Mehmet Bey, biz kuzuyu, kurda teslim etsekte, bir 30 yıl daha beklesekte bunlar bizi birliğe almazlar. AB, verimlilik arttırma yada demokrasi kulübü değil, kapitalist, sömürücü bir kurumdur. Bulgaristan'ı, Romanya'yı izleyelim. O zaman neler olacağını hep birlikte görürüz.
Tarımın içinden gelen birisi olarak.profilimde çobanım yazmıştım ironi yapmamıştım bunu yazarken.
AB konuusnda en avantajlı olduğumuz olacağımız sektör tarımdır. Nerdeyse tarım %80 katmadeğer yaratan bir sektördür. Ne otomotive benzer, ne tekstile benzer bu anlamda.
Son yıllarda tarım ürünleri ihracatımız 4 milyar dolardan 10 mlyar dolara çıkmıştır. Bazı ürünlerde %100 yerli girdi kullanıyorsunuz,ortalama yerli girdi oran %80 gibi çok yüksek seviyededir.
Mesela konfeksiyonda, makineyi dışardan alıyorsunuz, ipliği ,kumaşı dışardan alıyorsunz, işçilik katıp yurt dışı ediyorsunuz.%30 lar civarında yerli bir değer katabiliyorsunuz.Biz tarım işletmelerimizi modernize edebilirsek avrupalı tarımclar iflas eder desem abartmış olmam. Bizim iklim avantajımız işcilik avantajımız var. Dört mevsimi aynı anda yaşayan bir başka ülke yok.
AB'ye başka nedenlerle karşı çıkabilirisiniz. Bu karşı oluş dünya görüşlerine göre değişebilir.Saygı duyarız.
Dediğim gibi herkesin bakış açısı yaklaşımı farklıdır. Alper de dini hassasiyetler açısından karşı çıkmaktadır. Kendi paradigmasına göre haklı nedenleri vardır. Kimileri de İnanc özgürlüğünün sağlanacağı düşüncesiyle destek çıkmaktadır. Bir kısm insan da hak ve özgürlükler açından destek çıkmaktadır.
Bir kısm insan da rahat darbe yapamıycağız diye karşı çıkmaktadır. Mili duyguları yüksek insanaların bir kısmı da bağımsızlığımıza halel gelir düşüncesiyle karşı çıkmaktadır. AB'nin bizi bölebileceği endişesini taşımakadır. Son gerekçeye katılmıyorum. Hem bütünleşeceğim diyeceksin, hem bu bütünlüğü bozacak eylemde bulanacaksın, bu bir paradoks olarak geliyor bana.
Her kesimin kendine göre haklı argümanları vardır. Bunları masaya yatırıp değerlendirmek gerekir.
Hele bir kesim var ki ben onları hiç anlamıyorum.AB karşıtlığını, Atatürk'le ilişkilendirmelerini formulüze edemiyorum. Oysa Atatürk bu ülkeye batı değerlerini getirmiş,İsviçre'den medeni hukuku,italya'dan ceza hukukunu, Almanya'dan ticaret hukukunu almıştır.Batı müziğini okullarımıza sokmuştur.Uygarlık merkezi olarak batıyı göstermiş bir insanı , AB karşıtlığına oturtmak bana pek inandırıcı gelmiyor.
En son Mehmet Tecirli tarafından Çrş 02 Oca 2008, 04:38 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Şimdi biz burada girelim mi girmeyelim mi tartışmasını yapıyoruz. Yanlış. Hadi EVET dedik. AB bizi alacak mı? O zaman tartışmayı şöyle yapalım. AB bizi alsın mı almasın mı?
Arkadaşlar! Yarım yüzyıl oldu bu iş. Adama gülerler yahu. Adamlar almayacağız diyorlar biz gireceğiz diye diretiyoruz. Onlar da bunu fırsat bilip Ankara'yı TIN'lamadan soluğu Diyarbakır'da alıyorlar! Yani her işimize burunlarını sokuyorlar.
İnsanlar bir araya gelir anlaşırlar bir ortaklık kurulur birlikte bir iş yaparlar. Avrupanın kendisi bile nasıl bir birlik olacağına henüz bir karar verememişken; kömür birliği, AET, AT, AB diye sürüp giden bir isimlendirme hengamesi yaşarken hatta, bazıları tam katılmazken (Birleşik Krallık -İngiltere- para birliğine katılmıyor) biz maşallah 15 yıldır gümrüklerimizi de açmışız hâlâ AB bizi alacak diye hayal kuruyoruz. Almaz.
Ben AB'ye EVET mi Hayır mı sorusuna cevap olarak,AB kapılarında sürünmeye HAYIR diyorum. Bu koskoca Türkiye Cumhuriyetine yakışmıyor.
Hele bir kesim var ki ben onları hiç anlamıyorum.AB karşıtlığını, Atatürk'le ilişkilendirmelerini formulüze edemiyorum. Oysa Atatürk bu ülkeye batı değerlerini getirmiş,İsviçre'den medeni hukuku,italya'dan ceza hukukunu, Almanya'dan ticaret hukukunu almıştır.Batı müziğini okullarımıza sokmuştur.Uygarlık merkezi olarak batıyı göstermiş bir insanı , AB karşıtlığına oturtmak bana pek inandırıcı gelmiyor.
Ve Atatürk o ülkelerin medeni kanunlarını ve bilimini almıştır. Ama Atatürk asla o ülkerin bizleri sömürmesini ve üstümüzde emperyalist emellerini uygulanacağı bir ülke olmamızı istememiştir. Eğer bugün AB ile olan ilişiklerimize bakarsak hep Kıbrıs, serbest dolaşım, 301 vb. gibi Türkiye'nin çıkarlarını oldukça etkileyen konularla uğraşıldığını görürsünüz. Bu gibi şartlar hangi ülkenin önüne konulmuştur?
Kıbrıs konusunda AB bir taraf olmuştur ve sorunu bırakın çözmeyi (zaten öyle bir niyetleri de yok) daha çok içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir. Resmen Kıbrıs'ı vermemiz isteniyor. Geçen sene Almanya başbakanı bayan Merkel birçok söz verdi ama hiçbirisini yapmadı. Hatta kılları bile kıpırdamadı. Haklı olduğumuz bir konuda haksız duruma düştüğümüz gibi birde AB ülkeleri tarafından "işgalci" yalanı ile karşı karşıya kaldık.
Serbest dolaşım, Türkiye'nin AB için olmazsa olmazlarındandır. Türkiye genç ve dinamik bir nüfusa sahiptir. Eğer insanlarımız bir Romen gibi, bir Alman gibi yada bir Polonyalı gibi bu çerçevede bir iş kuramayacaklarsa, yatırım yapamayacaklarsa ve en önemlisi her defasında karşına vize çıkacaksa; bu birliğin bize vereceği hiçbirşey kalmaz. Zira, biz zaten aynı şartlarda AB ülkeleri ile büyük ticaretler yapıyoruz.
301 numaralı kanunun değişmesini isteyenler ve şart koyunların ülkelerinde aynı kanun maddeleri var. Kimse ülkesine, milletine, ırkına ve birliğine el sürülmesine, karalanmasın izin vermez. Kimse yaşadığı ülkeye ihanet edilmesine, çıkarlarını gözetmeden karalamasına ve toplumda infial yaratacak davranışlara tahammül etmez. Düşünce özgürlüğü vardır ve saygı duyuyoruz ama işin içine infial girdiği zaman (ki Türkiye'de infiale neden olacak birçok konu vardır) bunun düşünce özgürlüğünden çıkıp eyleme yönlendirme durumuna geldiği görüyoruz. Kendi arasında AB anayasasını kabul edemeyen ve uzlaşmayan bir topluluğun bizden anayasadaki kritik maddelerin değiştirilmesini istemesi son derece gariptir.
Son olarak, AB'nin şu anda önümüze sürdüğü şartları devamının gelmeyeceğini kendileri bile garanti etmiyorlar. Zira AB müzakerlerinde olmayan birçok konu bugün Türkiye'nin önüne bir tehdit gibi konulmaktadır. Yarın bütün bu tavizleri verdiğimiz zaman bizden kaldıramayacağımız tavizlerde isteyeceklerdir. Bunu daha bugünden net olarak görüyoruz. Bu ülkeler ders kitaplarına Türkler şöyledir böyledir gibi ifadeler koyuyorlar, hayali haritalar basıyorlar, pkk ya destek veriyorlar, Ermeni konusunda tek taraflı ve adalete asla sığmayan kararlar çıkartıyorlar. Herşeyi bırakın benim orada yıllarca emek vermiş, hizmet etmiş gurbetçi kardeşlerimin hakkını yiyiyorlar, onlar gitsin ve rahatsız olsun diye bir sürü antidemokratik kanunlar çıkarıyorlar.
Bütün bunlar Atatürk'ün bize söylediği çağdaş medeniyeti yakalama hedefine oldukça ters şeyler. Ayrıca dini konularda yapılanlar ve bu yapılanlara göz yumulması önemli bir konudur. Türk kültürü Avrupa'lı değildir, bu adaptasyon hareketi Osmanlı'dan beri devam etmekte ancak bir türlü istikrar sağlanamamaktadır. Çünkü bizim anlayışımız, medeniyetimiz ve hedeflerimiz Avrupa ile oldukça farklıdır. Neden halen kendimizi bir Macaristan, Finlandiya yapmaya çalışıyoruz? Neden 5000 yıllık kültürümüzü bırakıp Avrupa'nın kültürüne girmek için çabalıyoruz? Oysa biz 16 İmparatorluk ve 56 devlet kurmuş bir milletin mirasçılarıyız. Teknolojiyi, bilimi, sanatı yani kısaca bizi geleceğe taşıyacak medeniyeti alıp yolumuza devam edebiliriz. Hem işgücümüz var, hem hammaddemiz var hemde buna inancımız sonsuz. Ülkemizi parçalayarak, homoseksüeller ile doldurarak, milletimizi AB zihniyetine göre kısıtlayarak ve onların çıkarlarına göre sömürülmesine izin vererek nereye ulaşabiliriz? AB'nin bize vereceği nedir ve alacağı nedir? Önce bunun mukayesesini yapmamız gerek. Biz AB'ye girmeden de tarım reformu yapabiliriz, biz AB'ye girmeden medeniyet ve insanlık çıtamızı en üste çıkarabiliriz. AB ile bunları olması arasında aslında hiçbir bağ yoktur. 90 yıl önce biz onlardan kanunları aldık ama bugün birçok yönden geliştirdik. Bugün birçok AB ülkesinde olmayan fırsatlar ve değerlere sahibiz. Bize gerekli olan AB olmadan bunları yapacak, ülkemize ileriye taşıyacak insanlardır, yöneticilerdir ve kararlı fertlerdir.
Öncelikle AB nedir,amacları nedir,görev alanları,hedefleri nelerdir kısaca özetleyelim.
Avrupa Birliği , demokratik Avrupa ülkelerinden oluşan, vatandaşlarının hayatlarını iyileştirmek ve daha iyi bir dünya yaratmak için çalışan bir birliktir. AB, ne Birleşik Devletler gibi bir federasyon ne de Birleşmiş Milletler gibi hükümetler arasında basit bir işbirliği organizasyonudur.
Avrupa Birliğini oluşturan ülkeler bağımsız, egemen milletler olarak kalırlar fakat egemenliklerini, dünyada tek tek sahip olamayacakları gücü ve etkiyi kazanmak için bir araya getirirler. Üye ülkeler egemenliklerini kaybetmeden. demokratik bir karar mekanizmasıyla ortak paydada ortak çıkarda,bu güç birliğini biribirine aktarırlar. Biz buna ortak asgari müşterek güc birlikteliği de diyebiliriz.
Üye ülkelerde bulunması gereken temel özellik , demokratik hukuk devletinin varlığı,insan hakları,bireysel özgürlüklerin bulunmş olmasıdır. Üye olacak aday ülkelerden de bu kıstasların yerine getirilmesini ister.
Görev alanlarını temel olarak şunlar oluşturur: “Ortak bir Pazar oluşturarak ve üye devletlerin ekonomi politikalarını kademeli olarak birbirine yakınlaştırarak, Topluluğun tümünde ekonomik faliyetlerin dengeli gelişmesini, daimi ve dengeli bir GENİŞLEMEYİ, istikrarın artmasını, hayat standartlarının hızlandırılmış bir şekilde yükseltilmesini ve Topluluk içindeki devletler arasında daha yakın ilişkileri teşvik etmektir”. Burdaki GENİŞLEMEYE bilhassa dikkatinizi çekerim.
Bütünleşerek genişlemeyi görev bilmiş bir birliğin, ülkemizi bölmeye yönelik bir senaryonun içinde yer alması,kendi misyonuna ters düşer herşeyden önce. AB hukukunda, Gerek Kopenhag siyasi kıstaslarında, gerekse Katılım Ortaklığı Belgesi'nde devletin üniter yapısını zorlayıcı, örneğin etnik temele dayalı bir federal yapı veya yurttaşlık kavramı talebi yoktur.
Anadilde yayın ve eğitim talebi bireysel özgürlükler çercevesindedir. Kültürel çeşitliliklerin korunması folklorik yapının korunmasını esas almaktadır. Bu konda üye ülkelerden hak sağlamasını istemiyor,kısıtlama yapmamasını engel çıkartmamasını isityor. Yani Kürtçe okul açmak zorunda değilsin ama Kürtçe eğitim vermek isteyenleri kısıtlayamazsın diyor mealen…
Bu talepler ,sadece AB ye özgü şeyler değildir.Kültürlerin, dillerin korunmasına dair dünyada benzer gelişmeler yaşanmaktadır. Bir nevi bu doğal hayatı korumak gibi çevrecilik gibi algılanmalıdır. Kültürel çevrecilik olgusu son zamanların gündem maddesidir.
Peki, AB görünürde, kağıt üstünde bunu istemiyor ama gizli ajandasında ülkemizi bölmek ,parçalamak gibi bir niyeti vardır diyebilir miyiz? Vardır diyemeyiz. Böyle bir komplo,böyle bir gizli senaryosunun gerçekleşecek olması,Türkiyeden daha çok Avrupa’nın başını ağırtır. Allah göstermesin, böyle bir bölünme,parçalanma süreci iç savaş çıkartır. Yugoslavya’da buna tanık olmuş bir AB, başına neler geleceğini merak etmeyin, sizden bizden daha iyi bilmektedir.
AB için, Türkiye'yi bölünmeye götürecek bir iç çatışma süreci felaket demektir. Sınırlarında bir anda baş gösterecek milyonlarca sığınmacı krizi demektir. Türkiye'deki AB yatırımlarının ve Türkiye ile dış ticaret bağlantılarının, dolayısıyla birçok AB şirketinin ve bankasının piyasalarda sekteye uğraması demektir. Bununlada kalmayecağını, Avrupada, Türk varlığı küçünsenmeyecek boyuttadır. Burda yaşanacak bir iç çatışmanın oralara sıçrayacağnı bilmeyecek kadar saf mı bunlar?
AB bizi böler diyenler, hayali korkular üreterek AB üzerİnden iç siyaset hesapları yapmaktadır. Hiç bir inandırılıcığı yoktur. 50 yıl birbirini boğazlamış,sadece Almanya-Fransa arasında 20 milyon insan savşta ölmüş,artık bu savaşların son bulması için birlik kurmuş, huzuruna düşkün insanların ,rahatalarının kaçmasını sağlayacak senaryoların aktörü olacağını savlamak Avrupa'yı tanımamaktır.
Not:AB 'YE ilişkin vakit buldukça yazmaya devam edeceğim
Kamuoyu yoklamalarına göre Türk Milletinin çoğunluğu artık Türkiyenin AB'ye üye olacağına inanmıyor olmasınıda desteklemiyor.
Yinede Mehmet Tecirli bey gibi aksi yönde görüş belirtenlerin olması demokrasi adına sevindirici tabi.
Daha öncede belirtiğim gibi Türkiyenin üyeliği bizim gibi AB üyesi ülkelerde yaşayan Türkler için sadece avantaj getirir şüphesiz.
Ama sözkonusu olan şahsi çıkarlarımız değil Türkiyenin çıkarları ise Türkiyenin AB'ye üye olmasını hiçbir şekilde istemem.
Türkiye için bence önemli olan katılım müzakerelerin birkaç yıl daha sürdürülmesi. Türkiyenin gerceklerini göz önünde buldurursak Ekonomik ve Siyasal reformların tamamlanması ancak müzakerelerin sürmesiyle mümkün olacak.
Türkiye bunun neticesinde stüktürel sorunlarını giderdiğinde, kişi başına 15.000 TL milli gelire ulaştığında inanıyorum ki iş onların kabul edip etmeyeceğine kalmayacak Türk Milleti zaten kendisi istemeyecek.
En son Atila@Kara tarafından Prş 03 Oca 2008, 01:50 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
AB bizi böler diyenler, hayali korkular üreterek AB üzerİnden iç siyaset hesapları yapmaktadır.Hiç bir inandırılıcığı yoktur. 50 yıl birbirini boğazlamış.sadece Almanya Fransa arasında 20 milyon insan savşta ölmüş,artık bu savaşların son bulması için birlik kurmuş, huzuruna düşkün insanların rahatalarının kaçmasını sağlayacak senaryoların aktörü olacağını savlamak Avrupa'yı tanımamaktır.
Cogu kez ekranlardan guzelliklerini hayrinlikla izledigimiz guzellerden birine raslanti eseri sabah mahmurlugunda karsilastigimizda aslinda o guzellikten bir eser goremedigimize sasiririz. Avrupa guzelligi de buna benzer. Icinde olup koynuna girdiginizde sasirir, aslinda sahip olduklari bir dirhem etin bir suru ayibini kapadigina yakindan taniklik edersiniz.
Avrupa'yi tanimak bizim icin bir mesele ise, avrupali icin de Turkiye'yi tanimak bir meseledir.
Hangi avrupali Turkiye'yi ne kadar taniyor? Ancak onlar bunu mesele yapmiyor.
Turkiye Cumhuriyeti kurulus andina cagdas uygarlik idealini yazmisken, AB ulkeleri, Turkiye'nin AB'ye uyeligini yapacaklari referandumla oylayacaklarini anayasalarina yazmayi yeglemislerdir.
Bu yuzden, Turkiye olarak, kostumlu kravatli avrupa parlamenterlerinden cok, temsil ettikleri halk kitlelerini uyeligimiz icin ikna etmemiz gerekmektedir. Bu ikna cabalarinin onu serbest dolasim hakkimiza el konularak simdiden engellenmistir. Boylece, sadece politikacilarin ve kimi sermaye sahiplerinin eline teslim edilmis olan Turkiye'nin AB uyeligi kimilerince oy'a, kimilerince de paraya cevrilebilen bir meta haline gelmistir...
Konuyla ilgili sozler burada bitmez... Surer gider...
Bu surece avrupali secmen zamani geldiginde yapilan referandumda noktayi koyar. Olay bu denli somut bir gercege baglanmistir bile.
Bilgilerinize degil, bilgilerinizin tazelenmesine sunulur.
Ama sözkonusu olan şahsi çıkarlarımız değil Türkiyenin çıkarları ise Türkiyenin AB'ye üye olmasını hiçbir şekilde istemem
Peki Türkiye'nin çıkarlarına aykırı , bana ciddi somut bir kaç gerekçe sayabilir misniz?
Bir arkadaşımız, AB bizi bölecek demişti,bende bunun üzerine yukardaki yazıyı kaleme almıştım..
Sizden de farklı bir gerekçe bekliyorum.
İstereniz soruyu biraz daha açayım :Avrupa Birliği’nin nesine karşısınız?. Avrupa Birliği’nin değerlerine mi ? Laikliğine mi? Çağdaşlığa mı ? Hukukun üstünlüğüne mi? Demokrasisine mi ? İnsan haklarına mı? Serbest piyasa ekonomisine mi.? Yoksa Avrupa Birliği’nden gelen bir takım mesajları söyleyen kişilerin yaklaşımına mı karşısınız?.
En son Mehmet Tecirli tarafından Prş 03 Oca 2008, 02:50 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi