Ana Sayfa 892 bin Türkiye Fotoğrafı

sizce MUHTEŞEM YÜZYIL dizisi yayından kaldırılsın mı?
evet
30.1%
 30.1%  [288]
hayır
56.5%
 56.5%  [541]
ilgilenmiyorum / fark etmez
13.5%
 13.5%  [129]
Toplam Oy : 958

Güven Hoca

1 yıl önce - Prş 18 Ekm 2012, 17:23
İstanbullite'de Pargalı Mezarı


Her ne kadar Pargalı'nın mezarını Şehzadebaşı Camii avlusu olarak Wikipedi'den almışsakta,14 Mart 1536'da idamı sonrası Galata'ya götürülerek Canfeda Zaviyesine gömüldüğü bilinmektedir.Matrakçı Nasuh'un ifadesiyle çitlembik ağacı altına gömülmüş bu tariften mezarı bulunmuştur.Çünkü Şehzadebaşı Camii,1543'te Şehzade Mehmed'in ölümü sonrası yapılmıştır.

Diğer mezarların yerleride açıklamalar doğrultusunda altta işaretlenmiştir.


(+)



Güven Hoca

1 yıl önce - Prş 25 Ekm 2012, 14:28
24 Ekim Çarşamba 70.Bölüm özeti


Hürrem Sultan ve Firuze arasındaki düğüm çözülüyor. Firuze hatun gözdeler katına çıkıyor. İbrahim Paşa, İskender Çelebi’nin adamlarını devlet kadrosundan uzaklaştırıyor. Firuze’nin gözdeler katına taşınmasıyla Hatice Sultan iyiden iyiye Hürrem’in üzerine gitmeye başlıyor. Şehzade Mehmet’le halvete yollanan Firuze, duruma karşı çıkar ve Hürrem Sultan’la yüzleşir. Hayal kırıklığına uğrayan Hürrem, bunun bedelini en ağır şekilde ödetecektir. Hürrem’in durumu öğrenmesiyle Firuze saklanmaz ve aleni şekilde gözdeler katına çıkarılır. Diğer taraftan Şehzade Mustafa ve Mahidevran Manisa sarayına varır. Mustafa ayağının tozuyla Helena’yı görmeye gider. Ama beklediği sevinci Helena’da göremez. Helena, babası tarafından evlendirilmek üzeredir. Şehzade Mustafa’dan uzak durur. Taşlıcalı Yahya, Mustafa’nın üzüntüsüne ortak olsa da Mustafa ve Helena ayrı düşer.Öte yandan İbrahim Paşa, Hatice sultanın gönlünü yeniden kazanmak için onunla bir buluşma ayarlar. Hatice Sultan ise yaşadıklarını unutamamaktadır. Sultan Süleyman ise, Firuze’ye yaptıklarından ötürü Hürrem’e sessiz bir tavır alır. Hürrem, ilk defa Süleyman’ı kaybetme korkusu yaşar. Ve Rüstem Ağa’dan Firuze’den kurtulmak için yardım ister.İbrahim Paşa, İskender Çelebi’nin adamlarını devlet kadrolarından uzaklaştırırken, Mirahur Rüstem Ağa’yı da Teke sancak beyliğine atar. Diğer yandan İstanbul kadısı Ebussuud Efendi, esnaf teftişinde aldığı sert tedbirler yüzünden Süleyman ve İbrahim’in karşısına çıkmak zorunda kalır. Hürrem Sultan, Firuze hatundan kurtulabilecek mi? İbrahim Paşa, Rüstem Ağa’yı payitahttan uzaklaştırabilecek mi? Şehzade Mustafa, Helena ile yeniden bir araya gelebilecek mi? İbrahim Paşa, Hatice Sulta’nın gönlünü yeniden kazanabilecek mi?

can a.
1 yıl önce - Prş 25 Ekm 2012, 20:06

Firuze tarihte var mı, kurmaca mı acaba?

Güven Hoca

1 yıl önce - Sal 30 Ekm 2012, 20:03
31 Ekim Çarşamba 71.Bölümün Özeti


Alıntı:
Muhteşem Yüzyıl’da sular durulmuyor. İbrahim Paşa ve Hatice Sultan arasındaki buzlar eriyor. Mihrimah Sultan ve Firuze Hatun’un arası açılıyor. Şehzade Mustafa, Helena’yı haremine almak istiyor. İbrahim Paşa, Sultan Süleyman ve Rüstem Ağa’nın giderek artan yakınlığından rahatsız oluyor...
Firuze Hatun’u terastan atmaya niyetlenen Rüstem Ağa’yı gizemli biri engeller. Firuze Hatun kurtulurken Rüstem Ağa görüldüğü için tehlike altında kalır. Hürrem Sultan, Firuze’den kurtulamadığı için başka planlar yapmaya başlar.
İbrahim ve Hatice’nin yeniden bir araya gelmesi, Süleyman’ı memnun eder. Ancak bu durum Hürrem’in canını bir hayli sıkar. Nigâr ise kendisi için bulunan damat adaylarıyla evlenmemek için bir yol arar kendine.
Şehzade Mustafa, Helena’yı haremine almak ister. Ne var ki Helena, Mustafa’nın kim olduğunu bilmemektedir. Taşlıcalı Yahya araya girer ve Helena’nın babasını nişanı atması için ikna eder. Helena, nişan bozulduğu için sevinirken, şehzadenin haremine gireceğini duyunca yıkılır.
Hürrem Sultan ve Firuze arasındaki çekişme giderek artar... Süleyman, şehzadeleriyle birlikte av köşküne gitmeye karar verir. Yanında Firuze’yi de götürecektir. Kendisinin gideceğini sanan Hürrem, bu habere çok üzülür. Fakat av köşkü hazırlığı beklenmedik bir şekilde engellenir. Hürrem için Firuze meselesine son verme vakti gelmiştir!
Firuze hatun, Hürrem Sultan’ın elinden kurtulabilecek mi? Helena, Mustafa’nın haremine girecek mi? Hatice Sultan, İbrahim Paşa’yla barıştığı için huzur bulabilecek mi? Rüstem Ağa, Firuze Hatun’u öldürme teşebbüsünden kimsenin haberi olmadan kurtulabilecek mi?

Gelen tepkilere bakıldığında Cansu Dere iyi rating almış ve izleme oranını yükseltmiş.Ancak Hürrem Sultan sözü geçmeyen kadın durumuna düştüğü için acilen Firuze'nin hesabını görmesi gerekli.Yoksa değil Mahidevran'ın,herkesin diline düşer.Üstelik Sütanne,ikbale giden yolda padişaha bir çocuk vermesi gerektiğini tüyoladı Firuze'ye geçen hafta.
Geçen haftanın en dikkat çeken olayı 70.Bölümde diziye dahil olan Tuncel Kurtiz'in,İstanbul Kadısı Ebussuud Efendi rolünü oynamasıydı.Padişaha söylediği söz ise haftanın bence en ilginç sözüydü ve birilerine de adeta mesaj verdiği açıktı:'Kadılar üç kısımdır; bir kısmı cennette iki kısmı ateştedir!'

http://www.startv.com.tr/dizi/muhtesemyuzyil/habe ...m-yuzyilda
Alıntı:
Mehmet Ebussuud Efendi, "Ebū s-Su'ūd" veya "Hoca Çelebi" (30 Aralık 1490 – 23 Ağustos 1574), Şeyhülislam'dır. Ailesi Musul civarındaki İmâdiyye'den olduğu icin "İmadi" olarak da anılır.
30 Aralık 1490 tarihinde Çorum'un İskilip ilçesinde doğdu. İskilipli Şeyh Muhiddin Mehmed Efendi'nin oğludur ve anne tarafından da Ali Kuşçu'nun torunudur.
1533'de İstanbul kadılığı görevine atandı; sonra Bursa kadılığına geçti ve 1537'de Rumeli kazaskeriliği görevi verildi. Sultan I. Süleyman devrinde 1545 tarihinde Şeyhülislamlığa getirildi.Başarılı olduğu için Sultan I. Süleyman'in ölümünden sonra, II. Selim devrinde de görevini sürdürdü.
Bu Sultan'larla birlikte çalışarak verdiği fetvalarla I. Süleyman'n Yezidilere karşı hareketlerini ve Kıbrıs'ın fethini destekleyen fetvalar verdi. Verdiği fetvaların arasında enteresan olarak Karagöz oyunları gösterileri ve o zaman yeni olarak Osmanlı ülkesine girmekte olan kahve içilmesi konuları bulunmaktadır.
Kanuni ve II. Selim devrindeki önemli kanun hareketlerinde bulundu. Kanuni Sultan Süleyman'ın karşısında ‘padişah emriyle nâ-meşrû’ olan nesne meşrû’ çıkışını yaptığı ifade edilir. Osmanlı toprakları dışındaki islam coğrafyasında da itibar sahibi olmuş ve eserlerinin etkisi günümüze kadar devam etmiş bir alimdir.Kanunnameler hazırlattığı ve bir çok alim yetiştirdiği için ilmiye sınıfı uzun bir müddet zayıflamamıştır. Ebussuud aynı zamanda bir şairdi.Mehmet Ebusuud Efendi 23 Ağustos 1574'de vefat etmiştir.
Bilinen 22 adet eseri ile çeşitli risaleleri vardır. "İrşadü’l-Aklu’s-Selim Mezaye’l-Kitabü’l-Kerim" adlı tefsiri alanında en önemli eserlerden kabul edilir.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Mehmet_Ebussuud_Efendi
Alıntı:
" Yarın Hakk’ın divanına varınca, Süleyman’dan hakkın alır karınca "
Mevlana Ebussuud İmadi olarak vakfiye namesinde adı geçmekle birlikte daha çok Ebussuud Efendi (ayrıca Hoca Çelebi olarak da bilinir, tam adı Mehmet Ebussuud el-İmadidir) 30 Aralık 1491'de İskilip'te doğmuş ve 23 Ağustos 1574'de İstanbul'da ölmüş, Osmanlı Devleti'nin zirveye vardığı dönemde Kanuni Sultan Süleyman ve II. Selim'e şeyhülislamlık yapmış din ve devlet adamıdır.
Akkoyunlu Devleti'nin son dönemlerinde Uzun Hasan tarafından bir arada İstanbul'a gönderilmiş ve Fatih Sultan Mehmet tarafından hürmetle alıkonulmuş olan iki alimin (Mustafa İmadi ve Ali Kuşçu) torunudur; babası Musafa İmadi'nin oğlu ve II. Beyazıt'ın gözde alimlerinden olan Mutasavvıf Muhyiddin Mehmet (Şeyh Yavsi; türbesi İskilip'tedir), annesi de Ali Kuşçu'nun kızı Sultan Hatun'dur.
Önce babasından, sonra da Müeyyedzade Abdurrahman Efendi ile Karamanlı Seyyit Süleyman'dan ders almıştır. 1516'da İnegöl İshak Paşa Medresesi'ne müderris olarak atanmış, 1520'de bu görevinden alınmıştır. Kısa süre sonra Davut Paşa Medresesi, 1522'de Mahmut Paşa Medresesi, 1525'te Gebze Medresesi, ertesi yıl Bursa Medresesi ve 1528'de de İstanbul Fatih Medresesi (sahn-ı seman medresesi)müderrisliklerine getirilmiştir. 1533'te önce Bursa, sonra da İstanbul kadısı olmuştur. 1537'de Rumeli kazaskerliğine terfi etmiştir. 1545'te şeyhülislamlığa getirilmiş ve ölümüne dek (yaklaşık 30 yıl) bu görevde kalmıştır. Eyüpsultan Mezarlığı'nda, adıyla anılan Dar-ül Hadis'in bahçesindedir.
Osmanlı şeyhülislamları arasında daha çok verdiği fetvalarla tanınan Ebussuud Efendi, özellikle Batıniliği benimseyen mutasavvıflara karşı koymuştur.
Ebussuud Efendi'nin Türkçe, Farsça ve Arapça 20'den fazla eseri bulunmaktadır. Bunlann en ünlüsü İrşadü'l-Akli's-Selim ila Mezaya'l-Kurani'l-Azîm adlı Arapça Kuran tefsiridir. Ünlü fetvaları ise Şeyhülislam Ebusuud Efendi Fetvaları (1972, yay. haz. E. Düzdağ) adı altında derlenerek yayımlanmıştır. Ebussuud Efendi ayrıca şiir de yazmıştır.
Kanuni Sultan Süleyman'ın manzum bir beyitle, Topkapı Sarayı'nın bahçesindeki meyve agaçlarına zarar veren karıncaların itlafının dinen mümkün olup olmadıgını sorduğu,
“Dirahta ger ziyan etse karınca
Günah var mıdır anı kırınca?”
beyitine karşılık olarak yazdığı, ünlü,
“Yarın Hakkın divanına varınca,
Süleyman’dan hakkın alır karınca.”
beyiti onundur.
Eserleri: Malumat olunan 22 adet önemli eseri ile çeşitli risaleleri vardır.

http://www.bilgievi.gen.tr/frmWhoIsWhoShow.aspx?WhoIsWhoID=214
Alıntı:
Tarih: 7 Eylül 1566… Yer: Süleymaniye Camii. Muhteşem mabedin ibadete açılışının üzerinden henüz bir ay bile geçmemişken, Süleymaniye Camii’nin banisi Kanuni Sultan Süleyman avludaki musalla taşına uzatılmıştır. Cenaze namazını Şeyhülislâm Ebussuud Efendi kıldıracaktır. Saf bağlanır. İmam yüksek sesle niyet eder: “Er kişi niyetine!” Cihana hükmeden Kanuni Sultan Süleyman’ın hükümdarlığı oracıkta son bulmuştur! Namaz ve dualar biter. Haklar, hıçkırıklar arasında helâl edilebilir. Ve cenaze, şimdiki türbesinin bulunduğu yerde açılan mezara konur. Tam perdeler kapatılmak üzereyken, mezar başına nefes nefese gelen bir saraylı, ”destur“la mezara atlayıp getirdiği çekmeceyi özenle mezara yerleştirmeye çalışır. Böyle şey şimdiye kadar ne görülmüş, ne duyulmuştur. Müslüman mezarına eşya koymak caiz değilldir. Ebussuud Efendi hemen müdahale eder: ”Geri dur be adam, ne yapıyorsun?” Saraylı, sımsıkı tuttuğu çekmeceye bakarak konuşur:”Vasiyeti yerine getiriyorum.” Ebussuud Efendi: ”Ne vasiyeti?” ”Padişah vasiyeti… Öldüğünde kabrine koymam şartıyla bu çekmeceyi bana EMANET etmişti. Filanla falan da şahittir.” Gösterdiği şahitler de bunu doğrularlar. Ancak Ebussuud Efendi’yi ikna edemezler. “Olmaz öyle şey, caiz değill!” diye diretir. Çekmeceyi adamın elinden almak için uzanır. Adam da vermek istemeyince hafiften bir çekiştirme yaşanır. O arada çekmecenin kapağı açılır. Bir sürü kâğıt saçılır etrafa. Ebussuud Efendi kâğıtlardan birini alıp okuyunca, kıpkırmızı kesilir, Sultan Süleyman’ın mezarına bakarak şöyle mırıldanır: “Ah Süleyman! Sen kendini kurtardın. Bakalım Ebussuud ne yapacak?” Çekmecenin içinde, Sultan Süleyman’ın sağlığında yaptığı icraatlara Ebussuud Efendi’nin verdiği yerinde uygunluk fetvaları vardı. Padişah, bütün yaptıklarını “fetva“ya bağlamış, böylece kendini bir bakıma “garanti“ye almıştı, ama fetvayı veren Şeyhülislâm Ebussuud Efendi ne yapacaktı? Bu yüzden kahırlanıyordu.

http://yasamkadin.com/e-f-g-h/125288-ebussuud-efendi-kimdir.html
Üstteki bir tarihlendirme hatasını da aşağıdaki bilgiyle düzeltelim.
Alıntı:
Avrupa'ya onüçüncü seferi olan Zigetvar kuşatmasını bizzat idare ederken 6-7 eylül 1566 gecesi vefat etti. 7 eylülde kale fethedildi. Askerin moralinde bozukluk meydana gelmemesi için Kânûnî'nin vefatı askerden gizli tutuldu. Zigatvar seferinden muzaffer dönen orduya 48 gün sonra Mohaç sahrasında Kânûnî'nin vefatı tebliğ edildi. Kânûnî'nin cenaze namazı, 26 ekim 1566'da Belgrad civarındaki Sirem sahrasında bütün ordunun iştirakiyle Hâce-i Sultânî Atâullah Efendi tarafından kıldırıldı, 28 kasım 1566'da İstanbul'a vasıl olan Kânûnî'nin cenâze namazı yüzbinlerce İstanbullunun iştirakiyle Şeyhülislam Ebussud efendi tarafından tekrar kıldırıldı.

http://kitap.ihya.org/muhtasar-islam-tarihi/konu-1169.htm
Yani Kanuni öldüğü gibi hemen İstanbul'da cenaze namazının kılınması mümkün değil.O zaman uçak yoktu


Ebussuud Efendi 45-46 yaşlarında olması gerekirdi dizi yılına göre.Oysa 70 yaşında ihtiyarlara benzetilmiş.II.Selim'de Şeyhülislam'ın vefatından 4 ay sonra 15 Aralık 1574'te vefat etmiş.


Güven Hoca

1 yıl önce - Çrş 31 Ekm 2012, 21:36
Kanuni'nin cenazesi


Kanuni'nin cenazesi alttaki haritaya göre 7 haftada Sirem Sahrasına getirilmiş ve cenaze namazı ilk orada kılınmış.Daha sonra bu mesafenin kat kat fazlası yol 33 günde katedilerek İstanbul'a gelinmiş ve cenaze namazı kılınarak toprağa verilmiş.Burada dikkat çeken olay ilk menzile yani cenaze açıklanıncaya kadar yavaş yavaş gelinmesi.Hatta yolda padişah çıkmıyor diye Yeniçeriler arasında homurtular olmuş.Bu esnada ulaklarla haber salınarak Şehzade Selim,Manisa'dan çağrılmış.O da apar topar orduya yetişip katılmış.Ama Belgrad'da tahta çıkınca hemen askerlere bahşiş vermemesi yüzünden isyan çıkmış.Aynı olay İstanbul'daki cenaze töreninde de yaşanmış.Ancak dikkat çeken husus bu uzun yolun 33 günde alınarak İstanbul'a gelinmiş olmasıdır.Padişah için askerler acele etmişler ve son görevlerini de yerine getirmişler yani.


(+)



Güven Hoca

1 yıl önce - Pts 05 Ksm 2012, 21:36
72.Bölüm Özeti - 7 Ekim 2012 Çarşamba


Alıntı:
Muhteşem Yüzyılda Firuze ve Hürrem Sultan arasındaki hesaplaşmada heyecan dorukta...
Hürrem Sultan, Süleyman’a karşı duyduğu aşkı bir kez daha kanıtlıyor... Şehzade Mustafa, Helena’yı haremine alıyor... Süleyman, Rüstem Ağa’yı da yanına alarak şehzadeleriyle birlikte ava çıkıyor... İbrahim Paşa, Fransız elçileriyle görüşmeye başlıyor...
Hürrem Sultan ve Firuze arasındaki çatışma son hızla sürüyor... Hürrem Sultan’ın Süleyman’a duyduğu aşka inanan Firuze, Hürrem’i Süleyman’dan uzaklaştırmaya çalışır. İlk olarak haseki sultana ait olan Perşembe gecesini Hürrem’in elinden almaya karar verir.
Süleyman, şehzadeleriyle birlikte ava çıkar. Bu sırada Şehzade Mehmet’e anlattığı rüyası tacını hangi şehzadesine bırakmak istediğine dair ipucu verir...
Hürrem Sultan, Hatice ve İbrahim’in arasını açmak için Nigar’ı kullanmaya karar verir. İbrahim ve Nigar’ı aynı anda mermer köşke yollar. Hürrem, buluşma haberini bizzat Hatice Sultan’a kendi verir... Bu sırada Hürrem, İbrahim Paşaya karşı kullanabileceği beklenmedik bir kozu eline geçirir.
Helena, şehzade Mustafa’nın haremine girer. Karnı burnunda olan Fatma bu durumdan hoşlanmaz ve Mahidevran’a şikayette bulunur. Şehzadenin kim olduğunu bilmeyen Helena’yı ise büyük bir sürpriz beklemektedir.
İbrahim Paşa, Fransız elçileriyle kapütilasyonlar hakkında görüşmeye başlar. Bir yandan kanunları yetersiz bulan Süleyman, Ebusuud Efendiye yeni kanunlar hazırlmasıyla ilgili emir verir.
Firuze hatun, Perşembe gecesini Hürrem Sultan’ın elinden alabilecek mi? Hatice Sultan, Nigar ve İbrahim Paşayı bir arada görecek mi? Fatma, Helena’yı saraydan atabilecek mi?


KAPİTÜLASYON NEDİR?
Alıntı:
Sözlük anlamıyla; bir ülkenin, vatandaşlarının zararına olacak şekilde yabancılara verilen ayrıcalıklar. Osmanlı Devleti'nde Kanuni Sultan Süleyman döneminde 1535'de ilk kez padişah fermanıyla Fransızlara tanınan hakların tümü.
Fransa Kralı I. François 1525'de Cermen İmapartoru V. Carlos tarafından esir alınmış bunun üzerine Kralın annesi Kanuni'ye bir mektup yazarak yardım istemiştir. Bu sırada Mohaç Seferi'ne çıkacak olan Kanuni, bu yardımla Habsburglarla yakınlaşma sağlanabilir düşüncesiyle, yardım etmeyi kabul etmiştir. Fakat herşey Sultan Süleyman'ın planladığı gibi olmamış, Fransız dostluğu zamanla resmi bir kimlik kazanmıştır.
1535'te Fransızlarla Osmanlı Devleti arasında imzalanan antlaşmayla Fransızlara birtakım haklar verilmiştir. Kapitülasyonlar, bu dostluk antlaşmasının yarattığı yakınlaşma ortamında verilmiş olan haklardır. Buna göre; Fransız bayrağı taşıyan gemiler Osmanlı egemenliğinde bulunan bütün limanlarda serbestçe ticaret yapabileceklerdi. Diğer yabancı devletler gemilerini, Osmanlı egemenliğinde bulunan denizlerde ancak Fransız bayrağı altında ticaret yapabileceklerdi. Bu sayede Fransızlar kapitülasyonlar gereği Osmanlı denizlerinde serbestçe ticaret yapma özgürlüğüne kavuşmuştu. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan Katoliklere ibadet özgürlüğü verilmesi, Fransız konsoloslarına kendi vatandaşlarıyla ilgili sorunların çözümlenmesinde yargı yetkisi tanınması gibi hükümler, daha sonraki yıllarda İmparatorluğun zayıflamasıyla, devletin bağımsızlığını yok edecek kurallar haline getirilmiştir.
1569, 1581, 1597, 1614, 1673 ve 1740 yıllarında yeni kapitülasyonlar verilmiştir. 1740 kapitülasyonlarıyla, Fransa'ya tanınan haklar daha da genişletilmiş, diğer batılı ülkelere de aynı hakların tanınması kabul edilmiştir. 1740 kapitülasyonlarından sonra Osmanlı sınırları içerisindeki yabancı devletlere çok geniş ticaret yapma olanakları sağlanmış, hatta bu haklar sayesinde İstanbul'da yanacı postaneler açılmıştı.

http://www.osmanli700.gen.tr/olaylar/olayk6.html

Alıntı:
1535 Antlaşması'nın gerisinde yatan sebeplerin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir: Söz konusu dönemde Almanya İmparatorluğu'na getirilmiş bulunan Şarl Ken,aynı zamanda
İspanya'nın, İtalya'nın bir kısmının, bugünkü Fransa'nın Kuzey ve Doğusu'nda
yer alan bazı toprakların ve Avusturya'nın hükümdarı bulunuyordu. Bu topraklar kendisine
miras yoluyla intikal etmişti. Şarl Ken'in topraklarıyla çevrili durumdaki Fransa, onun Alman
İmparatoru olmasından sonra çok tehlikeli bir duruma düşmüştü.
Öte yandan Macar Kralı II. Louis, Şarl Ken'in kız kardeşiyle evlenmiş, kendi kızını da
Şarl Ken'in erkek kardeşi Ferdinand'a vermişti. II. Louis'in oğlu olmadığı için Ferdinand, eşi
dolayısıyla şimdi "Macar Kralı" unvanını da almıştı. II. Louis, Şarl Ken ve Ferdinand'a
dayanarak Türkler'e karşı düşmanca bir politika izleme taraftarıydı. Benzer şekilde Şarl Ken
de hem Macaristan, hem de Akdeniz hakimiyeti konularında Kanunî Sultan Süleyman'ın
doğal ve büyük bir düşmanıydı.
Tarihe "Fransa ve Avusturya Hanedanları Mücadelesi" adıyla geçen ve 1520-1559
yılları arasında devam eden savaşlarda Fransa Kralı I. François Şarl Ken'in eline esir düşmüş
(1524) ve çok ağır koşulları olan bir barış antlaşması imzalamak zorunda kalmıştır. Bu
antlaşmayı müteakip I. François ve onun esareti süresince Fransa'yı yöneten annesi Louis de
Savua, Osmanlı Padişahı Kanunî Sultan Süleyman'a göndermiş oldukları çeşitli mektuplarla
Osmanlı Devleti'nden yardım talebinde bulunmuşlardır. Osmanlı orduları 1526'da Mohaç
Meydan Muharebesi'ni kazanıp Macaristan'a girince, Şarl Ken Fransızlar'la barış yapmaya ve
önceki şartlarını hafifletmeye mecbur kalmıştır. Şarl Ken ile I. François arasında aktedilen
Madrit Antlaşması ile I. François serbest kalmış, ayrıca iki hükümdar, Antlaşma'nın 26.
maddesi gereğince Türkler'e ve Protestan'lara karşı bir Haçlı Seferi düzenlenmesi konusunda
anlaşmışlardır. Bu maksatla ikisinin Papa'ya müştereken bir mektup yazdıkları da
bilinmektedir. Madrit Antlaşması'nın bu hükmünden Osmanlı Padişahı hiçbir zaman haberdar
olmamıştır.
Ancak François, memleketine döner dönmez ilk iş olarak kendisine zorla kabul ettirilen
şartlan üzerinden atmaya çalışmış ve Kanunî Sultan Süleyman ile gizli bir antlaşma yaparak
Osmanlılar'ı Şarl Ken'in geniş topraklarına Doğu'dan hücum ettirme plânını uygulamıştır.
Böylece iki devlet arasında bir yakınlaşma doğmuş, bu sayede bir kapitülasyon antlaşması
imzalanarak (1535) iki devlet arasındaki ticaret ve dostluk ilişkileri düzenlenmiştir. 1535
Antlaşması'nın tamamıyla ticarî bir antlaşma olduğu, içinde siyasî içerikli tek bir fıkranın bile
bulunmadığı dikkat çekmektedir. Osmanlı Devleti ve Fransa arasında Şarl Ken'e karşı bir
ittifak antlaşmasının yapılması Jean de la Forest'tan sonra İstanbul Konsolosluğu'na atanan
Kardinal Montluc dönemine rastlamaktadır. Metni gizli tutulan bu ittifak antlaşması Osmanlı
Devleti'ni Napoli Krallığı'na savaş açmada cesaretlendirmiş, ancak I. François bu sefer
sırasında Osmanlı ordusuna hiçbir yardımda bulunmamıştır. Sonuçta Kanunî'nin Fransa'ya
gücendiği, ancak "Ahde Vefa" ilkesi gereğince daha önceden bu devlete tanımış olduğu
müsaade ve imtiyazlara dokunmadığı görülmektedir. Anlatılanlar bir yandan Osmanlı Devleti nin o dönemdeki kudretini göstermekte, bir yandan da Avrupa devletlerinin yeri geldiği zaman siyasî menfaatlerini koruma uğrunda neler yapabildiklerini gözler önüne sermektedir.

http://www.acikarsiv.ankara.edu.tr/browse/1116/1698.pdf
İşte bu kapitülasyonlar sonrası Fransa'ya üstünlüğünü kabul ettiren Kanuni Sultan Süleyman'ın,Fransuva'ya gönderdiği mektubun içeriği ve Osmanlının o dönemdeki kudreti...

Alıntı:
18 Şubat 1536 : Fransızlara Osmanlı toprakları ve denizlerinde bâzı haklar tanınması.

Ahah Pargalının idamına 24 gün kaldı.Demekki bu üstte yazılan Pargalı İbrahim ve Nigar buluşturulması etkisini idamla gösterecek yakında.


Güven Hoca

1 yıl önce - Çrş 07 Ksm 2012, 14:32
Hürrem Sultan Hamamı,Ukrayna Mariupol Camii ve Ukrayna Rohatyn Hürrem Sultan Anıtı


HÜRREM SULTAN HAMAMI

Mimar Sinan'a 16. yüzyılda İstanbul'da inşa ettirilen hamam, Ayasofya’nın karşısında bulunduğu için Ayasofya Hamamı olarak da bilinir.Hamamın bir diğer özelliği ise Mimar Sinan tarafından yapılmış en büyük hamam olmasıdır.Karşısında Ayasofya, arkasında Sultan Ahmet Camii, türbeler, külliyeler sağ tarafında Sultan Ahmet parkı ile dünyaca tanınmış tarihi bir çevre ile konumlanmıştır.Hamamın yapılma sebebi Hürrem’in Cihangir sultana hamile olduğu vakitte hamamda bir suikasta maruz kalmasıdır.Gülbahar Haseki ve Makbul İbrahim'in komplosuna maruz kalan Hürrem Sultan hamamında yılanla baş başa kalmış ve bu tehlikenin ardından Sultan Süleyman ile bir hamam yaptırma kararı alınmıştır.Klasik devir Osmanlı hamamları üslubundaki yapı, çifte hamam şeklinde ve 75 m uzunluğundadır. Bu hamamda, Türk hamam mimarisinde bir yenilik olmak üzere ilk defa kadınlar ve erkekler kısmı aynı eksen üzerinde yapılmıştır.
http://www.sabah.com.tr/fotohaber/yasam/suikasta_ ...6154486464






Hamamla ilgili hamamın kendi sitesinde yer alan bilgi
Alıntı:
İstanbul'da Ayasofya Müzesi ile Sultanahmet Camii arasında yer alan Türk hamamı; Kanuni Sultan Süleyman'ın eşi Hürrem Sultan tarafından, Mimar Sinan'a 16. yüzyılda (1556 – 1557) Aya Sofya'nın yanına, 532 yılında tamamen yıkılan tarihi Zeuksippos Banyoları'nın bulunduğu yere inşa ettirilmiştir.
1910 yılına kadar aktif olarak kullanılan hamam, uzun yıllar kapalı kalmıştır. Sultan Ahmet cezaevinin dolu olduğu zamanlarda mahkumların da tutulduğu hamam, dönem dönem kağıt deposu ve benzin deposu olarak da kullanılmıştır. İstanbul’un abidevi eserlerinden olan Ayasofya Hürrem Sultan Hamamı 1957 – 1958 yıllarında onarılmış ve 2008 yılına kadar kamuya ait halı satış mağazası olarak kullanılmıştır.
Klasik devir Osmanlı hamamları üslubundaki yapı, çifte hamam şeklinde ve 75 m uzunluğundadır. Bu hamamda, Türk hamam mimarisinde bir yenilik olmak üzere ilk defa kadınlar ve erkekler kısmı aynı eksen üzerinde yapılmıştır.

http://www.ayasofyahamami.com/index1.html


(+)

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/9/9 ...07_006.jpg
İyi de Cihangir 1531'de doğmuş.Hamam 25 yıl sonra 1556'da yapılmış
Ukrayna Mariupol Camii
Ukrayna 'da Rusça Eyalet anlamına gelen Oblast 'lardan Donetsk'teki 500.000 nüfuslu Metalürji merkezi Mariupol'da Kırım Tatarları tarafından onuruna yapılan müze/camii 2007 yılında Türkiye'den giden bir heyet tarafından açılmıştır.
http://www.youtube.com/watch?v=aCHvbx_a1hk
Rohatyn ise Ukrayna'nın Kuzeybatısında bir köy olup bu köyün papazının 3 kızından biri olarak Alexandra Lisowska,Tatar akıncılar tarafından 14 yaşında iken 1520 yılında Kanuni Sultan Süleyman'ın tahta çıktığı yıl kendi haremine hediye edilmek üzere kaçırılmıştır.
HÜRREM SULTAN HATTI


(+)

UKRAYNA MARİUPOL KENTİ


(+)

Milliyet'in bugünkü blogunda ise hayatıyla ilgili güzel ve bilgi verici bir makale okuyoruz;
Alıntı:
Efendim, arandı tarandı, Türkiye’de bulunamadı, Almanya’dan bulundu dizinin Hürrem’i. 8 ay süren seçmeleri 1983 Almanya doğumlu, Türk- Alman karışımı Meryem Uzerli kazandı. Apar topar Almanya’dan Türkiye’ye kalktı geldi. Hürrem rolünü üstlendi. Rolü üstlenmek yetmez, hakkını da vermeli. Bence de rolün hakkını verdi ve beğenilerek seyrediliyor. Hürrem olmadan önce de dizi, kısa film ve sinema oyunculuğu yapmaktaydı. Ama Hürrem, Meryem Uzerli için bir dönüm noktası oldu. Şöhreti yakaladı.
Ve gelelim Hürrem Sultan'a dedik, işte buradayız. Her dönemde insanların dikkatini çeken bu sultanın tarih sayfalarına yansımış hayat hikayesini anlatmak üzere, Hürrem Sultan'ın yanında karşınıza çıkıyorum. Umarım yazdıklarım, bilgi olarak sizleri doyurur ve sezonda diziyi seyrederken bir karılaştırma yapabilme imkanı sağlar. PERDEEEEEEEEEEEEE....
Hürrem Haseki Sultan ya da Haseki Hürrem Sultan adı ile tarih sayfalarına yansımıştır. Doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor. Malum o zamanın nüfus kayıtları şimdiki gibi değildi. 1500-1506 yıllarında Lehistan'a bağlı Rutenya'da (şimdiki Ukrayna)bir papazın 3 kızından biri olarak dünyaya geldi. İsmi Alexsandra Anastasia Lisowka idi dünyaya açtığı gözlerini Haseki Hürrem Sultan olarak 15 Nisan 1558 de kapadı. Avrupalılar Hürrem Sulatn'ı Roxelana adı ile tanımaktadır. Güçlü, hırslı Hürrem Sultan, 1. Süleyman'ın eşi, Padişah 2. Selim'in annesidir. Hürrem Sultan hepimizin tanıdığı bir kadın, Muhteşem Yüzyıl dizisi sayesinde tekrar eski popülerliğini kazandı.
Renkli bir hayat sürdüğü söylenmektedir. İhtirasını zekası ve cesareti ile körüklediği de bir gerçek. Hayatı her dönem dikkat çekmiş, hakkında sadece tarih sayfaları değil, romanlar, tiyatro oyunları, opera ve bale eserleri yazılmıştır. Hürrem Sultan sadece Türkiye'de değil Avrupa'da da sanatçılara ilhan kaynağı olmayı başarmıştır. Joseph Haydn'ın 63. senfonisi buna bir örnek teşkil eder. Eserin ikinci bölümünün adı Roksalan'dır ve bu isim Hürrem Sultan'ın Avrupalılar arasında tanıdığı isimlerden biridir.
Türk tiyatrosunda Yusuf Niyazi'nin ''Mazlum Şehzadeler'', Orhan Asena'nın ''Hürrem Sultan'' ve ''Ya Devlet Başa Ya Kuzgun Leşe'' piyesleri önemli eserlerdir. İlk büyük Türk balesi de ''Hürrem Sultan'' balesidir. Orhan Asena'nın eserinden ilhan alan Nevit Kodallı bu baleyi Türk balesine hediye etmiştir. Ukraynalılar tarafından hayranlıkla hatırlanan kadın da Hürrem Sultan'dır. Ukraynalılar 2007 yılında Hürrem Sultan'ın heykelini bile diktiler. Bu bir nevi Hürrem Sultan'a saygı olarak da kabul edilebilir. Ukraynalı Tatarlar da Moriupol'a Hanımefendi anısına Hürrem Sultan Cami'sini yaptırdı. Acaba Ukraynalıların Türkiye sevdası, Ukraynalı kadınların Türk erkeği merakı kendi küçük dünyalarının Hürrem Sultan'ı olmak istemelerinden midir? Onlar belki de kendi hayallerindeki Türk padişahlarını yöneten Hürrem Sultanlar olmak istiyorlardır. Kim bilir?
Haydi! gelin bizim Hürrem'e dönelim. Devlet işlerine karışan kimliği ile Osmanlı İmparatorluğu'nda haremi iktidara taşıyan ilk kadındır. Osmanlı sarayına gelene kadar yaşamından sadece Lehistan Krallığı sınırlarında bulunan Rutenya'da (Ukrayna) doğduğu ve bir papazın 3 kızından biri olduğu bilgisine ulaşıyoruz. Saraya gelişini ise Tatar akıncıların Hürrem'i kaçırmalarına borçludur. Tarihçiler ve yazarlar, Kırım Hanı'nın himayesine girmesi ile Osmanlı sarayına hediye olarak gönderildiğini kabul ediyorlar. Hürrem ismini saraya gelmesi ile alıyor. Hürrem'in isim anlamı ''neşeli, soylu kişi''dir. Anlamının da anlattığı gibi Hürrem pek cilveli ama mesafeli alımlı bir kadındı.
Kanun-i Sultan Süleyman ile tanışması hakkında pek çok hikaye var. Hikayeleri tabi ki anlatacağım. Ama bilinen ve gerçek olan şudur ki; 1. Süleyman ve Mah-ı Devran saraya geldiklerinde, Hürrem'in sarayda ikamet ettiğidir. Paadişahın annesi Ayşe Hafsa Sultan'dan sonra ki en kıdemli kadın ise Mah-ı Devran'dır. Hürrem kendine yakışan entrikaları ile Süleyman'ın ilgisini çekmeyi başardı. Bir de ondan hamile kaldı ve Şehzade Mehmet'i dünyaya getirdi. Doğumdan sonra Hürrem haremdeki 3. kıdemli kadın vasfını eline geçirdi. Hürrem gibi hırslı bir kadın için 3. lük yeterli bir derece değildi. Çeşitli entrikalarla Mah-ı Devran'ın huzurunu kaçırmaya da başladı. Hürrem alem etti, kallem etti ve Mah-ı Devran'ın koltuğuna oturdu.
Kanun-i Sultan Süleyman'ın nikahlı eşi unvanını da almış bir kadındır. Hürrem, Hürremce oyunlarının belki de en kıvrağını Şehzade Mehmet'i doğurması ile yürürlüğe koymuş ve bunda da başarılı olmuştur. Hürrem'e padişahın nikah kıyma sebebine gelirsek, derler ki; bizim iyi yürekli Hürrem'imiz saraydan aldığı maaşı gereksiz bulur ve bununla hayır, hasenad işleri yapmaya karar verir. Ama ne var ki o bir köledir ve kölelerin de böyle bir hakkı yoktur. Bunu öğrenen 1. Süleyman Hürrem'i azat eder. Elde var bir..
Kanun-i'nin kendine olan zaafını iyiden iyiye fark eden Hürrem ikinci darbeyi indirmeye hazırdır. Kanun-i bir gece Hürrem'i odasına çağırır. Ama Hürrem gitmez. Çünkü o artık özgür bir kadındır ve nikahsız biri ile ilişkiye girerse günahtır. Bu kadar namuslu kadın nerede bulunur, sorarım size? Padişah bunun üzerine görkemli bir düğünle basar nikahı Hürrem'e. Hürrem 2. darbeyi de başarı ile sonuçlandırmıştır. Gel gelelim bu evlilikten 1 i kız olmak üzere 6 çocuk doğurur. Mihrimah Sultan, Şehzade Mehmet, Şehzade Selim,(2. selim adı ile tahta geçmiştir.) Şehzade Beyazid, Şehzade Cihangir, Şehzade Abdullah.(2 yaşında hastalıktan ölmüştür)
İşte Hürremin oyunları ile başladık. yazımın bölümde Hürrem Sultan'ın entrikaları nasıl yönettiği hakkında biraz fikir sahibi olalım istedim. Ayşe Hafsa Sultan'ın ölümü haremdeki dengeleri bozdu. Hürrem iyiden iyiye planlarını yürürlüğe koyuyordu. Entrikacı Hürrem Sultan ibreyi kendine doğru çevirmeyi becerdi. Aslında Mah-ı Devran'ın oğlu Şehzade Mustafa taht için en uygun aday olarak görülüyordu. Gerek karakter olarak, gerekse yeniçeriler ve halkın üzerindeki etkisi nedeni ile tahtın rakipsiz adayı yapıyordu Şehzade Mustafa'yı. Bu da Mah-ı Devran'ı, Valide Sultan yapacaktı. Mah-ı Devran bu sayede Harem'de sözü geçen ilk kadın rütbesini alacaktı.
Ama bizim Hürrem bunu kabul edemezdi. Doğurduğu oğullardan biri tahta geçmeliydi. Valide Sultan unvanını Hürrem Sultan almalıydı. Bu unvan için akla hayale gelmeyen bütün oyunları oynadı Hürrem Sultan ve bu konuda da başarılı oldu. Sırada Pargalı vardı. Onu da söylentiler ve sahte evraklar ile çocukları ile Kanun-i'nin aklına girip yok etti. İşte önünden çekilen bu iki engel sayesinde Hürrem iktidarını ilan etmekle kalmadı, devlet işlerini bence de en önemlisi ''Muhteşem Süleyman''ı idare etmeye başladı.
Hürrem Sultan'ın en önemli devrimlerden biri de Harem'i Topkapı Sarayına taşımayı başararak idari işlere parmağını sokmasıydı. Harem Eski Saray'dan 1541 yılında bir yangın sebebi ile Topkapı Sarayı'na taşınır. Sizce bu yangın nasıl ve kim tarafından organize edilmiştir? İşte! Harem protokolü Osmanlı Sarayına böyle girdi. Hürrem, her zaman Kanun-i'ye yakın olmalıydı, dizinin dibinde oturup, sözde dert dinliyormuş gibi görünüp bazı fikirlerini Süleyman'a enpoze etmeliydi. Bu sayede istediğine de ulaşmış oldu.
Şehzadelerini Sancak Beylikleri'ne atanması planları da Hürrem'in istediği gibi olumlu sonuçlar verdi. Sadece padişah adaylarının atandığı Manisa Sancağına oğlu Mehmet'i getirtip, Şehzade Mustafa'yı Amasya Sancağına attırıp, gözden düşürdü. Bu planı yürürlüğe soktuğunda tarih 1541 yılını gösteriyordu. Ama ne yazık ki Şehzade Mehmet bu planın yarım kalmasına sebebiyet verdi ve 1543 yılında hayata veda etti. Bu planın işlememesine sebep olarak bazı tarihçiler Mah-ı Devran'ı suçlar. Mah-ı Devran'ın ricası üzerine Barbaros çiçek hastalığı taşıyan bir cariyeyi Mehmet'e sundu ve Şehzade çiçek hastalığından hayatını kaybetti. Bu konu sadece dedikodudan ibaretdir. Şehzade Mehmed'in ölümü Kanun-i'yi derinden sarstı. Acısından Mimar Sinan'a Şehzade Cami'yi sipariş etti. Şehzade Cami, Mimar Sinan'ın ''Çıraklık eserim'' dediği, Osmanlı Mimarisi'nin en seçkin eserlerinden biri olarak gösterilir.
Hürrem Sultan'ı durdurabilmek tabi ki imkansızdı. Hürrem, planının yarım kalmasına izin verecek kadın mıydı? 1544 yılında ''Sarı Selim'' lakaplı Şehzade Selim'in Manisa Sancak Beyi olmasını sağladı. Hürrem Sultan için Valide Sultan'lıktan ''ölmek var dönmek yoktu''. Hatırlarsanız Valide Sultan adayları Şehzadeleri ile birlikte, Şehzadenin yetiştirildiği beylikte bulunmak zorundaydı. Ama Hürrem bu kuralı da ihlal etti. Çeşitli zamanlarda Şehzadeleri ziyaret edip, saraya geri dönerek Sancak- Saray arasını ''su yolu'' yapmayı da başardı. Sancakta görevli kalırsa Kanun-i'nin üzerindeki etkisi kaybolabilir korkusu bu git gelleri yapmasına sebep teşkil etmiştir. Etkisi azalırsa planları suya düşer, belki de Kanun-i'nin gözdesi başka kadın olurdu. Kim bilir?
Hürrem Sultan, Mihr-i mah Sultan'dan başka kız çocuğu doğurmadı. Böyle fettan anneye, böyle fettan kız yakışır. 1539 yılında Diyarbekir Valisi ve 3. Vezir Rüstem Paşa ile Mihr-mah Sultan evlendirildi. ''Damat'' unvanı alan Rüstem Paşa 1544 yılında Sadrazamlığa getirildi. Ama ne akla hizmettir anlaşılamaz bir sıçramaydı bu. Kaynaklara göre Sadrazamlıktan azledilen Hadım Süleyman Paşa'nın yerine 2. Vezir getirilmeliydi. Şimdi nereden çıktı 3. Vezirin sıra atlayarak Sadrazamlığa getirilmesi? Tabi Hürrem ve Mihr-i mah Sultanların başlarının altından çıktı. Durun! Daha neler çıkacak bu iki fettanın başının altından.
Mah-ı Devran'ın oğlu Şehzade Mustafa'nın halk ve yeniçeriler tarafından tahta yakıştırılan tek isim olarak görülmesi Hürrem'i çıldırtıyordu. Hatta ölümünden sonra bile Şehzadeye olan hayranlık ve sevgi bitmedi. Hürem, haliyle Mustafa'yı Kanuni Sultan Süleyman'ın gözünden düşürmeli ve padişahlık sırası Mustafa'ya gelmeden onu yok etmeliydi.
Bu planı tek başına beceremezdi. Haliyle de kızı ve damadı kendine yardım etmeliydi. Plan karalamalarla başladı. Kanuni bu karalamalardan pek etkilenmemiş gibi gözükse de içinde bir kurt büyümeye başlamıştı. Hürrem bu arada Mustafa’ya çeşitli suikastlar düzenlemekteydi. Beni en çok etkileyen ''Zehirli Kaftan'' hikayesidir. Bu hikayeyi sizlerle paylaşmak isterim. Adamlarına hazırlatıp, Şehzadeye bir kaftan hediye etti Hürrem. Şehzadenin akıllı ve Hürrem'i iyi tanıyan adamları Mustafa'yı kaftanda bir sorun olduğuna ikna ettiler. Kaftanı şehzadesi için canını vermekten kaçınmayan bir gönüllü giydi ve ani bir ölümle hayata gözlerini yumdu. Ama şehzade, Hürem'in ''Şeytani Yüzü 2’’ ile bir kez daha karşılaşmış oldu.
Planlarına her seferinde daha acımasızını katıp, yürürlüğe sunan Hürrem, şehzadenin başını ''İhanet' ile alacağına artık hepten kanaat getirmişti. Planını da işleme koydu. Kanuni Sultan Süleyman'a Mustafa'nın kendisini tahtan indirmek için İran Şahı Tahmasb ile gizlice mektuplaştığını ve bunu kanıtlayacağını söyledi. Kanuni'nin içinde büyüyüp beslenen kurt artık işbaşına geçmişti.
Rüstem Paşa, Şehzade Mustafa'nın mühüründen kazıtıp (bazı tarihçiler Tuğra çektirmenin bile bir başkaldırı olduğunu belirtmektedir), bir eşini yaptırdı. Şehzade adına İran Şahı'na mektuplar yazdı ve Şehzadenin sahte mühür ile de mühürledi.
Rüstem Paşa, mektuplara vurduğu sahta mühürle Şehzade Mustafa'nın hayatını da mühürlemişti. Hürem bu sahte mektupları Kanuni'ye kendi adamları sayesinde ulaştırdı. İhanetin ispatı da Şehzadenin boynuna ilmeği geçirmesine sebep oldu. Hem de ne geçirmek?
Şehzade Mustafa'nın 1533 yılında Nahçıvan seferi sırasında, padişahın otağında padişahın elini öpmek isterken ölümünün fetvasını da vermiş oldu. İşler Hürrem açısından tıkır tıkır işliyordu. Süleyman nasıl bir babadır? Kendi gözlerinin önünde oğlunun öldürülüşünü seyretmiş, cesedini de ibret olsun diye çadırının önüne astırıp, çevreye gözdağı vermiştir. Bilmiyorum, nasıl bir baba? Düzen o düzen olduğu içindir ki Kanuni Sultan Süleyman'ın yüreği bu acıya katlanmış. Ama yüreği bu acıya dayanamayan biri vardır. Hürrem'den olma Şehzade Cihangir, gözlerinin önünde cereyan eden bu olay sonrası hastalandı. Sefer devam ederken de Halep'te hayatını kaybetti. Tanrı’nın ''İlahi Adaleti'' sonunda Hürrem'de bir şehzadeden olmuştu.
Acaba Hürrem'in yüreği evlat acısıyla yandı mı? Hürem bir oğlunu daha kaybetmişti ama elde 2 şehzade daha vardı. Şehzadeler Beyazid ve Selim'di. Plan devam etmeliydi ve Hürrem Valide Sultan unvanını alıp, tıpkı kocasını parmağında oynattığı gibi şehzadeleri de parmağında oynatmalıydı.
Hürrem bu rahat durur mu? Ne cüretle anlamıyorum, dış işlere de el atmıştı. Yapılacak seferleri yönlerini bile gizli gizli işleyerek padişaha yaptırıyordu. Bu seferlerin en bilinenleri de Rodos ve İran seferleri olarak işaret edilmektedir. Hürrem, hiç bir Sultanın yapamadığını yaptı 1548 yılında Lehistan tahtına çıkan yeni krala tebrik mektubu yazmakla kalmadı, bir de hediyeler gönderdi.
Hedeflerinden hiç şaşmayan Hürrem artık oğullarını taht varisi yapmıştı. Son hedefi kalmıştı o da Valide Sultan payesini almak. Bu payeyi alamadan Hürrem hayatını kaybetti. Son senelerini hep hasta olarak geçirdi. Ama o yılmaz tavrı ile hep Kanuni Sultan Süleyman'ın yanından ayrılmadı. Ne de olsa bu Hürrem! hastalığı bile seferlerde geçmiş. Rahatsızlığı artınca zorunlu olarak İstanbul'a gelmek zorunda kaldı. Eminim Hürrem bu mecburiyete de üzülmüştür. Öldükten sonra cenazesi Süleymaniye Camisi avlusuna gömülmüştür. Türbeyi ise biricik aşkı Süleyman yaptırdı. Entrikalarla geçen bir yaşam oldukça yorucu olmalı.

http://blog.milliyet.com.tr/Muhtesem_Yuzyil-_Hurr ...t_anasayfa
Kanuni Dönemi Kişileri Tablosu


Güven Hoca

1 yıl önce - Sal 13 Ksm 2012, 21:47
Muhteşem Yüzyıl 73. Bölüm Özeti - 14 KASIM 2012


İbrahim Paşa ve Hürrem arasındaki hesaplaşma, olayın içine Rüstem Ağa’nın da çekilmesiyle giderek karışıyor.Hürrem Sultan, Nigar Hatun’un bebeğini sarayda saklamaya başlıyor.Firuze Hatun, Şehzade Cihangir’in ona düşkünlüğünü kullanarak Süleyman’la yakınlaşıyor.
Hürrem, Nigar’ın çocuğunu sarayda saklamaya başlar. Hürrem, elindeki bu kozu İbrahim Paşa’ya karşı kullanmaya karar verir ve harekete geçer. İstediği bir tek şey vardır o da Firuze’den kurtulmak. Aynı zamanda İbrahim ve Hatice’nin arası bu olay nedeniyle iyice gerilir.
Bu sırada her şeyden habersiz olan Nigar, Rüstem Ağa’yla evlendirilir. Rüstem Ağa istemediği biriyle evlendirildiği için Nigar Hatuna ters davranır. Hatice’nin en büyük korkusu ise İbrahim’in çocuğu bulup saraya getirmesidir...
İbrahim Paşa, Fransız elçileriyle kapitülasyonları görüşmeye devam eder. İstanbul Kadısı Ebussuud Efendi ise Süleyman’ın emri olan kanunları hazırlamaya başlamıştır...
Şehzade Mustafa, Helena’nın ailesini huzursuz eden Abbas Ağa’nın peşine düşerken, Mustafa’nın gözdesi Fatma’nın doğum haberi İstanbul’a ulaşır. Süleyman, bu haberin üzerine torununu görmek için Manisa’ya gitmeye karar verir.
Nigar Hatun çocuğunun yaşadığını öğrenebilecek mi? İbrahim Paşa, Hürrem Sultan istediği için Firuze’yi saraydan uzaklaştırabilecek mi? Hatice ve İbrahim’in arası yeniden açılacak mı?


semihk

1 yıl önce - Pzr 25 Ksm 2012, 14:26

Başbakan da en sonunda patladı ve Kütahya Zafer Havalimanı açılışında 'Bu diziyi yapanı da, yayımlayan kanalı da kınıyorum, at sırtından inmemiş dünyaya kafa tutan bir padişahı saray entrikalarına hapsetmek nasıl bir hesapla yapılıyor?' dedi.

Konuşma Trt haberde devam ediyor.


soner_23
1 yıl önce - Pzr 25 Ksm 2012, 14:37

Muhteşem Yüzyıl son dönem ekrana gelen en parlak dizilerden biri. Durum böyle olunca hakkındaki spekülasyonlar da bitmek bilmiyor. Bazen hiç olmadık isimlerin kadroya katılacağı ileri sürülüyor. Dizinin hayranları günlerce bunu konuşuyor. Bu iddiaların büyük çoğunluğunun gerçeği yansıtmadığı da sonradan ortaya çıkıyor. Bazen de dizide oynamak için can atan bir oyuncu hayal kırıklığını biraz sitemkar biçimde dile getiriyor.


cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET