1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
yasin.yılmaz
12 yıl önce - Cmt 02 Nis 2011, 23:09
İstanbul - Beyazıt - Mustafa Reşit Paşa Türbesi
Mustafa Reşit Paşa Türbesi
II. Beyazıt Külliyesi'nin anıtsal nitelikteki son türbesidir. 6 kez sadrazamlık görevinde bulunmuş Mustafa Reşit Paşa'ya ait olan türbe bu külliyenin en gösterişli türbesidir. Beyazıt Camii'nin haziresinin güney köşesinde, Yeniçeriler Caddesi üzerindedir. Türbe Sadrazam Mustafa Reşit Paşa'nın 1858'de ölümünden hemen sonra Mimar G.Fossati'nin planına göre yapılmıştır. Bu türbe ile Sultan Beyazıt'ın türbesi arasındaki göz alıcı farklılık Osmanlı mimarisinin 3 asırlık dönemde ne denli değiştiğini gösterir.
Osmanlı türbe mimarisinden farklı bir planda olan türbe, 6.00x6.00 m. ölçüsünde kare planlı bir yapı olup, üzeri prizma şeklinde pandantiflere oturan bir kubbe ile örtülmüştür. Kesme taştan yapılmış olan türbe, hazire duvarlarının dışında, 2 m'lik bir podyum üzerine oturtulmuştur. Türbenin her cephesinde birbirinden farklı bir uygulama görülmektedir. Batı cephesinde tek penceresi vardır. Doğu yönünde saçaklı bir girişi iki sütun üzerine oturtulmuştur. Böylece bu cepheye küçük bir portal görünümü verilmiştir. Kuzey cephesinde büyük bir pencere açıklığı vardır. Türbenin asıl cephesi güneyde olup, burası diğerlerine göre daha farklı bir özenle yapılmıştır. Yapı köfeki taşından olmasına karşılık burası mermer kaplanmıştır. Üç büyük pencere de bu cepheyi diğerlerinden ayıran bir başka özelliktir.
Türbenin içerisi son derece sade olup, yalnızca pandantiflerde alçı kabartma süsler ve akantus yaprakları bulunmaktadır. Kubbe içerisine de kalem işleri yapılmıştır. Türbenin pencereleri birbirinden ayıran kemerleri taşıyan ayaklarına bitkisel bezemeler, akantus yaprakları, rozetler yapılmıştır.
Türbede Sadrazam Mustafa Reşit Paşa, oğulları Mehmet Cemil Paşa, Ali Galip Paşa ve Salih Bey gömülüdür. Türbenin kuzey cephesine bitişik olan demir şebekeli açık mezar da Reşit Paşa'nın kızı Adile Sultan'a aittir.
Mustafa Reşit Paşa 1800-1858
Beyazıt Külliyesi vakıfları Sayman Mustafa Efendi’nin oğludur. Babasından özel dersler aldıktan sonra medresede öğrenim gördü. Babasının ölümünden sonra (1810) eniştesi Seyyid Ali Paşa’nın yanında büyüdü; 1820′lere doğru onun mühürdarı olarak birlikte Mora’ya gitti. Buradaki ayaklanmanın bastırılması sırasında, çağdışı yöntemlerle hareket eden ordunun durumunu yakından izledi. Ali Paşa’nın seraskerlik görevinden alınmasından sonra İstanbul’a döndü. Sadaret Mektubî kalemine girdi.
Osmanlı-Rus Savaşı’nda (1828-1829) orduda kâtiplik görevinde bulundu. Bu seferler sırasında verdiği raporlarla II. Mahmut’un dikkatini çekti. 1829′da Edirne’de, Rus delegeleriyle sürdürülen görüşmelerde Osmanlı kuruluna sekreterlik etti. Kavalalı Mehmet Ali Paşa ile görüşmek üzere Mısır’a giden kurulda ikinci kâtip oldu (1 Temmuz 1830), Onun çalışma disiplinini ve yeteneğini gören Mehmet Ali Paşa’dan görev önerisi aldı; ancak kabul etmedi. Mısır dönüşü önce vekil (1831), ardından da asil olarak Amedi’i Divan-ı Hümayun oldu. Böylece Osmanlı bürokrasisinde ilk önemli göreve ulaştı. 1833′de, Mısır kuvvetlerinin Kütahya’ya kadar ilerlemesi üzerine ortaya çıkan anlaşmazlığı çözmek amacıyla toplanan Kütahya Konferansı’nda Halil Rıfat Paşa ile birlikte Babıâli’yi temsil etti. Anlaşmazlığı çözmek için Adana Valiliğini İbrahim Paşa’ya bırakınca, buna kızan II. Mahmut’ça Paris Elçiliğine atandı (1834). Bu görevi sırasında, uzunca bir zamandan beri, Osmanlı Devleti’ne karşı Mehmet Ali Paşa’yı tutan Fransa yöneticilerini ve kamuoyunu, Osmanlılar lehine çevirmede başarılı oldu. Paris’te kaldığı sürede, Fransızcasını ilerletti. 1835′te merkeze, çağrıldı; aynı yılın Haziran ayında bu kez büyükelçilikle yeniden Paris’e, buradan da Londra büyükelçiliğine atandı (Eylül 1836) Uluslararası siyaset merkezi olan Londra’da İngiliz devlet adamlarıyla sıkı ilişkiler kurdu.
1 Temmuz 1839′da Sultan II. Mahmut ölünce yerine oğlu Sultan Abdülmecit geçti. Ağustos 1839′da yeni padişaha protokol gereği bağlılık bildirmek ve başsağlığı dilemek üzere İstanbul’a geldi. Bu sırada imparatorluk bunalımlı bir dönem yaşıyordu. İmparatorluğu içine düştüğü kötü durumdan kurtarmak için II. Mahmut’a anlatamadığı ya da kabul ettiremediği yeniliğe, Abdülmecit’in yakınlık duyduğunu gördü. Ciddi hazırlıklara girişti. Sonuçta, Osmanlı Devleti’ne yeni bir statü ve değer kazandıracak olan Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nu (Tanzimat Fermanı) ortaya çıkardı. Bu ünlü ferman, 3 Kasım 1839 günü Gülhane Bahçesi’nde çeşitli kesimlerden temsilcilerin de katıldığı kalabalık bir halk kitlesinin önünde okunarak ilan edildi.
Osmanlı Devletinde yoğun bir şekilde batılılaşma hareketlerinin yaşandığı tanzimat devrini başlatan kişi oldu. 22 Ekim 1858′de altıncı kez getirildiği sadrazamlık görevindeyken öldü.
|
 |
yasin.yılmaz
12 yıl önce - Pts 04 Nis 2011, 23:40
Geçtiğimiz yıl içerisinde restore edilen türbe kirli kahverengi-siyah, çirkin görüntüsünden kurtultu, türbenin taşlarının doğal görüntüsü ortaya çıktı. Gerçekte ne kadar zarif bir türbe olduğunu farkedince mimarisine daha bir dikkatli bakmaya incelemeye başladım. Bu arada dış cepheyi kaplayan kir tabakası kalkınca ön cephenin mermer olduğuda ortaya çıktı.
Yakın açılardan restorasyon öncesi ve sonrası
|
 |
yasin.yılmaz
12 yıl önce - Pzr 10 Nis 2011, 03:20
(+)
|
 |
yasin.yılmaz
12 yıl önce - Sal 12 Nis 2011, 22:00
(+)
|
 |
yasin.yılmaz
11 yıl önce - Pzr 18 Eyl 2011, 20:12
(+)
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> İSTANBUL
|