Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 495
Cemalim7
7 ay önce - Pts 11 Ksm 2019, 01:09

Alıntı:
Sizin gercekten mantik ogrenmeye ihtiyaciniz var. Oncelikle duygulara basvurma safsatasini yaparak ancak kendinizi ve kendiniz gibi dusunenleri tatmin edebilirsiniz. Ama kendinizi tatmin etmek baska sey, gercek ise cok daha baska birsey.
Bakiniz Allah'in sizin bahsettiginiz sekilde bir kisiligi olmasi veya olmamasi var olma iddiasina karsi bir arguman olamaz. Bunu bir kere idrak ediniz...
Bizim neye inandigimiz veya inanmadigimizin sizin mantiksal safsatalari yapmanizla uzaktan yakindan bir alakasi yok.
Bir diger nokta; evrenin,icinde ki milyarlarca galaksinin ve sayisiz yildiz sisteminin insan icin yaratildigi bilgisi Kuran'da yoktur. Aksine Kuran'da evrenin ve dunyanin yaratilisinin insanin yaratilisindan daha buyuk bir yaratilis oldugu yazar. (Bkn: Kuran 40: 57)
Yukarida dedigim gibi mantiksal safsatalara dayanarak iddialarda bulunuyorsunuz ustelik Kuran'in ne dedigi hakkinda da cok fazla bir bilginizin olmadigi goruluyor. Argumanlariniz eksik bilgiye dayaniyor.


Öncelikle mesajınızın tonunda bir değişiklik sezdiğimi söyleyerek başlayayım. Başlığın hakkını vermek için ciddi ciddi cevaplayamayacağımı sandığınız soruları cevaplıyorum. Bundan rahatsızlık duyuyorsanız yazmamamı rica edebilirsiniz.

Bu Allah'ın kişiliği konusunu ilk kez sizden duyuyorum. Allah'ın tamamiyle özelliklerini ve ne yapacağını bildiği insanları sonucunu bildiği halde imtihan etmesi nasıl bir kişilik özelliğidir? Bu imtihanın sonucunu da anlatmanızı sizden istirham ediyorum. Gayrimüslimim, öldüm, çok iyi bir insan olmama rağmen sırf inanmadığım için cehenneme gittim. Sonsuza kadar azap çekiyorum. Eee ya sonra? O kadar mı?Bir imtihan yapılıyor, Allah tamamiyle sonucunu bildiği şekilde (yarattığı şekilde) bütün insanları cennete ve cehenneme yolluyor. Yanıyoruz ya da refah içinde hayat sürüyoruz. Sonsuza kadar. Bu yaptığınız anlamlandırma ile evrenin sırlarını gerçekten çözdüğünüze inanıyor olacaksınız ki bu akla yatkın geliyormuş gibi bundan kibirle bahsediyorsunuz.

Bu inançla kendinizi öyle bir dışarıya kapatıyorsunuz ki (Bkn: Kuran 40: 57) bu ayetten

Elbette gökleri ve yeryüzünü yaratmak, insanları yaratmaktan daha büyük bir şey ve fakat insanların çoğu bilmez.

Evrenin sadece insanlar için yaratılmadığını çıkarıyorsunuz. Evrenden bahseden bir ayette yer kelimesi neden geçer? Sizin bu türetme becerinizle zaten istediğiniz şeyi Kurandan çıkarabilirsiniz.

Benim mantık ilişkileri kuramadığımı tekrar ifade etmişsiniz. Çölün ortasına gelen vahiylere şahitsiz ve kayıtsız şartsız inanmak mantıklıysa zaten siz mantıklısınız. Sizle kim mantık yarıştıramam.


Nihat Joseph Ilkay
7 ay önce - Pts 11 Ksm 2019, 08:25

Alıntı:
Öncelikle mesajınızın tonunda bir değişiklik sezdiğimi söyleyerek başlayayım. Başlığın hakkını vermek için ciddi ciddi cevaplayamayacağımı sandığınız soruları cevaplıyorum. Bundan rahatsızlık duyuyorsanız yazmamamı rica edebilirsiniz.


Mesajimin tonunda herhangi bir degisiklik yok. mesajin tonu konusunda onyargili olmamanizi tavsiye edecegim Turkceyi konusurken ve yazarken Kuzey Amerikali gibi konusuyor ve yaziyor olabilirim.


Alıntı:
Bu Allah'ın kişiliği konusunu ilk kez sizden duyuyorum. Allah'ın tamamiyle özelliklerini ve ne yapacağını bildiği insanları sonucunu bildiği halde imtihan etmesi nasıl bir kişilik özelliğidir?


Eksik bilgi ve hatali mantik yuzunden boyle yanlis seyleri yaziyorsunuz. Aslinda biraz dogru mantik kullansaniz sordugunuz bu sorularin cevabinin ne kadar basit oldugunu siz bile anlayabilirsiniz. Oncelikle sizin yaptiginiz mantiksal hata; Ibrahimi dinlerin anlattigi yaratici anlayisi ile pagan dinlerde ki idol anlayinizi birbirine karistiriyorsunuz. Zeus'un,Odin'in, Baal'in belki oyle bir kapasitesi olmayabilir fakat Ibrahimi dinlerin anlattigi Yaraticinin insanlar icin kendilerine verilen serbest irade kapasitelerini uygulayabilecekleri bir ortam yaratmasi ve yarattigi bu ortamda sonucu onceden bilmesine ragmen insanlarin serbest iradelerine mudahale etmeme kudreti var. Hicbir objektif aksi kanit gostermeden Allah'in bu kabiliyete sahip olamiyacagini iddia etmek bos konusmaktan baska birsey degildir.

Alıntı:
Bu imtihanın sonucunu da anlatmanızı sizden istirham ediyorum. Gayrimüslimim, öldüm, çok iyi bir insan olmama rağmen sırf inanmadığım için cehenneme gittim. Sonsuza kadar azap çekiyorum. Eee ya sonra? O kadar mı?Bir imtihan yapılıyor,

Burada da cok kotu bir mantiksal safsata yapiyorsunuz. Turk ateistleri mantik konusunda gercekten cok zayiflar. Cok iyi bir insan olmama ragmen cumlesi tamamen subjective ahlakla ilgili bir cumle. Sizin eger maddeyi ve zamani yaratabilme kabiliyetiniz olsaydi ve kendinizi kendi yarattiginiz elementleri kullanarak yaratabilir olsaydiniz o zaman bu oyunu sizin ahlak kurallariniza gore oynardik ama sizin oyle bir kabiliyetiniz yok. Lutfen oncelikle mantiksal safsatalar yapmadan, duygusalliga baglamadan tartisma yapabilmeyi ogrenin bence.


Alıntı:
Allah tamamiyle sonucunu bildiği şekilde (yarattığı şekilde) bütün insanları cennete ve cehenneme yolluyor. Yanıyoruz ya da refah içinde hayat sürüyoruz. Sonsuza kadar. Bu yaptığınız anlamlandırma ile evrenin sırlarını gerçekten çözdüğünüze inanıyor olacaksınız ki bu akla yatkın geliyormuş gibi bundan kibirle bahsediyorsunuz.


Allah'in sonucu bilmesiyle ilgili konuyu yukarida aydinlattim. Eger aksini iddia ediyorsaniz bu iddinizi dedigim gibi duygusala baglamadan savunmayi deneyin, ama gordugum kadariyla siz bunu yapamiyorsunuz. Evrenin sirlari konusuna gelince; Ben sahsen evrenin bir sahibi olduguna inandigim icin evrenin sirlarinin mumkun oldugu kadar cozebilecegine inaniyorum. Cunku Yaraticinin bizi o kapasiteyle yarattigina inaniyorum. Sizin inancinizda evrenin sirlarini cozebileceginizi size garanti eden sey ne merak ediyorum. Surekli burada bir akla yatkinliktan bahsediyorsunuz ama evrimsel acidan baktigimizda akil dedigimiz sey cevrenin etkisiyle sekillenmis ve kimyasallarin sonucu olan birsey. Insan beyni eger milyonlarca yillik bir random evrim surecinin sonucunda ilkel maymun atalarinin beyinlerinin gelismis haliyse siz bu organin evrenin sirlarini kavrayabilecegini neye dayanarak iddia edebilirsiniz ki ? Akil, akla yatkinlik vs. bunlar kulaga hos gelen kelimeler ama sizler bu kelimelere objektif degerler vermekten uzaksiniz. Cunku savundugunuz felsefe sizi cikmaz sokaga cikartiyor. Bilginizin dayanagi olan beyninizin guvenilir olmadigina dair ciddi suphelere sebep oluyor. Resmen kendi beyninizi kendiniz baltaliyorsunuz. Neyse ki Bati'da az da olsa bunun farkina varan Thomas Nagel gibi bazi Ateist dusunurler var ve onlar artik cok daha farkli seyler soyluyorlar.

Alıntı:
Bu inançla kendinizi öyle bir dışarıya kapatıyorsunuz ki (Bkn: Kuran 40: 57) bu ayetten

Elbette gökleri ve yeryüzünü yaratmak, insanları yaratmaktan daha büyük bir şey ve fakat insanların çoğu bilmez.

Evrenin sadece insanlar için yaratılmadığını çıkarıyorsunuz.


Siz hem tartisma yaptiginiz karsi tarafin sozlerini carpitacak kadar ideolojik davraniyorsunuz hemde tartistiginiz konu hakkinda fazla bir bilginizin olmadigi goruluyor. Tamamen duygusal argumanlara sariliyorsunuz. Bu konu hakkinda bir onceki yazdiklarinizi okursaniz benim verdigim cevabin neden mantikli oldugunu ve sizin iddianizi curuttugunu cok iyi anlarsiniz. Aslinda carpitmaniza hic gerek yok. Benim paylastigim ayette kibirli insan icin evrenin yaratilisinin insanin kendi yaratilisindan daha buyuk birsey oldugu hatirlatiliyor. Kisaca bu ayet; Allah, icinde milyarlarca galaksinin oldugu koskoca evreni minicik insan icin mi yaratti argumanini yaparak Allah'in varligina itiraz ettiginiz mantigin yanlis bir mantik oldugunu objektif bir sekilde gosteriyor.
Alıntı:
Evrenden bahseden bir ayette yer kelimesi neden geçer?

Himm.. Bunu gercekten merak ettiginiz icin mi soruyorsunuz yoksa sormanizin sebebi bagnazlik mi ? Ben merak ettiginizi dusunerek size o ayette yer kelimesinin neden gectigini aciklayayim. Aslinda konuya bu kadar onyargili bakmasaniz aciklamasi cok basit bir durum bu.
Insanin yakin ve uzak cevresi diye tanimlayacagimiz iki farkli cevresi var. Bunlar yeryuzu ve gokyuzu. Gunluk hayatimizda ve psikolojimizde yeryuzu daha kapsamli bir yer kapladigi icin yakin cevremiz olarak kabul ediliyor, gokyuzu ise uzak cevremiz. Kuranin bu ayetinde ikisinden ayni anda bahsedilmesinin mantiken hicbir sorunlu tarafi yok. Biz bu tarz cumleleri Ingilizce'de ve Turkce'de de goruyoruz. Ornegin;
Evrenin ve dunya'nin olusumu cumlesinde hicbir bilimsel celiski ve mantiksizlik yok.

Alıntı:
Sizin bu türetme becerinizle zaten istediğiniz şeyi Kurandan çıkarabilirsiniz.

Sizin gorusunuz sadece sizi bagliyor. Ben sahsen sizin Kuran hakkinda bilginizin zayif oldugunu soyluyorum ve bu iddiami yazilariniza dayandirarak yapiyorum, sizin gibi asilsiz zan yurutmuyorum.

Alıntı:
Benim mantık ilişkileri kuramadığımı tekrar ifade etmişsiniz. Çölün ortasına gelen vahiylere şahitsiz ve kayıtsız şartsız inanmak mantıklıysa zaten siz mantıklısınız. Sizle kim mantık yarıştıramam.

Yine ortaya temeli saglam olmayan bir varsayim sallayarak kotu bir final yapmissiniz. Colun ortasina gelen vahiylere kayitsiz-sartsiz inanmak cumlesini yazarakta aceleci bir onyargilamada bulunmussunuz. Benim hakkimdaki bu aceleci onyargilariniza cevaplar verebilirim ama bunun gereksiz zaman kaybi oldugunu dusunuyorum. Bakiniz eger siz vahiyleri colun ortasina geldigi icin inkar ediyorsaniz bu gecerli bir sebep degil. Sahit olamadigim hicbir seye inanmam diyorsaniz bu da hatali bir mantik yurutmesidir. Eger mantiktan bahsedeceksiniz bu tarz hatalari yapmamaniz gerekiyor. Bir diger nokta; mantiken konusacaksak inancli bir insanin yasam kalitesiyle, inancsiz insanin yasam kalitesi arasinda cok fazla bir fark yok, hatta inancli insanlarin daha mutlu yasadiklari bilimsel bir cok arastirmada gosterilmistir. Eger oldukten sonra ahiret hayati yoksa, inancli insanin kaybedecegi birseyde yok. Hosnut oldugu bir hayatin sonunda yok olup gidecek. Ortada ne bir kayip ne de bir kazanc var. Ama eger ahiret hayati gercekse kibir yuzunden inancsiz olen insanin cok buyuk kaybi var. Mantikla iliski kurabilseydiniz zaten bu olasiligi cok rahat gorebilirdiniz.

Son olarak tartismamizda gercekci olmam sizi kiriyorsa bunu lutfen kisisel algilamayin. Kisiliginizle bir ilgisi yok, sadece argumanlariniz cok zayif ve mantiksal safsatalar iceriyor. Dusunmeye zorlamiyorlar. Eger yazdiklarimdan dolayi kibirli birisi oldugumu filan dusunuyorsaniz inanin oyle birisi de degilim. Sevgi ile kalin.



En son Nihat Joseph Ilkay tarafından Pts 11 Ksm 2019, 10:22 tarihinde değiştirildi, toplamda 5 kere değiştirildi


Mustafabey 01

7 ay önce - Pts 11 Ksm 2019, 09:01

Peygamber efendimizin çok evlilik yapmasının hikmetleri nelerdir?

Alıntı:
Mehir (ücret) ile alınmış kadınlar !?, savaş dışı hediye edilmiş kadınlar !?, dayı kızları ve amca kızları ile de mehirsiz evlenebilirmiş ama bu peygambere özelmiş. Kıyak geçilmiş yani. O kadar da olsun diyorsunuz.


Bazı çevrelerce sık gündeme getirilen Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.s) çok evlilik yapmış olmasının o günün şartlarında sebepleri neydi? İşte detaylar...

Peygamber efendimizin çok evlilik yapmasının hikmetleri nelerdir?
Çok evlilik, sadece Peygamberimiz (asm) için değil yeni hükümlerle gelen peygamberler için bir gerekliliktir
“(Habibim Ya Muhammed!) Celalim hakkı için, senden öncede nice peygamberler gönderdik; onlara da zevceler ve çocuklar verdik…” (Ra’d, 38)
Çok hanımla izdivaç peygamberlik vazifesinin ruhuna zıt olmayıp bilakis yeni hükümlerle gelen peygamberler için zaruridir. Çünkü peygamberlik insanlığa her alanda en doğruyu tebliğ etmek ve sorunlarına ilahi çözüm getirerek rehberlik etmek demektir. Peygamber Efendimiz’in (asm) Medine’ye hicret ettikten sonra birden bire birçok hanımla nikâhlanması gerçekten düşündürücü ve manidardır. Ve elbette akl-ı selim olanlar için pek çok hikmetleri vardır. İslam dininin aile içi hükümlerinin tesbiti, Peygamberimiz'in (asm)çok evliliği ile mümkün olmuştur

Peygamber Efendimiz’in (asm) tebliğ ettiği dinî hükümler sadece siyasi ve toplumsal hayatı değil aile hayatını da son derece ve yakından ilgilendirmektedir.
Dinin, aile mahremiyeti içinde cereyan eden pek çok yönleri vardır. Bu tarz mevzularda, bir insanın muhatabı ancak nikâhlısı olabilir. İşte aile hayatını ilgilendiren bu sünnetlerin bilinebilmesi, Resûlullah’ın (asm) çok evlilik yapmasının başlıca sebeplerindendir.
Peygamber Efendimiz’in (asm) mahrem olan aile hayatı yaşça, mizaçça, ilimce, kabiliyetçe farklı hanımlar tarafından görülmeli ve gözlenmeliydi. Görülenler, duyulanlar tesbit edilerek arkadan gelen nesillere aktarılmalı idi. Çünkü insanlar, her meselede en güzel örnekleri, ancak Peygamberimiz’in (asm) sünnetinde bulabilecektir. Öyleyse O’nun (asm) aile hayatında davranışları bir değil birçok hanım tarafından takip edilmeli ve mümkün olan en ince teferruatına kadar tespit edilmeliydi.
Bir kısım âlimler, Resûlullah’ın (asm): "Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: Kadın, güzel koku, gözümün nûru namaz" hadîsini izah ederek şöyle demişlerdir:
"Kadınların Resûlullah’a (asm) sevdirilmesinin sebebi tebliğ ettiği dinin hususen mahrem kısımlarının tesbitinde rollerinin büyük olmasıdır. Çünkü onlar, erkeklerin öğrenemeyeceği ve sormaktan da sıkılacakları hususları rivâyet ediyorlardı."
Nitekim İslam dininin sırları ve hükümlerinin taşıyıcısı, aktarıcısı o temiz ve pak annelerimiz olmuştur. Hemen hemen hükümlerin yarısı onlardan rivayet edilmektedir.
Hususen Hz. Aişe’nin (ra) bu hususdaki hizmeti fevkalâde büyüktür. 2210 hadis rivayet etmesiyle, "müksirûn" denen çok rivayet edenler arasında dördüncü sırada yer alır. Hz. Aişe’nin (ra) soru sormakta pek cesur olduğu, anlamadığı hiçbir meseleyi sessiz geçirmeyip mutlaka sorduğu belirtilir.


Peygamber Efendimiz’in (asm) çok evliliği pek çok siyasi meselelere çözüm getirmiştir
Hz. Muhammed’in (asm) birden fazla evlilik yapmasında dikkat çeken bir diğer sebep siyasî yöndür. O’nun (asm) hayatına baktığımızda;
•Hz. Safiye ile evlenmeleri; Hayber Yahudileri ile sıla-i rahime vesile olmuştur.
•Hz. Cüveyriye ile evlilikleri; Benî Müstalik'ten yedi yüz kadar harp esirinin bedava azatlıklarını sağlamıştır.
•Mekkelilerin lideri Ebu Süfyan'ın kızı Ümmü Habibe ile evlilikleri; Ebu Süfyan'ın bozulan Hudeybiye Sulhü'nü yenileyebilmek için, kızını bahane ederek Medine'ye gelmesine, Peygamber Efendimiz'in (asm) hane-i saadetlerine kadar girmesine yol açmış, bu durum onun düşmanlığını bir nebzede olsa azaltmıştır.
Diğer evliliklerinin İslam dininin tebliğindeki rolü göz ardı edilemediği gibi siyasi yönüyle de İslamiyet’e sağladığı faydalar inkâr edilemez. Sadece dünya lezzetlerini gaye-i maksat yapan sefih akıllar Peygamber Efendimiz'in (asm)çok evliliğini idrakten acizdirler

Peygamber Efendimiz’in (asm) hayatına baktığımızda da 25 yaşından 53 yaşına kadar, yani bütün Mekke hayatı boyunca kendisinden 15 yaş büyük ihtiyarca bir hanımla iktifa ettiğini görürüz. Peygamber Efendimiz’in (asm) Medine’ye hicret ettikten sonra birden bire birçok hanımla nikâhlanması gerçekten düşündürücü ve manidardır. Ve elbette akl-ı selim olanlar için pek çok hikmetleri vardır.
Elli üç yaş gibi, insanlarda cinsi his ve heyecanın sükûnet bulduğu bir devrede vuku’ bulan Resulullah’ın (asm) evliliklerini süfli sebeplere bağlamak isteyenler de vardır. Dost ve düşmanlarının ittifakıyla güzel ahlakta eşi benzeri olmayan Peygamber Efendimiz’i (asm) böylesine süfli iftiralarla karalamak istemek elbette ahlak mevhumundan yoksun dünya lezzetlerinden başkasını düşünemeyen sefih kimselere aittir. Peygamber Efendimiz (asm) aynı anda dörtten fazla evlilik yapmış mıdır?

“Eğer yetim olan (kız)lar hakkında (kendileriyle evlendiğiniz takdirde) adaletli olamayacağınızdan korkarsanız, o halde size helal olan (başka) kadınlardan iki(nci), üç(üncü) ve (en çok) dörd(üncü hanımınız) olacak şekilde nikahlayın…” (Nisâ sûresi, 3)
Peygamber Efendimiz'in (asm)bu ayet-i kerime indiğinde nikâhı altında dörtten fazla hanımı bulunuyordu. Fakat Peygamber Efendimiz (asm)nikâhı altındaki hanımlarını boşamamıştır. Bunun sebepleri şöyledir:


Peygamber Efendimiz'e (asm) dörtten fazla hanımla nikâhlanması caiz kılınmıştır
Resulullah’ın (asm) hanımlarıyla olan nikâh bağlarının kopmaması hususunda ruhsat verilmiştir.
Şafiî derki: Allah-ü Teala’nın emirlerini beyan edici olan Resulullah’ın (asm) sünneti delalet ediyor ki; Resûlullah’tan başka hiç kimseye dörtten fazla kadını nikâhla toplama (aynı anda dört kadından fazlasıyla evlenme) caiz değildir. Âlimler arasında bu konuda ittifak vardır. (İbn-i Kesir) Peygamber Efendimiz'in (asm)hanımları mü’minlerin anneleridir

"Peygamber müminlere canlarından ileridir. Onun eşleri de müminlerin anneleridir." (Ahzab, 6)
“…Hem onların (Peygamber zevcelerinden) bir şey istediğiniz zaman, artık kendilerinden bir perde arkasından isteyin! Bu, hem sizin kalpleriniz için, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Çünkü sizin için Allah'ın Resulünü incitmeniz ve kendisinden sonra onun zevcelerini nikâhlamanız ebediyen (caiz) olmaz. Çünkü bu, Allah katında (pek) büyük (bir günah)tır.” (Ahzap, 53)
Resulullah’ın (asm) zevceleri mü’minlerin anneleridir. Peygamber Efendimiz'in (asm) nikahı altından çıkınca başkalarıyla evlenmeleri onlara haram kılınmıştır. İşte bu sebeple Peygamber Efendimiz (asm)hanımlarını zor durumda bırakmamak için nikah bağlarını kopartmamıştır.


Kenanwow
7 ay önce - Pts 11 Ksm 2019, 21:52




Cemalim7
7 ay önce - Çrş 13 Ksm 2019, 03:09

Alıntı:
Mesajimin tonunda herhangi bir degisiklik yok. mesajin tonu konusunda onyargili olmamanizi tavsiye edecegim Turkceyi konusurken ve yazarken Kuzey Amerikali gibi konusuyor ve yaziyor olabilirim.

Sorun değil tabi ki ön yargılı olmayacağım. kusura bakmayın dile getirdiğim için.

Alıntı:
Eksik bilgi ve hatali mantik yuzunden boyle yanlis seyleri yaziyorsunuz. Aslinda biraz dogru mantik kullansaniz sordugunuz bu sorularin cevabinin ne kadar basit oldugunu siz bile anlayabilirsiniz. Oncelikle sizin yaptiginiz mantiksal hata; Ibrahimi dinlerin anlattigi yaratici anlayisi ile pagan dinlerde ki idol anlayinizi birbirine karistiriyorsunuz. Zeus'un,Odin'in, Baal'in belki oyle bir kapasitesi olmayabilir fakat Ibrahimi dinlerin anlattigi Yaraticinin insanlar icin kendilerine verilen serbest irade kapasitelerini uygulayabilecekleri bir ortam yaratmasi ve yarattigi bu ortamda sonucu onceden bilmesine ragmen insanlarin serbest iradelerine mudahale etmeme kudreti var. Hicbir objektif aksi kanit gostermeden Allah'in bu kabiliyete sahip olamiyacagini iddia etmek bos konusmaktan baska birsey degildir.


Bu evirme ve çevirme, bir yerlerden tutup akla yatkınlaştırma çabanızı anlıyorum. Ama bunların hepsi sizin kendi kişisel görüşünüz. Bakın Gazali ne diyor:

‘’Gazâli, insan özgürlüğü konusuna ilişkin görüşlerini üç temel kabulden hareketle temellendirmektedir. Bunlardan ilki, mümkün olan her şeyin yaratıcısı Allah’tır. Gazâli Allah’ın sıfatlarının mutlaklığı kabulünden hareketle insan iradesini ilahi iradenin sınırları içinde değerlendirmektedir. Ona göre, bütün sonradan var olanlar Allah’ın fiilidir ve O’nun iradesi ve yaratmasıyla meydana gelmiştir. Dolayısıyla insanların bütün fiillerini de yaratan Allah’tır. İkincisi, insan fiillerinin yaratıcısı olsaydı yaptığı her şeyi ayrıntılı bir şekilde bilmesi gerekirdi ki bu mümkün değildir. Kudret ve ihtiyarla icad edilen her şeyin temel özelliği, yapılanların ayrıntılı bir şekilde bilinmesidir. Son olarak da insanın fiillerini açıklamanın en önemli yolunun kesb teorisi olduğu yani bir fiile iki kudretin ilişmesi yoluyla fiilin gerçekleştiğinin kabulüdür. Gazâli insan özgürlüğü konusunu, insan açısından değil de Allah açısından ele almaktadır. Dolayısıyla konu, fiilin gerçekleşme sürecinde Allah’ın sıfatları üzerinden değerlendirilmektedir. Bu noktada Gazâli konuyu Allah’ın irade, kudret ve ilim sıfatları bağlamında ele almakta ve insanın kendi fiillerini gerçekleştirme noktasında ne özgür iradesinin ne de gücünün bulunduğunu kabul etmektedir. Gazâli insanın ihtiyari fiillerinin de Allah tarafından yaratıldığını ve bu fiillerin yaratılmasında insanın kudretinin hiçbir etkisinin olmasının mümkün olmadığını kabul etmektedir. Kulun fiilini yaratan Allah’tır, insan ise yaratmanın mahalli yani kazanıcısıdır. Gazâli, insan özgürlüğünü ilahi irade ve kudrete feda etmektedir. O, insanın kendi fiilini gerçekleştirebileceği irade ve kudrete sahip olmasının, Allah’ın mutlak irade ve kudretini sınırlandırdığı kanaatindedir.’’

Insanın bütün fiillerinin yaratıcısı sadece Allah’tır. Yani sizin söylediğinizin aksine insanın kendi iradesi dahilinde en ufak bir oyun alanı dahi yok.

Alıntı:
Burada da cok kotu bir mantiksal safsata yapiyorsunuz. Turk ateistleri mantik konusunda gercekten cok zayiflar. Cok iyi bir insan olmama ragmen cumlesi tamamen subjective ahlakla ilgili bir cumle. Sizin eger maddeyi ve zamani yaratabilme kabiliyetiniz olsaydi ve kendinizi kendi yarattiginiz elementleri kullanarak yaratabilir olsaydiniz o zaman bu oyunu sizin ahlak kurallariniza gore oynardik ama sizin oyle bir kabiliyetiniz yok. Lutfen oncelikle mantiksal safsatalar yapmadan, duygusalliga baglamadan tartisma yapabilmeyi ogrenin bence.


Burda benim üstüne bastığım konuya girmemişsiniz. Ben daha çok sizin bütün kozmosun sırlarını açıklayan o imtihan konseptinin, ve yaşamı bu imtihan konsepti üzerinden anlamlandırmanızın ne kadar köksüz olduğunu göstermeye çalışıyorum. Imtihandan sonra insan sonsuza kadar azap ya da mükafatını çekmek üzere ahirete gidiyor ve sonsuza kadar orda azaba ya da mükafata devam ediyor. Ama sonrası yok. Bu kadar.

Bu sizin ve benim insani yargılarımızla iyi biri olduğunu düşündüğümüz insanların gayrimüslim oldukları taktirde cehenneme gidecekleri meselesini ise siz deştiğiniz için biraz daha açıyorum. Başlı başına dine inanmama sebebidir bu. İçinde doğduğunuz ve kültürünüz parçası olmuş bir dine inanmanın kolaylığı ve içinde doğmadığınız ve kültürel olarak alakanız olmayan dinlere inanmanın zorluğu asla aynı kefede değildir. Siz müslüman çoğunluğun olduğu, aile tarafından size öğretilen, sadece inanarak toplumda kabul görebileceğiniz bir ortamda zaten inanmamak gibi bir şansınız çok da yok. Buradan kimse de açıkçası hristiyan ailede doğan, müslümanlıkla alakası olmayan bir aile ya da çevrede doğmuş olsalar da müslüman olacaklarını iddia edemez. Iddia eden samimi değildir.

Alıntı:
Allah'in sonucu bilmesiyle ilgili konuyu yukarida aydinlattim. Eger aksini iddia ediyorsaniz bu iddinizi dedigim gibi duygusala baglamadan savunmayi deneyin, ama gordugum kadariyla siz bunu yapamiyorsunuz. Evrenin sirlari konusuna gelince; Ben sahsen evrenin bir sahibi olduguna inandigim icin evrenin sirlarinin mumkun oldugu kadar cozebilecegine inaniyorum. Cunku Yaraticinin bizi o kapasiteyle yarattigina inaniyorum. Sizin inancinizda evrenin sirlarini cozebileceginizi size garanti eden sey ne merak ediyorum. Surekli burada bir akla yatkinliktan bahsediyorsunuz ama evrimsel acidan baktigimizda akil dedigimiz sey cevrenin etkisiyle sekillenmis ve kimyasallarin sonucu olan birsey. Insan beyni eger milyonlarca yillik bir random evrim surecinin sonucunda ilkel maymun atalarinin beyinlerinin gelismis haliyse siz bu organin evrenin sirlarini kavrayabilecegini neye dayanarak iddia edebilirsiniz ki ? Akil, akla yatkinlik vs. bunlar kulaga hos gelen kelimeler ama sizler bu kelimelere objektif degerler vermekten uzaksiniz. Cunku savundugunuz felsefe sizi cikmaz sokaga cikartiyor. Bilginizin dayanagi olan beyninizin guvenilir olmadigina dair ciddi suphelere sebep oluyor. Resmen kendi beyninizi kendiniz baltaliyorsunuz. Neyse ki Bati'da az da olsa bunun farkina varan Thomas Nagel gibi bazi Ateist dusunurler var ve onlar artik cok daha farkli seyler soyluyorlar.


Sizin bu kadar inanca gömülmüş, ‘invested’ olmuş biri olarak objektiviteden bahsetmeniz başlı başına yanlış zaten. İnanın sizin beni tekrar müslüman yapma ihtimaliniz var bana sorularımın cevaplarını tam ikna olacağım şekilde verirseniz. Ama benim sizin inancınıza hiçbir şekilde penetre etme imkanım yok. Bu inanca yapılan yatırım, her geçen gün üst üste biner çünkü. Dönülmesi daha zor bir hal alır. Bir noktada hayatınızın merkezinde olduğu için hayatınızı tanımlayan şey olur. Bunları kötü bir şey olarak söylemiyorum yanlış anlamayın ama 1400 yıl önce çölün ortasına gelen vahiylere şahitsiz inanan birisi olarak nasıl objektiviteden bahsediyorsunuz? Bırakın hadisleri, ayetler bile Muhammed ölmeden önce kitaplaştırılmamışlar. Muhammedin söylediklerini ‘’ din ‘’alim’’leri orasından burasından çekmişler. 7000 ayetlik kitabı 1400 sene boyunca konuşmuşlar. Bu 1400 senelik emeğin size hayatınız boyunca inancınızı korumak ve savunmak için yeterli mühimmat vereceğinin ben zaten farkındayım merak etmeyin. Duvarlarınızı da aşmaya çalışmıyorum. Rahat olabilirsiniz.

Evrimsel açıdan insan beyni milyonlarca yıl boyunca maymunlarla ortak bir primat atadan oluştu doğru ancak bunun evreni anlamlandırmayla bir ilgisi yok. Halihazırda zaten hepimiz evreni bu sahip olduğumuz beyinle anlamlandırmaya çalışıyoruz zaten. Siz bir kitlesel inancın egemenliği altına giriyorsunuz, ben kendim kişisel olarak hayatta kendi amacımı yaratmaya hayatıma kendim anlam yüklemeye çalışıyorum. Bu sadece kişisel yanı. Evrenin bir anlamı olması gerektiği ise tamamen insan aklının kabulü. Bunu dedikten sonra bana karşı çıkacaksanız lütfen dönüp de kendi anlamlandırdığınız şeye bakın. Belki bir gün gerçekten de evrenle ilgili bir şeyleri daha iyi anlayacağız ama şu an hala onun için erken. Ama size garanti ediyorum bu kim bana göre iyi kim bana göre kötü diye insanları ayıran ve onları sonsuza kadar mükafatlandıran ya da cezalandıran, kılınan namazları tutulan oruçları sayan ve hayatın her türlü mikro alanına karışan bir tanrı kesinlikle olmayacak. Ölünce ölüyoruz. Bugün var yarın yokuz.

Alıntı:
Siz hem tartisma yaptiginiz karsi tarafin sozlerini carpitacak kadar ideolojik davraniyorsunuz hemde tartistiginiz konu hakkinda fazla bir bilginizin olmadigi goruluyor. Tamamen duygusal argumanlara sariliyorsunuz. Bu konu hakkinda bir onceki yazdiklarinizi okursaniz benim verdigim cevabin neden mantikli oldugunu ve sizin iddianizi curuttugunu cok iyi anlarsiniz. Aslinda carpitmaniza hic gerek yok. Benim paylastigim ayette kibirli insan icin evrenin yaratilisinin insanin kendi yaratilisindan daha buyuk birsey oldugu hatirlatiliyor. Kisaca bu ayet; Allah, icinde milyarlarca galaksinin oldugu koskoca evreni minicik insan icin mi yaratti argumanini yaparak Allah'in varligina itiraz ettiginiz mantigin yanlis bir mantik oldugunu objektif bir sekilde gosteriyor.


Evet ben de evrenin sadece insan için yaratılmadığı sonucunu çıkardığınızı söylemişim. Siz farklı bir şey mi söylüyorsunuz? Bir kere kuranda bırakın milyarlarcayı galaksi diye bir konsept de yok zaten, bari gökler diye bahsedin de kafamız karışmasın. Galaksi olduğu fikri tamamen sizin bilimden etkilenerek yaptığınız bir çıkarım.

Alıntı:
Evrenin ve dunya'nin olusumu cumlesinde hicbir bilimsel celiski ve mantiksizlik yok.

Bence var ama bu çok daha tali bir konu olduğu için hiç girmeyelim.

Alıntı:
Yine temeli saglam olmayan bir varsayim sallayarak kotu bir final yapmissiniz. Benim sizin hakkinizda ki ifadelerimi sizin yazdiklariniz zaten tasdik ediyor. Bu konuda gercekci olmam sizi kiriyorsa bunu lutfen kisisel algilamayin. Kisiliginizle bir ilgisi yok, sadece argumanlariniz cok kotu ve mantiksal safsatalar iceriyor.

Açıkçası temelim çok sağlam. Muhammed’in şahidi varsa söyleyin. Aksi taktirde kimin duygusallıklarla cevap yazdığı belli olacak zaten..



celasun xin zhao
7 ay önce - Çrş 13 Ksm 2019, 05:31

Alıntı:
Peygamber efendimizin çok evlilik yapmasının hikmetleri nelerdir?

zeyd evlatlikti dimi? bu durumu biri bana aciklasin
ahzab 37

﴾37﴿ Bir zaman, Allah’ın kendisine lutufta bulunduğu, senin de lutufkâr davrandığın kişiye, "Eşinle evlilik bağını koru, Allah’tan kork" demiştin. Bunu derken Allah’ın ileride açıklayacağı bir şeyi içinde saklıyordun, kendisinden çekinme hususunda Allah’ın önceliği bulunduğu halde sen halktan çekiniyordun. Zeyd onunla beraber olduktan sonra müminlere, evlâtlıklarının -kendileriyle beraber olup ayrıldıkları- eşleriyle evlenmeleri hususunda bir sıkıntı gelmesin diye seni o kadınla evlendirdik. Allah’ın emri elbet yerine getirilecektir.


Benche
7 ay önce - Çrş 13 Ksm 2019, 06:37

Alıntı:
Kenanwow

bir el dokundu hayatı kurtuldu videosunu paylaşmışsın. aklı sıra mucize göstermeye çalışıyorsun.
o el, 5 yaşındaki kız çocuğuna tecavüz edilirken, neden dokunmuyor ?


Mustafabey 01

7 ay önce - Prş 14 Ksm 2019, 17:33

Alıntı:
zeyd evlatlikti dimi? bu durumu biri bana aciklasin


Hz. Zeynep Validemizin Hz. Zeyd ile Evlenmesi:

Hz. Zeyneb, peygamberlikten yirmi yıl önce dünyaya gelmiş, Efendimiz (asm)'in hala kızı idi. İlk iman edenlerdendir... Asıl adı Berre idi. Resulullah (asm) onu Zeyneb olarak değiştirmiştir. Babası Beni Esed kabilesinden Burre, annesi Efendimiz'in halası Ümeyye binti Abdulmuttalib'tir. O, Mekke'den Medine'ye ilk hicret edenler arasında yer aldı. Medine'ye hicret ettiğinde bekardı. Efendimiz (asm) onu evlâtlığı Zeyd b. Harise ile evlendirdi.

Bilindiği gibi, Mekke dönemi daha ziyade iman esaslarının, Medine dönemi ise İslâmî hükümlerin tesis ve tahkim dönemidir. Bu dönemde cereyan eden olaylar, ya geçmişten gelen toplumda yer etmiş batıl bir hükmü kaldırıyor, yerine yenisini koyuyor, ya da yepyeni bir hüküm ihdas ediyordu.

Hz. Zeyneb'in gerek Efendimiz (asm)'den önce Hz. Zeyd'le evlendirilmesinde, gerekse daha sonra Efendimiz'in onunla evlenmesinde, diğer hanımlarından farklı, Cahiliyet Dönemi âdet ve geleneklerini kaldıran hükümler ortaya çıkmıştır.

Peygamber Efendimiz (asm)'in evliliklerinde gerek o zamanın münafıkları, gerekse yeni zamanın dalalet ehli tarafından en çok dile dolanılıp itiraz edilen Hz. Zeyneb'le olan evliliğidir. Ayrıca çok önemli hükümlerin ortaya çıkmasına sebep olan bir evliliktir.

Bütün bu sebeblerle bu evliliğin nikâhı bir "akd-i semavi"dir. yani bizzat Cenab-ı Hak tarafından kıyılmıştır...

Cahiliyyet döneminde "kölelik ve imtiyazlı sınıf" kavramı en koyu biçimde yer etmişti. Bunun ortadan kaldırılması ve insanların Allah katındaki üstünlüğünün sınıf, rütbe, ırk farklılığıyla değil, takva ile olacağı vurgulanmalıydı. Bunun için en hassas konulardan biri olan evlilik ile bu yanlışın kaldırılması gerekliydi.

Efendimiz (asm) Zeyneb gibi asil soylu ve güzel bir kızı, kendi azad ettiği hizmetçisi Zeyd ile evlendirmekle bu alanda bir adım atmak istemişti. Ancak toplumdaki yaygın kanaatlerin etkisiyle olacak ki, Zeyneb ve kardeşleri önce bu evliliği uygun görmediler. Hür bir kadının, azatlı bir köle ile evlenmesi o günkü geleneğe uymuyordu.

Zeyneb, Resulullah'a, "Ya Resulallah, ben senin halanın kızıyım, ona varmaya razı değilim, üstelik ben Kureyş'liyim." diye görüşünü beyan etti. Resulullah (asm), Zeyd'in kendi yanındaki ve İslâm'daki değerini anlatıp, aslında ana baba tarafından asil ve soylu bir kimse olduğunu belirti.

Derken, Ahzab suresinin 36. âyeti nazil oldu:

"Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resulüne karşı gelirse apaçık bir sapıklığa düşmüş olur."

Bunun üzerine Zeyneb, "Ben Allah ve Resulüne asi olamam!.." diyerek bu evliliği kabul etti.

Fakat bu evlilik iyi yürümedi. Aralarında samimî bir sevgi ve saygı oluşmadı. Zeyneb, dindar ve Allah'tan korkan bir kadın olmasına rağmen, güzelliği, asaleti ile iftihar ediyor, azatlı bir köle olan kocasına iğneleyici sözler söyleyip tepeden bakıyordu.

Hz. Zeyd, artan bu geçimsizliğe dayanamadı, Efendimize (asm) müracaat ederek karısını boşamak istediğini söyledi. Efendimiz çok müteessir oldu. Çünkü bu evliliği isteyen bizzat kendisi idi. Toplumun yanlış algılamalarını kırmak istiyordu. Bu sebebten her defasında Zeyd'e "Karını tut, boşama." diyordu. Ancak her şeye rağmen bu evlilik bir seneden fazla sürmedi. Zeyd, sonunda karısını boşamak zorunda kaldı.

Aradan bir süre geçtikten sonra, sıra Cahiliyet'te yaygın bir başka yanlış âdetin kaldırılmasına gelmişti. Bu da evlâtlıkların, öz evlât gibi kabul edilmesi, dolayısıyla onların hanımları da babalıkların öz kızı hükmünde telâkki edilmesi yanlışı idi.

İslâm, evlâtlık kurumunu temelden değiştirmişti; âyet-i Kerime bu konuda gâyet açıktı:

“Onları, yani evlâtlıklarınızı babalarının ismine nisbet ederek çağırın. Bu Allah katında daha doğrudur. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar zaten sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır.” (Ahzab, 33/5)

Bu âyet nazil olduktan sonra Zeyd, artık Zeyd bin Harise diye babasına nisbet edilerek çağrılmaya başlandı. Evlâtlığın kaldırılmasından sonra, evlâtlık hanımlarının da öz kız gibi olmadığı ortaya çıkmış oldu. Ancak bunun bir örnekle de ispatlanması ve kökleştirilmesi gerekiyordu. Bu da Hz. Peygamber (asm)'in, Hz. Zeyneb'Ie evlenmesi ile mümkün olacaktı. Ancak yerleşik bir âdeti ortadan kaldırırken ortaya çıkacak fitne ve dedikodular Efendimizi (asm) düşündürüyordu. Ama İslâm'ın getirdiği bu prensip, kesinlikle kendi üzerinde uygulanacaktı. Bundan kaçınılamazdı. Nitekim bu hususu Kur'an-ı Kerim şöyle dile getirir:

"Hani Allah'ın iman nasib ederek ikramda bulunduğu ve senin de azad edip evlâtlık edinerek ikramda bulunduğun kimseye sen, 'hanımını bırakma, Allah'tan kork' diyordun. Sen o zaman, Allah'ın açıklayacağı bir şeyi bildiğin hâlde, insanların dedikodusundan korkuyordun. Halbuki Allah korkulmaya daha layıktır. Sonra Zeyd o hanımla alâkasını kesince Biz onu sana nikâhladık. Ta ki evlâtlıkların boşadığı hanımlarla evlenmenin mü'minler için günah olmadığı anlaşılsın. Allah'ın emri işte böylece yerine getirilmiştir."(Ahzab, 33/37)

Bu âyetin nazil olmasından sonra, Hicretin 5. yılında, Zeyneb, otuz beş yaşında iken Efendimiz (asm) ile semavi bir akitle evlenmiştir.

Nitekim bu evlilik üzerine münafıklar boş durmadı. "Muhammed, oğlunun karısının haram olduğunu bildiği halde, kendi oğlunun hanımını nikahladı!" demeğe başladılar. Bunun üzerine Ahzab suresinin 40. âyeti nazil oldu:

"Muhammed, hiçbirinizin babası değildir, O Allah'ın Resulüdür ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah ise her şeyi hakkıyle bilir."

Peygamberler ümmetleri için bir nevi baba hükmünde olup, onlara kendi babalarından daha büyük bir şefkatle baktıkları halde, bu neseb itibariyle bir babalık değildir. İşte âyet-i kerime bu sebeble peygamberlerin ümmetlerinden hanım almasının akla, ilme ve tabiata uygun düşmeyen bir durum olmadığını açığa çıkarıyordu. Böylece İslâm, evlâtlıkla öz evlâd hukukunu birbirinden ayırıyordu. Ancak bu âdet o kadar köklü ve yerleşik idi ki, o gün Müslümanlar arasında bile kimse böyle bir evliliğe cesaret edemezdi. Bu yüzden o günkü münafıklar bu evliliği dillerine dolamış, çeşitli senaryolar üretmişlerdir. Hatta bu evliliği Efendimiz (asm)'in -haşa- nefsaniyetine düşkünlüğüne delil göstermek istemişlerdir.
Bu devirde bile okuyup öğrenmeyip aynı şeyleri söyleyenler çıkıyor.


Nihat Joseph Ilkay
7 ay önce - Prş 14 Ksm 2019, 20:01

Alıntı:
zeyd evlatlikti dimi? bu durumu biri bana aciklasin

Gerci yukarida bu konu hakkinda uzun bir yazi paylasilmis ama eger senin amacin gercekten ogrenmekse internette bu konu hakkinda bir suru aciklama var, o aciklamalari okuman kafiydi. Fakat sen eger uzum yemek degilde bagci dovmek pesindeysen, ehh bagcinin da elinde kalin bir kotek var haberin olsun. Bir davranisin iyi veya kotu oldugunu hangi objektif ahlak kurallari listesine gore karar veriyorsun kotegi..


Mustafabey 01

7 ay önce - Pts 18 Ksm 2019, 16:59





Allah c.c. İnsanı nasıl yarattığını ve nasıl özellikleri olduğunu Kuran-ı Kerim kitabınında 1440 sene önce ayetlerde bildiriyor, niçin yaratıldığının açıklaması var.

Allah her şeyi biliyorsa, hiçbir şeye ihtiyaç duymuyorsa neden insanı yarattı?

Allah'ın hiçbir şeye muhtaç olmadığını, kainata ve içindeki faaliyetlere bakan bir insan görebilir. Biz bir düşünelim, dünyaya gelmeden önce kainatın neyi eksikti de biz geldikten sonra tamamladık. Veya ibadetimizle ne yapıyoruz ki Allah'ın herhangi bir ihtiyacı görülüyor.

Allah her şeyi kemaliyle bilendir. Ama bu bilmesi bizi yönlendirmesi anlamına gelmemektedir. Çünkü O'nun ilmi ezelidir. Yani geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanı aynı anda müşahede eder. Ve herkes vicdanen bilir ki, istediğim şeyi yaparım, konuşurum istemediğim şeyi yapmam. Bu kaideye göre Allah bizim ne yaptığımızı bilir. Ama biz de yaptığımız şeyin irademizle olduğunu vicdanen ve aklen biliriz.

Allah bizi kendisini tanımak ve kendisine layık olacak şekilde ibadet etmek için yarattı. Bu vazifeyi yerine getirecek alet ve cihazları da yaratmıştır. Yani bizden istenen şeyler ile bunları karşılayacak sermaye muvazenelidir. Burada herhangi bir adaletsizlik olmadığını bütün insaf ve vicdan ehli bilir. Fakat Allah'ın bizi yaratırken bize sorup sormaması ise, tamamen Allah'ın iradesini kısıtlamak anlamına gelir.

Oysa alimlerimizin ittifakı ile "Allah, la yüsel"dir. Yani yaptığı işlerden sorguya çekilmez. Ama kainatta yaptığı ve yarattığı herhangi bir hadisenin hikmetsiz veya adaletsiz olduğuna dair hiç kimse ağzını açamamaktadır. Çünkü, kainatta hikmetsiz ve abes olabilecek bir durum yoktur. Bütün kainatı didik didik araştıran bilim adamları bu ilahi hikmet karşısında hayrete düşmektedir.

Allah'ın insanı yaratmasının çok hikmetlerinden birisi ibadettir. Çünkü:

1. Allah insanı imtihan için yarattı. Bu hikmet insanın yaratılmadan olamayacağı kesindir.

2. Allah kainatta tecelli ettiği cemal ve kemalini hem kendisi -kendine mahsus bir şekilde- görmek hem de başkalarının gözüyle görmek istiyor. Başkasının görmesi derken bunların başında insan gelmektedir. Bu hikmet de yine insanın yaratılmasını gerekli kılıyor.

3. İbadet için yarattı. Bu hikmetin yerine gelmesi için var olan birisi gerektir. Yaratılmadan ibadetin yerine gelmesi mümkün değildir. Burada yaptığımız ibadetin miktarına göre cennetteki yerimiz hazırlanıyor.

4. Allah'ın her şeyden daha büyük olduğunu ilan etmek ve Allah'ın emirlerini yaymak. Bu hikmetin yerine gelebilmesi için, hem tebliğ edenin hem de tebliğ edilenin yaratılması icap eder.

5. Bir çekirdeğin ağaç olması için toprağa girmesi gerektiği gibi, insanın da yetişip olgunlaşmsı ve terakkisi için dünya tarlasına gönderilmiştir.

6. Eğer başka alemde yaratılsaydık o zaman da neden bu alemde yaratıldık diye sormamız gerekecekti. İnsan için en mükemmel imtihan salonu bu olduğu için buraya gönderildik denilebilir.

İşte tüm kainatta rastlanılamayan hikmetsiz iş ve fiillere elbette şeriatta da rastlanmaz. Yani bizim taşıyamayacağımız işleri Allah bize yüklemez. Bütün hayvanlara, bitkilere ve cansızlara vazifeler yükleyen Allah, elbette bize de bazı vazifeler yükleyecektir. Yoksa tüm kainatta mevcut olan hikmet, insanlar yönünden abes olacaktı. Hiçbir işinde abesiyet ve çirkinlik olmayan ve bu gibi şeylerden münezzeh olan Allah, elbette insanlara da taşıyabilecekleri bir yükü yüklemesi gerekmektedir.

Kâinatın ömrü milyarlarca yıl ile ifade ediliyor; insanlık âleminin ömrü ise bin seneyle ifade ediliyor. Henüz insan nevi yaratılmadan, bu hadis-i kudsîde verilen haber, öncelikle melekler âlemine bakıyordu. Allah'ı bilen, eserlerini temaşa ve tefekkür eden, O'na isyandan uzak bu mübarek varlıklar, hadis-i kudsîde verilen haberi ibadetleriyle, tesbihleriyle, itaatleriyle, marifet ve muhabbetleriyle tahakkuk ettirmiş oluyorlardı. Hayvanlar âlemi de yaratılış gayelerine tam uygun bir hayat sürmekle, ruhları yönüyle, melekleri andırıyorlardı. Bitkiler âlemi ve cansız varlıklar da mükemmel bir itaat ile vazife görüyorlardı.

"Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı tesbih ve O'na hamd etmesin..." (İsra, 17/44)



sayfa 495
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET