Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 2
Alp
15 yıl önce - Cum 24 Arl 2004, 07:57

AB KONUSUNDA ATIP TUTANLARA VE BU BİRLİĞE BİZİ SOKTUĞUNU İDDAA EDENLERE MİLLİYET YAZARLARINDAN HALDUN ERTEM'iN GÜZEL BİR CEVABI OLMUŞ BİRLİKTE OKUYALIM...

ALINTIR:


"Müjde" o kadar büyük, o kadar önemliydi ki, Başbakan Erdoğan, bunu ilk duyurma görevini kimseye bırakmamış, haberi önceki gün bizzat kendisi gümbür gümbür vermişti;
"Önümüzdeki yıl Gelir Vergisi'nde 5 puanlık indirim yapacağız, ayrıca Kurumlar Vergisi'ni de yüzde 30'a indireceğiz."
"Oh ne güzel. Milletçe biraz rahatlayacağız, gelirimiz artacak" diye tam sevinirken, vergi uzmanı Prof. Şükrü Kızılot, sevincimizi kursağımızda bıraktı. Meğerse, Gelir Vergisi'nde sözü edilen yüzde 5'lik indirim, tabanda değil, tavanda yapılacakmış. Buna göre, yılda 155 milyar liranın üzerinde geliri olan işçi, memur, esnaf ve sanatkârın vergi oranı 5 puan düşecekmiş.
'İyi de, Türkiye'de bu kadar yıllık geliri olan bir tek işçi, memur ve sanatkâr var mı? O zaman bu indirimin kime ne faydası var?' gibi soruları bir tarafa bırakıyor, geliyoruz Kurumlar Vergisi'ndeki "müjde"ye... Geliyoruz ama karşımıza yine Şükrü Hoca çıkmasın mı? Ve Hürriyet'teki yazısında şunu demesin mi?
"Kurumlar Vergisi oranının yüzde 30'a indirileceği açıklandı ama oran zaten yüzde 30. İnanmayan açsın Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 25. maddesine baksın."
Yüreğimiz bu kadarını da kaldırmıyor, yasaya bakamıyoruz. Sadece Başbakanımızın verdiği "müjde"leri düşünüyor, pembe rüyalara dalıyoruz.

Brüksel zirvesini yorumlayan AB Komiseri Almunia, "Yaratıcı olmalısınız" demiş.
Daha nasıl olalım...
Gerçekleşmemiş bir üyeliği, gerçekleşmiş gibi gösteriyoruz ya...


Kimi parlatıyoruz?
Cumhuriyet'ten sonra Batı'ya laik kimliğimizle yaklaştık, AB'ye o kimlikle aday olduk. Buradan ileriye gideceksek, o kimliği güçlendirmek, Batılı birikimi seferber etmek zorundayız. Ne var ki iktidar partisi, aksi istikamette yürüyor. Şeriatçı kadrolaşma sürüyor. Bizim "laik görünümlü" basın da bu kampanyaya eşlik ediyor. Son günlerde Atatürk, hinoğluhin numaralarla yıpratılmaya çalışılıyor. Bediüzzaman Said Nursi parlatılıyor...
AB'ye hangi kimlikle girileceğinin farkında değiliz anlaşılan. Ya da esas niyet başka!

Türkiye, Suriye'ye su pompalayacakmış.
Onlar da bize, "Sayenizde AB'ye komşu oluyoruz" diye gaz pompalıyorlar...


Ne işgüzar adamlar!
Alman Hıristiyan Demokrat lider Angela Merkel'in yardımcısı Laurenz Meyer, daha önce çalıştığı enerji şirketi RWE'den ayrılmış olmasına rağmen 60 bin euro aldığı ve hâlâ indirimli elektrik kullandığı iddialarının kanıtlanması üzerine görevi bıraktı.
İngiliz İçişleri Bakanı David Blunkett ise, kendisine verilen tren biletini sevgilisine kullandırdığı ve dadısının vize işlemlerini hızlandırdığı için istifa etmişti. Elin siyasetçisi, üzerine toz konunca istifa ediyor. Bir de bizimkilere bakın!


Yandı kamyon
Kamyonculara ve nakliyecilere getirilen yeni düzeni yazdık... Adamın bir kamyonu var, istediği yerde, istediği saatlerde çalışıyor, akşam istediği saatte evine dönüyor. Bu adamın o dünyası değişiyor artık.
25 Şubat'ta yürürlüğe girecek yeni yönetmelik tek kamyonun şehir içi veya şehirlerarası çalışmasına izin vermiyor. Kamyoncu 10 milyar sermayeli şirket kuracak, en az 25 ton kapasiteli iki kamyona sahip olacak, 10 milyar lira belge ücreti ödeyecek.
Hangi babayiğit kamyoncu kalkar bu masrafların altından.
Peki ne olacak?
Tek kamyonuyla kendi halinde çalışan kamyoncu arkadaş, kamyonunu mecburen büyük bir firmaya kiralayacak. Komisyon ödeyecek. Firma onu nereye gönderirse oraya gidecek. Çalışma saatlerini ve hattını kendisi değil, firma saptayacak...
Bu yönetmelik 25 Şubat'ta yürürlüğe girecek.
Ne var ki, Ulaştırma Bakanlığı gümrüklere gönderdiği birer yazıyla K1 belgesi olmayan kamyonculara, yük verilmemesini istedi dün. Bu saçma yönetmeliği daha yürürlüğe girmeden uygulamaya kalkıştı.
Kamyoncular bu saçmalıkları protesto için, cumartesi günü İzmir'de büyük bir miting düzenliyor.
DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar da kendilerine İstanbul - İzmit karayolunda bir miting sözü verdi... Mehmet Ağar ayrıca, miting sırasında bir kamyonu ateşe vermeyi önerdi. Kamyoncuyu temsilen kamyon yakılacak yani!

Kubilay, şehit edilişinin 74. yılında anılmış! Biraz da kemikleri sızlamıştır herhalde...


Taha
15 yıl önce - Cmt 25 Arl 2004, 05:43

AB yardımlarında Türkiye en sonda

AB Türkiye'ye 2006'ya kadar 1.7 milyar euro yardımda bulunacak. 1981'de yardım almaya başlayan Yunanistan'a 2006'ya kadar aktarılacak para 90 milyar euro!

Alıntı:
Avrupa Birliği'nden (AB) müzakerelere başlamak için tarih alan Türkiye'de, serbest piyasa ekonomisinden tarıma birçok alanda köklü değişiklikler olacak. Reformlar için kaynak arayışına girecek olan Türkiye AB'den 2005'te kişi başına 4 euro yardım alabilecek.
AB Genel Sekreterliği (ABGS) yetkililerinden alınan bilgilere göre, AB, 2005'te Türkiye'ye yaklaşık 300 milyon euro hibe yapacak. Bu rakam 2006'da 500 milyon euro olacak. 2013'te yardımların yıllık 1 milyar euroya ulaşması bekleniyor. Türkiye, 2000 - 2006 yıllarında AB'den toplam 1.7 milyar euro alacak. Bu yıllar arasında Romanya'ya 5.1, Bulgaristan'a 2.8, Polonya'ya da 15.3 milyar euro yardımda bulunan AB, 1981 - 2006 arasında Yunanistan'a tam 90 milyar euro kaynak aktardı. AB'den 1986 - 2006 arasında İspanya 200 milyar, Portekiz 85 milyar euro yardım gördü. Türkiye'ye yardımlar çok yetersiz kaldı.
AB ile yapılacak müzakerelerde "en tepedeki" heyet başkanının Dışişleri Bakanı Abdullah Gül olacağı belirtilirken, başmüzakerecinin kim olacağına ilişkin çalışmalar sürdürülüyor.
Türkiye, müzakerelerin başlaması ile birlikte 29 başlıkta AB müktesebatına uyum için çalışmalarda bulunacak. Türkiye açısından manevra alanı çok dar olan müzakerelere, bilim - araştırma, eğitim, küçük - orta büyüklükteki işletmeler ve sanayi politikası başlıkları ile başlanması planlanıyor. Türkiye'nin, kişilerin serbest dolaşımı, tarım, çevre, bölgesel politika, mali ve bütçesel işler başlıklarında zorlanacağı belirtiliyor.

Danışma Konseyi
AB ile müzakereleri yürütecek heyetin altında bir Danışma Konseyi'nin oluşturulması da gündemde. Konseyde, sivil toplum örgütleri, sanayi ve ticaret odaları ile üniversite temsilcileri yer alacak. AB Genel Sekreterliği (ABGS) 2005'in ilk yarısında halkı AB ile tanıştırmak için bir bilgilendirme kampanyası başlatmaya hazırlanıyor.

5 bin sayfa çevrildi
Türkiye, geçen 2 yılda AB'ye, 500 bin euro kaynak aktarmasına karşın 115 bin sayfalık AB mevzuatının yalnız 5 bin sayfasını tercüme edebildi. ABGS konuyla ilgili personel sıkıntısı çekerken, kadrosunu 60 kişiden 400'e çıkarmayı planlıyor. Polonya modelinden esinlenerek oluşturulacak yeni modelde, tercüme bürosunun dörtte üçü hukukçu, dörtte biri de dilbilimci olacak.


Tarım kayıt altına alınacak
AB müzakereleri ile birlikte tarım sektörü kayıt altına alınacak. Ürüne göre farklı gelir desteği sağlanırken, çiftçi, üretimiyle ilgili beyanlarını düzgün ve eksiksiz verecek. Ekilen toprak ve elde edilen mahsül ile ilgili bilgiler detaylı olarak ilgili kurumlara sunulacak. Çiftçi, neyi, ne kadar ektiğini, ne kadar mahsul aldığını beyan edecek. Devlet bu beyanları kontrol edecek ve çiftçiye verilen desteğin kuruşu kuruşuna hesabı tutulacak. Sebze ve meyvelere standartizasyon getirilirken, üretimde kullanılan zirai mücadele ilaçları sıkı takibe alınacak. Aynı uygulama hayvancılık sektörü için de geçerli olacak.


http://www.milliyet.com.tr/2004/12/25/ekonomi/axeko01.html


www.sercan.de
15 yıl önce - Pzr 26 Arl 2004, 16:29

benim bildiğime göre (TV'de göstermişlerdi)..her AB üyesi sadece yollar için her sene 365 milyon euro aliyor..üstelik Ab tarihi binalari korumak ve(ya) restore etmek için para veriyor (ki bu örnek olarak Istanbulkdaki tarihi yalilar ve everl için güzel olur)....ben politikadan okadar anlamam...daha cok mimarliği severim ...

SALTUK

15 yıl önce - Sal 01 Mar 2005, 16:15

Alıntı:
AB fonları konusunda son günlerde yaşanmakta olanlar kelimenin tam anlamıyla bir fiyasko! Şu anda bir yandan herkes büyük bir iştahla verilecek olan fonlardan ve proje yazmaktan bahsederken diğer yandan kazanılan projelerin 3-4 ay önce imzalanması gereken sözleşmeleri bile henüz imzalanmış değil. Avrupa Komisyonu da Türkiye’ye uyum sağlayıp bugün git yarın gel demeye başladı. Oysaki kendileri değil miydi bu projelerin şu ayın şu günün de tamamlanmış olması gerek diyen?! Aslında AB işlerin bu kadar sarpa saracağını da hissetmiş olmalı ki fonların değerlendirme aşamasında çoğu zaman kendi muhatap olmayarak çeşitli resmi kurumları bu işle görevlendiriyor.

Şimdi gelelim hak ihlalinin olduğu alana: Avrupa Komisyonu tarafından şu ana kadar verilen en geniş çaplı fon İŞKUR’la işbirliği yapılarak istihdamı geliştirme alanında açıldı. Uygulamadaki en büyük adaletsizlik de burada yaşandı. Belli bir süre içinde dağıtılmış olması gereken fonlar usûlüne uygun olarak dağıtılamadı. Tamamı Eylül 2005’e kadar tamamlanması gereken projelerin henüz sözleşmeleri bile imzalanamadı. Projeler için bir yıllık süre öngörüldüğüne göre gecikme oranını siz hesaplayın artık! Burada hak ihlaline sebep olan nokta ise şu: Fon büyüklüğü ve insanların proje hazırlamadaki deneyimsizliği nedeniyle açılacak birinci başvurunun ardından kalacak fonun ikinci bir teklif çağrısıyla dağıtılması öngörülmüştü. İlk aşama açıldıktan sonra başvuru belgelerinde belirtilmeyen bir uygulamaya gidildi ve alınan tekliflerdeki resmi belge eksikleri ve imzaların tamamlanmasına izin verildi. Bu iş için başvuru sahiplerine verilen 5 günlük süreyle birlikte yaklaşık 3 hafta bu tür eksikliklerin tamamlanması için kullanıldı ve asıl değerlendirme sürecine bundan sonra geçildi. Ancak aynı esneklik 2. teklif çağrısına gönderilen projelere verilmedi. Buradaki gerekçe zaman darlığıydı. 3 haftalık ek süre vermeyen yetkililer projeyi şimdiden 4 ay geciktirdiler. Bu süre zarfında çok komik eksiklikler nedeniyle birçok nitelikli proje elendi. Burada fırsat eşitliği ilkesinin Türkiye’de AB ile ilgili çalışmaları yürüten kurumlar ve Avrupa Komisyonu tarafından çiğnendiği aşikardır. Vakti olmayan 1. aşamada da bu esnekliği sağlamaz ya da kendisi bu kadar oyalanmaz diye düşünmeden edemiyor insan.

Bu fon büyüklük anlamında ilklerden biri. Daha kimbilir bunun gibi nelerle karşılaşılacak! Burada resmi kurumlar açısından sorun nedir? 1. Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’de yeterince yetişmiş personeli yoktur. 2. Türk Hükümeti de aynı şekilde personel açığı yaşamaktadır. Buna ek olarak personelin önemli bir bölümünün ciddi bilgi eksiği bulunmaktadır. Tüm bunların sonucunda yararlanıcılar mağdur edilmektedir. Personel eksikliği nedeniyle bu fonlar dağıtılamayacaksa insanları denek olarak kullanmanın, birbir tane duyuru sitesinde yararlanılabilecek fonlardan bahsetmenin anlamı yoktur kanaatimce! Bu işi ulufe dağıtır gibi dağıtmanın anlamı olmasa gerek!

İnsan Hakları Avrupa Birliği’nin yalnızca kendinden saydığı insanlar için mi geçerli?
Kim bu Avrupa’nın kendinden saydığı insanlar: Göçmenler hariç Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin vatandaşları _ ki bu tanımlama başlı başına bir insan hakları ihlali konusu_ ve demokrasi meleği olarak özgürlük ve adalet ihraç ettiği üçüncü dünya ülkelerinin azınlıkları. Bu azınlık kavramı yakın zamanda ortaya çıkan çalkantılar bir yana gerçekten vodvillere konu olabilecek kadar gülünç bir noktaya gidiyor. Geçenlerde AB fonundan yararlanan bir projeyle ilgili haber okurken gözlerime inanamadım. Istanbul azınlıkları diye bir web sayfası yapmak için kaynak almış bir grup. Ancak projenin kapsamına baktığınızda dini ve etnik azınlıkların yanında kadınların da yer aldığını görüyorsunuz. Bu hangi matematik kuramıyla bağdaşan bir azınlık tanımıdır ki Türkiye’nin % 51’i azınlık sayılmaktadır? Sayelerinde bu yaştan sonra azınlık olduğumuzu öğrenmek de kısmet oldu böylece!!!

Konunun özüne dönecek olursak AB‘nin Türkiye’deki temsilcileri Türkiye’de fonları kullandırırken hak aramaktan anlamaz, kaderci üçüncü dünya vatandaşı Ortadoğulular saydığı vatandaşlarımıza birçok keyfi uygulamayı empoze etmektedir. Ve kimsede bu duruma itiraz etmemekte, edememektedir!!! Başta gelen neden de henüz yeni açılmaya başlayan bu fonlardan ileride başka projelerde yararlanamama korkusudur.

AB maceramızda ciddiyetsizlikler bunlarla sınırlı kalmıyor tabi ki. Gelen paraları zamanında harcama (yıllık rapor dönemine yetiştirme) adına eksik bilgi verilerek açılan ihaleler, Bakanlıklar adına fonları yönetme hakkını alan yabancı konsorsiyumların paraları çarçur edişi ve tüm bunlar gizlenerek herkesin muhteşem AB projeleri ortaya çıkartıyor gibi ortalıkta gezinmesi de halkımızın fonlardan yararlanma konusundaki azim ve kararlılığına(!) gölge düşürmekte...

Fon rüyalarıyla yatıp kalkan tüm basın organlarına duyurulur!


Sezen Sezer




sayfa 2
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET