atatürk'ün felsefesi dine karşıdır. akıl ve bilimdir. dindar olan bir kişinin atatürkçülükle ne alakası var? dindar atatürkçü de görmedim hayatımda.
Tanıştığımıza memnun oldum Atatürk'ün inkılaplarına ve ideolojisine sonuna kadar destek veriyorum. Ama sonuna kadar da hiçbir zaman Allah'a olan imanımdan vazgeçmem. Gerçekten iyi, iman sahibi bir insan olmak için hayatta elimden geleni yaparım. Dindarlık anlayışınız şekilcilikten ibaretse orası ayrı tabii. Benim için dindar olmak insanın kalbinin temiz olması, Allah'a gerçek iman sahibi olmasıdır. Atatürkçülük dine karşı değildir; İslami devlet yerine, laik devlet düzenini savunur. Kendisinin bir dine inanıp inanmaması önemli değildir. İstediği yalnızca devlet dini yerine daha hoşgörülü bir düzen olan laik düzenin kurulmasıdır.
Alıntı:
yahu nasıl böyle bir anlam çıkardın. dindar olmayan dinsiz olmuyor ki? atatürkçüler laikliği benimser. laiklikte sekülarizmdir. dinden bağımsız yaşamı seçmektir. yani dindar yaşamı seçmemektir. ama müslümanlığı terketmekte değildir bu. müslümandır ama dindar değildir.
çok açık.
Laiklik demek, devletin tüm dinlere ve inanışlara eşit mesafede olmasıdır. Devletin dini olmamasıdır. Tam demokratik toplumlarda, devletlerin dini olamaz, dini olan insanlardır. Laiklik kavramı maalesef ülkemizde dindar insanlara baskıda bulunmak, dinden uzaklaşmak anlamında kullanılmakta. Gerçekte laiklik, devletin tüm dinlere hoşgörülü olmasıdır. Hakan Ali kardeşimizin daha önceki bir mesajında dediği gibi böyle tanıtanlar utansın. Müslümanlığın da en önemli ilkelerinden biri değil midir hoşgörü? Bir ülkede hanımların başı açık istedikleri yere gidememesi her ne kadar laikliğe aykırı ise, tesettürlü istedikleri yere gidememeleri de laikliğe aykırıdır.
En son Aras Berkin tarafından Çrş 27 Ekm 2010, 00:05 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
atatürkçüler laikliği benimser. laiklikte sekülarizmdir. dinden bağımsız yaşamı seçmektir.
Burda ciddi bir tanim sorunu var. Bakin LAIK olmak dinsiz olmak veya dinden bagimsiz yasamak filan da degildir. Devletin DINSIZ olmasi hic degildir. Tam Aksine devletin vatandaslarinin benimsedigi TUM DINLERI ve MEZHEPLERI kabul etmesidir, HEPSINI kucaklamasidir. O ulkenin vatandaslarin ise dinsiz olmasina (istermezlerse tabi) gerek yoktur, yapmalari gereken inanclarini bireysel olarak yasamaktir, baskarina dayatmamaktir.
Denlet camilerinin, kiliselerinin yada cem evlerinin elektrigini suyunu da saglayabilir. Hatta radyosundan tv sinden dini programlar bile yayinlar (Turkiyede her kandilde oldugu gibi yada Fransada her pazar radyodan ayin yayinlanmasi gibi) AMA kanunlarini ve yasalarini "dinlerin bireysek yorumlarina gore" YAPAMAZ.
Olaya bu sekilde bakarsaniz daha saglikli olacaktir.
Atatürk'ün inkılaplarına ve ideolojisine sonuna kadar destek veriyorum. Ama sonuna kadar da hiçbir zaman Allah'a olan imanımdan vazgeçmem. Gerçekten iyi, iman sahibi bir insan olmak için hayatta elimden geleni yaparım.
Türkçe kelime anlamlarını iyi anlayıp, doğru kullanalım. Allaha inanmak dindar olmak değildir. iyi insan olmak için elinden geleni yapmak da dindar olmak değildir. dindar olmanın anlamı başka, müslüman olmanın anlamı başka, iyi insan olmanın anlamı başkadır.
Alıntı:
Dindarlık anlayışınız şekilcilikten ibaretse orası ayrı tabii.
şekilcilikten asla bahsetmedik. terminoloji ve literatürü doğru kullanmak lazım.
Alıntı:
Benim için dindar olmak insanın kalbinin temiz olması, Allah'a gerçek iman sahibi olmasıdır.
dindar olmak için kalbin temiz olması yetmez. ateistlerinde kalbi temiz olabilir.
Alıntı:
Atatürkçülük dine karşı değildir;
dine karşı değil ama dindarlığa karşıdır. ikisi farklı şeyler. atatürkçülük laik yaşam tarzını benimsemek ve yaşamaktır. bu da dindar yaşam tarzını benimsememekle olur.
Alıntı:
İslami devlet yerine, laik devlet düzenini savunur. Kendisinin hiçbir dine inanıp inanmaması önemli değildir.
laik düzeni savunur eksik bir ifade oldu. laik yaşam tarzını savunur. her an laik yaşam tarzını yaşayacaksın.
Alıntı:
İstediği yalnızca devlet dini yerine daha hoşgörülü bir düzen olan laik düzenin kurulmasıdır.
laik düzen asla dine karşı hoşgörülü olmadı. hoşgörülü olsa idi daha çok taraftar toplardı. ÜLKEMİZDEKİ İNSANLARIN ÇOĞU LAİK DEĞİL.
Burda ciddi bir tanim sorunu var. Bakin LAIK olmak dinsiz olmak veya dinden bagimsiz yasamak filan da degildir.
dinsizlik apayrı bir eşy. bahsettiğimiz o değil. laiklik seküler yaşam tarzını benimsemek ve yaşamaktır. atatürkçülerde bunu yapıyor. her daim laik yaşıyorlar. sadece devlet dairesinde laik değiller, her yerde laikler. laiklikte budur zaten. yarım laiklik olmaz. tam olur.
Alıntı:
Devletin DINSIZ olmasi hic degildir. Tam Aksine devletin vatandaslarinin benimsedigi TUM DINLERI ve MEZHEPLERI kabul etmesidir,
laiklik devletin dinden bağımsız olmasıdır. devletin tüm vatandaşlarının benimsediği dinleri kabul etmesi için laikliğe gerek yok. HUKUK DEVLETİ olması yeter. hukuk haklar demektir. herkesin sahip olduğu hürriyetler demektir. dinde bu hürriyet kapsamına girer.
Alıntı:
HEPSINI kucaklamasidir. O ulkenin vatandaslarin ise dinsiz olmasina (istermezlerse tabi) gerek yoktur, yapmalari gereken inanclarini bireysel olarak yasamaktir, baskarina dayatmamaktir.
inancını başkalarına dayatmamak için laikliğe gerek yok. laiklik olmasa da dayatma olmaz. dinde asla dayatma olmaz. tebliğ vardır. dini yaşam tarzını benimseyenler için birysellik diye bir şey yoktur. din toplumsal bir olaydır. Ör. "cami" cem olmak, toplanmak, bir araya gelmektir. toplumsal olmasa herkes evinde namazını kılsın denirdi. öyle bir şey yok.
Mustafa Kemal Atatürk, 30 haziran 1925 tarihinde şöyle konuşuyordu:
"efendiler ve ey millet! iyi biliniz ki, türkiye cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar ülkesi olamaz. en doğru, en gerçek tarikat (yol) uygarlık tarikatıdır. uygarlığın buyurduğu ve istediğini yapmak insan olmak için yeterlidir. tarikat başkanları bu dediğim gerçeği bütün açıklığı ile algılayacak ve kendiliklerinden derhal tekkelerini kapatacak, müritlerinin bundan böyle olgunluğa eriştiklerini kabul edeceklerdir."
-Kur'an-ı Kerim için gökten indiği sanılan ve dogma ,
ATATÜRK'ÜN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİN V. DÖNEM
3. Yasama Yılını Açış Konuşmaları
1 Kasım 1937
Millet Meclisi Tutanak Dergisi D. V, C. 20, Sa. 3
Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz.(Alkışlar)
-Hz.Muhammed için '' Muhammet müşriklerden mekkeye kaçtı '' ,
Atatürk'ün emri ile 1931 yılında çıkarılan Lise II. Sınıf Tarih Kitabı
-Yeniden Kur'an-ı Kerim için Arapoğlunun uydurmaları diyen ;
“M. Kemal paşa beyanatıma karşı hiddetle bütün içini ortaya döktü:
Evet Karabekir; Arapoğlunun yavelerini Türkoğullarına öğretmek için Kur’anı Türkçeye tercüme ettireceğim ve böylece de okutacağım. Ta ki budalalık edip aldanmakda devam etmesinler!…
Kaynak : Kazım Karabekir'in Hatıraları Sayfa 159
-Tarikatları , medreseleri , dergahları kapatan ,
Medreselerin Kapatılması
Tevhîd-i Tedrisat kanununda medreselerin kapatılması ile ilgili açık bir ifade olmamasına rağmen uygulama sırasında çağdaş ve bilimsel eğitime geçilince medrese eğitimi de kendiliğinden son bulmuştur.Daha sonra açılan İmam Hatip okulları ve İlahiyat fakülteleri ile toplumun ihtiyaç duyduğu din adamları yetiştirilmeye başlanmıştır.
-Sünnet'i yasaklamaya kalkan ,
Sene, hicri 1346 yani 1928..
İsmet İnönü, 4. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak hükümetin başında. Cumhurbaşkanı ise Mustafa Kemal Paşa..!! Fazla izahâte gerek var mı?
Yanda görülen, Mustafa Sabri Efendinin çıkarmakta olduğu "Yarın" gazetesi. Siya kutu içine aldığımız yerde "Sünnet meselesi" yazıyor.
Makale, sünneti yasaklamak isteyen zihniyete cevaplarla dolu..
-Ayasofya Camii'ni müze yapan ,
1930 ile 1935 yılları arasında restorasyon çalışmaları nedeniyle halka kapatılan Ayasofya’da Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle bir dizi çalışmalar yapıldı. Bu çalışmalar arasında çeşitli restorasyonlar, kubbenin demir kuşak ile çevrilmesi ve mozayiklerin ortaya çıkarılıp temizlenmesi sayılabilir.Ayasofya Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği üzerine, Bakanlar Kurulu’nun 24 Kasım 1934[32] tarih ve 7/1589 sayılı kararıyla müzeye çevrilmiştir.
^ "Türkiye". Museums of the World 1: 690, 691, 692, 693, 694, 695. (2008). Ed. Nikolaus Himmler, Ruth Lochar, Hildegard Toma. 04 Mart 2010 tarihinde erişilmiştir.
-Şapka'ya karşı çıktığı , sarıkları çıkarmadığı için 500.000 insanı öldüren
Şimdi sizlere, Kemalistliğinden zerre şüphe edilemeyecek bir kalem olan Falih Rıfkı Atay'dan bir iktibas yapacağız! İnkılâplar uğruna katedilen 500.000 insan!!
Bu millet Çanakkale'de 400bin, Yunan harbinde ise 10bin şehid vermiştir! Ama inkılâplar için tamı tamına
500.000!
"İrtica ile boğuşmanın istilayı söküp atmaktan daha lâzım ve zor olduğunu belirtmek isteriz. Onun içindir ki, Kurtuluş savaşındaki(10bin) can kaybının 50 kat fazlasını irtica ile savaşta verildiğini hatırlatmak gerekir. (..) "
Kaynak: Falih Rıfkı Atay Eski Saat, S. 330
Efendim şimdi oldu mu ? İlker bey istemişti hepsinin kaynağını ispatını.Buyrun efendim.Şimdi devam edelim.Bunlar montaj mı ? Yalan mı ? Yalan ise Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin siteside yalan söylüyor çünkü kaynaklarda oda var yukarıda.Ne diyorsunuz değerli kardeşlerim ? Ne diyorsunuz Atatürkçü Müslüman kardeşlerim ?
En son Hakan Ali tarafından Çrş 27 Ekm 2010, 00:25 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
laik düzen asla dine karşı hoşgörülü olmadı. hoşgörülü olsa idi daha çok taraftar toplardı. ÜLKEMİZDEKİ İNSANLARIN ÇOĞU LAİK DEĞİL.
Laikliği "dinden uzak hayat şekli" olarak yanlış algılamaktan asla vazgeçmeyeceksiniz. Sanırım farklı anlamlar çıkarıyoruz "laik" kelimesinden. Daha bir insanın laik olup olmamasından bahsediyorsunuz... Bir insan laik olamaz. Laik kavramı yalnızca ve yalnızca devlet için geçerlidir. Devletin halkın çoğunluğunun dinine olduğu kadar diğer dinlere de hoşgörülü olmasıdır. Laik düzen asla dine karşı hoşgörülü olmadı demişsiniz. İki örnek vereyim. Devlet dini Müslüman olan bir devlet olan İran. Bir Hristiyan hanım İran'da sokağa çıkarken başını kapamak zorunda. Bir şişe şarap içtiğim zaman suç işlemiş oluyorum. Bu mudur hoşgörü Allah aşkına? Yoksa ABD gibi halkının yüzde 90 bilmemkaçı Hristiyan olan tam laik bir ülkede türbanlı hanımların istedikleri üniversiteye girebilmesi de, istedikleri devlet dairesinde çalışabilmesi de, her bir şehirde onlarca minarenin yükselmesi midir daha hoşgörülü olan?
Her şeyden önce ön yargılarınızı bir kenara bırakın, alın elinize bir politika kitabı okuyun, öğrenin laiklik ne demekmiş her şeyden önce.
Alıntı:
Türkçe kelime anlamlarını iyi anlayıp, doğru kullanalım. Allaha inanmak dindar olmak değildir. iyi insan olmak için elinden geleni yapmak da dindar olmak değildir. dindar olmanın anlamı başka, müslüman olmanın anlamı başka, iyi insan olmanın anlamı başkadır.
Herkesin dindarlık anlayışı farklıdır. Ben kendime göre dindarım. Size göre olmayabilirim. Bir insanın dışarıdan anlayamazsınız dindar olmadığını. Siz eğer beni "dindar değil" diye damgalayabiliyorsanız, şekilcilik arıyorsunuz demektir. Din Allah ve kul arasında olur, devletin zoruyla dini kuralların uygulanmasıyla değil.
En son Aras Berkin tarafından Çrş 27 Ekm 2010, 00:32 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Laikliği "dinden uzak hayat şekli" olarak yanlış algılamaktan asla vazgeçmeyeceksiniz. Sanırım farklı anlamlar çıkarıyoruz "laik" kelimesinden.
çok baist bir önerim var; çevrendeki 3 arkadaşına sor; sen sadece devlet dairelerinde mi laiksin, yoksa tüm yaşamında mı? böbürlenerek; ben tüm yaşamımda kaikliği benimsiyorum diyecektir.
Alıntı:
Daha bir insanın laik olup olmamasından bahsediyorsunuz... Bir insan laik olamaz. Laik kavramı yalnızca ve yalnızca devlet için geçerlidir.
bir insanın laik olmayacağı konusunda Tayyip Erdoğanla aynı düşünüyor olmanıza sevindim. iyi bir nokta.
Alıntı:
Devletin halkın çoğunluğunun dinine olduğu kadar diğer dinlere de hoşgörülü olmasıdır.
diğer dinlere hoşgörülü olmak için laikliğe gerek yok. laiklik olmadan da diğer dinlere hoşgörülü olunabilir. kuzguncukta cami, havra, kilise yan yana. o camiler yapıldığında laiklik mi vardı?
Alıntı:
Laik düzen asla dine karşı hoşgörülü olmadı demişsiniz. İki örnek vereyim. Devlet dini Müslüman olan bir devlet olan İran. Bir Hristiyan hanım İran'da sokağa çıkarken başını kapamak zorunda. Bir şişe şarap içtiğim zaman suç işlemiş oluyorum. Bu mudur hoşgörü Allah aşkına?
iran apayrı bir dünya. oradaki uygulamalar emsal teşkil etmez.
Alıntı:
Yoksa ABD gibi halkının yüzde 90 bilmemkaçı Hristiyan olan tam laik bir ülkede türbanlı hanımların istedikleri üniversiteye girebilmesi de, istedikleri devlet dairesinde çalışabilmesi de, her bir şehirde onlarca minarenin yükselmesi midir daha hoşgörülü olan?
ok.
Alıntı:
Her şeyden önce ön yargılarınızı bir kenara bırakın, alın elinize laiklik bir politika kitabı okuyun, öğrenin laiklik ne demekmiş her şeyden önce.
tamam okurum öner bakalım bi kitap.
Alıntı:
Herkesin dindarlık anlayışı farklıdır. Ben kendime göre dindarım. Size göre olmayabilirim. Bir insanın dışarıdan anlayamazsınız dindar olmadığını.
inançlı birisiniz. ama dindar olmak ile inançlı olmak arasında fark var. terminoloji ve literatür...
Alıntı:
Siz eğer damgalayabiliyorsanız, şekilcilik arıyorsunuz demektir. Din Allah ve kul arasında olur, devletin zoruyla dini kuralların uygulanmasıyla değil.
ben damgalamıyorum. literatürü ortaya koyuyorum. bana ne kim dindar kim değil.
Kur’anı Türkçeye tercüme ettireceğim ve böylece de okutacağım.
Alıntı:
Tevhîd-i Tedrisat kanununda medreselerin kapatılması ile ilgili açık bir ifade olmamasına rağmen uygulama sırasında çağdaş ve bilimsel eğitime geçilince medrese eğitimi de kendiliğinden son bulmuştur.Daha sonra açılan İmam Hatip okulları ve İlahiyat fakülteleri ile toplumun ihtiyaç duyduğu din adamları yetiştirilmeye başlanmıştır.
amacından uzaklaşan medreslerin kapatılması son derece normaldi... Bak ne güzel İlhiyat fakülteleri ve imam hatipler açılmış daha sonra...
sünnet konusuna vakf değilim girmiyorum...
ayasofyayı müze olarak uygun görmüş, benim için şu an cami veya müze olması farketmez, cami olursa daha iyi olur, müze yaptı diye camilere karşı mı denir ne alaka ? niye sultanahmete dokunmamış o zaman... Aynı şekilde ezan da öyle. Ezanı Arapça olarak savunurum, ama Türkçe okunmasını istemişlerse de öyle uygun görülmüş diye düşünüyorum, sonuçta anadilimize çevriliyor başka dile değil...