Ilk sayfada bu cümleyi okudum ve diger sayfalari okumaya gerek bile görmedim. Bu cümle yanlistir. Felsefeden ne kadar bi haber oldugunuzun ispati su cümle de sakli. Platon'un magara hikayesini bilirmisiniz? Bir dolu insanin bir magara icerisinde kilitli olup dis dunya ile iliskilerinin olmamasi ve disariya cikamamalarini kastediyorum. Cikmayi basarabilen kisininde dis dunyayi tanidiktan sonra eski yerine dönup magara arkadaslarina gercekleri anlatmaya cabalamasi ardindan magara arkadaslari tarafindan öldürülmesi. Diyecegim su ki, insan dogasi dogmatiktir. Bunu felsefe de belirtiyor. Simdi siz kalkmissiniz inanmak akla terstir diyorsunuz ki bu yanlis, cahillik.
Oyle birseyden bahseder gibi yazmissiniz ki sanki 10 bin yil once gelmis bu dinler ve iste insanlar, krallar olusturmus ama haberimiz yok.
Dinlerin peygamberler araciligi ile geldigi ortada
Ortada olduğu kesin değil. Sizinde söylediğiniz gibi binlerce yıl önceki inanışlarda görülen terimlerin ve bu inanışlardan kaynaklanan ritüellerin 3 büyük inanç sisteminde görüldüğüyle ilgili bir kitap okumuştum. Kısaca eski inanışın yeni yüzü olarak bu üç dinin karşımıza çıktığından bahsediyor. Bazı örnekler verilmiş teknik terimlere. Bir tanesi 'apocalype' kelimesiydi. Kelimenin binlerce yıllık inançlara dayalı olduğunu, temelinin Hıristiyanlıkta değil, çok daha öncesinde aramak gerektiğini bahsediyordu. (Kitap İngilizce ve yazarın en fazla etkileşim içinde olduğu/tanıdığı 3 büyük dinden Hıristiyanlık olması nedeniyle analiz edilen Hıristiyanlıktı.) Eğer merak eden olursa kitabı bulup, ilgili kısmı yazabilirim. Yalnız tabii not düşmek istediğim bir konu var. Kitap biraz 'uçuk kaçık'; kanıtlanması mümkün olmayan olaylar sanki yazar olaylara dahil olmuş kadar kendinden emin aktarılmış.(Dinle alakalı-alakasız konularda) Diğeceğim, ilk belirttiğim konuda yapılan analoji dikkat çekici fakat bazı noktalarda kaynak noksanlığıda yok değil. Ama yinede dikkate değer bir konu bence, bu kitapta öncede internette konu hakkında yazılar okumuştum fakat bu kadar kapsamlı değildi. Önemli bir noktayı ele almışsınız bence. İki nedenden dolayı;
1) Eğer varlığı doğruysa, 3 büyük dinler ve öncesi inanç sistemleri arasındaki benzerlikler ve kullanılan terminolojinin aynı kökene dayanması, 3 sistemin dünyevi veya göksel olması konusunda önemli bir ip ucudur.(öyle olduğunun kanıtıdır demiyorum, yanlış anlaşılma olmasın)
2) Belkide daha önemlisi, bu benzerliklerin ardından gidilmesi tartışılabilecek somut bir şeyler olduğu anlamına gelir. Yani tartışmaya başlamak için elle tutulan, gözle görülen, yaşanmış olaylar, söylenmiş sözler -kendinizi nasıl tanımlarsanız tanımlayın(bazı aşırı akımlar istisnadır)- kesin temel oluşturur.(Başlık açıldığından beri tartışmanın ahenk içinde ilerlememesinin bir sebebi bu temelsizliktir. Bu sıkıntının iki ateist veya iki agnostik arasında meydana gelmeside kuvvetle muhtemeldir.
Imanli biri, bilim bir gun Allah'in yoklugunu ispatlasa bile, inanmaya devam edecektir. Allah'in yoklugunu sorgulamayacaktir, cunku bile bile gunaha girmek istemez.
Allah inananlar icin herseyi kaplayan kadr-i mutlakdir. Bilim ilim tabait kanunlari ile Allahin yoklugunu ispat etmek akintiya kürek cekmektir inanlar icin, cünkü onlar Allahin sünnetullahidir, Allahi var ve halk ettigi seyle, inkar etmeye mümin olanlar sadece gülerler. Cünkü onun inkar edeceginiz sey neyse, ister nesne, ister bilim olsun ondan ayri gayri degildir. yani o dünyayi 7 günde yaratip sonra isini gücünü birkip, gökyüzündeki tahtina cekilmis, yunanlilarin zeus gibi bir tanrisi degildir. o her an yaratan, her an bir sende olan herseyi kapsayandir.
Islamin tassuf inancinda Allah ayri insan ve tüm yarattigi ayri degildir. Aras kardesimiz cok güzel bir örnek vermis anlasilmasi icin Allah okyanus ise diger tüm kainatta var olan soyut ve somut nesneler birer damladir, ama öz aynidir hepsi sudur. O damlalar eninde sonunda okyanusa gark olacaklardir okyanusa gark olunca kendilerininde okyanustan farki olmaz. siz damla ile okyanuslarin varligini inkar edemezsiniz, cünkü özü itibariyle hessi aslinda okyansun bir parcasidir, havalar isininca buhar olup, buharin soguyup kondensat olusunca yagmur damlalari olarak tekrardan denizlere oradan okyanusa kavusan aslinda birdir. yani gercek mutlak okyanusdur.
yani Allah, ayri diger tüm yarattiklari ayri degildir ozaman ikilik dogar. Vahdet-i vücuddur. tüm yaratilanlar ondan ayri ve gayri degildir, soyut ve somut böyel olunca onun yaratigi bir varlikla onu inkar edemezsiniz. cünkü o varlik onun bir parcasidir! zitti olmadigi icin ahmet mehmet gibi tanimliyamsiniz cünkü tekdir.Ancak sifatlariyla ve isimleriyle bilinir.
Zati itibariyle kimseye benzemez, ama sifatlariyla benzeyebilir. Görür, istir ,yaratir ve bunu gibi sayisiz ismin ve sifatin yani özelligin sahibidir. yani tüm kainattaki görmenin asil kaynagi Allahin görme sifatidir. o sifat olmadan canlilar göremez.
yoksa nedir ki göz kasdan ve sinirden yapilmis bir et parcasi degilmidiri, ona görme hikmetini ve ilmin i veren kendisidir. Ki hayat ilmini bir canlidan aldigi vakit yani öldügü vakit bir canli, gözü bedeninde olmasina ragmen göremez, cünkü hayatin sahibide kendisidir.
"men arafe nefsehu fekad arafe rabbehu" yani "Kendini bilen Rabbini bilir" kim kendi özünü kesfederse, yaraticiyida kesfetmis olur, yoksa ölüme kadar bu sorular bitmez , biri biter digeri baslar.
INSANIN ÖNCE KENDINI KESFETMESI KENDI ÖZÜNÜ BULMASI LAZIM GELIR
Bu paradoks insanoğlu dünyaya ilk âyakbastıgından buyana vardır. Kımı bılımadamları Allah ın varlığını ZAMAN ın ta kendisi olarak acıklamıslardır kimileri daha ruhanı biri birbiri olgu olarak gormustur kımı bılımadamları atom parcacıklarına Allah kavramını yuklemıslerdır ancak kesin olan bısey varkı bu insanoğlunun aklının cozebvılecegı bı şeye benzememektedır. Mesela evrenin yaratılısı hala sırdır Big bangle ilgili çok buyuk boşluklar var mesela bılımadamları Big bangı oluşturan koşullar neydı diye sorduklarında tıkanıp kalıyorlar bıldıgınız gibi evrende bizim bıldıgımız 3 boyut var ancak bılımadamları son yüzyılda tam 11 boyut olduğumu kesfettıler ve tum bu sırlar 11. Boyutun Icınde gizli yanı paralel evrenler meselesi.. Paralel evrenler konusuda en az Allah kavramı kadar karışık bı konu insan merak ediyor sonuçta ve araştırma isteği uyanıyor. Her insan aynı olamaz ben bu konularla yıllardır ılgılenıyorum ancak dındende cıkmadım arastırmak her zaman güzeldir bu konuyla daha geniş kapsamlı araştırma yapmak gerekli bı çok kaynak var ancak bu forumda çözüm bulunacagını sanmıyorum cunkı bazı dostlarımız bu konunun konusulmasının bile doğru olmayacağını soylemekteler
İşte insanın tanrı kavramına olan duygusal ihtiyacı da buradan kaynaklanıyor.
Siz Allahın var olmadığını ama insanın buna ihtiyaç duyduğu için, kendi kafasında yarattığını söylüyorsunuz. Ama bunu yaparken de yine varlığı kesinleşmemiş, doğrulanmamış olgulardan destek alıyorsunuz. Yani siz de olayları beyninizle değil, duygularınızla yorumluyorsunuz. Biliyorsunuz bir gerçeğin bilimsel olabilmesi için, onun bilimsel yöntemlerle kanıtlanabilir olması gerekir. Siz Allahın olmadığını bilimsel olarak kanıtlayabiliyor musunuz?
Alıntı:
Üstelik tanrının her özelliğiyle kendisinin var ettiği 'kullarına' sınav yapması da ayrı bir çelişkidir.
Peki bu düşüncenizle insan iradesini de yok saymıyor musunuz? Bu konuyu "Kadere İnanıyor musunuz" başlığında da arkadaşlarla tartışmıştık. Benim düşünceme göre insan bu kadar çaresiz bırakılmamıştır. Önüne sonsuz seçenekler-yollar sunulmuştur. Kişi ise yaşamında geçeceği bu yollardan sorumludur. Yani bir yerde kendi kaderini, kendi çizer. Gireceği sınavda bu seçtiği yollara göre şekillenecektir. Tabii ki yanlış tercihlerimizin cezasını sadece başka bir boyutta çekeceğimiz gibi bir kuralda yok bence. Bazen insan, yanlış tercihlerinden dolayı cezasını bu dünyada da çekebiliyor.
Bence burada Allahın varlığını değil de, insan düşüncesini tartışsak daha somut sonuçlara ulaşabiliriz diye düşünüyorum.
Cehennem konusuna gelince. Cehennem dediğimiz yerin nerede olduğunu sanırım kimse bilmiyordur. Biliyorum diyenin aklına şaşarım. Ancak cehennem dediğimiz yerin nerede olduğunu bilmesek de hadislerde ve Kur'an-ı Kerim'de var olduğu yazıyorsa bizim varlığına inanmamız için yeterlidir.
Cehennemin yerini biliyorum. Uzakta değil yanıbaşımızda.
Alıntı:
Cehennem sözcüğü İbranicedeki "Ge-Hinnom" sözcüğünden gelir.
“Ge” sözcüğünün anlamı “Vadi”dir.
"Hinnom" sözcüğü ise isimdir.
Buna göre Ge-Hinnom sözcüğünün karşılığı “Hinnom Vadisi”dir. Ge-Hinnom, Ge-Ben-Hinnom'un kısaltılmış şeklidir. Hinnom Vadisi'nin bulunduğu yer coğrafi olarak Kudüs'ün güney ve güney batısıdır.
Hinnom Vadisi, eski devirlerde İsrail Krallığı'nda yaşayan insanların çocuklarını Molek/Malik/ Moloş/Moloz adı verilen bir puta kurban olarak sundukları bir yerdi. İsrail Krallığı döneminde bazı insanlar kendi çocuklarını canlı olarak bu putun ortasındaki ateşe atıyorlardı.
2. Krallar 21: 1-6'da şunlar yazılıdır:
“Manaşşe on iki yaşında kral oldu ve Yeruşalim'de elli beş yıl krallık yaptı. Annesinin adı Hevsivah'tı. RAB'bin İsrail halkının önünden kovmuş olduğu ulusların iğrenç törelerine uyarak RAB'bin gözünde kötü olanı yaptı. Babası Hizkiya'nın yok ettiği puta tapılan yerleri yeniden yaptırdı. İsrail Kralı Ahav gibi, Baal için sunaklar kurdu, Aşera putu yaptı. Gök cisimlerine taparak onlara kulluk etti. RAB'bin, “Yeruşalim'de bulunacağım”dediği RAB'bin Tapınağı'nda sunaklar kurdu.
Tapınağın iki avlusunda gök cisimlerine tapmak için sunaklar yaptırdı. Oğlunu ateşte kurban etti; falcılık ve büyücülük yaptı. Medyumlara, ruh çağıranlara danıştı. RAB'bin gözünde çok kötülük yaparak O'nu çok öfkelendirdi.”
O devirlerde çocukların canlı olarak ateşte kurban edilmesi tapınmanın diğer uygulamalarından sadece bir kısmıydı.
İsrail Krallığı'nda insanların çocuklarını ateşe atarak Baal ve Molek gibi put tanrılara kurban olarak sunumları yapan başka bir kral ise Ahaz'dı.
2. Tarihler 28: 2-4'te şunlar yazılıdır:
“İsrail krallarının yollarını izledi; Baallar'a tapmak için dökme putlar bile yaptırdı. Ben-Hinnom Vadisi'nde buhur yaktı. RAB'bin İsrail halkının önünden kovmuş olduğu ulusların iğrenç törelerine uyarak oğullarını ateşte kurban etti. Puta tapılan yerlerde, tepelerde, bol yapraklı her ağacın altında kurban kesip buhur yaktı.”
Yeremya 32: 35'te de şunlar kayıtlıdır:
“Ben-Hinnom Vadisi'nde ilah Molek'e sunu olarak oğullarını, kızlarını ateşte kurban etmek için Baal'ın tapınma yerlerini kurdular. Böyle iğrenç şeyler yaparak Yahuda'yı günaha sürüklemelerini ne buyurdum, ne aklımdan geçirdim.”
İsrail Krallığı döneminde bu insanlar o zamanki ulusların törelerine uyarak, oğullarını ve kızlarını ilah Molek'e kurban olarak sunuyorlardı.
İsrail krallarından bir başkası olan kral Yoşiya ise diğerlerinin aksine bu uygulamaya bir son verdi. Bunu yaparak başkalarının bu bölgeyi artık sahte tapınma amaçlı olarak kullanarak, çocuklarını kurban olarak sunmalarına engel olmaya çalıştı.
2. Krallar 23: 10'da şu bilgiler veriliyor:
“Yoşiya, kimse oğlunu ya da kızını ilah Molek için ateşte kurban etmesin diye, Ben-Hinnom Vadisi'ndeki Tofet'i kirletti.”
Daha sonra bu yer, şehrin çöplüğü olarak kullanılmaya başlandı; ve burası zamanla, ağır suç işlemiş kişilerin cesetlerinin, hayvan ölüsünün ve ayrıca her çeşit çöpün atıldığı bir yer durumuna geldi. Ve insanlar bu çöplerin yığılmasını önlemek için bunları yaktılar ve kükürt atarak ateşin devamını sağladılar. Tıpkı günümüzde de çöplerin yakıldığı gibi. Burası artık insanların canlı olarak putlara kurban olarak yakıldığı bir yer olmaktan çıkıp sadece bir mezara gömülmeye değer bulunmayan kişilerin cesetlerinin atıldığı bir yer olarak kullanıldı.
İsa'nın Ge-Hinnom sözcüğünü kullandığı dönemde de Hinnom Vadisi aynı bu amaçla kullanılan bir yerdi.
Ancak gene de Kutsal Metin'de Hinnom Vadisi ya da orijinal şekliyle Ge-Hinnom bir ceza yeri olarak gösterilmektedir.
Birisinin ceza olarak Hinnom Vadisi'ne atılacağına ilişkin bazı örneklere bakalım:
Markos 9: 43-47:
“Eğer elin seni günaha sokuyorsa, onu kes at; çolak olarak hayata erişmen iki elli olarak Hinnom Vadisine, sönmez ateşe gitmenden iyidir. – Eğer ayağın seni günaha sokuyorsa, onu kes at; topal olarak hayata erişmen iki ayağınla Hinnom Vadisine atılmandan iyidir. – Eğer gözün seni günaha sokuyorsa, onu çıkarıp at; tek gözlü olarak Tanrı'nın krallığına erişmen iki gözünle Hinnom Vadisine atılmandan iyidir. Orada onların kurdu ölmez ve ateşi sönmez.”
İsa burada, Hinnom Vadisi'nin ateşli bir ceza yeri olduğunu söylemektedir. Ayrıca , Hinnom Vadisi'ne gitmemek için, elini, ayağını ya da gözünü çıkarmasını da öğütlemektedir.
Bu konuyla ilgili kaynak çok. Yani cehennem diye bilinen yer aslında Ge Hinnom vadisidir. Ve burası Kudüs yakınlarındadır.
Siz Allahın var olmadığını ama insanın buna ihtiyaç duyduğu için, kendi kafasında yarattığını söylüyorsunuz. Ama bunu yaparken de yine varlığı kesinleşmemiş, doğrulanmamış olgulardan destek alıyorsunuz. Yani siz de olayları beyninizle değil, duygularınızla yorumluyorsunuz. Biliyorsunuz bir gerçeğin bilimsel olabilmesi için, onun bilimsel yöntemlerle kanıtlanabilir olması gerekir. Siz Allahın olmadığını bilimsel olarak kanıtlayabiliyor musunuz?
İşte bu kesinsizlik yüzünden kendimi ateist olarak değil agnostik olarak tanımlıyorum
Alıntı:
Peki bu düşüncenizle insan iradesini de yok saymıyor musunuz? Bu konuyu "Kadere İnanıyor musunuz" başlığında da arkadaşlarla tartışmıştık. Benim düşünceme göre insan bu kadar çaresiz bırakılmamıştır. Önüne sonsuz seçenekler-yollar sunulmuştur. Kişi ise yaşamında geçeceği bu yollardan sorumludur. Yani bir yerde kendi kaderini, kendi çizer.
Ben de tam olarak böyle düşünüyorum, dünyevi hayatta kararlar bize aittir, ve tanrıyla ilgili tanrısal bir durum yoktur. Herşey gerçek zamanda(yani şu an), siz, diğer insanlar ve doğal şartlar sonucu belirlenir.
Özgür kişisel irade varsa, ki benim vardığım sonuç var olduğu yönünde, tanrısal irade olmamalıdır. İkisi birbirini tersler.
Alıntı:
Yani cehennem diye bilinen yer aslında Ge Hinnom vadisidir. Ve burası Kudüs yakınlarındadır.
Tellioğulları yeşil vadi bizimdir. hücumm.....
Yapmayın ya? Bu saçmalıklara çocuklar bile güler
Arkadaşın asıl ima etmek istediği İslam dininin Yahudilikden alınma bir uydurma din olduğudur
tutturmuş Ge Hinnom Azrail geldiğinde konyayı da anyayıda anlarsın ne nerde