Öğretmen elindeki cetveli Küçük Temel'e uzattı ve bağırdı..
"Bu cetvelin ucunda bir aptal var!.."
Küçük Temel cevap verdi ve üç gün uzaklaştırma aldı.
"Hangi ucunda?."
Günün birinde, bir kasabaya bir iş adamı gelir ve oranın halkına der ki;*
*-"Bana ormandan maymun getirin size maymun başına 5 dolar vereceğim".*
*Bazıları ormana gider, maymunları yakalar ve iş adamına getirirler, paralarını alırlar.*
*Sonra iş adamı der ki;*
*-"Maymun başına 10 dolar vereceğim". *
*Bu defa daha çok insan ormana gider maymun yakalamak için.*
*Bir süre sonra işadamı -"Maymun başına 15 dolar vereceğini" söyler.*
*Çiftçilikle uğraşan halkın pek hoşuna gider bu. Hatta işi gücü bırakıp sadece ormana maymun avlamaya gidenler çıkar.*
*Kısa zaman sonra maymun başına 25 dolar vereceğini söyler işadamı. Artık herkes işi gücü bırakmış ormanda maymun avındadır. Bu böyle uzunca bir süre gider.*
*Derken işadamı maymun başına 30 dolar vereceğini söyler, ancak artık ormanda maymun bulmak çok zordur. Çabalara rağmen çok az maymun bulunabilmektedir.*
*Derken adam maymun başına 35 dolar vereceğini açıklar, fakat kimse ormana gitmez. Çünkü artık ormanda maymun kalmamıştır.*
*Bir süre sonra işadamı fiyatı yükseltir, "Maymun başına 50 dolar vereceğim" der. Bu arada acil bir iş için şehre dönmesi gerektiğini, döndüğünde buldukları maymun başına 50 dolar ödeyeceğini, kendisi yokken işleriyle yardımcısının ilgileneceğini söyler.*
*50 doların cazibesiyle halk gene ormana koşar ama hiç maymun bulamaz, çok üzgün bir halde buna çare ararken, işadamının yardımcısı gelir.*
*-"Bakın" der, "size bir önerim var, patron dönünce sizden maymunları 50 dolardan satın alacak" ve devam eder: "Ben size ahırdaki maymunları 35 dolara satarım. Siz de, o gelince ona 50 dolardan satıp maymun başına 15 dolar kazanırsınız".*
*Köylülerin çok hoşuna gider bu. Herkes parasını maymun almak için kullanır, hatta parası olmayanlar, arsalarını satıp maymun satın alırlar. Kısa zamanda, iş adamının yardımcısı ahırdaki bütün maymunları satmıştır.*
*Sonrası ne mi olur? Köy halkı ne o iş adamından ne de yardımcısından bir daha hiç haber alamaz.*
*Liberal sistem dünyayı işte böyle dolandırır ve her defasında, insanlar oyunu yutar.*
*Sormuşlar filozofa -"Açgözlüyü" kim kandırır?*
*Cevap vermiş: -"Yalancı"*
"Duydunmu Recep öldü!"
Yapma yahu..! niye öldüki?
"Evine gelirken arabasının fireni tutmadı, kaldırıma çarptı, fırladı arabadan
ve benim tarihi evimin yatak odasının penceresinden içeri gümm! diye düştü!"
Tanrım Ne korkunç son!
"Hayır o an yaşıyordu! Her taraf cam kırıklarıyla doluydu.. Ayağa kalkmak için
antika gardrobun kapısına tutunca dolap üzerine düştü bütün kemikleri kırıldı!"
Ne fena bir ölüm!
"Yok daha ölmedi!..Dolabı itip altından kalkmak isteyince döşeme çöktü,
alt kata düştüler, avizenin sapı karnına girdi.."
Ah,ah feci bir son..
"Son bir gayretle kablolara, su tesisat borularına asılınca onları kopardı,
evi basan su prizdeki elektrikle temas edince .."
Öldü..
"Ölmedi!"
Peki nasıl öldü yahu?..
"Ben alnından vurdum..!"
Niye vurdun zavallı adamı ya?
"Ne zavallısı .. Evimin içine etti eşşoğlueşşek!"
Hoca, cuma namazı sonrası konuşuyormuş..
"Ey cemaat!. Size bir iyi, bir de kötü haberim var.. İyi haber.. Camimizi onarmak için gereken paraya şu anda sahibiz. Kötü haber.. Bu para hâlâ sizin cebinizde.."
Çoban, köy yolunun kenarında oturmuş sürüsüne bakarken, kaldırdığı toz bulutunun arasından son model bir araba çıkmış, çobana yaklaşmış ve durmuş.
Arabayı kullanan genç adam, camı indirip seslenmiş..
"Eğer süründe kaç inek ve kaç buzağı olduğunu tıpı tıpına bilirsem, bana bir buzağını verir misin?."
Çoban genç adama bakmış.
"Tabii" demiş, sakin sakin.. "Neden olmasın!."
Genç adam arabasını kenara park etmiş. Arkadan bir bilgisayar çıkarmış. Onu cep telefonuyla irtibatlamış. GPS uydusuna bağlanmış ve tam bulunduğu yere fikslemiş. Ardından o bölgeyi tarayan ikinci bir uyduya bağlanmış ve çok yüksek çözünümlü bir fotoğraf çekmiş uzaydan.
Sonra o dijital fotoyu, bilgisayarında açmış. Hamburgdaki "İmaj Analiz Etme" merkezine maillemiş. Birkaç dakika sonra, portatif printerine, analiz sonuçlarını anlatan 150 sayfalık bir rapor gelmiş.
Genç adam rapora bakmış ve çobana dönmüş..
"Tam 1586 inek ve buzağın var."
"Aynen öyle" demiş, çoban.. "Şimdi buzağılarımdan istediğini alabilirsin."
Sonra oturmuş, gülümseyerek hayvanlarından birini seçen ve itina ile bagajına yerleştiren genç adama bakmış ve seslenmiş..
"Hey, genç adam. Mesleğinin ne olduğunu kesin olarak söylersem hayvanımı geri verir misin?"
Genç adam bir saniye düşünmüş. "Tamam" demiş. "Oldu bu iş!."
"Sen politikacısın" demiş, çoban..
"Vay be!." diye haykırmış genç adam.. "Nasıl tahmin ettin?"
"Tahmine gerek yok. Açıkça belliydi" demiş, çoban.. "Seni çağıran kimse olmadığı halde, bu otlağın yanında bitiverdin. Zaten bildiğim ve sana sormadığım bir soruyu cevaplamak için, ödeme yapmamı istedin. Sonra binlerce dolarlık bir ekipman çıkartıp, benden çok daha akıllı olduğunu göstermek istedin.. Ve de biz köylülerin yaşamak için ne yaptıkları ve yetiştirdikleri inekler hakkında hiçbir bilgin olmadığını da ortaya koydun. Bu gördüğün, koyun sürüsüdür. Şimdi köpeğimi geri ver."