Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 886

Kanal İstanbul Projesi
olumlu düşünüyorum 45.0%  45.0%  [1129]
olumsuz düşünüyorum 48.1%  48.1%  [1206]
fikrim yok / kararsızım 6.9%  6.9%  [173]
Toplam Oy : 2508

Mehmet Kasım İyonya
7 ay önce - Çrş 07 Ağu 2019, 09:09
TERKOS SUBASAR KONUTLARI


Terkos ve çevresi ormanlarla kaplı. Kanalın hemen yanı başında bulunuyor Karadeniz ağzı buraya denk geliyor. Videolarda hep konut görünüyor. Karadeniz'e açılırken sağlı sollu konutlar resmedilmiş. Ormanların konuta çevrilmesi, betona boğulması planlanıyor. Bu ormanlar çok sulak bölge olduğu için SUBASAR Ormanları (LONGOS) olarak adlandırılıyor. Konut yapınca da sanırım Subasar Sitesi olur. Sulak sulak yaşanır. Doğanın dengesini bozuyorlar.

Çok özel bir bitki örtüsüne sahip olan longos (subasar) ormanları Çatalca Yarımadasındaki habitat mozayiğinin en nadide parçalarından birini oluşturur. Terkos Gölü’nün hemen bitişiğindeki birkaç geniş vadide alüvyon topraklar üzerinde dişbudak (Fraxinus angustifolia ssp. oxycarpa) ve saz (Carex riparia) ağırlıklı subasar orman topluluğu, gelişmiştir. Bu ormanların en güzel örneklerine Ormanlı’nın güney ve batısında kalan Istranca Deresi’nin aşağı kesimleri ve Deliyunus’un güneybatısındaki Sinanköprü Deresi yakınlarında rastlanır. Subasar orman kenarları, yeni tanımlanmış hibrit kardelenin (Galanthus x valentinei nothosubsp. subplicatus)



Ormanların büyük bir çoğunluğu yapraklı ağaç türlerinden oluşmaktadır. Doğal ormanlarda meşe türleri (saplı meşe, sapsız meşe, saçlı meşe, Istranca meşesi, Macar meşesi, tüylü meşe) ile kayın, gürgen ve kestane en çok rastlanan ağaçlardır. Bunlarla birlikte ıhlamur, söğüt, kızılağaç, akçaağaçlar gibi çok sayıda tür de bunlara katılmaktadır. Beykoz’daki doğal göknar meşceresi dışında il sınırları içindeki tüm iğne yapraklı alanlar ağaçlandırma ile oluşturulmuştur. “Bozuk” alanların ağaçlandırılmasında çoğunlukla sahil çamı, fıstık çamı ve karaçam kullanılmıştır.

Çatalca Yarımadası’nın kuzeyinde ve Terkos Gölü çevresinde yoğunlaşan yapraklı ormanlar, genel olarak Doğu kayını (Fagus orientalis) ve ıhlamur (Tilia argentea) topluluklarıyla birlikte çoğunlukla karışık meşe türlerinden oluşur. Terkos Gölü çevresinde kumul hareketlerini durdurmak için yapılan sahil çamı ağaçlandırmaları günümüzde orman haline gelmiştir. Mazı meşesi ve Macar meşesi ile karaçalı, akçakesme, menengiç gibi ağaççıklar da kumulların çevresinde görülen doğal türlerdir (Irmak et al. 1980). Yassıören ve Arnavutköy çevresinde, çoğunlukla tüylü meşe ve mazı meşesinin yer aldığı fundalıklar bulunmaktadır. Bu fundalıklarda akçakesme, katırtırnağı, kocayemiş gibi türlere de sıkça rastlanmaktadır. Öteden beri tetar işletmeciliği uygulanmış ıhlamur ağaçları, küçük vadilerin karakteristik bir özelliğini yansıtır. Uzaktan tamamen tekdüze gibi görünen baltalık ormanlar, fitososyolojik açıdan çok büyük farklılıklar gösterir.



Yiğitler
7 ay önce - Çrş 07 Ağu 2019, 10:54

Anlatılan yere hemen hergün gidiyorum. Ama istanbulda değil izmirde mavişehir ve Karşıyaka ... Yani kötü yapılırsa en kötü mavişehir gibi olacak sulak bataklık alanlar.
Birde madem Karadeniz suyu bukadar alt tabakaya baskı yapıp Marmarada 15 mt nin altında hayatı bitiriyor o zaman Marmaranın üst tabakasını daha çabuk deşarj etmek ve baskıyı kaldırmak için bir adette Çanakkaleye Saroz ile Mürefte aradına Kanalkale yapmak uygun olur. Hem iki kanalımuz olur hemde Marmara kurtulur



Yiğitler
7 ay önce - Çrş 07 Ağu 2019, 11:10

Yarın öbürgün CB tv. çıkıp iki kanalın ve arasındakı güzergahın belirlendiği ve boğazlardan transit geçişin alternatif yolunu açıklıyorum derse işte Kanalkale diyen bu kardeşinizi hatırlarsınız

Mehmet Kasım İyonya
7 ay önce - Çrş 07 Ağu 2019, 11:18
PLANKTON PATLAMASI


Kanalın denizel ekosistemin işleyişi üzerinde bir çok etkisi olacak. Bu etkileri iyi etüd etmek lazım. Macera değil bilimsel çalışmalar yapılmalı. Uzmanlar bu konuda 124 sayfa rapor hazırlamışlar. Hepsi alanında uzman kişiler. Deprem, ekoloji, tabiat, orman gibi konularda ehil insanlar. Uzmanların açıklamalarına göre, deniz ekosisteminin fiziksel altyapıya doğrudan ve sıkı sıkıya bağlı olduğu ortaya çıkmaktadır. Akıntılarla taşınım ve türbülanslı karışım gibi fiziksel etkilerin dışında deniz ekosistemlerinin nükleer yakıtı besin maddeleri ise, sihirli değneği gün ışığıdır. Bunlara bağlı olarak her yıl görüldüğü gibi, özellikle ilkbahardaki karışım tabakasının gelişmesi sonrasında nehirlerin veya atmosferin sağladığı besin maddeleri ve ışınlanmanın ortak ürünü olarak ortaya çıkan plankton patlamaları, Karadeniz’de bu etkilerin ilk oluştuğu yerlerden gelişerek yayılır ve sonra azalarak üst trofik basamakların besinlerini oluşturur.



Uydu ve uçaktan alınan görüntüler Marmara ekosistemi hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Çalışmalarda Karadeniz’deki plankton patlamasının sona ermesinden daha sonra ortaya çıkan Marmara’nın kendine özgü plankton patlaması ve bunun Ege Denizi’ne etkisi görülmektedir. İstanbul Boğazı’nın güneyinde koyu renkle görülen ve bölgede etkin karışım yaratan jet ise, Karadeniz’den girip Marmara’ya yayılan yüzey sularında üretim döneminin geçtiğini göstermektedir. Bu jet, zaman zaman karşı kıyıya çarparak döner ve bir ‘S’ çizerek Çanakkale Boğazı’na ulaşır. İlkbahar sonlarında hem jet akımı artar hem de Karadeniz’den getirdiği besin maddeleri Marmara’daki üretim için gerekli altyapıyı hazırlar.



Marmara Denizi’nin bugün ulaştığı koşullarda, birincil üretimin bir göstergesi olan klorofil-a derişimi Marmara’da neredeyse yılın her döneminde yüksektir ve çoğu zaman Karadeniz kıyı sularından bile çoktur. Örneğin, bahar aylarında her iki denizde de klorofil-a artmakta ancak Marmara suyu Karadeniz suyundan daha büyük miktarda klorofil-a içermektedir. Marmara Denizi’nde üretim, karışım ve yağış etkileriyle bahar ve erken yaz aylarında artmakta, sıcaklıkların arttığı sonbaharda ise azalmaktadır. Yine kolayca görülen bir özellik ise, İstanbul Boğazı jet akımından etkilenen Marmara Denizi’nin doğusunda üretimin batıya göre daha yüksek olduğudur. İzmit Körfezi’nde, yüksek üretim yıl boyunca sürmekte, Gemlik ve Bandırma Körfezlerinin iç kesimleri ile Tuzla ve Yenikapı gibi deşarj sistemlerine yakın alanlarda artış gözlenmektedir.



Burç

7 ay önce - Çrş 07 Ağu 2019, 11:22

Plankton patlaması var.
O zaman kanal yapılmamalıdır.
İlginç bir çıkarım....



ugihan
7 ay önce - Çrş 07 Ağu 2019, 11:26

Don-Volga Projesi ve Süveyş Kanal Projesi projelerini osmanlı hayat geçirseydi şimdi süper güç bir devlettik

Mehmet Kasım İyonya
7 ay önce - Çrş 07 Ağu 2019, 11:51
EKOSİSTEM DENGESİZLİĞİ


Doğayı çok kurcalama, bozarsın. Süveyş Kanal Cephesi Savaşlarını 1918'de kaybettik. Karadeniz bugün ötrofikasyon (besin fazlalığı) olarak bilinen bir ekosistem dengesizliği yaşamaktadır. Kısmen iklimsel hidro-meteorolojik koşulların zorlamasıyla 1993 yılından sonra deniz ürünlerinde ani bir çöküş ve ekosistemde rejim kayması da görülmektedir. Marmara’daki birincil üretim ve klorofil yoğunluğu çoğu zaman Karadeniz’den daha yüksektir. Bunun sonucunda, Marmara Denizi’nde Karadeniz’den daha da büyük etkiler sergilenmektedir. Son yıllarda yaşanan, balıkçıların ağlarını ve denizin yüzeyini kaplayan “kaykay” gibi olaylar bu duyarlı ekosistemin, Karadeniz’de de olduğu gibi, sanayileşme öncesi normal koşullarından çok fazla saptığını hatırlatmaktadır.


Plankton üretiminin doğal bir sonucu, “kendini gölgeleme” yoluyla üretim için gerekli (fakat fazlası sınırlayıcı olan) ışık geçirgenliğini etkilemesidir. Türk Boğazlar Sistemi’nde üst katmanın altına hemen hemen hiç ışık geçmemekte, birincil üretim sadece yüzeye yakın katmanda gerçekleşmektedir. Bunun sonucunda yüzey katmanda aşırı üretimle oluşan artıklar ve bozunma ürünleri tabana çökmektedir. Türbülans çoğu yerde, özellikle derin kesimlerde, rüzgârlarla karıştırılan üst katman akımıyla sınırlıdır ve dolayısıyla yüzeydeki oksijenin aşağıya doğru iletilmesi engellenmiştir. Aslında Marmara Denizi’nin derin kesimine oksijen hemen hemen sadece Çanakkale Boğazı’ndan giren Akdeniz sularınca sağlanır ve bu nedenle Karadeniz’dekinin benzeri oksijensiz (anoksik) koşullar en azından bugüne kadar oluşmamıştır Ancak tarihsel verilere bakıldığında, uzun yıllar içinde özellikle alt ve üst sular arasındaki bölgede oksijenin azaldığı görülmektedir. Yine çevre denizlerden ve karasal girdilerden çabuk etkilenen Marmara Denizi’nde artan olumsuz koşulların, önlem alınmaması halinde, daha büyük yıkımlara gebe olduğu öngörülebilir.



Marmara’da bugünkünden çok daha olumsuz koşullara ulaşılır ve oksijen kullanımı artarsa yenilenme süresi uzun olan derin basendeki alt sularda oksijensiz koşullara doğru evrim gerçekleşir. İstanbul Boğazı alt akımı ile sağlanan oksijen hemen tüketildiği için Karadeniz’in derinlikleri tümüyle oksijensizdir ve dikey dolaşım bu suların türbülanslı girişim ile sağladıkları akılar sonucunda oluşur. Bölgesel hidrolojik döngü ile ilişkili olarak Karadeniz ile Akdeniz arasında gerçekleşen su seviyesi farkları iki deniz arasındaki akım miktarları ile doğrudan ilişkilidir. Bu da Karadeniz’deki tabakalaşmayı etkiler. Bu etkiler ise dikey dolaşım yoluyla fiziksel koşullara ve dolayısıyla ekosisteme yansır.


(+)


İstanbul Boğazı’nın Karadeniz’den Marmara’ya madde taşıma işlevi resimde sergilenmektedir. Kuvvetli kıyı akıntılarıyla Karadeniz kıyısından sürüklenen partikül madde yükü Boğaz’ı aşarak Marmara Denizi’ne bir jet akımı halinde çıkmakta, akım yönü üstündeki küçük adalar (Sivriada, Hayırsızada ve Yassıada), jeti ikiye bölmektedir. Görünür ve infrared dalga boylarında algılanan yüzey sıcaklık dağılımı ise yine İstanbul Boğazı’ndan güneye doğru jet akımını göstermektedir.





Mehmet Kasım İyonya
7 ay önce - Çrş 07 Ağu 2019, 15:03
1.105 m ASMA KÖPRÜ MALİYETİ


Alıntı:
3. Havalimanı çatalca metro hattı yapılırken ilk kanal İstanbul köprüsü dursunköy de yapılıyor istemezukçu camiaya da geçmiş olsun vatana millete hayırlı olsun çed süreci başladı


yalnız o metro değil, demiryolu. çed süreci başlayan iş. Daha inşaat süreci var. Maliyeti de yüksek. Kim karşılayacak acaba? Kanalı yapanlar mı? Devlet mi? 1.105 m uzunluk boğazdaki köprüye biraz yakın. Maliyeti de yüksek olur. Kanal boyunca böyle köprüler var. 8-10 tane. Maliyetleri topladığımızda bütçeye çok yük biner. K.Çekmece Avcılar Asma Köprüsü nasıl olacak acaba? Paralı mı?

https://reklam_link.com/2019/08/istanbul-havalimani- ...im-atildi/

Alıntı:
Proje kapsamında tren hattı, Kanal İstanbul’u toplam uzunluğu bin 105 metre olan asma köprü ile geçecek.


Ahmet YükselS
7 ay önce - Çrş 07 Ağu 2019, 16:29

Alıntı:
PLANKTON PATLAMASI


Plankton nedir diye sorsak 3 gün düşünür, en sonunda google'den bir yazı bulup paylaşırsın, burada bize plankton dersi vermeye kalkıyorsun!! Yapma bunu Volkan!!

Alıntı:
EKOSİSTEM DENGESİZLİĞİ
Doğayı çok kurcalama, bozarsın. Süveyş Kanal Cephesi Savaşlarını 1918'de kaybettik. Karadeniz bugün ötrofikasyon (besin fazlalığı) olarak bilinen bir ekosistem dengesizliği yaşamaktadır. Kısmen iklimsel hidro-meteorolojik koşulların zorlamasıyla 1993 yılından sonra deniz ürünlerinde ani bir çöküş ve ekosistemde rejim kayması da görülmektedir. Marmara’daki birincil üretim ve klorofil yoğunluğu çoğu zaman Karadeniz’den daha yüksektir. Bunun sonucunda, Marmara Denizi’nde Karadeniz’den daha da büyük etkiler sergilenmektedir. Son yıllarda yaşanan, balıkçıların ağlarını ve denizin yüzeyini kaplayan “kaykay” gibi olaylar bu duyarlı ekosistemin, Karadeniz’de de olduğu gibi, sanayileşme öncesi normal koşullarından çok fazla saptığını hatırlatmaktadır.


Yahu aynı saçma bilgileri her gün 10 defa paylaşınca bilgiler doğru olmuyor!! Bir soru sorduk, hala cevaplamadın!.. Boğazın bana göre 10'da 1'i, senin uzmanlara göre 90'da 1'i kadar su taşıyacak olan kanal mı karadeniz ve marmaranın eko dengesini bozacak? Bunu cevapla sonra gene saçmalıklarını paylaşırsın..

Alıntı:
K.Çekmece Avcılar Asma Köprüsü nasıl olacak acaba? Paralı mı?


İyonyagillere paralı normal vatandaşlara parasız olacak..

Kanalın maliyetini hesaplayan devlet, üstüne yapılacak köprüleri mi hesaplamayacak? Hepsi hesaplandı.. Yapılması mecburi olan 6 büyük köprünün (biri tren) toplam maliyeti 5 milyar tl olacak. İhtiyaca göre yapılacak 3-4 köprünün daha küçük olacağı hesaba katarak onların da 1.5-2 milyar arası bir maliyeti olması muhtemeldir.


Mehmet Kasım İyonya
7 ay önce - Çrş 07 Ağu 2019, 16:38
KARADENİZ'İN AŞIRI BESİN YÜKLÜ KİRLİ KIYI SULARI AKACAK


Uzmanları dinlemeye devam ediyoruz. Kanaldan geçecek suyun boğazla kıyasla az olmasını, 30 yıl, 40, yıl gibi uzun vadede değerlendirdiğinizde oluşacak total etkiyi hesaplayabilirsiniz. Uzmanların hazırladığı dosyada bazı uydu resimleri paylaşılmış. Bu resimler bir benzetmeyle can çekişen bir hastanın röntgen filmi ile kıyaslanırsa, İstanbul’un güneyindeki çıplak gri renkli şehir alanları sol ve sağ akciğerler olarak algılanıp, ortasından geçen İstanbul Boğazı da Marmara Denizi’nin soluk borusu olarak canlandırilabilir. Gerçekte ise bölgenin tümünün yaşam destek sistemleri göz önüne alınırsa, kuzeydeki kırmızı alanların bu akciğerlere oksijen sağlayan ve elde kalan son yeşil alanları temsil eden ‘kuzey ormanları’ olduğu görülebilir.



Üçüncü Köprü, bağlantı otoyolları, 3. havaalanı, Kanal İstanbul projeleriyle, bunların çevresinde yaratılacak yeni uydu kentler ve yerleşimler, halen 15 milyon gibi anormal bir nüfusa ulaşmış bulunan tarihi Şehr-i İstanbul’un kalan son yeşil alanlarının ve dünyada eşi bulunmayan zenginlikteki denizlerinin, son kırıntılarının da daha büyük nüfus artışı ile tamamen yitirilmesi anlamını taşımaktadır.

Uydu resimlerinde görüldüğü gibi, İstanbul Boğazı, artık Marmara Denizi'nin soluk borusu olmaktan çok uzaktır. Karadeniz'in aşırı besin yüklü, kirli kıyı sularının Marmara'ya taşınması ve yerel kirlenme sonucunda bu iç denizimiz, halen geri dönülmez biçimde tahrip olmuş durumdadır. Önlem alınmaya başlanmaz ve ek kirletici yüklerin bu denizimize verilmesi sürerse, sorunlar artarak sürecektir.



sayfa 886
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET