Bu tartışma bence dünya var olduğu sürece devam edecektir.Ama benim fazla vaktim yok Risk almaya gelmez. Zaten her zaman şükrediyorum iyi ki yaratılmışım diye.Hayat çok güzel
Allah'a ve ahiret hayatına inanmayanlar acaba yok olmaktan hiç korkmuyorlarmı ?
Düşünsenize ahiret hayatının olmadığını... Yok olmanın ne kadar kötü birşey olduğunu algılayan her insan , aslında cehennem'inde Allah'ın bir lütfu olduğunu anlayacaktır...
Yok olmaktansa , cehennem'de ceza çekmeye razıyım...
Allah'a şükürler olsun ki sonsuz bir hayat hediyesi verdi kullarına...
Allah'a ve ahiret hayatına inanmayanlar acaba yok olmaktan hiç korkmuyorlarmı ?
Kendi adıma cevap vereyim, hayır. Ancak, geri dönüş olmadığını bildiğimize göre mümkün olabildiğince yaşamak gerekir. Halbuki inananların tanrıya bir an önce kavuşma kaygıları var fakat ölümden daha çok çekiniyorlar.
Ekim 1987’de Chicago’da Amerika Antropoloji Enstitüsünde Rebecca Cann, aylardır süren araştırmasını “Havva Hipotezi” diye özetliyordu. Rebecca Cann, yakınlarda keşfedilen bir biyolojik gerçekten yola çıkarak, hücrenin küçük bir organcığı olan mitokondri DNA’sının, hücre çekirdeğindeki DNA’dan farklı olduğunu tespit etmişti. Çekirdekteki DNA, nesiller boyu yeni yeni kombinezonlara girerken, mitokondri DNA’sı hiç kombinezonlara girmeden, aynen aktarılıyordu. Yani, bir annenin mitokondri DNA’sı, çekirdek DNA’sı gibi babanın DNA’sına karışmıyor; kendi çocuklarına aynen geçiyordu. Onun kızları da kendi kızlarına, onlar da kendi kızlarına... mitokondri DNA’sını olduğu gibi aktarmaktaydı.
O halde, şu andaki kız çocuklarının mitokondri DNA’larına bakılarak, neden Hz. Havva’ya kadar gidilmesindi? Ve Rebecca Cann, doğuma hazırlanan 147 hamile kadının doğumdan sonra rahimden atılan plasentalarını aldı. Kimi Asyalı, kimi Orta Doğulu, kimi Afrikalı, kimi Avrupalı olan bu kadınların plasenta dokularından elde ettiği mitokondri DNA’larını birbirine kıyasladı.
Aynı sıralarda, Emory Üniversitesinden bir grup genetikçi, dört ayrı kıtadan toplam 700 insanın kanını bir araya toplayıp, kan hücrelerinin mitokondri DNA’larını incelemeye koyuldular.
Sonra, her iki araştırmanın sonuçları birleştirildi. Görüldü ki, ayrı kıtalarda yaşayan farklı ırk mensubu insanların mitokondri DNA’ları arasında hemen hemen hiç fark bulunmuyor; DNA’ların hepsi, gele gele tek bir kadında noktalanıyordu. Araştırmaları baştan sona izleyen Allan Wilsan’a göre “Hepimizin ortak bir annesi olmalıydı.”
Ünlü paleontolog Stephen Jay Gould da bu görüşü destekliyor. “Havva Hipotezi” için, “Kalıbımı basarım, müthiş bir buluş bu. Çünkü, hepimizi, şimdiye kadar fark etmediğimiz yakınlıkta, birer biyolojik kardeş yapıyor.”
“Aynı ailenin çocukları gibi” diye tamamlıyor, California Üniversitesi biyologları.
Evrimci bir paleontolog ise, “DNA’lardan elde edilen bu yeni bilgiler öylesine hassas, öylesine gerçek ki, bizim anlattıklarımızın hepsi, bir anda kocakarı hikayesine dönüverdi.” diyerek “Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık.” ayetini bilmeyerek tasdik ediyorlardı.
En son Serdar OKAN tarafından Cmt 09 Ekm 2010, 22:43 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Ancak, geri dönüş olmadığını bildiğimize göre mümkün olabildiğince yaşamak gerekir
Bu konuda sana katılıyorum, mesela ben ibadet ettikçe daha mutlu oluyorum, yaşadığımı daha çok anlıyorum
Alıntı:
Halbuki inananların tanrıya bir an önce kavuşma kaygıları var fakat ölümden daha çok çekiniyorlar.
İnsan sevdiğine kavuşmak için sabırsızlanmaz mı hiç. Biz dünyada misafiriz ve asıl yurdumuz olan ahiret hayatı için bize lazım olan şeyleri kazanma amacı ile yaşıyoruz...
Ölümden korkmak mı ? Bunu hangi kaynağa dayandırdın çok merak ediyorum...
Tanrının varlığıyla ilgili birkaç temel paradoks. (Burada tanrı en yüce ve tek olduğu iddia edilen tanrıdır.)
Tanrı kaldıramayacağı kadar ağır bir taş yaratabilir mi?
Tanrı kendinden bir tane daha yaratabilir mi?
Tanrı kendini yok edebilir mi?
Tanrı 'kendisinden daha yüce' bir varlık yaratabilir mi?
Bu sorulara verilecek yanıtlar, tanrı kavramıyla ilgili paradokslara neden olmaktadır. Örneğin ilk soruya evet dersek, tanrının gücünü sınırlandırmış oluruz; hayır dersek yaratıcılığını.
Ozaman bende söyle bir soru sorayim
Bir camasir makinasi kendini tasarlayan mühendis hakkinda böyle sorular sorabilirmi?
Diyelimki sordu, peki aldigi cevaplari algilayabilirmi ?
Yani demek istedigim, varlik ve boyut anlaminda bizim seviye olarak cokcok üstümüzde olan bir Varlik hakkinda su kücücük idrak yetenegimizle hangimiz bu sorularin cevaplarini verecek seviyedeyiz. Bu sebeple bu sorulari sorsak bile cevabini kesinlikle veremeyecegiz. Cünkü biz insanlarin sinirlari vardir, ama "Tanrinin" sinirlari yoktur.
Kendi adıma cevap vereyim, hayır. Ancak, geri dönüş olmadığını bildiğimize göre mümkün olabildiğince yaşamak gerekir.
Ayaklarına zincirler takılmış...Elleri kelepçeli...Ve arkasından sürekli itilmekte...Belli bir istikamete doğru hem gidiyor, hem de bağırıyor: "Gitmem ben o beldeye! O şehre inanmıyorum!"
yanına bir görevli geliyor ve kulağına şunları fısıldıyor: "Bu yol o menzile çıkar.Ama, sen bilirsin, ister inana inana git, ister inanmaya inanmaya... tercih tamamen sana ait!..."
İsteğine bağlı olmayan işlerde, her insan: mahkum!
Heran nefes alıyor: Havaya esir...
Ne ciğerlerine el atabiliyor, ne yıldızlara: Elleri bağlı
Yer çekimiyle arza raptedilmiş: Kaçmaktan mahrum...
Ve nihayet, dünya onu kabre götürüyor: Gitmeye mecbur...
Bir asi mahkum kalkıyor. "ben gitmem" diyor. "Ahirete inanmıyorum" diyor. Bilmiyor ki, İNANMAMAK AHİRETE GİTMEYE DEĞİL, CENNETE GİRMEYE MANİ...
Tek sahibim, sultanım ALLAH'ım beni SENSİZ bırakma
Halbuki inananların tanrıya bir an önce kavuşma kaygıları var fakat ölümden daha çok çekiniyorlar.
Nerden biliyorsun,elinde saha araştırması mı var?
Ben tam aksini varsayıyorum. Müminler daha çok hazırlıksız gitmekten korkar. İnançızılar hiç olmaktan ödü kopar. Yaşama tutkusu biraz da ölüm korkusundan değil mi?
Bir camasir makinasi kendini tasarlayan mühendis hakkinda böyle sorular sorabilirmi?
Diyelimki sordu, peki aldigi cevaplari algilayabilirmi ?
Bir çamaşır makinesi yapamaz belki ama bir bilgisayar programı veya sitesi yapabilir. Sizden bilgi alır, yorumlar ve sonuç verir. İnsanlar tarafından kesinlikle anlaşılamayacak bir tanrı onlara kitap da göndermezdi. Demek ki anlaşılmak istediği varsayılıyor. Üstelik bu tanrı kendi yarattığı insanları sonucunu da bildiği bir sınava sokuyor?
Ben tam aksini varsayıyorum. Müminler daha çok hazırlıksız gitmekten korkar. İnançızılar hiç olmaktan ödü kopar. Yaşama tutkusu biraz da ölüm korkusundan değil mi?
Kendi gözlemlerimdi. Önemli değil tabii. Neden hazırlıksız gitmekten korkarlar? Yeni doğan bebek öldüğünde cennete gitmiyor mu zaten default olarak?