Ana Sayfa 892 bin Türkiye Fotoğrafı
Hekimoğlu Efsanesi

Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
emrullah

3 yıl önce - Cum 07 Oca 2011, 03:24
Hekimoğlu Efsanesi


Ordu dolaylarında yaşayan Hekimoğlu, yoksul bir ailenin çocuğudur. Üstelik yoksul bir anneden başka hiç kimsesi yok. Çevresinde dürüstlüğü, akıllılığı ve yiğitliğiyle tanınan bir gençtir.

Yörede egemenlik kurmuş bir Gürcü Beyi vardır. Bu Gürcü Beyi, Ayşa adında güzel ve narin bir kızla sözlüdür. Ne ki, bu kız Gürcü Beyini sevmemekte, Hekimoğlu’na bağlanmıştır. Bu, dostlukla, arkadaşlıkla karışık bir sevgidir. Üstelik Hekimoğlu’yla görüşmeye başlamıştır.

İşte Bey, iki gencin ilişkisinin bu noktaya vardığını duyar duymaz Hekimoğlu’na düşman olur ve ona savaş açar. Hekimoğlu’yla teke tek görüşüp, hesaplaşmayı önerir; bir de yer belirtir. Hekimoğlu, gözüpek, mert bir gençtir. Aynalı mavzerini kuşanıp, tek başına buluşma; yerine gider. Gitmeye gider ama, Bey sözünde durmamış adamlarıyla gelmiştir. Üstelik adamlarından biri, buluşma yerine varır varmaz, sabırsızlanıp Hekimoğlu’nu yaylım ateşine tutar. Ötekiler de çevresini sararlar. Hekimoğlu’yla Beyin adamları arasında yaman bir çatışma olur. Hekimoğlu, çatışma sonunda çemberi yararak kurtulur. Olaydan hemen sonra, Bolu da tek başına yaşayan anasının yanına gider. Anasına durumu anlatır ve artık şehir yerinde duramayacağını bildirir. Anasıyla helallaşıp, yanına Mehmet adlı iki amca oğlunu alarak dağa çıkar. Çıkış bu çıkış ve ölünceye kadar Hekimoğlu artık dağdadır.

Hekimoğlu’nun dağa çıkış nedenini ve biçimini bilen, duyan yöre köylüleri kendisine kucak açarlar. Onun mertliği, yiğitliği ve doğru sözlülüğü köylüleri daha da etkiler ve her açıdan kendisine yardım ederler. Özellikle yoksul köylülerle dostluk kurar, zenginlerden aldıklarıyla onlara yardım eder.

Hekimoğlu, artık Gürcü Beyinin korkulu düşü olmuştur. Bu yüzden Bey,
kendisini sürekli jandarmaya şikayet eder ve kesintisiz izletir. Hekimoğlu’nu ihbar etmeleri için çeşitli yörelerde adamlar tutar. Fakat halk koruduğu için, Hekimoğlu’nu bir türlü ele geçiremezler.

Hatta bir defasında, Beyin adamlarından birinin ihbarı üzerine Hekimoğlu’nun kaldığı evi jandarmalar basıyorlar. Bütün çevre kuşatılmıştır. Evin altında bir fırın vardır. Hekimoğlu fırıncının yardımıyla fırının ekmek pişirilen yerini arkadan delip kaçmayı başarır.
Hekimoğlu, kaçmaya kaçıyor ama, Beyin, iki amca oğlunu öldürttüğünü haber alıyor ve doğru Çiftlice köyüne iniyor. Gittiği ev muhtarın evidir. Bu Muhtar, Hekimoğlu’ndan yana görünüyor, oysa gerçekte Beyin adamıdır ve onunla

işbirliği içindedir. Nitekim adamlarından biri aracılığıyla ihbarda bulunur ve Hekimoğlu jandarmalarca sarılır. Hekimoğlu, Muhtarın yüzünden kıstırılmıştır. Büyük bir çatışma çıkar taraflar arasında. Adeta namlular kurşun kusmaktadır. Özetle olur orada.

Olayın sonucuna ilişkin iki söylenti var halk arasında :
1-Hekimoğlu, çatışma sırasında. çemberi yarıyorsa da, aldığı yaralar yüzünden fazla uzaklaşamadan ölüyor.

2 -Atına atlıyor, elini karın bölgesinden aldığı yaralara basarak Ordu’ya
kadar geliyor ve burada ölüyor.

Hekimoğlu, tipik bir örneğidir. Haklı bir nedenle dağa çıkıyor. Mertliği, yiğitliği ve iyilikseverliğiyle halk arasında büyük ün yapıyor. Yoksulların dostu, onları ezen varsılların düşmanıdır.

Hekimoğlu denince, hemen akla gelen bir özelliği de dir. Hekimoğlu Türküsü’nde geçen ve kendisinin adıyla özdeşleşen in özelliği şudur. Hekimoğlu, özel olarak yaptırdığı mavzerinin üstüne bir ayna taktırıyor. Çatışmaya girdiğinde, bu aynayı: düşmanının gözüne tutarak, gözünün kamaşmasına, dolayısıyla hedefini şaşırmasına yol açıyor.
Bu yüzden Hekimoğlu’nun adı aynalı martinle özdeşleşmiştir.

Hekimoğlu derler benim de aslıma
Aynalı martin yaptırdım narinim kendi nefsime
Konaklar yaptırdım döşetemedim.
Ünye de Fatsa bir oldu narinim baş edemedim

Konaklar yaptırdım mermer direkli
Hekimoğlu sorarsan narinim demir yürekli
Bahçe armut dibinde kaymak yedin mi
Hekimoğlu’nu görünce narinim budur dedin mi

Çiftlice Muhtarı puşttur pezevenk
Hekimoğlu geliyor narinim uçkur çözerek
Hekimoğlu derler bir ufak uşak
Bir omzundan bir omzuna narinim yüz arma fişek


Kaynak: http://fatsaname.reklam.com/hekimoglu-efsanesi/4916773


1910 yılında öldürülen Hekimoğlu
fotoğraf 1963 senesinde
fotoğrafı çeken rum fotoğrafcı tarafından
Amerikadan gönderilmiş






Hekimoğlunun 26 Nsan 1913 gecesi vurulduğuna dair belge.



Bu olaya yakın bir olay anne tarafındada mevcut bende.Bu yüzden annemin baba tarafına eşkiya sülalesi derler lakabıdır eşkiya sülalesi.Sebebi; namus meselesi yüzünden çıkan bir olay sonucunda annemin baba tarafının büyük dedeleri dağa çıkıyor ve gürcü çatışmaya başlıyor.Ordu merkezde sahil kesimin de gürcü köyü yok hepsi iç taraflarda kimi insanlar tarafından hekimoğlu ve eşkiya dedenin yüzündne olduğunu söylerler.Hatta eskilerin anlattıklarına göre eşkiya dede dağa çıktığında gürcünün birini vuracağı zaman fındık derdirtiyormuş,gürcülerde fındığa funduk derlermiş ,funduk diyene sıkıyormuş adam,o zamanlar büyüklerin anlattıklarına göre kolluk kuvvetleri çok güçlü değilmiş bizim eşkiya dedenin peşinede Samsun,Ordu,Giresun,Trabzon dan gelen jandarma birliklerinin ortaklaca yaptıkları operasyonlar olmuş lakin dede bulunamamış sonrasında uzun bir zaman sonra dağda hastalanıp vefat etmiş.Bu olaylar cumhuriyet öncesi oluyor yanlış hatırlamıyorsam,bunları istemiyerekte olsa çoğu kez milletten kulak misafiri olarak dinledim.En son bir cenazeye gittim orada hiç tanımadığım adamlar annemin sülalesinden bahsedip eşkiya deden bahsediyorlardı.Bilmiyorum belki tesadüf ama annemin köyünde de hekimoğulları var ,soy isimleri hekimoğulları,belkide fatsadan göç etmiş felan olabilirler.Ve yine ilginç bir bilgi yıllar sonra dedemin Ordu'nun en yüksek köylerinden bi yerinde arazisi ortaya çıkıyor muhtamelen bu eşkiya dedenin çıktığı dağ köyü olabilir.Bu anlatığım bilgilerin doğruluk payı kanıtlanabilirliği hekimoğlundaki gibi yok şuanda belki jandarma kayıtların da mevcut olabilir sadece kulaktan dolma bilgilerdir bunu da yeri gelmişken paylaşmak istedim.


emrullah

3 yıl önce - Cum 07 Oca 2011, 22:50

HEKİMOĞLU

Halk arasında heyecan uyandıran her olaya bir türkü yakılır; bunlar bestelenir ve türlü yollardan yurdun dört bir bucağına yayılır. Türlü bölgelerde, türlü biçimlere girer. Kimi dizeler düşer, yerlerine yenileri eklenir. Konuları ise daha çok ferdî ve sosyal hâdiselere dayanır. Bir hâdiseyi hikâye etmekten ziyâde, hâdise karşısındaki içli duyguları ve tepkileri dile getirir.3

Hekimoğlu İbrahim ise, halk düşüncesinde kahramanlık destanlarına, türkülerine konu olmuş; bazıları da onu Robin Hood veya Köroğlu'na benzetmiştir. Hekimoğlu hakkında ilk defa arşiv vesikaları kullanarak makale kaleme alan Ayhan Yüksel şöyle diyecektir.

"Bugüne kadar Hekimoğlu hakkında yazılanlar bazen kulaktan dolma bilgilere, bazen de 1961 yılında Amerika'dan gönderildiği söylenen bir fotoğrafa dayanmakta, daha da ilginci kendisine yakılan türkülerden yola çıkılarak hayalî bir Hekimoğlu ortaya konulmaktadır. Hekimoğlu'na ideolojik amaçla değişik kimlikler bulunulmaya çalışılması ise pek çok halk kahramanı için söz konusu olan bir tavırdır."
Hekimoğlu hakkında bugüne kadar en ciddî araştırma Mithat SERTOĞLU ve Ayhan YÜKSEL tarafından yapılmıştır. Mithat Sertoğlu halk ağzından derlediği ve doğruluğu kabul gören bir bölgesel araştırma.4 Ayhan Yüksel ise zamanın devlet kayıtlarına, yani Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde bulduğu belgelerle konuyu gün yüzüne çıkarmıştır. İlk defa Ayhan Yüksel tarafından 'Tombak Dergisi'nde yayımlanan belgeler onun hayatı hakkında çok mühim bilgiler içermektedir.5

Hekimoğlu İbrahim Kimdir?

Hekimoğlu İbrahim, Fatsa'nın Yassıtaş Köyü'ndendi. Yassıtaş Köyü, yerli halkın yaşadığı bir Türk köyü idi. Hekimoğlu, hakkında bir kitap yazmış olan Murat Sertoğlu'nun halk ağzından derlediği ve doğruluğu genel kabul gören bilgilerine göre Hekimoğlu İbrahim sarışın, yakışıklı, yiğit ve atak bir gençti, kuvveti ve silâh atıcılığındaki ustalığı ve mahirliği ile diğer arkadaşları arasında hemen fark ediliyordu.

Anadolu'nun pek çok yerinde olduğu gibi Karadeniz'de de herkesin bir soy adı, bir lâkap taşıması pek eski bir gelenektir. Bu bakımdan İbrahim'e Hekimoğlu derlerdi ve adından çok bu lâkapla anılırdı.6 Sertoğlu, Hekimoğlu'nun ilk yıllarını şöyle anlatıyor.7

"Hekimoğlu İbrahim, Fatsa'da 1900'lü yıllarda 1293 (1876) harbi muhacirlerinden Gürcü Sefer Ağa'nın değirmeninde çalışmaktadır. Sefer Ağa'nın Fadime adında yeni yetişmiş çok güzel bir kızı vardı. Fadime bir gün babasını görmek üzere değirmene gelmişti. Sefer Ağa değirmende olmadığı için onun yerine Hekimoğlu kendisini karşıladı ve bu ilk karşılaşmada birbirlerine âşık oldular.

Rivayetlere göre iki genç uzak yerlerde buluşuyorlardı. Ve işte bu buluşmaların birinde Gürcüler'den Yusuf adında bir genç bunları gördü. Yusuf onlara orada 'Gürcü kızlarının evlenmeden önce nişanlıları bile olsa, bir erkekle buluşup konuşmalarının yasak olduğunu söyledi'. Hekimoğlu oradan ayrılıp eve geldi, eve kapandı ve kimseyle görüşmedi.

Hekimoğlu'na Gürcüler'in Yassıtaş Köyü'ndeki halkla selâmı sabahı bıraktıklarına, alış veriş yapmadıklarına dair haberler geliyordu. Aradan iki hafta geçti ve Gürcü Köyü'nden Hasan geldi ve kendisi ile yarın bağ evinde görüşmek istediğini söyledi. Onların amacı, Hekimoğlu'nu bağ evinde vurarak bu işi kökünden kapatmaktı.

Hekimoğlu gidip gitmemek arasında kararsızdı. Ve uzun düşüncelerden sonra gitmeye karar verdi. Eğer gitmezse korkak olduğunu göstermiş ve suçu kabullenmiş olacaktı. Kararını vererek Martin'ini aldı. Fişeklerini omuzlarına ve beline doladı. Tabancasını da kuşağının arasına yerleştirdi.

Kendisine nereye gittiğini soranlara domuz avına gittiğini söyledi ve onlardan haklarını helâl etmelerini istedi. Ama, Gürcü genci bağda onu bekliyordu; çoğunluk onun buraya gelecek kadar deli olmadığını öne sürüyordu. Fakat Hekimoğlu onların yanına geldi ve ona niçin böyle bir şey yaptığını sordular. O da amacının kötü olmadığını, her şeyi Yusuf'un abarttığını söyledi.

Bu arada Yusuf silâhını ateşledi. Fakat Hekimoğlu hemen yere yattı ve kurşun sıyırdı. O arada Hekimoğlu martininin tetiğine bastı ve acı bir çığlık duyuldu. Hekimoğlu oradan uzaklaştı ve ormana daldı. Gürcüler'den bir kişi ölmüştü ve onun intikamı alınmalıydı. Sabah Fatsa'ya gittiler ve olayı zaptiyeye bildirdiler. Hekimoğlu ise gidip hükûmete teslim olmayı düşündü, ancak bu delilik olabilirdi.

O bu cinayeti nefsini korumak için işlemiş olduğuna kimseyi inandıramayacaktı ve haksız yere bu cezayı çekecek olsa bile hapishanede onu Gürcüler yaşatmayacaklar ve adamları eli ile öldürteceklerdi. Bu durum karşısında ister istemez dağları kendisine mesken tutmak kanun dışı bir hayat sürmek durumundaydı.

HEKİMOĞLU EŞKIYA RUHLU MU?

Hekimoğlu ise Kumru'da bulunan yakın arkadaşının yanına patika yolları takip ederek gitti. Arkadaşına, Karataş Köyü'nde bir Gürcü'yü öldürdüğünü anlattı. Ona köye gitmesini ve gelirken canı tehlikede olduğundan dolayı iki yeğenini getirmesini istedi.

Yolda gelirken çok samimi arkadaşı Gedik Halil de onlara katılınca dört kişi ile Hekimoğlu Çetesi kuruldu ve Kumru'dan ayrılıp Niksar'a gittiler. Birkaç baskın ve dağa adam kaldırarak para sıkıntısından kurtuldular.

Bir yıl sonra 11 kişi olup hükûmetin başına büyük belâ oldular. Tokat, Zile, Niksar, Ünye, Fatsa, Kumru ile Akkuş arasındaki yerlerdeki geniş arazide istediği gibi at koşturuyordu. Bu arada zaptiye kuvvetleri ile giriştiği birkaç çatışmadan rahatlıkla sıyrılmıştı.

Zorda kalmadıkça adam öldürmemeye dikkat ederdi. Halka zulüm etmekle tanınmış kişilere musallat olmak ve bunlardan aldığı paraların bir kısmını fukara, yardıma muhtaç köylüye dağıtırdı. Onun bu davranışı fakir köylüler nezdinde büyük heyecan uyandırmış, onu sevmeye ve ona halk kahramanı gözüyle bakmaya başlamışlardı. Hangi köye uğrayacak olsa orada sevinç ile karşılanıyor ve dikkatle korunuyordu. Bunun için zaptiyeler bütün gayretlerine rağmen onun izini bulamıyorlardı.

Bu devirlerde kendisini tanımış bulunan birçok yaşlı hemşehrileri ve kişilerle konuştum. Hepsi de Hekimoğlu'nun hiç de eşkıya ruhlu, kan dökmekten zevk alan bir kişi olmadığını söylemekte birleşiyorlar. Bunlardan biri olan eski güreşçilerden İsmail Hakkı Edeoğlu bakın neler anlatıyor.

'Ben Tokat'ın Kızılcaören Köyü'ndenim. O sıralarda köyün ilkokuluna devam ediyordum. Bir gün evimize bir takım silâhlı adamlar geldiler; bunların hemen Hekimoğlu Çetesi olduğunu öğrendik. İşte Hekimoğlu denilen adamı o zaman görüp tanıdım. Orta boylu, sarışın, son derece yakışıklı bir adamdı.

Biz önce bunlardan korkmuştuk, ama büyüklerimizde bir korku falan görmeyince, bunların öyle korkulacak bir yeri olmadıklarını hemen anladık. Büyüklerimiz onları dostça karşılamışlardı. Sonra Hekimoğlu okulumuza geldi. Bizi topladı, sevdi, okşadı. Bize marşlar, okul şarkıları söyletti.

Arkasından derslerimize çok çalışmamızı, yurda yararlı kişiler olmamızı öğütledi. Giderken de her birimize beşer kuruş verdi.' Bundan da güzelce anlıyoruz ki, Hekimoğlu bütün cahilliğine rağmen eşkıya olmak için yaratılmış bir kişi değildi. Bir defa elini kana bulamış ve kanun dışı bir hayata sürüklenmişti."

ÜNYE EŞRAFI TARAFINDAN ÇEKİLEN TELGRAF

Bir süre sonra Gürcü Seyyid Ağa ile Hekimoğlu'nun kan davası etnik bir kavgaya dönüşür. Ünye'den Müderris Yusuf ve 15 imzalı, 15 Aralık 1908'de Dahiliye Nezareti'ne çekilen telgrafta, Hekimoğlu'nun eşkıyalığı yüzünden Gürcüler'le Türkler arasında meydana gelebilecek çarpışma tehlikesinden bahsedilmektedir.

Nitekim Hekimoğlu, Gürcü muhacirlerin hasmı durumuna girecek, Gürcüler'e karşı Türkler'i koruyan ve kollayan bir kişi olarak namlanacaktı.8 Telgrafın asıl çekiliş amacına baktığımızda Ünye civarında bulunan eşkıyaları kısa bir sürede yakalayan Canik Jandarma Kumandanı Ahmed Bey'in takibata memur edilmiş olduğu halde geri alınmasının asayişin sağlanmasında zor çıkaracağı ve mümkünse tekrar vazifelendirilmesi istenmekte ve Hekimoğlu olayının etnik bir kavgaya sebep olacağından bahsedilmektedir. Ünye'den Dahiliye Nezareti'ne çekilen telgraf şu şekildedir.9

Eşkıya ve firarilerin derdesti ile muhtel bir halde bulunan asayişimizin teskini zımnında kazamıza izam buyrulmuş olan Canik Jandarma Kumandanı Ahmed Bey’in mücerrebimizin olan tedabir-i hekimhane ve besaratkaranesi ile eşkiyayı meşhureden Ali, Dralı, Moli Mevlüt arz-ı dehaletle refiki Laz Mehmed derdest edilerek, hükûmete teslim edilmiş ise de mir-i mumaileyhte takipten el çektirilmiş, livaya alındığı maat'tessüf görülmüştür. Asayişi memleketi ihlâle tasaddi edilen eşkıya çetelerinin birkaç günde derdest ve tenkili mir-i mumaileyhin tedbir-i mûttahazesinden kaddiyen memul ve muntazır olduğundan, şu sırada takipten aldırılması tedabir-i müttehızeyi akim bırakacağı cihetle, selamet ve asayişi memleket noktayı nazarından muvafık-ı maslahat olamayacağından ve ünlü eşkıyadan Hekimoğlu nam şakinin icra ettiği şekavetin tarz-ı cereyanına nazaran Gürcüler'le Türkler arasında mukatele vukuu tehdidesi mevcut olduğundan mir-i mumaileyh buradan infilâk ettirilmezden evvel şu tehlikenin vukuu esbabının istikmali ehemmiyetle temenni olunur.

İmzalar

            Çoldurzade Hakkı, Kahraman Ağazade Rahmi, Mahir Efendi zade Halid ve ahalisinden Feyzullahzade Rüşdü, Müderris Yusuf, Gazizade Şükrü, Hazinedarzade Asaf, Kadızade Sırrı, Müftizade Remzi, Sogumoyodiyan,Negalidiyis, Negadiyadis, Hacı Hasan zade İbrahim, Uzun Hacızade Osman, Gusyoziyan.


Ünye'den gelen bu telgraf üzerine Dahiliye Nezareti Trabzon Vilâyeti'ne çektiği 10 Ocak 1909 tarihli yazıda Müderris Yusuf vs. imzasıyla Ünye'den çekilen telgrafname kopyasının celp ve mütalâasıyla Canik Jandarma Kumandanı Ahmed Bey’in takibata memur edilmiş olduğu halde geri aldırılmasının neden kaynaklandığı sorulmuştur.

Hulusi Ağa Vuruluyor

Murat Sertoğlu'na göre, Hekimoğlu'nun dikkat ettiği bir nokta da Gürcü köylerine uğramamak, onlarla yeni çatışmalara girişmemekti. Onların kendisine karşı ne derece düşman olduklarını bildiği halde o bu düşmanlığı sürdürmek istemiyordu. Bu sırada hükûmet elinden geleni yaptığı halde kendisini bir türlü yakalayamıyordu. O günlerde bir Gürcü köyü olan Salihli Köyü'nün ağası Hulusi Ağa zaptiyelerin başarısızlığı yüzünden o da Hekimoğlu'nun peşine düşmeye karar verdi. Hükûmet onu 'kır serdarı' tayin etti. O devirde eşkıya takibinde olan bir kişiye yetki vermek usulü vardı ve çok defalar bu işte affa uğramış eşkıyalar kullanılırdı. Bu gibilere bir aylık bağlanır ve kendilerine 'kır serdarı’ unvanı verilirdi.

Tabi Hulusi Ağa’nın bir eşkıyalıkla ilişkisi olmadığı gibi aylığa falan da ihtiyacı yoktu. Kendisi varlıklı bir kişi, bir köy ağası idi ve görevi de Hekimoğlu’ndan Gürcüler'in intikamını almak, onu tepelemek, çevrede iyiden iyiye bozulmuş olan asayişi sağlamak için kabul etmiş bulunuyordu. Tabi Hekimoğlu Fatsa ve diğer çevre yerlerde adamlarından bu haberi öğrendi ve hiç de memnun olmadı. Hulusi Ağa, Hekimoğlu'nun Kumru'yu kendine bir çeşit üs olarak seçmiş olduğunu biliyordu.

Hulusi Ağa daha sonra Hekimoğlu'nun Bohçaarmut Yaylası’nda olduğunu öğrenmiş ve onların saklanmış olduğu köyü ve fırını sarmışlardır. Sabah vakti olduğundan fırıncı, fırını daha yakmamıştı. Hulusi Ağa ve adamları, Hekimoğlu ve adamlarına teslim ol çağrısında bulundular; fakat cevap 'hayır' olunca büyük bir çatışma başladı. Hekimoğlu, Hulusi Ağa’nın yerini tespit etti ve başının yarısını gördüğü halde, Hulusi Ağa’yı vurdu. Fırının etrafı sarıldığından kaçacak yerleri yoktu. Fakat fırının arka tarafı biraz çalılıktı ve kaçmaya müsaitti. Fırının ekmek pişen yerinde, bir kişi sığacak kadar yer açarak kaçtılar.10

Hekimoğlu kendisini ele geçirmeye çalışan muhacirlerden Tahmazoğlu Hulusi Ağa'yı bir çatışma sırasında âdeta kendisiyle bütünleşen "aynalı martin"iyle tek kurşunla vurarak öldürünce daha da ünlendi. Seyyid Ağa’nın yeğenini öldüren Hekimoğlu’nun muhacirlerin baskısıyla jandarma ve gönüllüler tarafından takibine çıkıldı ve öldürülmeye çalışıldı. Ancak, Hekimoğlu, kendisini ele geçirmeye çalışan kuvvetleri epeyce meşgul ederek uzun süre yakalanmamayı başardı. Yine, kabul gören görüşlere göre bunun da sebebi Hekimoğlu’nun ırza, namusa çok düşkün, ahlâklı bir kimse olması, bir de yardım ve barınma imkânı veren köylerde bulunmasıydı.11

Hekimoğlu Af İstiyor

Devletin resmî belgelerine göre senelerden beri Trabzon ve Sivas Vilâyetleri dahilinde dolaşarak hükûmeti uğraştıran, halkı korku içinde bırakan ve bir türlü ele geçirilemeyen Hekimoğlu İbrahim, hükûmetten af talebinde bulundu. Sivas Vâlisi Nazım, Tokat Mutasarrıflığı’na dayanarak bu konuda Dahiliye Nezareti’ne çektiği 18 Kasım 1909 tarihli telgrafta Hekimoğlu'nun Ünyeli bir şahıs aracılığıyla, Niksar Kaymakamlığı ile Redif Binbaşılığı’na bir varaka gönderdiği ve vilâyet dahilinde bulunan kaza kaymakamlıklarından birine teslim olmak arzusunda olduğunu bildirir; 'şahsi hukuk' saklı kalmak isteğiyle birlikte Hekimoğlu’na teminat verilerek af isteğinin kabulünün uygun olacağı belirtiliyordu.12

Sivas Vilâyeti’nden alınan telgraf üzerine Dahiliye Nezareti’nden Sadaret'e 22 Kasım 1909 tarihli bir arz gönderilerek 'şaki-i şehir' yani ünlü eşkıya Hekimoğlu İbrahim’in af isteğinin kabulünün uygun olacağı bildirildi ve yapılacak işlem için teminat istenildi.13

1910 yılında da Ordu, Fatsa ve Ünye kazalarında kargaşanın ve bir bakıma anarşinin en üst düzeyde olduğu anlaşılmaktadır. Muhacir Gürcüler’le, Türkler arasında kavga şiddetlenerek devam etmekteydi. Asayişsizliğin hüküm sürdüğü bu kazalardaki durumu bizzat takip ve alınacak önlemleri yerinde tespit etmek için Vâli bu yöreye gitmiştir. Yörede incelemede bulunan Trabzon Vâlisi Mustafa, yerinde tespit ettiği hususları Fatsa’dan çektiği 17 Ocak 1910 tarihli bir telgrafla Dahiliye Nezareti’ne rapor etti. Trabzon Vâlisi’ne göre Ordu, Fatsa, Ünye ve Niksar kazalarında iskan edilen Kafkasya Gürcüleri, eski yurtlarındaki huylarını, yaşama tarzlarını, âdet ve ananelerini aynen devam ettirmekte, adam öldürme, mal gasbetme, meskene tecavüz gibi suçları burada işlemekte, etrafa tecavüzleri her geçen gün artmaktaydı.

Gürcüler’den cinayet işleyenler etnik duygularla komşu kazalarına yerleşen Gürcüler tarafından da himaye görmekte, kendilerine yardım edilmekteydi. Bu nedenle Ordu, Fatsa ve Niksar kazalarında önlem olarak gerektiğinde 'Çeteler Kanunu’nun uygulanması gerekmekteydi. Ancak Trabzon Vâlisi’nin raporundaki bir istediği; Dahiliye Nezareti’nin 20 Ocak 1910 tarihli telgraf müsveddesine göre ‘Çeteler Kanunu’nun her vilâyette uygulanmasının memlekette asayişin olmadığı anlamına gelebileceği görüşü dile getirildi ve Ordu, Fatsa ve Niksar kazalarında uygulanma talebi 'Kanunun uygulanmasını gerektirecek bir durum olmadığı' gerekçesi ile kabul görmedi.14

Samsun’dan, Trabzon Vâlisi Mustafa imzalı, Dahiliye Nezareti’ne çekilen 21 Ocak 1910 tarihli telgrafta, diğer eşkıyaların yanında yine söz konusu olan Hekimoğlu İbrahim'di ve Sivas Vilâyeti’ne bir yazı yazılarak müfrezelerin ‘eşkiyadan' Hekimoğlu ve avanesinin takibine çıkarıldığı bildiriliyor; Fatsa’da adliye teşkilâtının henüz tam anlamıyla teşekkül etmediği ve işlerin, yetkileri sınırlı hakim ve müstantik elinde kalmış olması sebebiyle adliye teşkilâtının bir an evvel tam anlamıyla icraat yapar hale getirilmesi gerektiğine işaret ediliyordu.15

Bunun üzerine harekete geçen Dahiliye Nezareti 23 Ocak 1910 tarihinde Adliye Nezareti’ne gönderdiği yazıda, Fatsa kazasında henüz adlî teşkilât icra kılınmamış ve adlî işler iktidarı sınırlı bir hâkim ile hali ve kıyafeti verilen vazifesinin ehemmiyetine uygun olmayan bir müstantik elinde kalmış olduğundan bahisle mezkur kazanın adlî teşkilâtının bir an evvel icrası lüzumu Trabzon Vilâyeti’nden çekilen telgrafnamede bildirilmekle, gereğinin süratle yapılmasını istemektedir.16 Hükûmeti meşgul eden sadece Hekimoğlu değildi. Ordu Mutasarrıflığı’nın Trabzon Vilâyeti’ne, Trabzon Vilâyeti’nin de 29 Ocak 1910’da Mustafa imzalı Dahiliye Nezareti’ne gönderdiği yazıda şunlar belirtilmektedir.17

"Evvelce arz olunduğu veçhile Ünye ve Fatsa'da ve Samsun'da tertip olunan müfrezelerden Liva Jandarma Kumandanlığı refakatinde bulunan müfreze vasıtasıyla suç erbabından kaçmakta bulunan Fatsa'nın Uçalan (?) Köyü’nde Batak Mehmet ile kayınbiraderi İbrahim ve Karataşoğlu Ahmet ve Ergen Köyü’nde Pelitoğlu Salih ve Niksarlı sürekli suç işleyenlerden iki şahıs bir fakir kadın ile beraber ele geçirilerek adliyeye teslim olunduğu Canik Mutasarrıflığı telgrafnamesi üzerine arz olunur."

Yine Trabzon'dan Dahiliye Nezareti’ne yazılan 19 Şubat 1910 tarihli ve Mustafa imzalı yazıda, Fatsa ve civarı kazaları dolaşarak mahallî asayişi karıştıranlardan Dadyan Arslan adlı şahıs ile Samsun hapishanesinden firar eden, Fatsa’nın Ergen Köyü’nden Çuvakşiyan oğlu Mevlüd’ün teslim alındığını bildirmektedir.18

Hekimoğlu İbrahim'in bu af talebi Sivas Vâlisi tarafından Dahiliye Nezareti’ne çekilen ve Hekimoğlu’nun af isteğinin bildirildiği telgraf 7 ay sonra Sivas Vâli Vekili Şurayı devlet riyasetine 20 Mayıs 1910 tarihli bir mektup gönderdi. Burada Hekimoğlu'nun Gürcüler’le arasında meydana gelen soğukluk yüzünden dağlara çıkmış olduğu ve bir takım Gürcü eşkıyasının tecavüzünden rahatsız olan yerli ahali tarafından bu nedenle korunduğu ve takip müfrezelerine izinin gösterilmediği, bunun için de takipten bir netice alınamadığı belirtiliyor.

Af kabul edilmediği taktirde Hekimoğlu'nun Trabzon ve Sivas Vilâyetleri'ne bağlı köylerde dolaşacağı, peşindeki Gürcü eşkıyasının da köylerdeki ahaliyi huzursuz edeceği ve zarar vereceği ifade ediliyordu. Bunun için yapılacak işlem için talimat bekleniyordu. Özellikle Niksar ve çevresinde dolaştığı, asayişi ihlâl ettiği için Hekimoğlu'nun af edilmesi konusunda ısrarlı olan ve konunun takipçisi görünen Sivas Vilâyeti, Vâli Mehmed Emin imzasıyla bu defa 6 Haziran 1910 tarihinde Dahiliye Nezareti’ne şifreli bir telgraf gönderildi.

Bu şifrede yine Hekimoğlu’nun Gürcü eşkıyasının tecavüzden rahatsız olan yerli halk tarafından korunduğu bildiriliyor. Başkaları tarafından 'İcra-yi şekavet' edilerek yapılan suçların Hekimoğlu'nun üzerine atılacağına dikkat çekiliyor, bu yüzden de ahalinin bundan zarar göreceği belirtiliyordu. Vâli Mehmed Emin, Tokat'taki incelemeler ânında bu bilgilere ulaşmış ve bunun önlenmesi için Hekimoğlu’nun "memleketin ve ahalinin emniyeti için" af edilmesinin uygun olacağını yazmıştır. Dahiliye Nezareti de, Hekimoğlu'nun affı konusunu 9 Haziran 1910 tarihli arz ve sadaret makamından tekrar sormuştu.19

Nihayet Hekimoğlu’nun affı ile ilgili olarak beklenen Şura-i Devlet kararı ortaya çıkmış ve karar Şura-i Devlet Reisi’nin imzasıyla 15 Haziran 1910 tarihinde Dahiliye Nezareti’ne bir telgrafla bildirildi. Buna göre, karar için önce Mülkiye Dairesi’nde, Sivas Vilâyeti’nden alınan tezkire affa esas teşkil edecek izahat bulunmadığı hükmüne varılmış, daha da önemlisi affın kabulü halinde emsaline bir bakımına haklı örnek teşkil edeceği gerekçesi ile Hekimoğlu'nun af talebi kabul edilmemiştir.20

Hekimoğlu'na Ağır Bir İtham

Hekimoğlu’nun takibine çıkanlardan birisi de Niksar Jandarma Bölük Kumandanlığı’nda görevli Hacı Nuri Çavuş hakkında Hekimoğlu'nu takip için gittiği köylerde "devr-i istipdadda" olduğu gibi halka zulüm ettiği, halktan içmek için içki istediği, ambarları boşalttığı şeklinde şikayetler yer almaktaydı. Halk, eşkıyalardan zor ile vicdansız memurlardan resmen zulüm görmekte, artık tahammülsüz hale geldik" demekteydiler. Ancak, Hacı Nuri Çavuş hakkındaki bu iddiayı hükûmet kabul etmemiştir. Hükûmete göre Hacı Nuri çavuş ve mahiyetindekiler kanun dışı bir harekette bulunmamakta idiler. Bir görüşe göre böyle bir dedikodu ve şikayet, Hekimoğlu'nu korumak, takibi amacından saptırmak için Metropolid Vekili Hanyeri Papazı Yorgo Efendi’nin kandırmasıyla Kıllıgeriş Papazı Konstantin ve Dirama efendiler tarafından çıkarılmaktaydı. Rum tebaasından köylüler bu yüzden Metropolid'in kışkırtmasıyla Hacı Nuri Çavuş'u şikâyet eden dilekçe vermekteydiler.21

Asıl önemlisi Niksar Kaymakamlığı tarafından Hekimoğlu hakkında çok önemli bir suçlamada bulunulmuştu. Bu da Hekimoğlu'nun tenassur ettiği, yani din değiştirerek Hıristiyan olduğu iddiasıdır. Bu ihbar Niksar Kaymakamlığı’nın 22 Kasım 1911 tarihli telgrafıyla hükûmet merkezine bildirilmiştir. Telgrafta Hekimoğlu İbrahim'in din değiştirdiği, Hacı Nikola ismi ile anıldığı, takibe çıkan müfreze tarafından ele geçirilen evrakın tetkikinden anlaşıldığı bildirilmekte, Hekimoğlu'nun ailesinin Kıllıgeriş Köyü’nde muhafaza edildiği, eşyasının da köy papazının ve diğer evlerden çıkarıldığı, Hekimoğlu'nun bir köylüden takas yoluyla aldığı bir atın da Metropolid tarafından satın alındığına değinilmekteydi.

Yine telgrafa göre Hekimoğlu'nu ele vermek için her türlü yalan ve iftiraya başvurulan Kıllıgeriş Köyü’nde, Hekimoğlu'nun beş nüfustan ibaret ailesi kalmaktadır ve Hekimoğlu'na ait bir hayli hayvan ve eşya müfreze tarafından evlerden çıkarılmıştı. Ayhan Yüksel bu konuda, "Hekimoğlu'nun din değiştirdiği iddiası hakkında bir yorum yapılamamakla birlikte Hekimoğlu'nun Gürcüler’den ve hükûmet kuvvetlerinden saklanmak için bir Rum köyü olan Kıllıgeriş’teki davranışları, bu yönde ortaya konduğu düşünülebilir." demektedir.22

Hekimoğlu İçin Tetikçi Bulunuyor

Daha sonra Hekimoğlu'nun izini sürme işinde olay farklı bir boyuta taşınmıştır. Takipten bir netice alamayan hükûmet, Hekimoğlu'nu ortadan kaldırmak için mahkûmlardan bir tetikçi bulmuştu. Belge'ye göre bulunan tetikçi şayet başarılı olursa, yani Hekimoğlu'nu öldürürse kamu hukuku nedeniyle aldığı cezadan af edilecekti. Hekimoğlu'nun bu şartlar içinde ortadan kaldırılması için Trabzon Vâlisi Mehmet Ali imzasıyla Dahiliye Nezareti’ne 10 Nisan 1913 tarihinde şifreli bir telgraf çekildi. Dahiliye Nezareti, Trabzon Vilâyeti’nden aldığı bu şifreli telgraf üzerine 12 Nisan 1913'de Adliye Nezareti'ne gizli ve acilen cevaplandırılması kaydıyla yazı yazmış ve görüş istemiştir.23 Ancak bu konuda ne tür cevap alındığı ve ne yapıldığı hakkında bilgiye sahip değiliz.24

"Sivas, Trabzon ve Canik Sancakları dahilinde pek çok efal-i şekavetkaranenin irtikab eylemesinden dolayı senelerden beri takip edildiği halde derdest edilemeyen erbab-ı cinayetten Fatsalı Hekimoğlu nam şahsın izale-i vücudu için adam bulunmuş ise de husulü muvaffakiyet halinde hukuk-ı umumiyecek (?) edilmek üzere kendisinin temini lâzım geleceği Jandarma Kumandanlığı’ndan bildirildiği Trabzon Vilâyeti Âliyesi’nden alınan telgrafnamede izbar kılınmakta olup, bu babdaki mütalâayı âliyelerinin müsaraa-i imba buyrulmuş."

Gürcüler’in intikamını almak isteyenlerden biri de, Hulusi Ağa’nın Köyü Salihli'den Dadyan Arslan adlı Gürcü genciydi. Murat Sertoğlu'na göre, "Dadyan Arslan”, adının şahsına uygun düştüğü nadir kişilerden biri idi. Gayet uzun boylu, geniş omuzlu bir adamdı. Ben onun Fatsa'da oğlunu görüp tanıdım" diyor. Dadyan Arslan, Hekimoğlu'nun dağda, taşta yakalanmayacağını bildiğinden bol para vererek, her köyden kimsenin şüphelenmeyeceği kişileri ajan tuttu ve istihbarat ağı kurdu. Ayrıca bu kan davasının bittiğini de Hekimoğlu'nun duyması için de aşikâr söylüyordu. Bunun üzerine Hekimoğlu adamlarını tek tek saldı ve yanında Gedikli Halil ve iki yeğeni kaldı. Artık yol kesmiyor. Dağa adam çıkarmıyordu.25



Hekimoğlu Ne Zaman Vuruldu?

Bu zamana kadar yayımlanan bütün çalışmalarda Hekimoğlu'nun 1910 yılında arkadaşı Alanlı Osman ile birlikte vurulduğu yazılmakta, kaynak olarak da son yıllarda Fatsa'da bulunan Yunanistanlı misyoner Jan tarafından çekilen ve Fatsa Belediyesi'ne gönderilen fotoğraf gösterilmekte ise de yayımladığımız belgeler Hekimoğlu'nun bu yıllarda yaşadığını açıkça göstermektedir.

Murat Sertoğlu’na göre Hekimoğlu, yeğenlerinin vurulduğu Korgan, Tepealan Köyü’nde arkadaşı Gedik Halil ile birlikte muhtarın ihbarı üzerine takip müfrezesi ve kendilerine katılan, daha önce Trabzon Vâlisi tarafından "asayiş-i mahalliyyeyi ihlâl edenlerden" biri olarak gösterdiği Gürcü Dadyan Arslan ve Tahmazoğlu Yusuf tarafından çıkan çatışmada öldürülmüştür.26 Osmanlı arşiv belgeleri bu sayılan şahsiyetleri doğrulamadığı, Hekimoğlu'nun asıl öldürülüş şeklini ortaya koymaktadır.

Ayhan Yüksel tarafından Tombak Dergisi’nde yayımlanan, Canik Mutasarrıfı Necmî imzasıyla Dahiliye Nezareti'ne çekilmiş 27 Nisan 1913 tarihli telgrafa göre, Hekimoğlu 13 Nisan 1329 (26 Nisan 1913) gecesi sekiz saat süren bir çarpışma sonunda kendi köyü olan Yassıtaş'ta vurularak öldürülmüştür. Canik Mutasarrıfı Necmî, Hekimoğlu'nun ölü ele geçirilişini şöyle bildirmektedir.27

Niksar, Fatsa, Ordu kazaları dahilinde icra-yi şekavet-i vahşiyyat ederek bu ahaliyi sekenesini bizar eden ve iki seneden beri Tokat ve Fatsa müfrezeleri tarafından takip edilmekte bulunan şaki Hekimoğlu nam şeririn üç gün evvel hanesine gelerek ihtifa eylemekte olduğu haberi alınmasıyla kuvve-i takibiyye tarafından abluka edilerek, gece sekiz saat devam eden müsademede şaki ile avenesinden birinin maktülen der-dest edildiği ve diğer rüfakasının da şiddetle takip edilmekte bulunduğunu Fatsa Kaim-makamlığı’ndan işar olmağla bera-yi ma'lumat ma'ruzdur."

Belgede Hekimoğlu'nun yanında ölü olarak ele geçenin Alanlı Osman mı ya da Gedik Halil mi olduğuna dair bilgi bulunmamaktadır. Fakat, Hekimoğlu'nun ölü ele geçirilişinde bulunanların Jandarma Süvari Müfreze Kumandanı Şakir Onbaşı ile dokuz nefer olduğu yazılıdır. Üç ayı aşkın bir zamandan beri müfrezeye kılavuzluk ederek Hekimoğlu'nun ele geçirilmesinde hizmetleri görülenler ise Fatsa'nın Sayaca Köyü’nden Keşişoğulları’ndan Todar ve Yorika isimli iki şahıstır. Canik Mutasarrıflığı, Fatsa Kaymakamlığı’nın teklifi üzerine Hekimoğlu'nu ölü ele geçiren Şakir Onbaşı ve dokuz nefer ile kılavuzluk yapan Todor ve Yorika'nın münasip bir miktar para ile taltifini Dahiliye Nezareti'nden talep etmiştir.28

Hekimoğlu Türküsü

Ne olursa olsun Hekimoğlu'nu sevenler onun arkasından gözyaşları dökmüşler ve bir de ağıt yakmışlardır. Eski düşmanlıkları körüklüyor diye bir ara Gürcüler tarafından yasaklanmak istenen,29 fakat bugün de hemen her tarafta söylenen ve memlekete yayılmış olan bu ağıtı, Ordulu Ümit Tokcan tüm Türkiye’ye yaymıştır. Uzun yıllar Fatsa, Ordu, Tokat, Niksar ve Samsun dağlarında hüküm süren, halk arasında mertliği, yiğitliği ve yardımseverliğiyle şöhret yapan, yöre halkı tarafından sevilen Hekimoğlu'nun öldürülmesi üzerine bu türkü dilden dile, nesilden nesile söylenerek, bugüne kadar gelmiş ve radyo repertuarına girmiştir.30

KAYNAKÇA :

4) Sertoğlu, Mithat - "Kahramanlar Kahramanı Hekimoğlu" İstanbul 1983.
5) Yüksel, Ayhan - "Eşkıya Hekimoğlu" Tombak, Sayı : 35 (Aralık 2000), s. 72 - 75; Ayhan Yüksel - Eşkıya Hekimoğlu İbrahim'in 'Aynalı Martin' Tüfeği, Hürriyet Tarih 27 Kasım 2002, s. 20 - 21.
6) Sertoğlu - age, s. 7
7) Sertoğlu - age, s. 8 - 9, 58 - 59; Yüksel, Ayhan - agm, s. 72.
8) Yüksel, Ayhan - agm., s. 72.
9) BOA DH. İD. 124 - 1/13.
10) Sertoğlu - age, s. 61 vd.
11) Yüksel, Ayhan - agm., s. 72.
12) Yüksel, Ayhan - agm., s. 72.
13) Yüksel, Ayhan - agm., s. 73.
14) Yüksel, Ayhan - agm., s. 73.
15) BOA DH. MUİ 17 - 4/11; Yüksel, Ayhan - agm., s. 73.
16) BOA DH. MUİ 17 - 4/11.
17) BOA DH. MUİ 17 - 4/11.
18) BOA DH. MUİ 17 - 4/11.
19) Yüksel, Ayhan - agm., s. 73.
20) Yüksel, Ayhan - agm., s. 73.
21) BOA DH. MTV 22 - 1/50.
22) BOA DH. MTV 22 - 1/50; Yüksel, Ayhan - agm., s. 74.
23) BOA DH. H 68/21.
24) Yüksel, Ayhan - agm., s. 74.
25) Sertoğlu, Murat - age., s. 103 vd.
26) Sertoğlu, Murat - age., s. 142 vd.
27) BOA DH. MTV 55/48.
28) BOA DH. MTV 55/48; Yüksel, Ayhan - agm., s. 74 - 75.
29) Sertoğlu, Murat - age., s. 143 vd.
30) Yüksel, Ayhan - agm., s. 75.
Makale : Osman DOĞAN
İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Mezunu (2002)

http://unyezile.com/hekimoglu.htm


Sayın Osman Doğan'a bu bilgiler için teşekkürler,bayağı ayrıntılı bir makale olmuş


emrullah

3 yıl önce - Pts 10 Oca 2011, 01:04

Alıntı:
Bu olaya yakın bir olay anne tarafındada mevcut bende.Bu yüzden annemin baba tarafına eşkiya sülalesi derler lakabıdır eşkiya sülalesi.Sebebi; namus meselesi yüzünden çıkan bir olay sonucunda annemin baba tarafının büyük dedeleri dağa çıkıyor ve gürcü çatışmaya başlıyor.Ordu merkezde sahil kesimin de gürcü köyü yok hepsi iç taraflarda kimi insanlar tarafından hekimoğlu ve eşkiya dedenin yüzündne olduğunu söylerler.Hatta eskilerin anlattıklarına göre eşkiya dede dağa çıktığında gürcünün birini vuracağı zaman fındık derdirtiyormuş,gürcülerde fındığa funduk derlermiş ,funduk diyene sıkıyormuş adam,o zamanlar büyüklerin anlattıklarına göre kolluk kuvvetleri çok güçlü değilmiş bizim eşkiya dedenin peşinede Samsun,Ordu,Giresun,Trabzon dan gelen jandarma birliklerinin ortaklaca yaptıkları operasyonlar olmuş lakin dede bulunamamış sonrasında uzun bir zaman sonra dağda hastalanıp vefat etmiş.Bu olaylar cumhuriyet öncesi oluyor yanlış hatırlamıyorsam,bunları istemiyerekte olsa çoğu kez milletten kulak misafiri olarak dinledim.En son bir cenazeye gittim orada hiç tanımadığım adamlar annemin sülalesinden bahsedip eşkiya deden bahsediyorlardı.Bilmiyorum belki tesadüf ama annemin köyünde de hekimoğulları var ,soy isimleri hekimoğulları,belkide fatsadan göç etmiş felan olabilirler.Ve yine ilginç bir bilgi yıllar sonra dedemin Ordu'nun en yüksek köylerinden bi yerinde arazisi ortaya çıkıyor muhtamelen bu eşkiya dedenin çıktığı dağ köyü olabilir.Bu anlatığım bilgilerin doğruluk payı kanıtlanabilirliği hekimoğlundaki gibi yok şuanda belki jandarma kayıtların da mevcut olabilir sadece kulaktan dolma bilgilerdir bunu da yeri gelmişken paylaşmak istedim.



İlk mesajım da dedemin eşkiya olduğunu söylemiştim bunu bu akşam internette bir araştırmada gördüm hemde bana çok uyuyor
Başlık aynen şöyle

Dedeniz Eşkiya Çıkabilir! Sülale Katkılı Yerel Tarih: 1853 Yılı

Burda beni ilgilendiren yeri alıntı yapıyorum

Alıntı:
Giresun’da Micanoğlu ile Hacıvelioğlu ve Goloğlu çeteleri, Ordu yöresinde de Hekimoğlu, Soytarioğlu ve Güpür adlı eşkiyaların isimlerine destanlar yapılmış türküler yakılmıştır.


Soytari-eşkiya lakaptır her ikiside şuanda sülale için kullanılıyor;kimileri soytarioğulları kimileride eşkiyaoğulları der

Bundan övünecek değilim birşeyleri bulup görmek sadece beni heyecanlandırıyor en azından nereden gelip nere bağlı olduğumu anlıyabiliyorum

O kaynakta hekimoğulundan da bahsetmiştir

http://muhammetsafi.reklam.com/dedeniz-eskiya-cik ...li/1897506


emrullah

2 yıl önce - Cum 11 Ksm 2011, 01:09

Bu efsane şimdilerde Tiyatro oyunu olarak gösterim de

http://www.obkt.org/index2.php


cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET