1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 206  |
| sizce MUHTEŞEM YÜZYIL dizisi yayından kaldırılsın mı? |
| evet |
 
|
30.0% |
[295] |
| hayır |
 
|
56.6% |
[557] |
| ilgilenmiyorum / fark etmez |
 
|
13.4% |
[132] |
|
| Toplam Oy : 984 |
|
 |
ata
|
 |
Kamran Ahmedov
10 yıl önce - Sal 18 Arl 2012, 14:34
Çox original bir dizi, ama Hürrem sultanin görünüsü düz deyil:1. onun xristian adi Anastasiya deyil, Aleksandra, 2. o rus deyil, polonyali( Lisovskaya-polonyalilarin soyadidir), ama ona bakmayarak gospoja Lisovskaya dizide rusca konusur aralarda, ve ukrayna halk sarkilarini okuyur(oy da luli, luli, naliteli guli, oy seli na vuli), yani o vakit mence rus dilinda konusan ve ukrayna sarkilarini okuyan polonyali kizi ola bilmez idi ve niye o dizi baslayarken alemi görmeyen bir sade slav kizi birden türkçe konusmaga basladi. 3. niye gospoja Lisovskaya basi açik gezir, yani o hep basi bagli gezerdi, onun hristiyan dogulmasina baxmayaraq o Islam qabul edennen sonra o hep Islam qanunlariyla oturup durmush 5. Firuze qibi kadin tarihte olmamis
|
 |
Güven Hoca
10 yıl önce - Prş 20 Arl 2012, 02:55
78.Bölümde bu akşam,Padişahı iyileştiren Yahya Efendi hakkında bilgi
| Alıntı: |
Beşiktaşlı Yahya Efendi, diğer adı ile Mustafa Sururi Efendi (1495]], Trabzon - 1571, İstanbul), Osmanlı mutasavvıf, alim ve şairi.
I. Süleyman devrinde İstanbul’da müderrislik yapmış olan Yahya Efendi, devrinin tanınmış alimlerindendir. Osmanlı sarayı ile yakın ilişkileri oldu ve hayatı boyunca Kanuni tarafından kendisine danışıldı. Emekli olduktan sonra Beşiktaş’ta pek çok bina inşa ettirip vakıflar kurdu, bölgeyi ağaçlandırarak mesire yerine dönüştürdü.
Beşiktaş ile Ortaköy arasında Yahya Efendi Tekkesi adıyla anılan türbesi bulunur. İstanbul evliyasından olan Yahya Efendi, İstanbullu denizcilerin inanışına göre Boğaz’ın dört manevi bekçisinden birisidir (diğerleri Aziz Mahmud Hüdayi, Yuşa Peygamber, Telli Baba)
Trabzon’da 1495 yılında dünyaya geldi. Uzun süre Trabzon’da kadılık yapan Amasyalı Ömer Efendi ile Trabzonlu Afife Hatun’un oğludur. Dünyaya geldiği günlerde, Trabzon’da vali olarak bulunan Şehzade Selim’in de ilk oğlu dünyaya gelmişti. Şehzade Selim’in eşi Ayşe Hafsa Sultan’ın sütü kesildiği için bebeği Süleyman’ı Yahya Efendi’nin annesi Afife Hatun emzirdi. Bundan dolayı Yahya Efendi, Kanuni Sultan Süleyman'ın süt kardeşidir.
Okul çağına geldiğinde babası Kadı Ömer Efendi ile birlikte çeşitli hocalardan Trabzon’da yedi yıl ders gören Yahyâ Efendi, daha sonra öğrenimine devam etmek için İstanbul’a geldi. İki yıl süreyle Osmanlı Devleti’nin şeyhülislamı Zenbilli Ali Efendi’nin sohbetlerine katıldı. 1526’da Zenbilli Ali Efendi’nin ölümünden sonra Canbaziye Medresesi’nde müderris oldu. Bu göreve gelmesinden sonra halk arasında “Molla Şeyhzade" olarak anılmaya başladı.
İslami ilimler, tıp, geometri gibi konularda söz sahibi olan Yahya Efendi, İstanbul’daki çeşitli medreselerde görev yaptıktan sonra, 1553 senesinde, İstanbul’un ilk yüksek öğretim kurumu olan Sahn-ı Seman medreselerinden birinde müderrislik yaptı. Kanuni’nin oğlu Şehzade Mustafa’yı boğdurması ve Mustafa’nın annesi Mahidevran Sultan’ı saraydan uzaklaştırması üzerine padişaha mektup yazıp Mahidevran Sultan’a merhamet etmesini istedi; bu hareketiyle Kanuni’yi kızdıran Yahya Efendi, medresedeki görevinden azledilidi ve emekli edildi.
Emekli edilmesinden sonra inzivaya çekilen Yahya Efendi, Beşiktaş’ta deniz kenarında bir bahçe satın alarak kendisine bir ev ve mescid yaptırdı. Zamanla evin etrafında; medreseler, hamam ve orada kalanların barınacakları odalar ve yol üzerinde bir çeşme yaptırarak “Hızırlık” adını verdiği bir külliye meydana getirdi. Kendi yaptırdığı medreselerde tıp ve İslam bilimleri öğretti. Yaptırdığı yapıların hizmete devam etmesi için vakıflar kurdu ve önemli gelir kaynakları sağladı. Askeri ve mülki erkân, tüccarlar ve özellikle gemiciler, Yahya Efendi’nin yaşadığı tekkesini ziyaret ederler, hediye ve adak gönderirlerdi. Ziyaretçilerine bol ikramda bulunan Yahya Efendi, gelen adak ve hediyeleri çeşitli yerlerde mescid, medrese, hamam gibi binalar inşa etmek ve bahçe bakımı işleri için kullanırdı. İnşaat işlerini bizzat kendisi yapardı.
Şiir ile de ilgilenen Yahya Efendi “Müderris” mahlasıyla tasavvufi şiirler yazmıştır ve bir divanı vardır.
Şerif Hatun ile evli bulunan Yahya Efendi'nin İbrahim ve Ali isminde iki oğlu vardır.
1569 senesi Zilhicce ayında Kurban Bayramı gecesinde Beşiktaş'taki dergahında kurban bayramı gecesi hayatını yitirdi. Cenaze namazını, Bayram namazını müteakip Süleymaniye Camii'nde devrin şeyhülislamı olan Ebussuud Efendi kıldırmıştır. Daha sonra cenaze Beşiktaş'taki dergahında hazırlamış olduğu mezara defnedildi. Kabri üzerindeki türbe 1571 yılında II. Selim tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır.
Ölümünden sonra da şöhreti devam eden Yahya Efendi’nin adı denizcilikle ilgili bir çok hikayede geçer ve İstanbullu denizciler onun Boğaz’ın dört manevi bekçisinden birisi olduğuna inanırlar. Diğerleri Üsküdar’da Aziz Mahmud Hüdayi, Beykoz’da Yuşâ Peygamber, Sarıyer’de Telli Baba’dır. Türbe ve tekkesinin civarı ölümden sonra onunla komşu olmak isteyenlere ait binlerce mezarla doludur. |
http://tr.wikipedia.org/wiki/Yahya_Efendi
Konuyla ilgili başlığımız
http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=37953
Çok ilginç olarak Afife Hatun'un Sultan Süleyman'la beraber Yahya Efendi'yi de emzirdiği için süt kardeş olduklarını da öğrendik.Hamdi Alkan'la usta tiyatroculuğunu konuşturarak rolünü iyi oynadı.
|
 |
ksrul
10 yıl önce - Prş 20 Arl 2012, 17:12
Dün de gördük ki başbakanın sözlerinden sonra Muhteşem Yüzyıl kadınları yavaş yavaş kafasını kapatmaya başladı Bunu en baştan yapsaydınız da böyle kötü duruma düşmeseydiniz keşke...
|
 |
can a.
10 yıl önce - Cmt 29 Arl 2012, 17:10
Zülfü Livaneli'nin yazısı.
| Alıntı: |
Meral Okay’ın büyük mirası
Zülfü Livaneli
Vefatından bir süre önce sevgili arkadaşımız Meral Okay’la konuşuyorduk. Gereksizdi ama bana teşekkür etmek için telefon açmıştı. Konu şuydu:
Muhteşem Süleyman dizisinin nikâh bölümünde Hürrem’in baba adı soruluyor ve “Abdullah“ olarak kaydediliyordu. Bunun birçok kişi tarafından anlaşılmayacağını ve hata sanılacağını düşünerek bir yazı yazmıştım.
O yazıda “mühtedi“lerin, yani din değiştirerek İslam dinine geçenlerin baba adı olarak hep Abdullah yazıldığını, bu ismin “Allah’ın kulu“ anlamına geldiğini, bu yüzden Meral’ın yazdıklarında bir hata bulunmadığını anlatmıştım.
Meral, eleştirilerden o kadar bunalmıştı ki “Hay Allah razı olsun senden!“ demek için arıyordu.
O konuşmada “Meralciğim“ dedim. “O kadar önemli bir iş yapıyorsun ki bu halk, kendi tarihiyle ilk kez yüzleşecek. Hele ilerdeki bölümlerde.“
Meral’in ömrü yetmedi, o bölümleri yazamadı ama tarih ortada.
***
Hükümetin ve diziye kızanların asıl derdi ne harem entrikaları, ne Hürrem’in ihtirası, ne giyim kuşam.
Onlar asıl gelecek bölümlerden korkuyorlar; Türk halkının gerçekleri öğrenmesinden ürküyorlar.
Çünkü “Muhteşem“ denilen Süleyman, en yakın arkadaşı, önce “Makbul“ sonra “Maktul“ İbrahim Paşa olarak anılan İbrahim’den başlamak üzere, herkesi öldürtecek.
Yakışıklılığı ve sevimliliği ile izleyiciye kendini çok sevdiren Şehzade Mustafa, Hürrem ve Rüstem’in hileleri sonucunda boğdurulacak.
Şehzade Mehmet eceliyle öldüğü için bu akıbetten kurtulacak ama dizideki o sevimli çocuk yani Bayezid yağlı ilmekten kaçamayacak. İltica ettiği İran sarayına, babasının emriyle gönderilen Osmanlı cellatları tarafından oğullarıyla birlikte katledilecek.
Bayezid ve dört oğlunu Kazvin zindanında boğan cellatlar, bununla da yetinmeyecekler. Bursa’ya giderek Bayezid’in matem içindeki hanımının kucağındaki üç yaşında çocuğu da boğacaklar.
Hürrem’in tahta çıkarmak istediği hasta ve kambur Cihangir ise ağabeyi Mustafa’nın katlinden sonra şiddet ortamına daha fazla dayanamayarak genç yaşta vefat edecek, adına cami yaptırılan Cihangir semti de yüzyıllar sonra “Yalan Dünya“ dekoru hâline gelecek.
Süleyman Zigetvar’da öldüğünde, tahta geçebilecek tek oğul hayatta kalmış olacak. O da içkiye düşkünlüğü ile bilinen, İstanbul’a morarmış bir halde sedye üstünde getirilen ve padişah olduktan sonra bir sarhoşluk anında hamamda kayıp kafasını çarparak ölen Sarı Selim.
Ve tarihler, Süleyman sonrasını “Duraklama Devri“ olarak yazacak.
Nasıl duraklama olmasın ki; çok iyi yetişmiş, hem ilimde hem askerlikte, hem idarecilikte parlak bir yıldız gibi olan Mustafa ve diğer şehzadeleri katlet, bununla yetinme, torunlarını bile öldürt; kala kala tahta geçecek bir sarhoş kalsın; sonra da Osmanlı niye durakladı diye sor.
O göz kamaştıran şehzade Mustafa öldürüldüğü zaman, Osmanlı’da asker sivil herkesin aylarca gözyaşı döktüğünü, buna karşılık Avrupa’nın bayram ettiğini biliyor musunuz?
Taşlıcalı Yahya’nın şu dörtlüğü herhâlde halkın üzüntüsüne tercüman olur:
Meded meded bu cihanın yıkıldı bir yanı
Ecel celalileri aldı Mustafa Han’ı
Tutuldu mihr-i cemali bozuldu erkânı
Vebale koydular al ile Âl-i Osman’ı
***
İşte diziye karşı giderek yükselen tepkinin sebebi bu. Kulunuz 1996 yılında Milliyet Gazetesi’nde tefrika edilen Engereğin Gözü romanında bu olaylara değindiği için yemediği küfür kalmamıştı. |
|
 |
Mehmet Ay
10 yıl önce - Cmt 29 Arl 2012, 17:50
Tamam o zamanlar hem iyi hem de kötü olaylar muhakkak olmuştur. Ancak hep kötü olayları ele alırsan tarihi kötülemiş, tam olarak aksettirmemiş olursun. Rahmetli Meral Okay zamanında arada sefere çıkmalar değişik aksiyonlar oluyordu ve dizi çok daha akıcıydı. Meral Okay öldükten sonra dizi çok daha fazla fazla magazinel ve sadece haremde geçer oldu. Böyle önemli bir tarihi dizi yaptığın zaman daha özenli olunmalı. Hiçbir ülke kendi tarihi filminde kendi tarihini kötülemez elinden geldiğince tam tersini yapmaya çalışır. Amerika Vietnam'da yenilmesine rağmen film yapıyor Rambo amca tek başına Vietnam'ı yeniyor.
|
 |
Güven Hoca
10 yıl önce - Çrş 02 Oca 2013, 15:00
80.BÖLÜM ÖZETİ
| Alıntı: |
Muhteşem Yüzyılda, Hürrem ve İbrahim arasındaki çekişme nefes kesmeye devam ediyor. İbrahim, Şehzade Mustafa’yı öldürmeye çalışan casusu Süleyman’ın huzuruna çıkarmak istiyor. Hürrem ise buna engel olmak için her yolu deniyor. Tam her şeyin bittiğini düşündüğü anda, Rüstem’in yardımıyla bu beladan kurtuluyor. Hemen yeni planını devreye sokan Hürrem, İbrahim Paşa’yı gözden düşürmeyi amaçlıyor. İkili arasındaki husumet devam ederken, Süleyman’ın kız kardeşi Şah Sultan saraya geliyor ve haremdeki dengeler değişiyor.
İbrahim’in Gülizar’ı, Hünkârın huzuruna çıkaracak olması, Hürrem’i zor durumda bırakır. Her yerde Gülizar’ı aratan Hürrem, ona asla ulaşamaz. Her şeyin ortaya çıkacağı düşüncesiyle uykuları kaçan Hürrem’i bu beladan Rüstem kurtarır. Gülizar öyle bir şey yapar ki İbrahim Paşa yine zor durumda kalır…
Hürrem’in yeni planı İbrahim Paşa’yı gözden düşürmektir… Hürrem, Paşa’ya altın işlemeli bir Kuran hediye edilmesini sağlar. Paşa, bu hediyeyi kabul etmez. Ancak Paşa’nın bu hamlesi onun ‘Kuranı Reddettiği’ne dair söylentilerinin çıkmasına neden olur. Dedikodular katlana katlana artar… İbrahim’in Hıristiyan olduğu ve gizlice kiliseye gittiğine kadar varır.
Gözdesi Nurbahar’ı kaybetmek istemeyen Mehmet ise, genç kadının hamileliğini saklamaya karar verir. Mihrimah bu durumdan hoşnut değildir, telkinleriyle kardeşini korumaya çalışır. Manisa’da ise Şehzade Mustafa yeni bir acıyla yıkılır. Şehzade Süleyman çiçek hastalığına yakalanmıştır. Bu amansız hastalık, onu da Mahidevran’ı da derinden etkiler.
Topkapı Sarayı Şah Sultan’ın gelişiyle hareketlenir. Onu sarayında ağırlamak için hazırlıklar yapan Hatice ise ablasının Topkapı Sarayı’nda kalacak olmasına gücenir… Hürrem ise pek tanımadığı Şah Sultan’ı en iyi şekilde karşılayarak, onu kendi yanına çekmek ister.
Hürrem, İbrahim’in casus hamlesinden nasıl kurtulacak? Halkın ağır tepkisiyle karşı karşıya kalan İbrahim Paşa ne yapacak? Hürrem’in planı sonuna kadar işleyecek mi? Şehzade Süleyman yakalandığı amansız hastalıktan kurtulabilecek mi? Hatice’nin çağrısı üzerine gelen Şah Sultan, kimden yana olacak? |
Bu akşamki 80.Bölümde karşımıza 2 yeni isim çıkıyor:
Sultan Süleyman'ın kızkardeşi Şah Sultan ve Şehzade Mustafa'nın oğlu Şehzade Süleyman (ve çiçek hastalığı)
Bugün bu kavramlar hakkında kısa bir araştırma yaparak sizlerle paylaşmak istedim:
| Alıntı: |
Şah Sultan (d. ?- ö.1572) I. Selim ve Ayşe Hafsa Sultan'ın kızı, Kanuni Sultan Süleyman’ın kız kardeşi olarak bilinmektedir. Çocukluğunun ağabeyi Kanuni ile birlikte Manisa’da geçtiği iddia edilmektedir.
Şah Sultan, sonradan 1539 yılında sadrazamlık makamına gelecek Lütfi Paşa ile 1523’te evlenmiştir. Gönül dünyası zengin tasavvufa ve maneviyata ilgi duyan iffetli bir sultan olduğu iddia edilmektedir.
Fakat kocası Lütfi Paşa'nın çok sert ve katı yürekli bir adam olduğu belirtilmektedir. Anlaşamadıkları için 1541’de boşanmışlar neticesinde kocası sadrazamlık makamını kaybetmiştir. Bir iddia kocası ile boşanma nedeninin kocasının zina yapan bir kadının uzvunu dağlatması neticesi böyle bir cezanın İslamiyette varlığı konusunda eşiyle ilan tartışması neticesi meydana geldiği yönündedir.Bu iddiaya göre Lütfi Paşa bu duruma karşı çıkan karısını dövmüştür;bunun üzerine şah sultan uşaklarını çağırıp kocasını dövdürmüş ve ardından kardeşi Kanuni'ye başvurup eşinden boşanmış ve eşini sadrazamlıktan azlettirmiştir.19 yıl süren bu evlilikten İsmihan ve Neslihan adında iki kız çocukları dünyaya gelmiştir.
Şah Sultan’ın Sümbüli tarikatına mensup olduğu ve Koca Mustafa Paşa Sümbüliye zaviyesi Şeyhi Merkez Musa Muslihiddin El-Germiyani’ ye intisap ettiği bilinmektedir. Kimi kaynaklarda da onun hem Mevlevi, hem de Merkez Efendi’nin müridesi olduğu söylenmektedir.1572 yılında vefat etmiştir. 1556 yılında Mimar Sinan tarafından yaptırılan Şah Sultan Camii onun adına yaptırılan önemli eserlerden biridir.
http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=119793
2003 yapımlı Hürrem Sultan adlı televizyon dizisinde Yeliz Doğramacılar tarafından canlandırlırken , 2011 yapımlı Muhteşem Yüzyıl adlı televizyon dizisinde Deniz Çakır tarafından canlandırılacaktır. |
http://tr.wikipedia.org/wiki/Şah_Sultan
| Alıntı: |
Damat Çelebi Lütfi Paşa (d. ? - o. 27 Mart 1564 Dimetoka), Kanuni Sultan Süleyman saltanatı döneminde 13 Temmuz 1539 - Nisan 1541 arasında sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır.
Damat Çelebi Lütfi Paşa hayatını, ayrıntılı tarihler vermeden yazdığı "Asafname" adlı kitabından yazmıştır.
Nerede doğduğu ve nereli olduğu bilinmemekle beraber Arnavut olduğu rivayet edilmektedir. Avlonya civarından devşirme olarak getirildi ve sarayda eğitim gördü. Çuhadar iken Yavuz Sultan Selim'in tahta geçmesiyle müteferrikalıkla dış göreve çıktı. Daha sonra sırasıyla çeşnigirbaşı, kapıcıbaşı ve miralemlik gibi vazifelerde bulundu.
1522'den itibaren Aydın, ardından Yanya Sancakbeyliği yaptı. Bu görevdeyken 1529'da I. Viyana Kuşatması'na katıldı. 1529'da Şam valisi oldu ve aynı yıl sonu bu görevden azledildi. 1531'de ikinci defa Şam valisi oldu. 1533'de Karaman Beylerbeyi oldu ve Irakeyn Seferinde başarılı hizmetlerde bulundu. 1534de kubbe vezirliği görevi verildi. Anadolu Beylerbeyliğine, ardından 1536'da Rumeli Beylerbeyliğine tayin edildi. Üçüncü vezirliğe getirildi. 1537 Korfu Seferi sırasında Barbaros Hayrettin Paşa ile beraber donanma serdarı olarak denize açıldı ve İtalya sahillerini vurdu. Bu arada Venediklilere gönderdiği elçinin esir alınması üzerine, Venediklilere savaş açılmasına ve Korfu adasının kuşatılmasına karar verildi. İki hafta kadar devam eden kuşatma Lütfi Paşa'nın zafer beklentisine rağmen padişahın emriyle kaldırıldı. Lütfi Paşa da geri çağırılıp İstanbul'a döndü. Bir müddet sonra ikinci vezirliğe tayin edildi ve Boğdan seferine iştirak etti.
Genç yaştan itibaren devlet görevine gelen aynı zamanda Kanuni'nin kız kardeşi Şah Sultan'la kısa süren bir evlilik yaparak saraya damat da oldu.
13 Temmuz 1539'da Ayas Mehmet Paşa'nın vebadan vefatı üzerine sadrazam oldu. Yaklaşık iki sene bu görevde kalan Lütfi Paşa, Nisan 1541'de azledildi ve yerine Hadim Süleyman Paşa sadrazam oldu. Azledilme sebebi eşi olan Yavuz Sultan Selim'in kızına tokat atması ve padişahın kız kardeşine karşı olan durumu öğrenmesi ile sadaretten ve saraydan atılmasıdır.
Azledildikten sonra Lütfi Paşa Dimetoka'ya sürüldü. 1542'de affedilip hacca gitti. Hac dönüşünde Dimetoka'daki çiftliğine çekildi ve daha çok eser telifiyle meşgul olarak yirmi yıl kadar yaşadı. 27 Mart 1564 de vefatından sonra Yenikapı'da defnolundu.
Sicill-i Osmani'de şöyle değerlendirilmektedir.
Ofkeli ve sertti. Nahiv, sarf ve fıkıhda bilgili olup ilminde mağrurdu. Tavrı laubali (idi).
Sadarete geçer geçmez henüz tanınmayan Mimar Sinan'ı saraya takdim etmiş, böylece mimaride bir dönemin başlangıcına vesile olmuştur.
Osmanlı haberleşme, ulak sistemi ile ilgili olarak yeni düzenlemeler yapmış ve aksaklıkları gidermeye çalışmıştır.
Lütfi Paşa'nın yirmiyi aşan eserlerinin çoğu dini konularda, iki tanesi ise tarihle ilgilidir. En çok bilinen eserlerinden, Tevarih-i Ali Osman, Osmanlı devletinin kuruluşundan 1553'e kadar olan dönemi anlatır. Asafname ise Lütfi Paşa'nın en tanınmış eseri olup, kendisi de Asafname müellifi olarak tarihe geçmiştir. Siyasetname türündeki eser devlet idaresi mesleğine ait tespitler ve bilgiler ihtiva eder. |
http://tr.wikipedia.org/wiki/Damat_Çelebi_Lütfi_Paşa
KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN'IN AİLESİYLE İLGİLİ WİKİPEDİA'DAKİ YENİLENMİŞ BİLGİLER
Özellikle Fülane Hatun hakkındaki bilgiler çarpıcı.Zira dizide hiç adı duyulmadı.
| Alıntı: |
Eşleri
Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud un annesiydi. Fülane gerçek bir isim olmayıp o dönemlerde adı kayıtlarda geçmeyen hanımlar için kullanılan bir rumuzdur. I. Süleyman'ın "fülane" diye tanımlanan üç hanımı mevcuttur. Bunlardan biri Şehzade Mahmud'un annesi diğeri 1514'te Fatma Sultan'ı doğuran "fülane" rumuzlu haseki olmamış bir gözdesidir. Diğer "fülane hatun" diye tanımlanan hanım ise 1522'de Mihrimah Sultan'la aynı yıl doğan annesinin adı günümüz kayıtlarında yer almadığı için ve bazı kaynaklarda etkin dönemine rast geldiği için Hürrem Sultan'ın oğlu olarak geçen ancak Hürrem Sultan'ın Mihrimah'ı ikiz doğurmadığı için annesinin başka bir kadın olduğu kesinleşen Şehzade Abdullah'ın annesi olan hanımdır.
Hürrem Sultan: Sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye kökenli Hürrem Sultan, 1521'de Mehmed'i, 1522'de Mihrimah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'i, 1531'de Cihangir'i dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.
Mahidevran Sultan (bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer): 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515 yılında Mustafa'yı dünyaya getirdi.Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı.3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.
Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan sonraki veya önceki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi.1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un,1521'de dünyaya gelen ve aynı yıl bebekken 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.
Çocukları
Şehzade Mahmud: 1512 yılında, Fülane Hatun'dan doğan Süleyman'ın ilk oğluydu. 29 Ekim 1521'de, geçirdiği hastalık sebebiyle vefat etti.
Şehzade Mustafa: 1515 yılında Mahidevran Sultan'dan dünyaya geldi.Çeşitli sancaklarda, sancak beyi olarak görev yaptı. 6 Ekim 1553 günü, Konya Ereğlisi'nde babası Süleyman tarafından boğdurtuldu.
Şehzade Murad: 1521'de dünyaya gelen ve bebekken ekim 1521'de vefat eden Murad'ın annesi kesin olarak bilinmese de, Gülfem Hatun olduğu yönünde iddialar bulunmaktadır.
Şehzade Mehmed: 1521 yılında Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Mehmed, 1543 yılında vefat etti.
Mihrimah Sultan: 1522 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen hanım sultan. 1578'de vefat etti.
Şehzade Abdullah: 1522'de Mihrimah Sultan'la aynı yıl doğan ve adı bilinmeyen bir kadından dünyaya gelen Abdullah, doğumundan iki-üç yıl sonra vefat etti.
II. Selim (28 Mayıs 1524 – 15 Aralık 1574) Annesi Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Bayezid ile girdiği taht mücadelesinde babası Süleyman'ın da desteğini aldı. Süleyman'ın vefatının ardından, II. Selim olarak Osmanlı Padişahı oldu. 1574'te ölene kadar padişah olarak kaldı.
Şehzade Bayezid (1525-1561): 1525'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi.Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Selim ile taht mücadelesine girdi. Süleyman'ın Selim'in tarafını tutmasıyla İran'a kaçtı. 1561'de Osmanlı elçileri tarafından Kazvin'de boğularak öldürüldü.
Raziye Sultan:1525 yılında dünyaya geldi.
Şehzade Cihangir (1531-1553): 1531'de Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Cihangir, 1553'te vefat etti.
Şehzade Orhan (1543-1562)
Şehzade Ahmed (Mahidevran Sultanın 2.oğlu olarak bilinir)
Şehzade Osman (1545-1562)
Şehzade Abdullah
Şehzade Mehmed (1526-1533)
Şehzade Mehmed (3 yaşında boğdurulduğu bilgisi var)
Şehzade Orhan (1554-1562)
İsmi bilinmeyen bir kız
Fatma Sultan (Çocuk yaşta ölen ilk kız) |
ŞEHZADE MUSTAFA'NIN EŞİ
Dizide Fatma Hatun ve çocuğu Şehzade Süleyman olarak geçiyor.Fakat internette ailesini araştırıyorum,bunlar çıkıyor:
| Alıntı: |
Şehzade Mustafa'nın Karısı Kimdir?
Şehzade Mustafa'nın Cariyesi Dilefruz - Rümeysa Sultan
Aslen Bosna Hersek'li olan Nadia Frankos, 12 yaşında Osmanlı haremine girmiştir.Babası Cüreyc isimli orta halli Boşnak bir terziydi.Annesi Cabarrania Fransız bir ressamdı.Ağabeyi ile kendi adı yabancı olduğu için herkes onların Boşnak olduğuna inanmazdı.Annesi babası öldükten sonra başka bir adamla evlenip Fransa'ya gitmiştir.Ağabeyi ile geçinemeyen Nadia, zeki ve güzelliğiyle Şehzade Mustafa'nın gözüne girmiştir. 30 yaşında iki çocuğu Şehzade Mehmed ve Ayşe Sultan oldu. 39 yaşında gözü önünde boğdurulan Şehzade Mustafa ve oğlu Mehmed'den sonra Validesi ile beraber İzmir'e yerleşirler.Herkes ona Kadın Efendi Sultan derdi bu yüzden Ege'de herkes onu sayar severdi, padişah gibi görürdü.Adaletli,zeki,ağırbaşlı olduğu için Ege'de kime sorulursa direk o gösterilirdi...
|
http://www.webmastersitesi.com/bilmediklerimiz/65 ...kimdir.htm
http://bilgibirikimi.net adlı sitede ise ilk eşinin adının Ayşe Sultan olduğunu,Rumeysa Sultan'ın 2.eşi olup Mihrişah ve Handan Sultan adında 2 kızı,Orhan ve Mehmet adında 2 oğlu olduğunu yazmaktadır.
Rumeysa Sultan'ın Bursa'ya sürgün edilip burada infaz edildiğini ve mezarının bilinmediğini yazıyor.
http://bilgibirikimi.net/2012/08/24/sehzade-musta ...cocuklari/
Bu durumda Şehzade Mustafa'nın ilk aşkı Efsun Hatun-Fatma Hatun ve Manisa'daki resmi nikah kıymak istediği ancak annesi Mahidevran Sultan ve Pargalı'nın ısrarları sonucu babaevine geri gönderdiği Helena'nın gerçekle bir ilgisi olmadığı görülmektedir.Şehzade Süleyman'da gerçekdışı görünmektedir.Çünkü öne çıkan çocuk Şehzade Mehmed olup 1546-1553 yılları arasında yaşamıştır.Oysa olaylar 1536'da geçiyor.Bu arada 1-2 bölüm sonra Pargalı'da boğdurulacak haberiniz ola.
http://wowturkey.com/t.php?p=/tr454/Guven_Hoca_adsiz.jpg
Bu resimde ortada yazan Orhan'ın 1554 ya da 1558'de doğup 1562 yılında öldüğünü demin araştırırken öğrendim.Öyleyse 1558'de ölen Hürrem'in çocuğu olmayacağına göre Gülfem'in çocuğu olup annesiyle aynı yıl ölmüş olabilir.Çünkü Hürrem ölürken Süleyman'a Gülfem'i emanet etmiş.
|
 |
can a.
10 yıl önce - Çrş 02 Oca 2013, 16:36
Güven hocam, öyle puan vererek beğenmek yetmiyor..
Senin yazılarını roman gibi okuyorum doğrusu.
Ne kadar teşekkür etsek az..
Bir de soru, Hatice Sultan 80 bölümdür her işin içindeyken Şah Sultan neden böyle sonradan ortaya çıkıyor acaba?
Ve bu vesileyle diziye bir teşekkür daha. Dizi olmasa bu kadar bilgiyi hayatta öğrenmezdim. O dönemi neredeyse ders anlatacak kadar öğrendim diyebilirim..
|
 |
Güven Hoca
10 yıl önce - Çrş 02 Oca 2013, 17:20
Şehzade Mustafa'nın 6 Ekim 1553'te Konya Ereğli'deki Aktepe'de boğdurulduğu yazılmıştı.Fakat Google Earth'ta böyle bir yer bulunmadığı gibi bugün bu Aktepe'nin adının Akhüyük olarak değiştirildiğini öğrenerek yerini tespit ettim
(+)
(+)
(+)
| Alıntı: |
| Bir de soru, Hatice Sultan 80 bölümdür her işin içindeyken Şah Sultan neden böyle sonradan ortaya çıkıyor acaba? |
Bende benzer bir şekilde neden Mimar Sinan'ın ortaya çıkmadığını sormuştum.Hatta 1534 Irakeyn Seferi sırasında Pargalı,ordugahta "gelsinde bir görelim, tanışalım bu ustayla"demişti.Ama hala ortaya çıkmadı.Ancak dünkü üst mesajdaki bilgileri yazarken Şah Sultan'ın kocası Çelebi Lütfi Paşa'nın gayretleriyle saraya takdim edildiğini ve hizmetler verdiğini yazmıştık."Sadarete geçer geçmez henüz tanınmayan Mimar Sinan'ı saraya takdim etmiş, böylece mimaride bir dönemin başlangıcına vesile olmuştur"deniyor.Bu durumda 1539 sonbahar-kış döneminde Sinan saraya takdim edilmiş olmalıdır. Gerçi bildiğim kadarıyla 1490 doğumlu Mimar Sinan,Yavuz'un hükümdarlığı sırasında 22-30 yaşlarında,Kanuni hükümdarlığında 30-76 yaşlarında,II.Selim'in hükümdarlığında 76-84 yaşlarında,III.Murad'ın hükümdarlığında 84-98 yaşlarında olması gerekir.Dizide 1536 yılında olduğumuza göre Mimar Sinan'da 46 yaşında artık iyice ustalaşmış biri olarak,49 yaşında saraya takdim edilmiş demekki.
| Alıntı: |
Abdulmennan oğlu Sinan , Mimar olarak Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferine katıldı. 1521 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın Belgrad Seferine Yeniçeri olarak katıldı. 1522’de Rodos Seferine Atlı Sekban olarak katılıp, 1526 Mohaç Meydan Muharebesi'nden sonra, gösterdiği yararlıklar sebebiyle takdir edilerek Acemi Oğlanlar Yayabaşılığına (Bölük Komutanı) terfi ettirildi.Sonraları Zemberekçibaşı ve Başteknisyen oldu.
1533 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın İran Seferi sırasında Van Gölü'nde karşı sahile gitmek için Mimar Sinan iki haftada üç adet kadırga yapıp donatarak büyük itibar kazandı. İran Seferinden dönüşte, Yeniçeri Ocağı' nda itibarı yüksek olan Hasekilik rütbesi verildi. Bu rütbeyle, 1537 Korfu, Pulya ve 1538 Moldavya seferlerine katıldı. 1538 yılındaki Karaboğdan Seferinde ordunun Prut Nehri'ni geçmesi için köprü gerekmiş bataklık alanda günlerce uğraşılmasına karşın köprü kurulamamış görev Kanuni'nin veziri Damat Çelebi Lütfi Paşa'nın emriyle Abdulmennan oğlu Sinan'a verilmiştir.
« Hemen adı geçen suyun üstüne bir güzel köprünün yapımına başladım. 10 günde yüksek bir köprü yaptım. İslam ordusu ile bütün canlıların şahı , sevinçle geçtiler. »
Köprünün yapımından sonra Abdulmennan oğlu Sinan 17 yıllık yeniçerilik hayatından sonra 49 yaşında Başmimarlık görevine atanır. |
http://tr.wikipedia.org/wiki/Mimar_Sinan
Ebussuud efendi rolündeki Tuncal Kurtiz ise gerçek hayattaki yaş tiplemesine göre çok yaşlı görünüyor tam tersi.30 Aralık 1490 doğumlu Hoca Çelebi dizide Mimar Sinan gibi 46 yaşında olmalıydı.Ancak sakallarında etkisiyle gerçek yaşı olan 76 yaşında (d. 1 Şubat 1936, İzmit, Kocaeli) sevimli ihtiyarlara benzemiş.
Yani tiplemesinden 30 yaş daha yaşlı bir halde.Gerçi rolünün hakkını iyi veriyor o ayrı .
|
 |
Güven Hoca
10 yıl önce - Sal 08 Oca 2013, 17:22
Nihayet Pargalı idam ediliyor,ancak haftaya
| Alıntı: |
Önümüzdeki hafta ekrana gelecek olan 82. bölümde idam edilmesi beklenen Pargalı İbrahim Paşa'nın ölüm fermanı ise bu hafta veriliyor. Uzun zamandır Sultan Süleyman'ın güvenini kaybeden İbrahim Paşa'nın Fransız elçisine söylediği, 'Sultan Süleyman bir aslan ben ise onun terbiyecisiyim' sözlerinden, Kanuni'nin haberi oluyor. Ebu Suud'a giderek bu konuda danışan Sultan Süleyman'a, Kadı Efendi 'Uykusunda infaz edilebilir' şeklinde fetva veriyor.
İbrahim Paşa, uğradığı hakaretlerin intikamını almak için halktan birinin idamına hükmediyor. Ancak Süleyman bu konuda farklı düşünüyor ve kararı Ebussuud Efendi’nin kadılığındaki mahkemeye bırakıyor. İbrahim zor bir sınavdan geçerken, Hürrem can düşmanına asıl darbeyi vurmak istiyor. Ve Hürrem öyle bir bilgiye ulaşıyor ki imparatorluğun kaderi değişiyor.
İbrahim Paşa, kendisine laf atan adamın idam edilmesi için zindana attırır. Bu arada olayları örgütleyen eden Ömer, halkı galeyana getirmeye devam eder. İsyana kalkan ahali, İbrahim Paşa’nın evine doğru yürüyüşe geçer. Fakat İbrahim Paşa’nın geri adım atmaya niyeti yoktur. İbrahim Paşa’ya yapılanlar için Ebussuud yönetiminde mahkeme kurulur. Her iki tarafı dinleyen Ebussuud kararını verir. Bu ne Hürrem’in ne de İbrahim beklediği bir karardır. Süleyman ise kendisiyle hesaplaşmaktadır. Hürrem’in casusu Gülizar’ın intihar etmeden önce söyledikleri içini kemirir. Hürrem gerçekten Şehzade Mustafa’nın infazı için emir vermiş midir? Veya İbrahim, Gülizar’la birlikte Hürrem'e tuzak mı kurmuştur?
Manisa’da ise Şehzade Süleyman’ın yasını tutulmaktadır. Fakat aniden gelen bir haber, yüreklere su serper. Mustafa’nın cariyelerinden biri gebedir. Fatma bu haberi duyunca bir kez daha yıkılır. Saldırgan tavırlar sergileyen Fatma, akli dengesini kaybeder. Şehzade Mehmet ise, Nurbahar’ın bebeği aldırmasına karar verir. Mihrimah bu karardan oldukça memnundur. Hazırlıklara başlanır. Çok geçmeden Mehmet kararından vazgeçer. Ancak geç kalmıştır. Hürrem, Ayas Paşa’dan İbrahim’i karşı destek ister. Ayas Paşa çok geçmeden Hürrem’in istediği şeyi bulur. Hürrem, Süleyman’ın bunu öğrenmesini sağlar. Neye uğradığını şaşıran Süleyman, can yoldaşı İbrahim hakkında bir karar verir! Ancak bunu Ebussuud efendiye danışması gerecektir!
Süleyman, Hürrem’i Şehzade Mustafa’nın canına kastetmekten mesul tutacak mı? Ebussuud Efendi, İbrahim Paşa hakkında ne karar verecek? Hürrem’in İbrahim hakkında ele geçirdiği bilgi ne? |
http://tvrehberi.milliyet.com.tr/ibrahim-pasa-nin .../index.htm
|
 |
sayfa 206  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|