Ukrayna'nın başkenti Kiev'deki gösteriler 8 Mart tarihine kadar mahkeme kararıyla yasaklandı.
Kiev Bölge İdare Mahkemesi'nin aldığı karara göre, Bağımsızlık Meydanı, Avrupa Meydanı, St. Michael Meydanı, Şevçenko Parkı ve bu alanlara komşu tüm sokaklarda gösteriler 8 Mart'a kadar yasaklandı.
Mahkeme, protestoların ulusal güvenliği tehdit ettiğini, kamu düzenini bozduğunu ve vatandaşların hak ve özgürlüklerini kısıtladığını belirtti.
Göstericiler, 1 Aralık 2013 ile 7 Ocak 2014 arasında yine aynı yerler için alınan yasak kararına uymamıştı. - Kiev
Başlığı düzeltmenizi rica ediyorum lütfen Hamburg'da yaşayan bir Türk olarak.
Bir kere Almanya alev alev olmadı, sadece Hamburg'da polis şiddete başvurdu.
Göstericiler polis karşısında hem güçsüz hem de sönük kaldılar.
Ayrıca kimse kamu malına ciddi bir zarar vermedi.
Burada kimse ülkesini yakıp yıkmaz.
O Ortadoğu ve Ukraynaya mahsus.
Umarım ya başlağı ''Hamburg'dan sonra Kievde'de şiddetli gösteriler''
Yada ''Kiev alev alev'' şeklinde düzeltirsiniz.
Konuyu bilmeyenlere sanki Almanya'nın her yerinde insanlar yangınlar çıkarttı gibi bir hava yaratıyor.
Ha zamanında Almanya'da bir yangın çıkmştı 1989'da, Möln'de, bir Türk ailesinin evi ateşe verilmişti.
İsterseniz o konu ile ilgili ayrı bir başlık açabilirsiniz.
En son FAZIL75 tarafından Prş 23 Oca 2014, 11:02 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Financial Times ünlü Amerikalı Sovyetolog Zbigniew Brzezinski'nin "Rusya, Ukrayna gibi, gerçek bir demokrasi olacaktır" başlıklı bir makalesini yayınladı. Makalede belirtilenler:
Ne pahasına olursa olsun Ukrayna'da ki olaylar tarihi olarak geri dönülemezdir ve jeopolitik olarak dönüştürücüdür. Er ya da geç Ukrayna demokratik Avrupa'nın gerçek bir parçası olacaktır; yine er ya da geç, eğer Rusya kendisini izole etmez ve yarı-durgun imparatorluk kalıntısı haline gelmezse Ukrayna'yı izleyecektir.
Moskova'nın korumasını aramaya hazır kendi kendini zenginleştiren ve yolsuz ülke liderliğinin yalancılığı ile ateşlenen kendine özgü Ukrayna yurtseverliğinin spontane öfke patlaması ulusal bağımsızlığa bağlılığın hakim siyasi gerçeklik haline geldiğinin işaretidir. Bu durum artık dilsel veya tarihi olarak "Rusya Ana'nın" hafif sapkın bir parçası hissini taşımayan genç Ukraynalılar arasında özellikle geçerlidir.
Evet, dilsel bölünmeler kalıcıdır ve Ukrayna'nın bazı kısımları halen kendilerini Rusya'ya yakın hissetmektedir. Hatta Avrupa yanlısı çağrılar yapan en açık sözlü destekçilerin bazılarının Ukraynacayı kendi dilleri olarak daha yeni kabul etmeleri de çarpıcıdır. Yirmi senelik bağımsızlık sürecinde yeniden keşfedilen Ukrayna tarihiyle gururlanmanın artması ve ülkenin batılı komşularının Avrupa bağlantılarından ekonomik olarak yararlanmaları yeni bir zihniyet oluşturmaktadır. Bu zihniyet Rus karşıtlığı benimsemiyor ancak Ukrayna'nın kendi tarihi kimliğinin kültürel olarak büyük Avrupa'nın otantik bir parçası olduğunu iddia ediyor.
Bu nedenle, o veya bu şekilde, Ukrayna kaçınılmaz olarak Avrupa'ya yaklaşacaktır. Otoriter Lukaşenko rejimi ile yönetilen komşusu Belarus'ta bile benzer bir batıya yönelmeninin ortaya çıkmasının başlaması çarpıcıdır. Her iki ülkenin motivasyonu Rusya'ya karşı düşmanlık değildir, ancak her iki ülkede bağımsızlıkları olduğu gibi kültürel kimliklerinin de artan şekilde batıya doğru işaret ettiğini anlamaktadır.
Önümüzdeki aylar içinde AB ve Ukrayna arasında bir çeşit anlaşma için halen yol bulunabilir. Bunu kolaylaştımak için, AB Kiev'in ekonomik ve finansal destek ihtiyacına daha anlayışlı ve açık olmalıdır. Ukraynalılar mevcut Avrupalı mükelleflerin Kiev elitinin hata ve yolsuzluklarının bedelini karşılamaktan memnun olmadığını farketmek zorundadır. Kemer-sıkma bir anlaşmanın gerekli ön koşulu ve Avrupa umudu iddiasında çözüm için Ukrayna adına bir test olabilecektir. Kiev'in ayrıca siyasi rakipleri hapsederek seçim sonuçlarının belirlenemeyeceğini göstermesi gerekecektir.
Bunun Rusya üzerindeki şoku uzun vadede hissedilecektir. Başkan Vladimir Putin'in ülkeyi imparatorluk geçmişi ile nostaljik ihtirası ile şekillenen Moskova'nın mevcut jeopolitik amacı eski Rus imparatorluğunu veya daha yakın Sovyetler "birliğine" benzer yeni bir kisve altında yeniden kurmaktır.
Putin'in, Sovyet sonrası alanlarda kurulan devletlerin liderlerinin Kremlin liderliğinde bir varlık içinde ikincil veya bağımlı bir rolü gerçekten kabul edecekleri naif fikrini barındırdığı görünüyor. Liderlerden bazıları bu formüle zaman zaman sözel hizmet yapıyor ancak zorunluluk veya mahkumiyet mevcut değildir. Liderlerin hepsi bağımsızlığı tercih ediyor: Büyük bir Rus imparatorluğunda eşdeğer bir eyalet olmaktansa kendi ülkelerinde cumhurbaşkanı, başbakan, general, büyükelçi ve ekonomik para basanlar olmak çok daha hoştur. Tarihinde ispatladığı gibi ulusal devlet olma vasfı bir defa kazanılırsa bulaşıcıdır ve devasa dış güç dışında geri dönülmesi imkansızdır.
Bugün Rusya eski imparatorluğunu şiddetle yeniden kurma iddiasında bulunacak durumda değildir. Rusya çok zayıftır, çok gerilemiştir ve çok fakirdir. Rusya'nın nüfus krizi durumunu daha kötüleştirmektedir. Yeni bağımsız Orta Asya devletleri giderek Çin ile kapsamlı düzenlemelere gidiyor olması gerçeği Rusya'nın uzun süreli kalıcı toprak sorunları kabusunu yeniden uyandıran bir diğer endişedir.
Putin'in sert ve beceriksiz çabalarının sadece kısıtlı bir başarı sunduğu Rusya'nın toplumsal elitine belirginleşmesinden önce sadece bir zaman meselesidir. Er ya da geç Putin başkan olmayacaktır. Ve kısa bir süre sonra Rusya ve özellikle ortaya çıkan yeni orta sınıf mantıklı tek yolun gerçekten modern, demokratik ve hatta öncü bir Avrupalı devlet olmak olduğu sonucuna varacaktır.
Başlığı düzeltmenizi rica ediyorum lütfen Hamburg'da yaşayan bir Türk olarak.
Bir kere Almanya alev alev olmadı, sadece Hamburg'da polis şiddete başvurdu.
Göstericiler polis karşısında hem güçsüz hem de sönük kaldılar.
Ayrıca kimse kamu malına ciddi bir zarar vermedi.
Burada kimse ülkesini yakıp yıkmaz.
O Ortadoğu ve Ukraynaya mahsus.
Umarım ya başlağı ''Hamburg'dan sonra Kievde'de şiddetli gösteriler''
Yada ''Kiev alev alev'' şeklinde düzeltirsiniz.
Konuyu bilmeyenlere sanki Almanya'nın her yerinde insanlar yangınlar çıkarttı gibi bir hava yaratıyor.
Ha zamanında Almanya'da bir yangın çıkmştı 1989'da, Möln'de, bir Türk ailesinin evi ateşe verilmişti.
İsterseniz o konu ile ilgili ayrı bir başlık açabilirsiniz.
Klitschko Muhalifler tarafindan cumhurbaskani ilan edilmis galiba.
Ic savas cikarsa baya sert gecer.
Cünkü Ruslar kesin müdahil olur.
Ve ruslar kadar gaddar ve sert topluluk tanimiyorum ...
Ukrayna’da patlak veren siyasi kriz her geçen gün bir iç savaşa sürüklenildiği işaretleri verirken, ülkenin gerçekten parçalanması durumunda Türkiye’nin de Kırım Yarımadası üzerinde hak iddia edebileceği iddiaları gündeme geldi.
Kırım'daki Rusya yanlısı yönetim, Kiev’deki son gelişmeler ışığında bir aydan beri “Batılılar başkent Kiev’i ele geçirirse biz ayrılırız” demekte.
Kırım yönetimi 'ayrılırız' diyor ama 230 yıl önce Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya İmparatorluğu arasında imzalanan Küçük Kaynarca Anlaşması, Yarımada'nın öyle istediği gibi başına buyruk hareket edemeyeceğine hükmediyor. Hala geçerliliğini koruyan ve Rus Çariçesi 2. Yekaterina’nın 19 Nisan 1783 yılında imzaladığı anlaşma uyarınca Kırım Yarımadası Osmanlı himayesinden alınarak Rusya’ya devredilmişti. Ancak anlaşmanın en önemli maddelerinden biri Yarımada'nın bağımsızlık ilan edemeyeceğini ve üçüncü tarafa teslim edilemeyeceğini öngörüyordu. Böyle bir adımın atılması halinde Kırım'ın otomatik olarak Türkiye himayesine geri dönmesi gerekiyordu.
1991 yılında SSCB parçalanarak onun yerine bağımsız Ukrayna devleti ortaya çıktığında, Türkiye Küçük Kaynarca Anlaşması'nı gerekçe göstererek Yarımada'yı geri isteme hakkını elde ediyordu. Ancak Turgut Özal yönetimi döneminde Türkiye’nin kuzeyinde yaşanan jeopolitik değişim ve genel dünya konjönktürü göz önüne alınarak Ankara tarafından bu seçenek gündeme getirilmedi. Türkiye sadece Kırım Yarımadası'nda yaşayan Tatar azınlığın haklarının verilmesini savunmakla yetinmişti.
Son 23 yılda köprünün altından epeyce sular aktı. Günümüzde Kırım Yarımadası Ukrayna’dan ayrılarak tekrar Rusya’ya bağlanmak istediği süreçte ilk önce Kiev’den bağımsızlığını ilan etmesi gerekir. Tam da bu noktada uluslararası hukukun tüm kurallarına göre Türkiye ortaya çıkarak “Kırım Yarımadası yönetimini kontrolüme geri alıyordum” diyebilir.
Baba vatanının kurtulmasını ben de isterim ama biz Kırım'ı almadan Ruslar Erzurum-Kars-Bingöl ... diye Ankara'ya kadar gider. Kırım'da çoğunluk Rus ve Rusya'nın donanma üssü var. Biz Barzani'den hesap soramıyoruz daha.
Kırım Tatarları bu bölgede en kötü koşullarda yaşayan topluluktur. Tıpkı Suriye ve Irak'taki Türkmenler gibi. Bölgede herkesin hamisi var ama Türklerin hamisi yok. Türkiye Barzani'nin, Araplar'ın hamisi olmayı tercih etti. İnşallah bu da birgün değişir.
Çoğunluğu Gayri-Türk olan bir ülkeyi nasıl kendimize alacağız.
Ülke nüfusunun büyük çoğunluğu Rus olmakla birlikte, ülkede Ukraynalılar ve Kırım Tatarları oldukça büyük nüfusa sahiptir. Ruslar: %58,32; Ukraynalılar: %24,32; Kırım Tatarları: %12,1; Beyaz Ruslar: %1,44; diğer Tatarlar: %0,54; Ermeniler: %0,43; ve Yahudiler: %0,22.[7]
Diğer azınlık grupları: Polonyalılar, Moldovalılar, Azeriler, Özbekler, Koreliler, Yunanlar ve Karadeniz Almanları, Çuvaşlar, Romanlar, Bulgarlar ve Gürcüler'dir.
Ruslar: %58,32
Ukraynalılar: %24,32
Beyaz Ruslar: %1,44
Moldovalılar
Polonyalılar
Romanlar
Bulgarlar
Slav toplulukları %85' i geçtiği ortada.
Kırım Tatarları: %12,1
diğer Tatarlar: %0,54
Çuvaşlar
Azeriler
Özbekler
Türk toplulukları %15 i geçmediği muhakkak
Ermeniler: %0,43
Yahudiler: %0,22
Yunanlar
Gürcüler
Türkiye'de mensubu bulunan gruplar %1 in altında.
Kore'lileri de bizden sayarsak %15 lik bir etkinliğimiz var. Antlaşma da ortada. Bu durumda orta yol ne olacak. Mevcut durum devam eder bence.
Ancak anlaşmanın en önemli maddelerinden biri Yarımada'nın bağımsızlık ilan edemeyeceğini ve üçüncü tarafa teslim edilemeyeceğini öngörüyordu.
Keşke böyle bir detay Uşi Antlaşmasında da olsaymış. Öyle olsaydı, İtalyanlar 12 Adayı Yunanistan'a kafadan veremezdi. Türkiye aslında Libya üzerinde hak iddia edebilir. Çünkü Uşi'ye göre Balkan savaşından sonra 12 Ada iade edilecekti ama edilmedi. Bu durumda antlaşma bozulduğuna göre, Libya'nın teslimi de geçersiz oldu. Bu durumda Afrika'daki son Osmanlı toprağı için hak iddia edebiliriz. Fakat 12 Ada'nın Yunan'a geçtiği 1947 den beri hiç bir hükümet bunu isteyecek kadar delikanlı çıkmadı.
1991 yılında SSCB parçalanarak onun yerine bağımsız Ukrayna devleti ortaya çıktığında, Türkiye Küçük Kaynarca Anlaşması'nı gerekçe göstererek Yarımada'yı geri isteme hakkını elde ediyordu. Ancak Turgut Özal yönetimi döneminde Türkiye’nin kuzeyinde yaşanan jeopolitik değişim ve genel dünya konjönktürü göz önüne alınarak Ankara tarafından bu seçenek gündeme getirilmedi.
Turgut Özal o dönem Cumhurbaşkanıydı. Parçalanma sürecinde Akbulut ve M.Yılmaz başbakandı. Onlar da parti içi çekişmeden, etrafı göremediler. 1991 seçimlerinden sonra maalesef talihsiz bir şekilde Hikmet Çetin Dışişleri Bakanı olunca, Türki Cumhuriyetler de Kırım da rafa kalktı.
Ukrayna'da olaylar giderek büyüyör. Hükümet karşıtı göstericiler ile polis arasında çıkan çatışmalarda ölü sayısının resmi rakamlar 9 olduğu açıkladı ama internetde çok daha fazla söyleniyor.