Arkadaşlar programın kısa bir özetini geçeyim.. Okursanız sizler için faydalı olucaktır..
Programda tam demokratik bir tartışma olmadı ama Türkiye'nin AB üyeliğini savunan, bizi orada temsil eden insanların tartışma adabı biz gençlere bir şeyler anlatma isteği bile düşündürdü..
Şimdi yapılan ve benim de daha önceden yaptığım bir yanlışı bilmek ve bunu düzeltmek lazım.. Programa katılan Avrupa Birliği Parlamenteri ve Tüsiad Brüksel temsilcisinin defalarca belirttiği gibi Avrupada %20-25 civarında kesinlikle Türkiye'ye karşı %20 civarında Türkiye'nin girmesini istemeyen ama ilişkilerin imtiyazlı şekilde sürmesini isteyen % 50- 55 civarında da Türkiye'nin tam üyeliğine destek veren ve bir takım çekinceleri olan bir kitle var..Bu konuda herkes hemfikir.. Biz ne yapıyoruz peki? Bu kitlenin bazen % 25inin dediklerini dikkate alıyoruz.. Bazen diğer bir kesimini.. Bazen de öbür kesimini..
Fakat bunu söylerken de hep karşımızda bir AB varmış gibi konuşuyoruz.. Türkiyeyi istemeyenler sesini çıkarınca AB bizi istemiyor.. İsteyenler çıkarınca bizi istiyorlar diyoruz.. AB yi tek sesli bir organmış gibi kabul etmek en büyük yanlışımız..
Türkiye'deki bazı yanlı medya organları da Türkiyeye karşı olan kitlenin düşüncelerini aktarınca o kişilerin düşüncelerinin tüm AB yi bağladığı şeklinde aksettirildiğini görüyoruz..
Programdan örneklere gelince;
Sinan Aygün bey Almanya fuarında açılan bir standda sözde kurdistan haritası açıldığı için AB yi suçladı.. Buradan ABnin bizi bölmek istediği sonucunu da çıkardı.. Diğer konuşmacı Yiğit Bulut bey AB parlamentosuna sunulan ama kabul edilmeyen AB tavsiye kararını okudu.. Bu kararda Kıbrıs,Ermeni meseleleriyle ilgili önemli dayatmalar vardı ve kabul edilmedi.. Yani bu neye benzer biliyor musunuz? Bir takım güneydoğulu milletvekillerinin Türkiye içinde konfederasyon kurma isteği ile meclise bir teklif getirmesini bizim gazetelerde ''Türkiye bölünmek istiyor'' gibi okumamıza benzer..
Diğer bir konu ise vize problemleri ve gümrük birliği idi.. Gümrük birliği hakkında Eser bey Dış Ticaret Müsteşarlığı verilerini okudu ve Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ticaretinde gümrük birliği anlaşmasından sonra ihracatının artış oranının ithalatının artış oranından daha fazla olduğunu belirtti.. Tüm açığın OECD ülkelerinden aldığımız petrol ve doğalgazdan doğduğunu belirtti.. Yani gümrük birliği öncesi ve sonrası hep bahsedilen muazzam bir açık doğurdu söylemi rakamlara vurunca gerçeği yansıtmadı..
Vize konusunda serbest dolaşım hakkımız olması gerektiğini programda bulunan herkes hemfikir bir şekilde belirtti..
En son Eser bey in soylediği önemli bir notu aktarayım.. Birleşmiş Milletlerin her sene hazırladığı eğitim sağlık ve zenginlik kriterlerini saptayan sıralamada Türkiye 187 ülke arasında 84. sırada.. Birleşmiş Milletlere girdiğimizde de bu sırada olduğumuzu belirtti.. Eğer Türkiye'nin 2023 yılında da aynı seviyede kalması durumunda bunun çok büyük bir ayıp olduğunu belirtti hemen bir yol çizilmesi ve uygulanması gerektiğini söyledi..
Sonra da Sinan Aygün bey yine yukarıda bahsettiğim tavsiye kararı gibi bir AB yi bağlamayan bir karar okuyunca salonun ısısı 2 3 derece yükseldi..
Sonra da bitti zaten..
Ben isterdim ki bizim AB ye girmemizi istemeyenler daha sağlam kaynaklarla bizi bilgilendirsinler ama ne somut bir rakam görebildik ne AB resmi konsey kararı görebildik ne de başka bir şey.. Çünkü ellerinde hiç bir şey yoktu.. Keşke olsaydı da biz öğrenebilseydik.. Bilimsel gerçek verilere dayanarak tartışma adabı da demek ki AB ile müzakereler arasına girmeliymiş ki buradan bunu da öğrendik..
Avrupa birliğinin bizi tam üyelik olarak alması Avrupa Birliğinin KAR hanesine mi işler HAYIR.
bizim Avrupa Birliğine Girmemiz hesabımıza KAR olarak mı işler . HAYIR.
Burada sonuç evet olarak görünür çoğu yerde. Ama bir düşünün derim... Avrupa birliği ekonomik açıdan güçlü biz ise zayıf. Parayı veren DÜDÜĞÜ çalacak. yani bizi öttürecek, aslında girmemizi istemeyenler bizim iyiliğimizi düşünüyor bence. İsteyenlerin tek amacı var SÖMÜRMEK. 3-5 para gelecek. Bazı standartlar gelecek ve belkide yaşam kalitemiz bile yükselecek ama bunun karşılığında çok şeyler götürecekler. Kanımızı emecekler... İliklerimize yapışmak için hiç bir engelleri kalmayacak ve ondan sonra da iş işten geçmiş olcak hastalık kemiğe sıçramış olacak....
BİZ kendi kendimizi besleyebiilen bir kara parçasında yaşıyoruz. Karşı değilim ama salya sümük ağlayarak bizide alın aranıza diyerek bu iş olmaz....
Yunanistan da bir tanıdığım var ATEŞ püskürüyor "Tassos Papathanissou" sana bir basit örnek vereyim mi dedi :..... Otopark ücretleri bir gecede 300 DRAHMİ oldu dedi eskiden 10 Drahmi veriyodum.....(EUR x Drahmi paritesi) şimdi 5 EUR veriyorum yani 300 drahmi.... yunanistan o yıllarda yeni kabul edilmişti üyeliğe. bizden pek farkları yoktur. Halaa da yok biraz otoban biraz çiftçi yardımı, turist gelişinde biraz artış.... Ama hayat pahallılığı eziyor yunan vatandaşlarını....
Standart üretimin standart yaşamanın BEDELi var çünki....
Neyse Bunlar bizi SÖMÜRMEK için istiyorlar bence o nedenle sonuna kadar direnip kapı önünde durmak daha iyi bence. Yani sırt ta dönmemek lazım....
birincisi AB veya başka bir birliğe girmek tamamen denge ve çıkar meselesidir. Türkiye AB ye girmese bile girmek istemesiyle ve AB ye yakın durmasıyla bile orta doğu ve rusya ile ilişkilerini dengeliyor. bu önemli arkadaşlar. AB belki bizim aralarına katılmamızı istemiyr ama diğer taraftan rusya ile bir birlikte bulunmamızı da istemiyor. diğer taraftan rusya bizi kurmuş oldukları birliğe davet ediyor. buna katılmayacağım demek rusyayı karşına almak demek olacağı gibi katılıyorum demek te AB yi karşına almak demektir.
Türkiye ne yapıyor o zaman? AB bizi zaten istemiyor. öyleyse AB ye girmek için çalışırken aslında amaç girmek değil dediğim gibi denge kurmak.
dolayısıyla girelim mi girmeyelim mi tartışmalarını boş ve gerçek dışı buluyorum
Standartlar konusuna gelince Eser bey Türkiye'de kamyonların % 80 inin Avrupa standartlarına uymadığı ve bunların eğer girersek düzeltilmesi gerektiğini söylemişti.. Çok muhterem ticaret odası başkanımız da işte bu yüzden Avrupa'ya girmememiz gerektiğini kamyonlarımızı piyasadan kaldırılacağını ticaretin çökertileceğini söylemişti..
Anlayabilenler için iyi bir derstir bu..
Standartlar konusunda Avrupa standartlarına uymayan o kadar çok şeyimiz var ki.. Bunların hepsi doğru.. Ama bu standartlar içerisinde büyük çoğunluğu insanca yaşama, eğitim, sağlık gibi hizmetlerden sorunsuz faydalanabilme gibi bir takım şeyleri getiriyor.. Yani ben Avrupa'ya baktığımda bunu görüyorum..
Trafik ölümlerini azaltmak, demiryollarını arttırmak, çevre koşullarını iyileştirmek gibi değerleri savunan AB normları standartlarını bizi batıracaklar diye sunmak her şeyden önce bizim halkımıza ayıp değil midir?
AB bir medeniyet birliği projesidir.Avrupa veya Avrupanın bir ülkesini ki (bu Fransa da olabilir o ülkenin insanları bizi istemeyedebilir.)Avrupa Birliği ile karıştırmamak gerek.
Eskiden AET denen özünde kömür ittifaki olan bu proje şimdi bir medeniyet ve insana değer veren ve insanı öne çıkaran bir proje olarak ortaya çıkıyor ve gelişiyor.
Çok değil bundan 10 sene önce dolmuşlarda sigara içilir otobüslerde sigara içilirdi ve hatta sosyal kabul görürdü veya hal de üstüste 10 kasayı taşıyan bir amele veya hamal ı bile bu toplum kabul ediyordu.
AB senin yaya yolundaki basamağın kaç cm olmasının bile kriterini belirlemiş insanca yaşam koşullarını ortaya çıkarmış bunun kriterlerini bile göstermiş.
Ben AB nin yerinde olsam Türkiye yi aday ülke bile yapmam aslında AB bizim için çok fazla fedakarlık yapıyor her konuda.
Şunu unutmayalım her Avrupa ülkesinin AB ile sosyal ekonomik sorunları var.Polonya nın üyeliğinde tarım sektörü ciddi bir sorundu. Almanya parasından vazgeçti .Yunanistan dinle ilgili gerekçelerden dolayı bir çok sorun yaşadı. Bunlar çoğaltılabilir.
Sen Berlin e, Londra ya cami yaparken kimse sana yapamazsın diye birşey söylemezken, senin ülkende kilise açılmasına nasıl karşı çıkarsın.
1998 e kadar Rumlar bizim tüm limanlarımızı kullanmıyorlarmıydı. 10 senedir Rumlar limanlarımızı kullanamıyorlar ve biz çıkmışız Rumlara limanlarımız kullandırma hakkını AB dayatıyor deyip AB ye karşı çıkıyoruz.
AB kendine özgü anayasası olan temelinde insan refahı ve mutluluğu olan bu gün demokrasi ve insan hakları denen kavramın daha üzerine çıkabilecek bir projedir.
Porgram izlenmeye değerdi. Ab karşıtları döküldüler. Bol bol demogoji yaptılar. Eser hoca güzel konuştu.Yalnız dtm verileri eski ve eksikti.
Gümrük birliğinin olumlu sonuçları daha çarpıcıydı. Gümrük birliği sonuçlarını tekrar gözden geçirelim.
Özetele.
Rakamlar yalan söylemez. 1996 yılında Gümrük birliğine girmiştik. O dönem AB ülkelerine ihracatımız 12 milyar dolar idi. İthalatımız 23.5 milyar dolardı.
AB ile dıç ticaret açık oranımız %51 idi. Bir satıyor 2 alıyorduk. Birde son geldiğimiz noktaya bakalım.
2007 yılında 60.4 milyar dolarlık ihracat yapmışız 68.6 milyar dolar ithalat yapmış . Aleyhimize olan durum oldukça düşmüş. %8'e inmiş . Görüldüğü gibi gümrük birliği lehimize çalışmıştır.
Bu tablo karşısında Sinan Aygün gibi kasaba tüccarları ne diyecek merak ediyorum. İlgi duyan arkadaşlar burdan yıllık değişimleri görebilir.
Değerlendirmeleriniz için çok teşekkürler. Programı maalesef seyredemedim ancak anlattıklarınız sayesinde gözümün önüne biraz olsun getirebildim.
Öncelikle, AB'ye üyelik bir sendrom haline gelmeye başladı. Yukarıda da oranları vermişsiniz. Buna göre Avrupa'da Türkiye'yi istemeyen %25 - 40 isteyen bir kesim olduğunu söylemişsiniz. Bence bu gerçeği yansıtmıyor. AB'nin iki büyük devleti olan Almanya ve Fransa (ayrıca Hollanda) yönetim olarakta Türkiye'ye imtiyazlı ortaklık öneriyor. Yani "bizim verdiğimizi alacaksın, dahası yok" diyor. Sarkozy seçimlerde bunu bol bol kulllandı hatta Akdeniz birliği diye bir öneride ortaya attı. Yönetimdeki insanlar bunları dile getiriyorsa ve halkına bunları söylüyorsa o zaman %50 kesim istiyor demenin bir manası kalmıyor. Bugün Almanya'da evlerin kundaklanmasına bile ses çıkarılmaması, bayan Merkel'in görmezde gelmesi bile bu politika ile ilişkilidir.
AB'ye karşıtlık Türk toplumunda iki şekilde algılanıyor. Birinci şekil dini sebebler ileri sürülerek bu topluluğun bir Hristiyan klubü olduğu ve girmememiz gerektiğini savunanlar. Aslında son 2 ay içinde bu kesimin bir kısmı fikirlerini hükümetin açıklamaları ile bu düşünceyi değiştirme (yutkunma) pozisyonuna girdiler, yani AB'yi kapatma davası için kurtarıcı görenler diyelim. Oysa bu kesimler AB'ye tümden karşılar.
Benimde içinde olduğum ikinci kesim ise aslında AB'ye karşı değil. Karşıtlık çifte standarta, onurumuzla oynanmasına, sürekli istenip verilmemesine ve ulusal çıkarlarımız konusundaki bir takım şüphelerimizin bir türlü giderilmemesine dayanıyor. Ulusal çıkarlarımız ve milletimizin menfaati bu topluluğa girmemiz ve çok daha güçlenmemiz yönünde. Ancak bunun farkında olan sadece biz değiliz. Bugün önümüze sürülen Akdeniz birliği, imtiyazlı ortaklık, Kıbrıs meselesi gibi konularda hep çifte standartı yaşıyoruz. Kıbrıs'ta bize AB toprağını işgal ediyorsunuz diyorlar. Nüfusunuz çok bunun için gençleriniz Avrupa'ya gelemez diyorlar. Bu birlik size göre değil Akdeniz birliğine gidin diyorlar. Bunlar uydurma yada sırf bu işi sekteye uğratmak için ortaya atılan şeyler değil, bunların hepsi gerçek. İşte bu yüzden ilk başta "acaba girebilirmiyiz" diye umutlandığımız bu konu şu anda "bizi istemiyorlar ki" durumuna döndü. Bu duruma dönmesinde AB'nin kabahati çok büyük zira biz Türk halkı olarak henüz AB'den bir hak yada jest göremedik. Biz bu jesti Kıbrıs hakkında bekliyorduk ama ortada bırakın jesti birde pkk yı terörist listesinden çıkardılar.
Ben daha önce yazdım. AB'nin bize ne kadar uygun olduğunu öncelikle kavramımız gerekli. Batılaşma Osmanlıdan beri sürüyor ve Atatürk'ün gösterdiği hedef ile örtüşüyor. Ancak, ülke olarak ve 70 milyon ferdi olarak bizimde kırmızı çizgilerimizi ve hedeflerimiz var. Eğer biz batılaşalım derken herşeyimizden ödün vereceksek, demokratikleşme yerine birbirimizle kavga edeceksek, teknoloji yerine yasaklar ile karşılaşacaksak; AB'nin bize yararı ve bize karşı işlevi tartışmalı bir duruma gelir. Bugün İngiltere AB içindedir ancak kendi şartlarını kendisi belirleyip ulusal çıkarlarını koruma yoluna gitmiştir. Teslimiyetçilik yerine milli menfaatlerini ve halkının huzurunu esas almıştır. Türkiye'ye önerilen kısıtlamalar kabul edilemez ve bence bu kısıtlamalar ortadan kalkmadan, uygulamalar Türk toplumuna ve demokrasisine indirgenmeden AB'ye girmek Türkiye'nin milli çıkarlarına ve batılalaşma hedefine aykırıdır. Bunun için her Türk vatandaşının ülkesinin milli çıkarlarını hepsinden önce gözetmesi gerekir.
Teşekkürler.
En son umutyolu tarafından Cum 11 Nis 2008, 14:51 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi