Bugün izlenen politikaları beğenmeyen partiler bile (MHP, CHP) AB projesine karşı değiller, bizim (AKP'nin) müzakere ediş şekline karşılar
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki ben her hangi bir partili değilim, her hangi bir partili olduğunuzu belirtmenizi de garipsedim doğrusu...
Normal şartlar altında bu başlık altında siyasi kimliğini yazan bir üyenin mesajına cevap vermem çünkü o vakit o siyasi partiye cevap vermiş olurum ki burada yazma amacım bu değil... Ancak yazınızda bahsettiğiniz 40 yıl boyunca o yolda yürüyen partilerin sürekli desteklenmesi ve vatandaşımızın devletten her hangi bir konuda destek beklerken bunun devlete getireceği yükü önemsememesi konuları gerçekten önemli...
Ne yazık ki toplumumuzun büyük bir kesiminde devletin malı deniz yemeyen keriz mantığı tüm hayat şekline yansımış durumda... Kimse evinde musluğu açık bırakmaz, yere tükürmez, mobilyasını kesici aletle çizmez, telefonunun ahizesini kırmaz, eve getireceği paradan çalmaz... Ama söz konusu devlet olunca hepsini çok rahat yapıyor. Burada halkımızın cahillik ve bilinçsizliği kadar ben yiyemiyorum bari acısını böyle çıkarayım düşüncesi hakim... Bankacı devleti milyon dolar hortumlar, esnaf KDV vermez yani herkes devleti gücü yettiğince kazıklıyor. Bu anlayışın yıkılması lazım.. Nasıl derseniz her şeyin başı eğitim derim...
Oy verme konusuna gelince, geçirdiğim bir kaç seçimde oyunu 20 YTLye satan da gördüm, ayakkabının tekini alıp seçimden sonra eşini isteyeni de, iş garantisi aldığı için uyuşturucu satıcısı olduğu ayyuka çıkmış adaya oy verildiğini de... Bu kadar tuhaflık ve zavallılık içindeki bir seçmenin oy verdiği partinin AB konusundaki politikasını takip edip, eleştirip, gerekirse desteğini çekmesini beklemek hayalcilik olur.
Ben -kendimce- olması gerekenleri yazmaya çalışıyorum. Bugünün şartlarında 'hayal dünyası' denmesi daha doğru olur. AB'ne Hayır... Oradaki hayat standartlarına özenen halkım isterse o hayat standartını bir kaç yıl içinde ortaya çıkarabilir yeter ki istesin ve üstüne düşen fedakarlığı yapsın. Bu kadar imparatorluk ve devlet kurup halkını her devirde -istisnalar hariç- adil yönetip, dünya tarihinde derin izler bırakan bir millet elbet doğru yolu bulacaktır. Ben değil biz demeyi öğrenmeliyiz herşeyden önce...
Bizim gibi AB üyesi ülkelerde yaşayan Türkler için Türkiyeyenin bu kulübe üye olması sadece avantaj getirir.
Fakat sözkonusu olan şahsi çıkarlarımız değilde Türkiyenin çıkarları ise, ben Türkiyenin AB'ye katılmasına karşıyım. Fakat bununla birlikte Türkiyenin olabildiğince müzakereleri sürdürmesi gerekir.
Türkiyenin siyasi ve ekonnomik reformları tamamlaması en az beş, belki on yıl daha sürer.
İşte o zamana kadar AB'nin kaymağını yiyip sonra da kapıyı yüzlerine vurabilecek duruma gelinir.
Ben Türkiyenin katılım müzakereleri sürecinde birşey kaybetmediğini ama çok şey kazandığını düşünüyorum. Bu ülkenin bunda altı yıl önce uçurumun eşiğinde olduğunu kimse unutmasın.
Bence, AB ile müzarekelerin sürmesinde veya uzamasında Türkiye'nin fazlaca bir çıkarı yok. Zararlarını ise basından izleyebiliyoruz. Hergün yeni bir şarta, yeni dayatmalara maruz kalıyoruz. Ayrıca, AB fonlarından bize gelen paranın en az 10 kat fazlasını, biz o fonlara ödüyormuşuz (Ceviz Kabuğu Programında açıklanmıştı). Üstüne birde, daha üye olmadan girdiğimiz "Gümrük Birliği"ni düşünürsek.. Kısacası eski bir sloganda olsa "ONLAR ORTAK, BİZ PAZAR" durumundayız.
2015 yılından sonra AB'ye girmenin Türkiye'ye faydası olmayacağı kesin.
Ancak AB süreci olmazsa bizim reform yapıp halkımızın yaşam standartlarını yükselteceğimiz de yok.
Keşke şu an AB için yaptığımız reformları, kendimiz için yıllar önce yapmış olsaydık.
Biz 20. yüzyılı kendi içine kapalı, iç sorunlarınıyla boğuşan, resmi ideolojinin hakimiyetinde bir toplum olarak geçirdik.
AB bizim için bir amaç değil bir araçtır. Tek hedefimiz huzur ve refah içerisinde yaşayan bireylerden oluşan bir toplum haline gelebilmektir.
AB'den gelen çatlak sesler bizi hiç üzmesin, onların derdi biz değil;kendi karanlık gelecekleridir.
Ben AB'ye karşı olanların daha somut gerekçeler sunmasını bekliyorum. Soyut korkular üreterek AB karşıtlığını doğru bulmuyorum. Aynı şekilde soyut gerekçelerle AB yandaşlığını da doğru bulmuyorum. İsterseniz bunu somuta taşıyarak tartışalım. AB bize ne getirecek bizden ne götürecek bire bir bu noktalar üzerinde fikir yürütelim.
Ermeni tasarısı,Kıbrıs sorunu,Kürt sorunu biz AB'ye üye olsakta olmasakta Avrupalılar tarafından gündeme taşınacak, gerekirse kaşınacak bir konudur.
Türk hukuk sisteminde ne gibi yenilikler olacak,en çok eleştirelen tarım konusunda ne gibi artıları ne gibi eksileri olcak,AB'ye girersek askeri darbeler olacak mı,insan hakları ihlal edilecek mi,işkence yapılacak mı v.s, misyonu birleşmek olan AB, Türkiye'yi içine aldığı zaman misyonuna ters düşerek Türkiye'nin parçalanmasını isteyecek mi?
"AB bizim için bir amaç değil bir araçtır." dersek, o zaman AB yetkililerinin gelip (üstelik kendi ülkemizde), bize ahkam kesmelerine ses çıkartmamamız gerekir ki bu ülke bunu haketmiyor. Ayrıca "Tarım" konusunda AB'nin politikası belli. Küçük tarım işletmelerini ortadan kaldırıp, büyük tarım işletmeleri içinde eritmek. Tabi sonrada bu işletmeler, çoğu Türk kuruluşu gibi yabancılara satılacak. İsraillilerin, GAP Bölgesine ilgisi boşuna değil. Bizim küçük çiftçi, marketler karşısındaki bakkal dükkanı durumuna düşecek.
Ben on yıldır ABD de yaşıyorum. Burdaki arkadaşların durumunu da göz önüne alarak diyorum ki, bizim sorunumuz herhangi bir birliğe dahil olmak değil. Çözüm kendi içimizde birlik olmak. Aynı topraklarda büyüyüp, aynı dili konuştuğu halde biribirini yiyen insanlarımız heryerde aynı. Devlet menfaatlerini ön plana alıp, kişisel politikaları geri plana bırakabilsek. wowTurkey kurallarını normal hayatımıza da uygulasak, herşey Türkiye için diyebilsek. Bir arkadaş herşeyin başı eğitim diye yazmış, tamamen katılıyorum. Ben burdaki sohbetlerde genellikle tüm insanlarımızı bir aylıgına bir kereye mahsus buralara getirebilsek, burdaki hayatı yaşatabilsek sonra da hep beraber Türkiye'ye dönsek diyorum. Birbirimize saygı, sevgi ve hoşgörüden başka hiçbirşeye iytiyacımız olmadığı görülecek. Herşey gönlünüzce olsun, güzellikler Türkiyemiz için olsun. Kucak dolusu selamlar
AB, küçük işletmelerinizi kaldırın diyor evet. Aklın yolu birdir ve doğudur bu önerisi. Buğün tarım işletmelerimiz işletmecilik vasfından uzaktır. Daha açıkcası tarımımız işletilememktedir. Verimsizdir,optimal ölçekte değildir. Ciftci başına ortalama arazi büyüklüğü 20 dönümler civarındadır. Hem küçüktür hemde katmadeğeri düşük ürünler üretilmektedir. Hayvancılığımızda aynı şekildedir.İlkel bir işletmecilik örneği sergilenmekte, düşük verim yüksek maliyet esasına dayanmaktadır.
Avrupalı ciftciler bir süt sığırından yılda 8 ton alırken bizim ortalamamız hala 3-4 ton civarındadır. Devlet ciftciye rüşvet verir gibi dünya piyaslarının çok üstünde ürün fiatı vermekte, bu fiata rağmen ciftci gecinenemektedir. Ciftci bugün bu koşullarda gübreyi, mazotu ,tohumu ilacı bedava alsa gene gecinemiyecektir.
İsterseniz bunu somut olarak örnekleyelim. 20 dönüm tarlaya bugday ekseniz dönüme alacağınız buğday, mevsimler iyi giderse 400 kilo civarındadır. Toplamda 8 ton bugday demektir bu. 8 ton buğdayn kilosu ,hasat çıkış fiatı 400 kurştur. Masrafları bedavaya gelse , ciftcinin eline gececek toplam para 3200 ytl dir. Bu da ayda 266 ytl demektir. Onca girdi desteğine rağmen masrafların payı yarı yarıyadır, yani ciftcinin eline ayda 133 ytl gececek demektir.
Peki AB ne diyor ne isityor,öncelike dünya fiatlarının üstünde fiat vermekten vazgecin diyor.Tarım arazilerinizi toplulalaştırın ,işletmeci başına düşecek arazi büyüklüğüne optimalize edin diyor. Fazla nüfusu,hizmet ve sanayi sektörüne kaydırın diyor.
AB DİYOR Kİ; ben sığır başına 8 ton süt alıyorum sen 3 ton süt alıyorsun,bende ciftcimi destekliyorum ama 8 ton süt üzerinden destekliyoum. Yarın sen bize katılırsan, ben senin 3 tonluk sütüne 8 tonluk süt desteği veremem diyor.
İşletmelerini modernize et, verimli hale getir, desteğimizi eşit dağıtalım diyor. AB diyor ki gene, katmadeğeri yüksek ürünler üret diyor. Optimalize nedir mesala tarım işleteciliğinde, bugday ekeceksen en az 300 dönüm arazi işlemelisn,Seracılık yapacaksan 20 dönüm,bahcecilik yapacaksan en az 60 dönüm,süt sığırcılığı yapacaksan en az 30 süt sığırı. Yanlış anlama olmasın AB rakam vermiyor, rakamı ben veriyorum. Bunlar evensel işletmecilik kuralları. Aklın yolu bidir.
Ve gene AB diyorki halkına bakterili süt içirme, gıda ürünleri hijyenik şartlarda piyasa sür diyor.Üreticinin hile yapmasını,yanlış bilgi vermesini,,halkını zehirleyecek aşıı tarımsal ilaç kullanımınıı önle diyor.
AB ister dayatsın isterse dayatmasın bunu yapmak zorundayız zaten. AB Türk tarımını öldürecek lafı bir şehir efsanesidir,gerçeği yansıtmamaktadır.
AB, küçük işletmelerinizi kaldırın diyor evet. Aklın yolu birdir ve doğudur bu önerisi. Buğün tarım işletmelerimiz işletmecilik vasfından uzaktır. Daha açıkcası tarımımız işletilememktedir. Verimsizdir,optimal ölçekte değildir. Ciftci başına ortalama arazi büyüklüğü 20 dönümler civarındadır. Hem küçüktür hemde katmadeğeri düşük ürünler üretilmektedir. Hayvancılığımızda aynı şekildedir.İlkel bir işletmecilik örneği sergilenmekte, düşük verim yüksek maliyet esasına dayanmaktadır.
Mehmet Bey, güzel söylüyorsunuzda bu ülke çiftçisine yeterli oranda uzun vadeli, düşük oranlı kredi; gübre desteği verilebiliyor mu? Toprak reformunun gerçekleştirebildik mi (Verimli olması açısından)? Daha bunun gibi pek çok konu var. Bunları yapmadan, AB normlarını tarıma uygularsak kuzuyu, kurda teslim etmiş olmaz mıyız?
AB'ye buğünden yarına girmiyorz. Verilen süre de hazırlık süresi. Hazırlık süresinin uzun tutulmasının nedenlerinden birsi de budur. Altyapı hazırlığı, yasal düzenlemeler v.s. Bir süreyi bir süreci gerektiriyor. Bugün ki şartlarda girmiş olsaydık dediğiniz sakıncalar doğacaktı elbetde.
Erkan bey, tarım girdileriyle ilgii yukarda örnekleme yapmıştım. Kredi fazilerinin dışında diğer giridlerde yeterli destek var. Enflasyonun düşmesine paralel kredi fazileride düşmektedir. Tekrar ifade edecek olursam bugün ki koşullarda bu girdileri bedava sağlasak dahi ciftciyi tatmin edemeyiz.Tarımı baştan sona yeniden yaplandırmak zorundayız.