Şehirhatları vapurlarında 70’lerde (ve tabi ki 60’larda), şimdi artık sadece eski Türk Filmleri’nde görebildiğimiz seyyar satıcılar olurdu. Seyyar satıcılar deyince, günümüzde karşılaştıklarımızla sakın ola karıştırılmasın. Onlar, nev-i şahıslarına münhasır enteresan tiplerdi. Hepsi de birbirinden atakan, dilbaz şahıslar olup, allem edip kullem edip elindeki malları vapur yolcularına tatlı dil ve müthiş bir ikna kabiliyetiyle satabilen çok farklı bir meslek grubuydu. Meslek grubu diyorum, çünkü sattıkları mallar birbirlerinden çok farklı olmasına rağmen, neticede yaptıkları iş itibarıyla tek kabul edilirlerdi: Seyyar Satıcı... Bir numaralı düşmanları (!) vapur personeli, bilhassa bilet kontrolörleriydi. Vapurun içinde kolaylıkla yer değiştirebilmek (açıkçası kaçabilmek) için, mallarını genellikle çantadan hallice, valizden az ufak körüklü siyah çantalarında taşırlardı.
Seyyar satıcıların bir bölümü ise, valizimsi taşıma aparatları yerine, açıldığında tablaya dönüşebilen ve kayışları yardımıyla boyna asılabilen tahta evsaflı satış materyalleriyle dolaşırlardı. Bunların da yine çanta gibi taşıma sapları olurdu ama, uygun yer ve zaman olduğu anda yatay şekilde açılarak, üst kısmı satıcının göğsüne yaslanır, asıl malların olduğu kısım da tepsi gibi tutulurdu. Yine ani yer değiştirme riskleri gözönüne alındığından olsa gerek, tepsinin iki yanındaki deri kayışların da boyna asılması ihmal edilmezdi.
Bu satıcılar; toplu iğneden dikiş iğnesine, makastan tarağa, çoraptan pile, el radyosundan örgü şişine, kitaptan kaleme, traş bıçağından sabuna, aynadan şarkı sözleri olan listelere kadar envaî çeşit ucuz malzemeyi yolculara sabırla satmaya uğraşırlardı ve bunda da oldukça başarılı olurlardı.
Vapur iskeleden ayrıldıktan bir müddet sonra, bilhassa üst kat salonlarındaki ortalık yerde; “Sayın yolcular... Hepinize hayırlı yolculuklar temenni eder, çok kıymetli zamanınızdan bir beş dakikayı bana ayırmanızı rica ederim!...” kalıbını duyduğunuzda, anlardınız ki az sonra yolculuğun sonuna kadar sürecek ilginç bir şov başlayacak... Nitekim de akabinde başlardı. Satıcı elindeki çantayı seri bir şekilde açtıktan sonra, sattığı malın özelliklerini, pratikliğini, ucuzluğunu, işe yararlılığını övmeye başlardı. Yolcular her zamanki gibi ilk evvel ilgilenmez gibi yaparak, camdan dışarıyı seyreder, bazıları gözlerini kapatıp dinlenme pozisyonuna geçerler, bir diğeri elindeki gazeteyi yüzünü daha bir örtecek şekilde açarak kaldırır, geri kalanları ise yer döşemesinde sabit bir noktaya gözlerini odaklarlardı. Ama herkeste bir merak, kulaklar çaktırmadan satıcı adamın sözlerini dinlemeye çevrilirdi. Satıcı, malının özelliklerini 3-4 dakika kadar övdükten sonra; “Görüp incelemek isteyen var mı?” diyerek sıraların arasında dolaşmaya başlamasıyla birlikte bir el uzanır, herkesin gözü önünde malûm aparatı evirir-çevirir ve gecikmeden elini cebine atarak ilk siftahı yapardı. Mala ilk atlayan bu şahsın, aslında satıcının adamı olduğu herkes tarafından bilinse dahi, satışın ardı gelirdi. İğne-iplik, çorap benzeri mallar genellikle kadılar tarafından tercih edilirken, traş bıçağı, tarak, el radyosu, cep feneri gibi şeyler erkekler tarafından ilgi görürdü.
Satıcılar, sattıkları malın daha da fazla ilgi çekmesi ve reddedilememesi için yanında mutlaka ikinci (bazen üçüncü) bir eşya daha verirlerdi hediye bâbından... Bu hediye de çoğunlukla “tarak” olurdu. Satıcı malını övdükten sonra, sonunu söyle bağlardı genellikle: “Bu evlâdiyelik cüzdanı size 250 kuruşa, sadece maliyet fiyatına vereceğim... Bu kadar mı? Hayııır, bitmediii... Bir de yanında, şu elimde görmüş olduğunuz hâlis fildişinden mamûl eşantiyon tarağı da, yanında sizlere hediye olarak vereceğim...” demesiyle birlikte, millet mal bulmuş gibi atlardı tuzağa (Fildişi tarak dediği de, ucuz Mahmutpaşa malı, kıçı-kırık plâstik bir tarak olurdu genellikle ve ikinci taramada, dişlerinin yarısından fazlası kırılıp, saçlarınızın dalgaları arasında takılı kalırdı). Herkes bu tarakların kalitesiz, adi malzemeden imal edildiğini bile bile yine de neden alırdı, bilinmez... Belki de 2. Dünya Savaşı sonrasında halkın çektiği yokluğun, bilinçaltından tâ ileriki yıllara uzanan bir yansımasıydı. Bir şey alınmak için düşünülüyorsa, yanında bedava bir de hediye ilişikse hiç kaçırılmamalıydı mantığı... E, alan memnun, satan memnun!... Kime ne?!
Seri bir şekilde sıraların arasını dolaşarak bolca satışını yapan esnafın ticarî açılımı, vapur çoğunlukla varış iskelesine gelmeden, büfelerin oradan bir yerden hızlı hızlı gelen bembeyaz üniformalı ve şapkalı bir görevli tarafından sekteye uğrardı. Yapılacak tek şey vardı: O da aradaki mesafeyle doğru orantılı olarak satışı yarıda kesip valizi toplamak, yüz ifadesindeki gülümsemeyi hiç ama hiç bozmadan ve ters istikamete doğru hızlı adımlarla uzaklaşmaktı. Bu, vapurlarda o kadar sıklıkla yaşanan bir durumdu ki, bütün yolcular bu olağan durumu takip dahi etmezler, satıcı merdivenlerden gittikçe artan bir hızla tuvaletlerin olduğu koridora doğru koşar adım uzaklaşır, görevli göstermelik de olsa arkasından 3-5 adım atar ve bir satış gösterisi daha sona ererdi.
Eğlenceli günlermiş o günler... Şimdi artık vapurlarda çok daha sıkı kontrol var. O günlerin tatlı dilli ama seviyeli, şirin ama saygılı, iddialı ama insanı sıkıp zorlamayan satıcıları (birkaçı haricinde) maalesef pek kalmadı... Artık günümüzde orada burada rastladığımız satıcıların büyük bir kısmı (işlerini lâyıkıyla yapanları tenzih ederim), dediklerini kendilerinden başka kimselerin anlayamayacağı uyduruk bir dille çığırmaktan öteye geçemiyorlar.
Şehirhatları vapurlarında 70’lerde (ve tabi ki 60’larda), şimdi artık sadece eski Türk Filmleri’nde görebildiğimiz seyyar satıcılar olurdu.
Yalan, valla yalan. (Hahaha...) Akin’nin söyledikleri bu kisiler hala yerlerinde. Sayilari azalmis olsa da yok olmadilar. Dim-dik ayaktalar. Bu seyyar-saticilari bugün bile Ada-Vapurunda görebilmek mümkün.
Allah rizasi icin bir kere *pazarlamayi* can kulagiyla, dört gözlerini acarak takip eden yolculara bir bakin. Iste o zaman bu insanlarin tiyatromu oynadiklarini yoksa satis mi yaptiklarin derhal anlayabilirsiniz. Bizim genc üyelerden bir sürüsü tahsillerinde profesörlerini böyle dinleseler, üniversiteyi kisa yoldan (kestirme) en kisa zamanda bitirirler (Hahaha...).
Akin bey beni gercekten genclik yillarima goturdunuz ucuz cin mallarini satarken de uzak daglarin otesinden cekik gozlu insanlar diyarindan diye baslarlardi birde ada vapurlarinda istakoz,viski v.s kaliteli mala cekilis yapan lotaryaci lari da hatirlarken insanlara duygu somurusu yapan vapur dilencilerinide unutmayalim
Yaklaşık 10 yıl ve daha öncesinde senelerce (özellikle Kadıköy-Karaköy hattını kullandığım için bilirim) Kadıköy-Karaköy hattında ismi Burhan olan ve Burhan Pazarlama şeklinde gayet kibar şekilde satış yapan bir satıcı vardı. Bu satıcı hatta bazı Türk filmlerinin vapur ile ilgili sahnelerinde de rol almıştı. Satış esnasında espriler yapar hatta radyo reklamı gibi sesli reklam yayını yapardı. Salonta yaptığı satışın en sonunda "bu kalabalık içerisinde alışveriş yapmaktan utanan varsa aşağıda merdivenlerin olduğu bölümde alış veriş yapabilir" diye satışını bitirdi. Uzun zamandır vapur kullanmadığım için aynı satıcının satışlara devam edip etmediğini bilemiyorum.
İnternette biraz araştırma yapınca 2003 yılına ait bir haber buldum. Haberi ve linki aşağıda paylaşıyorum.
Alıntı:
Bitmedi! Tarak alana yanında...
"Burhan Pazarlama" olarak tanınan ve artık hakkında tez yazılan, panellere çağrılan 40 yıllık satıcı Burhan Demircan: "Boş duramıyorum. Bindiğim uçakta hostese toka; yemek yediğim lokantada garsona saat satıyorum"
Burhan Demircan, nam-ı diğer "Burhan Pazarlama", Şehir Hatları vapurlarında veya iskele önlerinde 40 yıldır satıcılık yaparak geçimini sağlıyor. Kendine özgü pazarlama taktiği, ikna kabiliyeti ve işindeki başarısı sayesinde büyük alışveriş merkezlerinden ve yurtdışından transfer teklifleri alıyor, seminerlere davet ediliyor. Hatta artık üniversitelerde onu konu alan tez ve belgeseller bile hazırlanıyor.
Burhan Demircan'la Eminönü İskelesi'nin önündeki otomobilinde röportaj yaptım. Ses kayıt cihazını çıkardığımda Demircan, "alışkanlıktan" olsa gerek yeni bir cihaza ihtiyacım olduğunu söyledi. Ardından son derece uygun bir fiyata son model bir ses kayıt cihazına sahip olmamam için hiçbir neden bulunmadığını... Şöyle silkinip kendime geldim. Ses kayıt cihazını almaktan son anda vazgeçip sorularımı sormaya başladım.
Satıcılık mesleğine nasıl başladınız?
Bu mesleğe başlamamda babamın büyük katkısı oldu. Babam külhanbeyi gibiydi, hep çevresiyle kavga ederdi. Küçük yaşta olmama rağmen beni çalıştırdı. İlkokula giderken kahvelerde ve vapurlarda çalışmaya başladım. Ben para kazanıyordum, babam da bütün kazancımı alıyordu.
Neler satardınız vapurlarda?
Aklınıza ne gelirse... Hatta şiir bile okuduğum olurdu. İnsanlar bana bu yüzden para verirdi. Tabii verdikleri para babamın kasasına giderdi.
Geçiminizi babanız sağlamıyor muydu?
Evet ama bir süre sonra babam annemden ayrıldı. Sonra başka bir kadınla evlendi. Hatta babamın ikinci düğününde ben samanlıktaydım.
Niye?
Üç gün üç gece düğün yaptı. Düğünde benden rakı almamı istedi. Rakı alacağım yer de Eminönü'nden Balat kadardı. Elime 50 lira vermişti. Yolda bu parayı kaybettim. Bunu söylediğimde bana bir tokat attı. O geceyi ceza olarak samanlıkta geçirdim. Bu, hâlâ bende bir yaradır. Babamdan çok dayak yedim. Çalışıyordum ama elimde hiçbir şey kalmıyordu. Üvey kardeşlerim bayramda tertemiz giyinirdi; ben bütün bayramların birinci gününde satış yapmak zorundaydım.
Sizi ayakta tutan neydi?
Para kazanmayı biliyor olmamdı. Babamın yüzünden askere gitmeden evlendim. Henüz 19 yaşındaydım. Askerdeyken bile para kazanıyordum. Kahvelerde jilet sattım. Koğuşlarda tiryakilere sigara sattım. Aylarca bu şekilde para biriktirip eve gönderdim. 1991 yılında yeni bir evlilik yaptım. Şimdi bir oğlum var ve 12 yıllık evliyim.
Vapurlarda bugüne kadar neler sattınız?
50 yaşındayım ve ben Şehir Hatları vapurlarının simgesiyim. Vapurlarda jiletten çakmağa; arabadan daireye kadar her şeyi sattım.
Size neden "Burhan Pazarlama" diyorlar?
Daha önce Anadolu yakasında hediyelik eşya satan iki-üç dükkanım vardı. Burhan Pazarlama olarak faaliyet gösterdim. Sonra iflas ettim. Bir de dükkanda çok sıkılıyordum. Bir yerde oturup beklemekten daralıyorum. Ben dolaşacağım. Seni göreceğim ve sana bir şeyler satacağım. Bu benim yapabileceğim bir iş.
Sizin diğer satıcılardan farkınız nedir?
Güven konusunda bir farklılığımız var. İnsanlar bana güveniyor. Kötü bir mal satarsam yarın o insan, başka bir ürünümü almaz. Onu kaybedersem diğerini de kaybederim.
"Satış yaparken hava durumu, insanların yüzleri çok önemlidir"
Mesleğinizin püf noktaları neler?
Vapurda yolcuların bulunduğu yere girerken insanların sana bakışı çok önemli. Bakacaksın; o anda insanların afyonu patlamamış olabilir, yüzü asık olabilir. "Günaydın, hayırlı sabahlar" derim. Ama bunu söylerken ses tonun çok önemli. Örneğin çantada hesap makinesi var, çıkarırım. İnsanların o makineyi neden alması gerektiğini anlatırım. Satış yaparken hava durumu da önemlidir. Bazı insanlar o topluluk içinde elimdekini almak istemez çünkü utanır. Onlara adres de söyler, iskelenin karşısında olduğumu hatırlatırım.
Bir uzman olarak panellere davet edilmişsiniz.
Yapı Kredi'nin bir toplantısında iki üniversite bitiren insanlara "İyi bir satıcı nasıl olunur?" diye bir konuşma yaptım. Geçen gün bir gemide bir telefon markasının reklamını yaptım. Paramı aldım. Beni mağazalardan da çağırıyorlar. Daha önce Akmerkez'deki bir firma istemişti. Sonra Suudi Arabistan'a avize satmak için çağrıldım. Ama dillerini bilmediğim için gitmedim. Hatta Bilgi Üniversitesi'nde okuyan bir genç tezi için benimle günlerce görüştü.
Bu işi ne zaman bırakacaksınız?
Ben de bilmiyorum. Bir şeyler satmadan yapamıyorum. Bir keresinde uçağa binmiştim. Elimde değil, hostese toka sattım. Lokantaya girdim. Garsonun kolunda saatinin olmadığını fark ettim. Ona saat sattım. Amacım çocuğumu okutmak ve kimseye muhtaç olmadan yaşamak.
"O bir halk kahramanı"
Cem Mansuroğlu 28 yaşında. Bilgi Üniversitesi TV Gazeteciliği Bölümü'nden bu yıl mezun oldu. Tez konusu Burhan Demircan'dı. Mansuroğlu, Demircan ile ilgili hikayesini şöyle anlattı: "Burhan Demircan ile Yapı Kredi'nin Salı Toplantıları'nda tanıştım. Birkaç ay peşinden koştum. Vapurda ve evinde kamerayla çekimler yaptım. Çekimler altı ay sürdü. Bu çekimleri pazarlama ile ilgili tezimde kullandım. Şu an Demircan ile ilgili dört saatlik bir kaydım var. Kurgusu bitince bu belgeseli televizyonlara vereceğim. Burhan Pazarlama halk kahramanı gibi bir şey. Her şeyi denemiş. İş yeri açmış, batmış ama hiç kaybolmamış."
En son ahmetsever tarafından Prş 03 Mar 2011, 01:28 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Turhan Pazarlama Şu anda Dentur Avrasya ve Mavi Marmara ortak girişimiyle Kabataş Adalar hattında görebilirsiniz... Üstün bir satış ve pazarlama taktiğine sahip olan Turhan abimiz hakkıyla ekmeğini kazanan ve bu işe yüreğini vermiş bir abimizdir...
Geçenlerde iskelede karşılaştığımda İnkılap Vapuru Belgeselinde rol aldığı için sitemizin adresini verdim.
Kayıt olup izleyeceğeni belirtmişti, merak edenler İnkılap Vapuru Belgeseli'ni izleyebilir.
Maltepe Vapuru iki sene evvel Hakan abinin vardiyasında, Pazar günleri tekmil adalar çalışırdı...
Yolcu olarak üst güvertede beklerken Turhan abimizin ekmeğini kazandığı bir ana tanıklık ettim... O zamanda resimdeki gibi bıçak ve diş fırçası satıyordu...
Evet Baylar Bayanlar, vapur yolculuğumuza hoşgeldiniz.
Kısa bir süreliğine keyfinizle beraber güzel, eğlenceli bir seyir yapmaya varmısınız...
İşte buyrun bu eşsiz serüvene...
Değerli Yolcularımız; İzin verirseniz, şu elimde görmüş olduğunuz bıçakların tanıtımını yapabilmek için birkaç dakikanızı almak istiyorum...
Evet şu elimde görmüş olduğunuz bıçaklar, çok keskin olabilir...
Efenim boş pet şişeleriniz varmıdır? Mümkünse Alabilirmiyim?
Evet bu 7 şişeyi katlıyoruz üst üste koyuyoruz, gördüğünüz gibi bu bıçak 7 pet şişeyi üst üste doğrama işlemine tanıklık ediyorsunuz...
Ve görmüş olduğunuz gibi, pet şişelerin hepsini doğradı...
Fiyat meselesine gelirsek şu elimde gördüğünüz 10'lu bıçak takımı 5 lira...
Ama, bugun sesim kısık olduğu için 2,5 liradan satışa sunacağım...
Ama bu kadarla kalırmı bittimi bitmedi, yanında bir tırnak makası veriyorum.
Bittimi bitmedi, yanında şu küçük tarağı veriyorum bittimi bitti.
Evet şimdi almak isteyenler varsa buyursun gelsinler, fazlasıyla stoklarımızda mevcuttur...
Efenim bu güzel süreyi bana ayırdığınız için seyrinize eşlik ettirdiğiniz için çok teşekkür eder saygılarımı sunarım derdi...
Güzel ve tatlı bir hoş anıydı benim için...
Saygılarımla
Barış Sevin
En son Barış Sevin2 tarafından Prş 03 Mar 2011, 22:23 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
2006 yılında açılan bu başlığı bugün saat 16:44 itibarı ile canlandıran sevgili Akın üstadımın bir bildiği var herhalde
Aynı dakikalarda karşıya geçmekte olduğum şüheda grubu gemilerden birinde (şehir hatlarından okuyanlar vardır, isim zikretmiyeceğim) limon sıkacağı satan bir satıcı ile abilerim ablalarım, şu kardeşinize bir bakın sözcükleri ile acındırma modundaki iyi giyimli bir dilenci kıza denk geldim.
Çok uzun zaman var ki, ne trenlerde ne de vapurlarda karşılaşmıyordum.
Limon sıkacağı satan arkadaş, işi tiyatroya dökmüş, uzun uğraşlardan sonra bir tane müşteri (bekar evinde kaldığı her halinden belli olan bir genç çocuk) avlamayı başarınca yerine gelen morali ile espriyi patlattı.
Delikanlı kimse almıyo zannetme, bu vapurda herkezin evinde benim ürünlerimden vardır. Bak bir sen varmışsın demek ki almayan