Her kriteri yerine getirsekde sonunda halk oyuyla biz almayacaklar.
Olsun. Biz üzerimize düşeni yapalım varsın onlar almasın. Birşey kaybetmeyiz, tam aksine kazanırız. En azından müzakere sürecinde hayata geçirdiğimiz yeni kanunlar ile medenileşme ve demokratikleşme yönünde yüzyıllardır eksikliğini hissettiğimiz çağdaş insani yaşam standartlarına ulaşırız..
Üye olsak da olamasak da bu sürecin içerisinde yer almak bile bizim açımızdan her halükarda kazançlı olacaktır.
En son OkanDikmen tarafından Cum 11 Nis 2008, 16:05 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
İTÜ'de de afişleri vardı ama herhalde İTÜ'den adam almadılar ki Ali Kırca başlangıçta üniversiteleri sayarken bizim okulu saymadı... Tam İzmir'e gidecekken koymuşlar, katılamayacağım diye çok üzülmüştüm. İyi ki de gidememişim. Nitekim Ali Kırca gene öğrencileri sadece bir araç olarak kullandı. Söz bırakmadı, konu mankeni yaptı.
Programda AB yandaşlarının konuşmalarına, ellerindeki kumandalardan katılıyorum diyenler daha çok çıksaydı, eminim öğrenciler daha çok konuşurlardı da.. Aksi olunca oylama olayını da sonlandırdılar.
Neyse...
AB destekçisiyim ya da tamamen AB'ye karşıyım demek biraz saçma. Böyle diyen birisi varsa kişisel tercihleri değil, kendi bağlı olduğu tüzel kişilerin düşüncelerini temsil ediyordur en fazla. Programda kimlerin şov için orada olduğu, kimlerin tartışmalardan pirim yaptığı açık seçik ortadaydı.
Programda Yiğit Bulut, Sinan Aygün, Erol Manisalı bir tarafta (AB karşıtı), Eser Karakaş, Bural Öger, Bahadır Kaleağası da bir tarafta (AB yandaşı) oturuyorlardı.
Hepsinin şöyle bir göbeklerine baktım. Kim daha çok "oturduğu yerden atıp tutuyor" kim daha çok kendisinin de inandığı fikirlerin savunucusu olarak "çalışıyor" diye.
Bunlardan Bulut, Aygün, ve Karakaş göbeklilerdi. Nitekim program boyunca bahsettikleri her konu, verdikleri her örnek kandırmacadan ibaretti. Hepsi sadece işi laf kavgasına dönüştürdüler.
Milliyetçilik gibi değerlerin Yiğit Bulut gibi şövalyelere(!) teslim edilmesi beni oldukça üzdü.
Karakaş, gümrük birliği ülkeleri ile olan ticaret hacmi genişlememizden bahsederken, bizim diğer pazarlar ile olan dış ticaretimize getirdiği yükten hiç bahsetmedi. Gümrük birliğine biz girerken birlik kaç ülkeydi, şimdi kaç ülke; elbette ticaret hacimi genişleyecek demedi. Diyemezdi de. Derse bu laflarının büyüsü bozulurdu.
Aygün ve Bulut? Yakalarında birer ay yıldız rozeti, bunlardan çok seven yok vatanını. Toplumu dejenere ediyormuş AB de, Kıbrıs'ı çoktan vermişiz de, Ermenilermiş de, Kürtlermiş de...
Yanlış yerden vurdular tüm program boyunca. AB'ye üye hangi toplum dejenere olmuş? Biz AB'ye üye değiliz, 1930 ile 50; 50 ile 2000 Türkiye'si aynı mı? ya Rusya'sı? ABD'si?
Evet dün programda Erol Manisaalı haklıydı. Türkiye AB'ye girmeli ve süreci yönetenlerden biri olmalıydı. Ancak bu çifte standartlar ile, AB'yi suistimal ederek temel ilkelerimizin içini boşaltmakla olamazdı.
Neydi bu tavizler?
AB'de yabancılara mülk satışı serbestliği yok! Bir Alman Danimarka'dan bir taşınmaz alamıyor! Türkiye'ye bunu AB reformu diye dayattı ve geçirdiler.
İfade özgürlüğünü kısıtladığı düşünülen 301'in benzeri onlarca AB ülkesinde var ve bu suçtan hüküm giyen yüzlerce insan var.
Bankaların yabancılara satışı, finans sektöründe %51lik yabancı hissesi ab reformu muydu?
Vize uygulamalarının kalkması için AB üyesi olmak şart değil. Norveç ve İsviçre vatandaşları AB üyesi olmamalarına rağmen vizesiz geziyorlar. ABD, Kanada vatandaşları on arrival vizeye tabi olabiliyor. Türkler mevcut vizesiz giriş haklarının dahi peşine düşmüyorlar.
Vural Öger, Bahadır Kaleağası bir çok konuda haklıydılar. Ancak sordukları şu soru çok ilginçti, "AB'ye girip de fakirleşen kaç ülke var?"
Doğru! Polonya'nın milli geliri yükseldi mesela! Peki Polonya'da ne Polonyalı kaldı? Gidip Facebook'tan herhangi bir polonyalı bulup sorun. Tüm marketleri, şirketleri, kurumları, fabrikaları artık Almanların. Romanya, Bulgaristan, Macaristan; tüm bunlar AB'nin işçi ihtiyacını karşılamak, likit fazlasını reel kıymetlere çevirmek üzere kurumlarını satın almak amacı ile alınmadılar mı birliğe?
Türkiye yıllardır yaptığı ve adına reform dediği uygulamalar ile gümrük birliği ile tüm kurumlarını pazara çıkarmış, 70 milyonluk tüketim çılgını bir pazar halinde. İhracatı dahi İthalata dayalı. Vize yıllarca tek taraflı uygulanmış, gık dememiş. Şu an AB'nin Türkiye'yi alması için, Polonya, Romanya, Bulgaristan'ı alması için olduğu kadar bile bir nedeni yok ki...
Siz takımınızın Chealsea ile mi Tahran Spor ile mi maç yapmasını istersiniz gibi son derece sersemce bir soruyu da kim sordu hatırlamıyorum ama Manisalı hariç herkesin sahiplenmesi beni daha çok şoka uğrattı!
verilen iki tür cevap:
-tabi ki chealsea!
-chealsea ile maç yapınca yeniliyoruz!
Türkiye'nin itibar gördüğü Türk Cumhuriyetleri pazarlarına, Rusya ve Eski Sosyalist Blok'a, Arap Ülkeleri'ne olan ihracatının AB ülkelerine olanın yanında bu kadar komik kalması dahi bizim kafamızda bir at gözlüğü olduğunu ispatlamaz mı?
Vural Öger ve Bahadır Kaleağası, yabancı sermaye'nin Türkiye'ye güveninin halen süper işleyen AB serüveninden dolayı mı olduğunu sanıyor?
Sermaye sahipleri kendileri kadar duygusal mıymış? Sermaye sahibi şuna bakar!
iş gücü fiyatı?
elektrik ve ham madde fiyatı?
pazarlara yakınlık?
Bu sermaye sahipleri Türkiye'ye geldiği kadar İran'a, Ukrayna'ya da gidiyor zaten. Gidip İran'da kaç Fransız sermayeli fabrika var araştırın bakalım.
Yatırım yapmayacak sıcak para sahibinin ise baktığı iki şey vardır:
faiz oranları!
kukla yönetim!
... sanırım bizde ikisi de mevcut!
Kimse çıkıp da, içinde Kıbrıs'ı Yunanistan'ı Eski Sosyalistleri barındıran bir AB, asla ekomonik bir güç olamaz demiyor. kimse bu iş gücü maliyeti, bu çevre politikalarına uyularak Çin ile Rusya ile rekabet edilemez demiyor.
Kimse içinde İngiltere olan bir AB asla ABD karşısında bir kutup oluşturamaz, kendi askeri politikasını belirleyemez demiyor.
Kimse AB'ye giren ülkeler bağımsız değil mi diye sorarken "Luxembourg ya da Brüksel Gaze'nin izolasyonunu kınayan bir açıklama yapabilir mi" sorusuna evet diyemez.
Biri çıkıp dedi, bizim gıdada hijyen standartlarını, toplu ulaşım standartlarını kendimize uyarlamak için AB'ye ihtiyacımız yok diye, ama çobandan dehço yemeye alışmış bir diğeri "efendim AB bir vizyondur, olmaz ise bu işler Türkiye'de yürümez" diye cevap verdi.
Yahu bazen düşünüyorum: Zamanından beri AB için temaslarda bulunmak üzere sadece yurt dışına yollanan adamların uçak biletleri ile kaç okul yapılırdı diye. Harcanan mesai, yazılan akademik çalışmalar, düzenlenen etkinlikler, tv programları; 95'te tam üyeyiz diye başa gelen siyasetçilerin ülkemden çalıp götürdükleri... zaten hesap dışı!
Biz zaten AB'nin standarlarına uymakla yükümlüymüşüz mal satmak için. Bir AB'ye ihraç edilecek malların o standartlarda üretilip, daha düşük maliyetli ve standartlı diğer malların da başka pazarlar için üretilme şansı var.. Bir de sadece AB standartında mal üretip, tek müşteri onları belleyip; satamayınca da dükkanı kapayıp çekip gitmek var.
AB bu zamana kadar 1.7 milyar dolar kullandırmış fonlarından. Çok mu büyük para? İki iddia türevi oyun daha sürerek piyasaya bu parayı zaten toplarsın...
Enflasyon, işsizlik AB'nin lokomotifi ülkeler Almanya, Fransa ve Hollanda'da AB'den evvel kaçmış şimdi kaç, Vural Öger de bunu söylesin; ben de AB'yi destekliyeyim.
Erol Hoca'ya göre bir program değildi. Bulut gibi tükürdüğünü yalamadığı için, türbinlere oynamadığı için de ayrıca kendisini tebrik ederim.
Schengen vizesi ne demek Bulut ile Aygün de öğrensin bu arada.
Bu kabulün Tanzimat,Islahat şeklinde Osmanlı'da yüzü denenmiştir.
Takmışsınız Özgürlüğe.Devletin kuralları içeride birilerini rahatsız ediyor diye
oluşan ortamın yarattığı sıkıntıyı atlatmanın formülünün yeri AB değildir.
Türk insanı birbirini oturup dinlemeden benim dediğimden başka doğru yok kafası ile gideceği yer Osmanlı İmparatorluğunun yanıdır.Buna sebep Hükümet ve taraftarları değil başkalarıda olsa bu çatı altındaki binayı yıkarsanız Herkes görsün artık yeter.Biz sağ-sol, Özgürlük içimizde çözemediğimiz zaman kukla oluyoruz.Birlik değil dıştan destek bekler duruma düşürülüyoruz.Bunada özgürlük adına talip oluyoruz.
Ben halk olarak anlaşamadığımız yerde siyasetçinin başaracağına zerre kadar inanmıyorum.
Kendi karakterinizden yapacağınız fedakarlık yine karakterinizdeki onu bastıracak başka bir özellikle yapılır.AB'nin kriterleri Türkiye'ye Özgürlük getirecek diyenlere tek tavsiyem bazı kuralları kötüleyerek buna sahip olamazsınız.Çünkü Devletler halkları değil Devleti muhatap alırlar.Birilerinin islah ettiği devleti ben istemiyorum.Ben halk olarak bu coğrafyada geçmişi ile bugünü ile tartışılıp ortak paydaları oturtup sağlıklı bir başlangıç yapacak bir Türkiye istiyorum.Bence o BÜYÜK TÜRKİYE'dir.Onda Osmanlı'da var.Cumhuriyetin çağdaşlıkla bezenmiş ama 1930 larda kalmamış halide var.
2 taraf olmazsa olmaz.Bunun yoluda AB değil.
Tek kurtuluş AB diyenlere AB'niz hayırlı olsun.Kendi iradenizi yok kabul ettikçe size irade aşılanamaz.Aşısı daha keşfedilmedi.
Peki bu devlet halkını muhattab almayacak, başka devletleri muhattab almayacak. Bu sayede ne halkı tarafından ne de başka devletler tarafından islah edilemeyecek. Peki bu devleti kim islah edip medeni ve demokrat bir ülke haline getirecek?? Kendi kafamızla kendi gücümüzle kendi irdemizle yapabilecek olsaydık geride bıraktığımız koskoca 85 seneyi heba etmezdik. Sen kendi ülkende gereken medeniyet ve demokrasi ortamını sağlayamıyorsan ya o birliğe talip olmayacaksın yada oyunun kuralarını kabul edeceksin. Kaldı ki bu kurallar bu halkın artık kendisini önce insan sonra da gerçek bir vatandaş hissedebilmesi için soluduğumuz hava kadar gereklidir.
En son OkanDikmen tarafından Cum 11 Nis 2008, 17:45 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Biz AB yi ne için istiyoruz, İstanbul a yaptığımız göçü bundan sonra Berlin e Paris e yapmak için mi oralara rahatça girip çıkmak içinmi.
Onlar istesinler bizden birşeyler biz yapalım isterlerse bizi o birliğe almasınlar. Ben bu ülkenin enerjisini bu ülkede yüzyıllardır yaşayan Kürt Kardeşlerimin kendi dillerinde kitap yazmak şarkı söylemek, eğitim almak, veya türban takmak gibi hakkı versek mi vermesek mi, bu ülkede kilise açılsınmı açılmasın mı Rumlar bu limanlardan faydalansın mı faydalanmasınmı bunları tartışarak bu ülke insanın enerjisinin boşa harcanmasını istemiyorum.
Verelim tüm insanlarımıza her türlü hakkı ve hukuk normlarımızıda çağdaş ülkeler seviyesine getirelim.
USA da 72 millet yanyana geliyor dünyayı yöneten en büyük güç haline geliyor. Niye bu ülkede yüzyıllardır yanyana yaşayan halklar yanyana gelemiyor ortak amaç doğrultusunda hareket edemiyor.
Dışardan bize aramıza sokulan nifak tohumlarının önüne geçilmesi için bu ülkedeki her halka bu ülkeyi yüceltmesinin önünü açacak her türlü hak ve hukuk verilmelidir.
AB ye girme isteğimiz,AB tarafından sadece halkı bıktıran yaptırımların uygulanması ve bir ''Yetti yaa alın AB nizi başınıza çalın'' hissi doğurduğu için artık AB ye hayır. Alacakları yok ama isteklerinin sonu da yok !
AB bizim halkı bıktıracak hangi tür isteklerde bulundu.AB ye karşı çıkanlar bu ülkeyi AB bölmek istiyor diye karşı çıkıyor.
AB nin kendi ülkelerinde senin insanına sağladığı ekonomik ve sosyal hakkı; sen kendi ülkende kendi insanına ve benim insanıma sağlamalısın diyor.
AB bıktırmıyor biz kendi kendimize onları anlamayarak bıktırıyoruz.
AB bir medeniyet projesidir hala bu ülkede doğumdan 6 ay sonra ölenlerin sayısı nerdeyse Afrika ülkeleri ile aynı düzeyde, siz hala AB ye HAYIR nasıl diyebilirsiniz.
Medeniyetin beşiği kesinlikle Avrupadır, bu inkar edilemez.Türkiye'nin en çok ilişki kurduğu kıta ile hukuki bir bağın kesilmesi düşünülemez.
Avrupa Birliği sadece Avrupaya değil, koyduğu kurallarla dünyanın geleceğine yön veren, dünya hukukuna ağırlığını koyabilen, pasife alınamayacak devletler üstü bir birlik.Çalışma sistemi; üye ülke nüfusları oranında milletvekiline sahip bir parlamento ile sağlanıyor.Yani Avrupa birliğinde borusu ençok öten ve birliğe yön veren Fransa ve Almanya, bu işi nüfuslarından dolayı sahip olduğu millet vekilleriyle başarıyorlar ve bu iki ülke AB nin kurucu üyeleri yani birlik onların çocukları da diyebiliriz.
Nüfus oranında daha sonra İngiltere gelmekte ki bu Almanya ve Fransa ittifakına kafa tutacak yeterlilikte değil.
Gelelim Türkiyeye!
Türkiyenin nüfusu 72 milyon yani olası bir üyelikte birlikteki en büyük 2. ülke olacak ve diğer üyeler olan İngiltere, İspanya ve İtalya ile birlikte Almanya ve Fransa ittifakına karşı yeni bir kutup oluşturacak.İngiltere bu yüzden Türkiyenin üyeliğini çok istiyor çünkü AB de yeterince söz sahibi değil.
Fransa ve Almanya yeni bir kutup oluşacağı, ve Avrupanın geleceğine istedikleri gibi yön veremeyecek olmaları nedeniyle yani olası bir olayda her halükar da yeni üye olmuş bir ülkeden Türkiyeden onay almak zorunda kalacağı için bize karşı çıkıyorlar ve önümüze bizi yıldıracak, bezdirecek konular çıkararak ama onların istediği şekilde de tamamen Avrupadan koparmayacak bir pozisyonda tutmak istiyorlar.Bu yüzden nüfusu kendilerinden az olan ve birlikte kendilerine köstek olmayacak ülkelerle AB yi genişletiyorlar.Türkiyenin hazmedilememesinin sebebi nüfusunun çok olmasından dolayı AB yi Türklerin saracak olması değil, tam aksine karar mercihi olan parlamentolarını Türklerin zaptedecek olmasıdır.
2 gün önce yaşanan meclisteki Barosso (Fransız polisinin güvenlik nedeniyle meclisi araması vb) hadisesinin birdaha yaşanmaması için Türkiyenin kesinlikle AB ye tam üye olması gerekir.Çünkü onlarda biliyorki biz Türkler bu tip olaylarıda yıpratılarak çabucak bezdirilebiliriz.Üye olamazsak bu tip olaylar her zaman yaşanacak. Dişimizi sıkıp tam üye olursak tarih tamamiyle tersine dönücek, bu lafımı unutmayın.
Şimdi bu anlattıklarımla ilgili iki tane tablo ekliyorum.Bulgaristanın bulunmadığı bu tabloları lütfen herkes incelesin.
1.Tabloda ülkelerin nüfusları oranında sahip oldukları oy oranları
(+)
2.Tabloda ülkelerin nüfusları oranında AB parlamentosunda sahip oldukları milletvekilleri sayısı
(+)
Almanya:82.3 milyon, Fransanın nüfusu:63.5 milyon, İngilterenin nüfusu:60 milyon.Türkiye üye olunca olay nasıl değişir siz tahmin edin.
Ekonomisinin % 62 si AB ülkelerine bağımlı bir ülkeyiz. ve tanzimattan beri yüzümüzü batıya dönmüşüz şimdi sırf milli duygularımızı egarte etmek için böyle söylüyoruz ama AB Türkiye için vazgeçilmez bir birliktir nitekim modern Türkiyenin önündeki en büyük örnek yine Avrupa Birliğidir ..
Ve arkadaşlar AB sadece ekonomik bir birlik değil dünün düşman halklarının bugün nasıl barış içinde yaşayabildiklerine en güzel örnektir . Yani AB ırk 'lar birleşkesidir..
Şahsen AB'ye üyeliğimizin kesinlikle mümkün olmadığına inanıyorum. Bu günkü AB içerisinde İngiltere, Almanya, Fransa gibi ülkeler başı çekiyor. Bu ülkeler arasında İngiltere'nin konumu biraz daha farklı. ABD ile olan ilişkileri daha yakın. Yani arada bir denge unsuru. Almanya ve Fransa ise AB'nin lokomotifi diyebiliriz. Yani bir ülkenin AB'ye üye olup olmaması, sözkonusu AB kriterlerinden çok Almanya, Fransa gibi birtakım ülkelerin stratejik menfaatleri ile ilgili. Şu anda AB üyesi Bulgaristan ve Romanya bizden çok mu ileride? Düne kadar Rusya'nın uydusu idiler, şimdi AB'nin uydusu olma yolundalar.Hala binlerce insan buralardan ülkemize çalışmaya geliyor, bu ülkeler birçok sanayi ürününü bizden alıyorlar. Ekonomik, askeri, siyasal güç açısından Romanya, Bulgaristan gibi ülkeleri Türkiye ile kıyaslamaya bile değmez. Yani sırf birtakım stratejik hesaplar uğruna, Hristiyanlık başta olmak üzere birtakım ortak değerleri uğruna bu ülkeleri aralarına aldılar.
Aslında malesef ABD ve AB ile olan ilişkilerimizde tek yanlı bağımlılık politikası ile karşı karşıyayız. ABD ile sözde müttefikiz, mümkün mertebe ABD'ye destek olmaya çalışıyoruz; fakat ABD'nin Ortadoğu'daki savaşları bize zarardan başka bir şey getirmiyor.
Sözde AB'ye aday bir ülkeyiz. Hatta Gümrük Birliği'ne girdiğimizde popülist siyastçilerimiz ve medyamız sanki resmen üye olmuşuz gibi hava oluşturdular. Ama hala her şeyin ucu açık. Ortada takvim bile yok. Çünkü amaç bir taraftan umut verip bir taraftan isteklerini dayatmak. Ama asla tam üye olarak almamak.
Dün geceki programda Eser Karakaş, mutlaka AB üyesi olmamız gerektiğinden bahsederken AB ülkelerinin kişi başına eğitime ve sağlığa bizden daha fazla bütçe ayırdığını söyledi. Doğru. Peki IMF politikaları sebebiyle yılda 50 milyar dolar faiz ödemeye devam ederken bunu nasıl başaracağız? Bizim gibi yüksek reel faiz ödeyen kaç tane ülke var? Olayın bu boyutundan niye bahsedilmiyor? AB gündeme geldiği zaman asgari ücretten neden bahsedilmiyor?
Bahsetmeye çalıştığım konu şu: Türkiye olarak hiçbir ülkeye kapılarımızı kapatma gibi bir lüksümüz olamaz. Sadece AB standartları değil tüm dünya standartlarını yakalamaya , hatta daha ileriye gitmeye çalışmamız gerekiyor. Fakat burada atladığımız bir konu var : Milli menfaatlerimizi kayıtsız şartsız koruma zorunluluğu. Çünkü batı felsefe pragmatisttir, faydacıdır, bencildir. Yani kendileri ileride diye başkalırının da ileriye gitmesini değil ; tam aksine, geride olmalarını ister. Kendimizi Yunanistan ile kıyaslamayalım. AB ile Yunanistan arasında dini,tarihi, kültürel bağlar vardır. Rönesans'ta bile Eski Yunan kültürünün izleri vardır. Tabi ki, Yunanistan'ı alılar, tabi ki Yunanistan'ı desteklerler. Yunanistan'ı alırken "git Türkiye ile olan sorunlarını hallet öyle gel demişler midir? Tabi ki demezler. Ama bize diyorlar. Demeleri de normal. Avrupa ile bizim aramızda bir bağ var mı? Osmanlı'nın Avrupa'daki izlerini silebilmek için ellerinden geleni yapmadılar mı?