tansu Hanımın hırsına yenilerek vermiş olduğu Rumların tam üyeliğine karşı Gümrük Birliği gibi bir tavizden bahsediyorum. Şu anda bu tavizin sancılarını çekiyoruz, Rumlar bu sorundan kendilerini soyutlamış durumdalar.
Avrupa Birliği'ne EVET çünkü 83 yıllık koca Türkiye Cumhuriyeti bugün Makedonya'dan sonra Avrupa'nın en fakir 2. ülkesi..Ve ben bu fakirlik içinde, bu rezillik içinde yaşamak istemiyorum..Atatürk bu ülkeyi bunun için kurmadı, bunca can bu rezillik, kepazelik yaşansın diye şehit olmadı..83 yılda bu ülke kendi kendine hiçbirşey becerememişse ( en fakir 2. olmak dışında) Avrupa Birliği'ne sonuna kadar evet..
Avrupa Türkiyeyi kac yildir oyaliyor, Türkiyede de Güney-Dogu kö$esinde durmus bekliyor ve öyle zamanini gecirip duruyor, Avrupa Birligi Türkiyeyi Istemiyorki zaten, Biz de istemiyoz avrupayi, Musluman Cogunluk diye, Zaten biz toplumsal da avrupali degiliz, sadece eskiden tek Osmanlilar Vienna ya kadar girerken tek ozaman Avrupanin bir tarih kitabina girebilmistik, Biz Asialiyiz ve bunu unutmamali..
Bu gidisle
Türkiye Avrupaya girecene, Avrupa Türkiyeye girecek
Ay milletim, Benim Türk Devletim, Emperator torunlari biz bu hale dusecek millet miyiz, Hic bir Savas kayip etmeyen, Hic bir topluluga aci vermeyen, Benim guzel Insanim.
Avrupa bizi hakketmiyor resmen odul vermis gibi oluyoruz AB ye girersek, Uzak duralim, Turan birligi Kuralim, Once Turkiye Once Turkluk...
Ülkenin başındakiler ulusal çıkarlarını kişisel çıkarlarının gerisine itebilirler. Bu durumda bencil davranmaları olağandır.
Yurdun çıkarlarına hizmet edecek olan her şey, yararlıdır.
O hâlde bizi açık kapı gir pazara pardon "açık pazar" yerine koymak isteyen ve Gümrük Birliği denen safsatayla bğomakta olan bu yüzsüz şerefsizlerden bir an önce uzaklaşmak şarttır.
Kemalizm gereği her yarar sağlayabilecek şeyi alırız; ama kendimizi bozmadan. Peki Avrupa'dan bırakın kendimizi de bozmamayı; ne yararlı bir şey alacağız ki?..
Bu arada TURANcılıkta bize sakıncalıdır, İSLAMCILIKta.
Tek çıkar yolu; çıkar birliği. Gerekirse Ermenisi, Acemi, Yunanı ya da Arabı ile.. Tel şart: VATAN!...
Avrupa'ya git yararlı ne alacağını görürsün..Böyle sefillik içinde yaşamak hoşunuza gidiyorsa orası başka tabii..Kuru kuru vatan millet sakarya demekle malesef geri kalmışlığımız sona ermiyor..Bir de bunu anlasanız çok iyi olacak ya
İlerilik Avrupa ile oluyorsa; JAPONYA'da Blair'in g..ünü mü yalamıştı acaba?..
Adamlar da kafa var, kullandılar ufacık adalarında..
Biz de sınırsız olarak tüm doğal nimetler var.. Avrupa'ya girmekle olmaz, UYGARLIK kafasını almakla olur.. Avrupa'dan ne alınacağına değil, nasıl ileri ulaşılacağına bakılmalı..
İşte sorunda orada arkadaşım 83 yıldır kendi kendimize geldiğimiz nokta Avrupa'nın 2. fakir ülkesi olmaktır..Rezil rüsva bir yaşam, aç insanlar, işsiz insanlar, eğitimsiz ve de cahil bırakılmış insanlar ordusudur..Ve artık birilerinin iteklemesi ile ancak birşeyler olabilir..Bugün bunun adı Avrupa Birliği belki de yarın başka birşey olacak ama tek başına ol-mu-yor..
Türk Ulusu'nun savaşçı özelliğini önce Maniheizm ve arkasından İslam ile yumuşatması onun kültüründe de olumsuz etkiler yatarmıştır. Sürekli başında biri olacak ve ona boyun eğecek; onu dinleyecek!..
Ege'nin efelerine bakın; derebeyi misali zalimlere tek başlarına ayaklanırlarmış ve onu gören toplum sadece ona sözleri ile destek olurmuş. Bir kıvılcım gerekiyor.. Maraş'ta acaba Sütçü İmam olmasaydı direniş köklü hale gelebilir miydi? Yahut Mustafa Kemal genelgeler ve mitinglerle halkı uyandırmasa; Anadolu insanı savaşa gider miydi?..
Uyuyan insan, bir uyarıcı ile uyanır. Şu an da bunu ekonomi, sağlık, eğitim diye söylemek saçma; İRTİCA VE PKK gibi unsurlar dururken. Yani iki büyük uyarıcı devrede. Zilleri çalan ABD, AB ve İsrail.
Uyanmamız şart, gidip onların kucağına oturmak doğru değil..
Türkiye her ne pahasına olursa olsun ille de AB anlayışını bırakıp yönünü biraz da Orta Asya'ya dönmeli. Zaten AB verilen her tavizden sonra bir yenisini isteyecektir. Ayrıca verilen tavizlerin Türkiye'yi getirdiği ortam meydanda değil mi?