Erol.Garip
12 yıl önce - Pzr 24 Nis 2011, 13:39
Antep, Izmit, Istanbul, Konya gibi yerlerde yaşamış, değişik iş hayatlarımdan dolayı (tarim işçiliği, mühendislik, akademisyenlik, imalat, dış ticaret vs) Turkiyenin çok yerinden haberdarım. Memleketçi falan değilim. Nerede ekmek yediysem, hep oralı oldum. Sonuçta objektif olmamak gibi bir kaygım yok.
Öncelikle şunu söyleyeyim, bana göre, ki, olması gerekende bu, gelişmişlik demek, zenginliğin nasıl paylaşıldığı ile çok ilgilidir. Bu anlamda, isterse, kişi başı istatistiki yıllık gelir 30,000 dolar olsun, geri kalmış sayılabilir. Zenginliğin berbat dağıldığı, zengin Arap krallıklarından bahsetmeyeceğim bile, veya Isviçre, veya Ingiltere. En çok verilen bir iskandinavya örneğine bakalım, İsveç. Orada bile kızlar, sahte tecavüz davaları ile, (kanunları sıkı bu konuda), para kazanmaya çalışıyor. Yani, gelişmişlik, zenginliğin sosyal bir olguyla birlikte alınması ile olur. Gelelim şimdi, burada bahsedilenlere, bazı yanlış bilgilere:
Derlerki, Istanbul, Türkiyenin ihracatının yarısını yapıyor. Bu hem doğru, hem yanlış. Rakamların böyle söylemesinin nedeni şu: Çoğu büyük firmaların genel müdürlükleri malumunuz Istanbulda. Mesela, Kocaeli'nin fabrikaları çalışıyor, satışlar Istanbul genel merkez kayıtlarında görünüyor, dolayısıyla, Kocaeli'nin ürettiğinin havasını Istanbul atıyor. Istanbul, son 50 yıldır artık, bir servis şehri, sanayi ve üretim açısından bakarsak. Tuzla gibi yerleri, Etilerde, boğaz kenarlarında oturanlar Istanbul bile saymaz bilen bilir. Üretim sadece buralarda kaldı, oralardaki üretimlerde Kocaeli bölgesinin tırnağı olamaz. Istanbul daha çok, servis işi yapmak isteyen (nisbeten daha kolay işler) insanlar yüzünden nüfusu çok. Zenginler daha çok orada yaşadığından, genel müdürlükler orada olduğundan ve genel müdürlüklerdeki servis uzmanları daha çok para verildiğinden, banka merkezleri istanbulda olduğundan falan filan, okumuş insanlarda, hatta okumamış insanlarda bu ve buna benzer şarkıcı popcu topçu olmak gibi servis işleri için dahil, istanbulu tercih ediyor, etmiştir bugüne kadar. Sahil kenarları villa duvarları ile örüldüğü için, istanbul sıradan insanlar için yaşanılacak yer değil, sadece koklanılacak yer olmuştur artık. Yaşanılacak yerler, çok kültürlü yerler, Alanya gibi sahil yerleridir, ama, oralarda da sıradan insanların yapacağı fazla işler yoktur.
Gelelim Kocaeline. Seka kağıt fabrikası kurulmadan önce, küçük bir kasaba gibi yerdi. Sonra büyük göçler aldı orası. Sonrası ve bugünü malum, ulusal ve uluslararası devasa sanayi kenti oldu, Türkiyenin heryerinden insanlar çalışmaya geldi. Çok kozmopolitik bir yer. Yerli izmitliler, çok azlar, anlatırlar. Sekayı istemişler zamanında. Şimdi pişmanlar, çünkü yaşanılacak yer olmaktan çıktı diyorlar. Neyse, bu ayrı bir konu. Sonuçta iş orada. Limanı olması ve zenginlerin fabrikalarının istanbula yakın olması yüzünden, yapılan bir planlama hatası Izmit. Çünkü orası, bir deprem bölgesi. Neyse, şu haliyle Kocaeli bölgesini, sanayi açısından, imalat/üretim açısından hiç bir yer yaklaşamaz bile. Zaman zaman Manisa gibi Vestelin olduğu yerler çıksa da, Kocaeli sanayi üretimi konusunda rakipsiz. Kocaelinin olduğu gibi, pek çok yerin kaymağını Istanbul yiyor, daha doğrusu, patronlar orada yaşıyor ve onlar da Kocaeli gibi yerlerdeki işçilerine parayı koklatırken, Istanbulda şarkıcı topcu popçuya para harcarken çok cömert oluyorlar. Neyse, siz yine siyasi diyeceksiniz bu konuya, o yüzden buralara girmeyeyim. Gaziantep, son yirmi yılda, zihniyet değiştirerek, genel müdürlükleri bulundukları üretim kentine aldı. Gaziantepin parlamasının nedeni bu. Daha da parlayacaktır, hem üretim hem servisin aynı şehirde olmasından dolayı.
Gelelim Konyaya. Türkiyenin tahıl ambarı. Ama, tahıl ambarının kaymağı ya istanbul ya ankara tarafından yendi. Buğday merkez satışları oralardan yapıldı. Konyalılar kusura bakmasın, biraz salaklıklarına doymasınlar. Hala da öyle. Mesela son iki seçimde iktidar partisine oy vermede rekor kırarlar, ama, bir tane bakanları bile olmaz. Sanayi açısından Konya, Türkiyenin Çin'i gibidir. On bin kadar Kobi denilen küçük işletme, küçük imalat yerleri vardır ve hiç bir düşük katma değerli ürün Konyadan başka yerde ucuza üretilemez. Son on yılda, her yıl, yüzlerce CNC girdi Konyaya. Ama, Konya, insan kalifiyesine önem vermedi. Doğru dürüst mühendis çalıştırmaz buradaki küçük orta ölçekli sanayi firmaları. Yüzlerce küçük dökümhane var mesela, ama, hiç birinde bir metalurji mühendisi yok. Acı gerçek. Usta kalfa çırak sistemi ile sanayide gelişme yaşanmaz. Konyanın bu şekilde sanayi planlaması da berbat. Tarım arazileri üzerine sanayileşme ve kentleşme, en aptalca yapılan işlerden biri. Konyanın etrafinda taşlı tepeler var, yaparsın oralara zirai bir iki tane büyük teknolojik fabrika, yeterde artardı bile. Konyanın nüfusuna gelince, Konyalılar, nüfuslarının 2 milyon olması ile önemli il olduğunu düşünmeleri saçma. Ereğli, il olmaya çalışıyor, Akşehir hakeza yıllardır buna çabalıyor. Bunlar ayrılsa, Konya 1 milyonluk merkez nüfusu ile, önemsizleşir birden. Bu diğer kentler içinde geçerli.
Gaziantepe gelmeden önce, arkasından gelen, kendilerinin ezeli rekabeti Maraş'a da bakmalı. Bir kaç tane küçük Maraşlı imalatçı ile tanışmıştım. Adamlar küçük imalatçı ama, zihniyetlerini baya tuttum. Küçük imalathanelerinin ki, tornalama frezeleme gibi kirli işler yapılan yeri bile fayansla döşemişler. Çok hassas işler yapıyorlar ve tabii bu tür işler temiz ortam gerektirir. Böyle küçük işletmelerle, temiz ortam ve teknolojik zihniye desteğiyle, Avrupaya hassas işler imal ediyorlardı. Küçümsemeyin, böyle işler katma değeri yüksek işlerdir, bilgi desteklidir, karı daha iyidir. Maraşın büyük sanayisini bilmiyorum, gitmedim oraya hiç, ama, bu tür sanayi anlayışıyla, geleceği parlak.
Antep'e gelince. Türkiyeyi sanayi açısından ilk gelişmeyi yaptıran ITU idi. Daha doğrusu, 2nci dünya savası sırasında, ITUye gelmiş 50 kadar dünya çapında Alman yahudisi (ki, bunlar aslında Askenazi yahudisidir, yani, Turki'dir, bkz Hazar devleti), ITUye büyük bir hamle yaptırdı. Hemen ardından, sanayi ve teknolojiyi iyi bilen bu yahudiler ABDyi ABD yapan bunlar, Türkiyede ODTU'yü kurdular. Sanayide Türkiye kalkınmaya başlamıştı artık iyice. O aralar, petrol bölgesine yakınlığı ile bilinen Gaziantep'e de ODTU'ye bağlı bir kampus kurdular. Türkiyede hiçbir yerde böyle bir şey yoktu. Orada, bazı labarotuar cihazları gelmisti ki, Ankara ODTU de bile yoktu. Antepte de ingilizce eğitim yapıldı, ABD ile online takip edildi bazı şeyler. Antepteki bazı lab cihazlarında test yapmak için, Kuveytten falan gelenler oldu bazı testleri yapmak için orada. Kuveytte biliyorsunuz, ABDnin yeri. Neyse, Ankara ODTU deki, cok iyi bazı hocalar, daha cok para icin Antep'e geldiler ve çok sıkı bir teknolojik eğitim verildi oranın müdendislik öğrencilerine. Bundan 20-30 yıl önce, Izmit'in büyük fabrikaları, Antep ODTU mühendislerini gözü kapalı işlere aldılar. Evet Boğazici gibi mühendisliklerde iyi kitap okutuluyordu, ama, Antep ODTU hem iyi kitap okutuyor, hemde Bogaziçinde, ITUde, Ankara ODTUde olmayan makinalarda pratik te yapıyordu. Antep'in yerli insanı da oldukça çalışkan ve uyanık olunca, Antep iyi pişti o günlerde, Türkiyenin oldukça mühendislik ve insan kalifiyesi açısından. Türkiyenin dört bir yanından gelen öğrenciler, mezun olduklarında, başka şehirlerde çok rahat iş buluyorlardı. Kocaelinin büyük fabrikalarının imalat şeflerine gidin sorun, bu tür fabrikalarda önemli kilit yerler bu Antep ODTU mezunlarıdır. Bu pek bilinmez, çünkü, genel müdürlük gibi yerlerden çok imalatın içinde çalışmışlardır. Sonra, Antep yerlisi uyandı, universiteyi Antep üniversitesi olarak değiştirdi, üniversiteyi sahiplendi. Eski var olan el sanatı esnaflığıyla ve ora halkının çalışkanlığı ile birleştirince, Antep sanayi kenti haline geldi. Hantal sanılan makarna sanayisinin içi bile çok teknolojikleşti. Antep, burada bir adım daha atıp, patentlere yöneltseydi, Türkiyenin bir numaralı teknoloji merkezi olabilirdi. Maalesef, bazı çalışkan Anteplileri küstürdü. Biliyorum, Kocaelide pek çok mühendis şef, Antep ODTUden mezun, zehir gibi çalışkan, Sabancının Izmit fabrikalarında imalat şefleri veya müdürler şu anda. Epeydir gitmiyorum oraya. Eğer organize sanayileri düzlüğe yaptılarsa, yazık etmişler oranın verimli kırmızı toprağına. Antep fıstığı gibi bazı değerli tarım ürünleri için birebir o tür topraklar. Bir ara, bir kaç yıl önce, uydu tarımı teknolojisi firmaları belirmişti Antepte (ki Türkiyede bu teknoloji yok sayılır.) Bu konudan vazgeçmemeli Antepliler. Bu konu, Antep'i, değil Türkiyede, Dünyada bile bir numara yapabilir. Güzel verimli toprak var, zihniyeti teknolojiye alışmış çalışkan insanları var, adam kayırmacılığın olmasına rağmen, heryerde olduğu gibi, Antep adam kayırmacığın minimum olduğu bir yer Türkiyede ayrıca. Daha ne lazım? Kararlı olup, patentsel teknolojiye yönelmesi. Antep'e suni bir de göl yapılması lazım. Suriye falan önemli değil, günümüzde cografik yakınlık önemli değil artık. Yapıyorsan değerli birşey, Kocaelindeki büyük Japon firmaları falanda bulur, dünyanın öteki ucunda olanlarda. Antepi bu konuda bilenler biliyor. Ama, Antep, dediğim gibi, büyük imalatlara girişmek yerine, teknolojik olmalı daha çok. Maraş bu konuda Antepi sıkıştırırsa yakında şaşırmayın. Manisa, Vestelle, elektronik teknolojisiyle atağa geçip, Denizliyi geçmesi gibi. Denizlinin tekstil teknolojisinde acilen patentli teknolojiye geçmesi lazım. Aslında, Türkiyenin heryerinde bu olması lazım. Boğaziçi üniversitesi patentli ürün yapamaz, çünkü orası gibi yerler, biraz teorik alıp, saha çalışması sıfır olan yerler. O tür yerlerden mezun olanların ilk işleri ABD gibi yerlerde ki üniversitelere, kaliteli kalitesize bakmadan kapak atma peşindeler. Antep universitesi gibi yerlerde, biliyorum, Cambridge, Oxford gibi yerlerde yüksek lisans, doktorası yapanlar, oralarda kalmayı reddedip, Antepe geri döndüler. Anteplilerin böyle bir farkı var. Bu türlerin biraz daha sahaya inmesi lazım tabii. O zaman Antep, alır başını gider. Ayrıca Antep'in insanı sosyal bir şehir. Ama, sosyalliğini Istanbul gibi diğer şehirlerin yaptığı gibi eğlenceye fazla vermekle anlıyor. Bir yerdeki sosyallik ve gelişmişlik, başta da dediğim gibi, zenginliğin dağılımı ile çok ilişkilidir. Antepin zengini, işçisine mühendisine maaşı daha çok vermekten korkmazsa, Antep, değil Türkiyenin, Dünyanın bir numarası şehri olur. Antepli insanında böyle cesareti vardır. Diğer şehirlerde de var, ama, Antepliler uyanık, uyanmış insanlardır. (neyse, bu kadar yağdan sonra:), (yooo, poh pohlamak değil, gerçekleri söyledim),, benim elim gider, bi Antep baklavacısı bulur. Yooruum diyorum, yine de beleş vermiyorlar bir dilim baklava:(
|