Not: Kimseyi kırmak gibi ir niyetim yok, sadece cevap bulmak istiyorum. Benim kafamı kurcalayan düşünceler bunlar. HErkes inandığını yaşamakta özgürdür. Ben hiçbir zaman emin olamıyorum. Şu anda da değilim. Ama tatmin edecek cevaplar bekliyorum.
mesajımı editleyemedim;
inanan kisinin cevaplayamayacagı bir sorudur bu, buda herhangi bir acizlik degildir
ayetle yada yaratılısla laf yetistirebilmek adına malzeme olmayınız, burdaki soru matematikseldir fakat basta soran kisiler bunu atlamıstır, tatmin yada gevezelikten ote bir arayıs yoktur burada
inanan kisi tanrıyı hicbir sekilde tam olarak ne tanımlayabilir nede sınırlayabilir haliyle cevap vermesi imkansızdır,
matematiksel olarak tanımlanabien tanrı(yaratıcı)ysa yine aynı matematikle; kaldıramayacagı tası once yaratabilir sonrada kaldırabilir
Peki sonucundan %100 emin olduğunuz bir şeyi sorgulamaktan neden çekiniyorsunuz? 'Beynim beni yanıltır' diye düşünüyorsanız, şimdi yanıltmadığından nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?
Güzel bir noktaya değinmişsiniz teşekkürler.
Alıntı:
Diğer bir konu: Hiçbirşey sonsuz değildir diyorsunuz fakat Cennet'in sonsuza kadar varolacağından söz ediliyor. Diyelimki cennete girdik. Mutlu mutlu mutlu... NEreye kadar gidecek böyle? Sonsuza kadar mutlu olmak sıkıcı olmaz mı?
Amaçsızlıkla suçluyorsunuz inanmayanları. En büyük amaçsızlık, cennete girdikten sonra sonsuza kadar yaşamak ve ne için yaşadığını bilmeden neyi beklediğini bilmeden yaşamak değilmidir?
Çok doğru. Tüm bu gelişmelere rağmen, niye hâlâ din milyonlarca insanın zihnini pençesinde tutuyor? Çünkü din, insanlara ölümden sonra bir yaşam avuntusu sunar.
"Madde veya biz nasıl var olduk?" sorusu için elinizde yeterli bir veri olmayabilir ama inançlı bir müslüman olarak benim için İslamiyet gibi 1500 yıldır varlığını gayet sağlam bir şekilde sürdürmüş yeterli bir veri var.
Ayrıca herhangi bir konuda paradoks diye sorulan sorularda da genelde problem, soruların veya giriş değerlerinin mantıksız olmasından kaynaklanıyor.
Bu konuda henüz yeterli verimiz yok. Ancak illa ki birinin yaratmış olması da gerekmiyor. toygun beyin de bahsettiği Tanrıyı kim yaratmış sorusuna benzetilebilir.
Allah (sizin deyiminizle Tanrı), yaratılmış bir nesne değildir.
Yaratılmak somut nesnelere mahsus bir özelliktir.
Allah' ı somut bir nesne gibi düşünmek zaten sizi bu düşüncelere iten.
Alıntı:
Diğer bir konu: Hiçbirşey sonsuz değildir diyorsunuz fakat Cennet'in sonsuza kadar varolacağından söz ediliyor. Diyelimki cennete girdik. Mutlu mutlu mutlu... NEreye kadar gidecek böyle? Sonsuza kadar mutlu olmak sıkıcı olmaz mı?
Sonsuz olmayan şeyler sadece bu evrenle sınırlıdır. Cennet bu evren üzerinde bir bölge yada gezegen değildir. O nedenle sonsuzluk kavramı Cennet için geçerlidir.
Din le bilim çelişen olgular değildir, sadece aralarında anlamlandırma farkı vardır. Her ikisi de teklik olgusundan dayanak alır ve her ikisi de teklik olgusuna varır. Din; evrenleri yaratan tek bir yaratıcıdan dayanak alır. Burada sözü edilen yaratıcı varlık (bir cisim asla değildir), yeni şeyler yaratırken, kendi yarattığından çoğaltır ve kendinden (paylaştırarak) çoğaltır. (Örneğin semavi dinlere göre; insanın çamurdan/elementlerden yaratılıp, kendi ruhundan üflemesiyle/kendi enerjisinden yüklemesiyle yaratılmıştır.) Bilime göre ise insan/ve diğer canlılar (Darwin baz alınarak) "tek hücreli" bir su canlısından evrimleşerek/mutasyonlarla oluşmuştur. Ama "o tek hücreli su canlısının" oluşumu/yaratılışı açıklanamamaktadır, bir başka deyişle "o tek hücreli" canlının yaratılmamışlığı ispat olmuş değildir. Su altındaki veya üstündeki cansız bir varlık/element kümesi, nasıl olmuştur da "canlanmış"/ bir ruha sahip olmuştur. Kuran'ı kerimde insanın yaratılışını/ diğer canlılarında, "biz insanı bir pıhtıdan yarattık" der. Bu pıhtı, tek hücreli bir canlı da olabilir. Burada yadsınamaz bir gerçeklik, cansızdan canlı yaratılmasıdır. Yni dayanağınızı ister ilimden alın, ister bilimden alın "bir yaratıcı" olgusuyla karşı karşıyasınız.
Gelelim "can" konusuna (ister ruh deyin, ister enerji deyin", din de, bilimde burada bir teklikten söz eder. Dine göre "bütün canlılar ondan yaratılmıştır ve ona dönecektir". Yani, canlıların taşıdığı canı/ruhu tanrı kendi varlığından bölüştürmüştür, can/ruh kaybolmaz yine kendi bütününe döner. Tasavvufta "ene el-hak- ben tanrının kendisiyim" olgusunda söylenen ben bizzat tanrının ruhunun/enerjisinin bir parçasıyım/bir kısmıyım denmiştir. Yani bir teklik ten/tek bir varlık olmaktan/tek bir enerji olmaktan söz edilir. Bilim de aksini söylemez. Bilim; evrenin her şeyi kapsayan tek bir enerjiden oluştuğunu söyler. Örneğin "atom" kavramı ve "atom döngüsü" nün bulunmasıyla, tüm evrenin tekbir enerjinin sirkülasyonuyla varolduğu/varlığını sürdürdüğü ispatlanmıştır. Yıldız sistemlerinden tutun da, maddenin yapıtaşı olarak anılan atomun benzerlikleri ispatlanmıştır. En büyük sistemlerden, en küçüklerine kadar inildiğinde oldukça benzer bir işleyiş şeklini görmek bilim insanlarını her daim daha çok araştırmaya sevketmiş ve her seferinde büyük sistemlerdeki benzerileri en küçüklerinde bulmuşlardır. Bknz. matematikteki fraktallar. Fraktallar; sonsuz bir devinim ve “bir”liği temsil eder. Matematik eşitliğin en küçük parçası ile yapının tamamının (boyut dışında) birbirinin aynısı ve parçası olduğunu iletir. Yine matematikte, “sonsuz” bir sayıdır. Değer biçilemeyecek kadar büyük sayıları ifade etmek için kullanılan tek bir sayı, hatta sonsuz birçok matematik teorisinin temellerinde işlem gören bir sayıdır.
Yine canlılarda da nöron/sinir hücresi/cansızlarda atoma tekabül eden enerji parçacığı sayesinde canlılar arsında sonsuz bir döngünün olduğu ispatlanmıştır. Örneğin; matematikteki fraktalların fizyolojideki karşılığını ayna nöronlarda bulur. Ayna nöronlar; kısaca, empati kurabilen nöronlardır.
Elimizle bardağı alırken aktif hale gelen bu nöronlar, başkasının bardağı alışını izliyorken de aynı şekilde aktif hale gelir. Tek fark, başkasının bardağı kaldırışını izlerken, kendi elimizdeki reseptörler beynimize “Bardağı kaldıran ben değilim” anlamına gelen sinyaller göndermesidir. Bu nedenle, kaldırışı gerçek anlamda hissetmeyiz (ve de uygulamayız) ama ayna nöronlarımız aktiftir.
Fakat, diyelim ki sağ kolumuz koptu. Ve başka birinin sağ eline iğne batırılışını izliyoruz. O vakit, olmayan kolumuzdaki elin acıdığını hissediyor olduğumuz çeşitli deneylerle kanıtlanan bir olgu (Bkz: Fantom Ağrı). Dünyanın önde gelen nörolojistlerinden biri olan Vilayanur Ramachandran, yukarıdaki örnekten yola çıkarak, ayna nöronların, evrensel, ortak bilincin kanıtı olduğunu söyler.
Yine bilimden devam edelim; Bu görüşün kuantum fiziğindeki karşılığı M Teorisidir. Tüm canlı türlerinin ve diğer varlıkların birleşimi olan, her şeyin birbiri ile bağıntılı olduğu, membrane adı verilen sonsuz bir yapıdan bahseder. Hani şu, birbirinden kilometrelerce uzaktaki iki atom altı parçacığının, birine uygulanan kuvvetin diğerini de etkiyor olması ilginçliğini anlamlandıran teori.
Yani bilimde "enerjinin" tekliğini kabul eder. Sizin bunu adlandırmanız farklıdır. Eğer "dinin kaosu/paradoksu" diyecekseniz aynı şekilde "bilimin kaosu/paradoksu"ndan da bahsetmek gerekecektir.
Hegel de saf düşünceden, fikirden, bilinçten oluştuğunu vurguladığı ve “mutlak tin” adını verdiği gerçekliğin tanımı da bu argümana yakınsar (bkz: Weltgeist). Ayrıca, Platon başta olmak üzere, antik filozofların da desteklediği, okült bir terim olan “Anima Mundi“nin de karşılığı budur. Hinduizm’in temelinde de vardır. 330 bin tanrıdan oluşan bu dinde, evrenin özü ve her şeyi olarak adladırılan Brahman bu yaklaşıma paraleldir. Yani felsefe de "tekliği" kabul eder.
Velhasıl, bu “bir”lik nedeni ile evrendeki her varlığın, bu üst ruhun kendisi olduğunu iddiasını kapsar. Pek tabii örnekler çoğaltılabilir. Gördüğünüz gibi, felsefi, dini ve bilimsel açıdan çeşitli yaklaşımlarla öne sürülmüş bir olgudur bu teklik.
Din, bilim ya da en temel anlamıyla inanç vardır ve insanların her yeni gün yataktan kalkmaları için tek güçlü nedendir.
Çünkü din, insanlara ölümden sonra bir yaşam avuntusu sunar.
Hayır. Öyle değil. Gerçi din adamları bu dünya için değil ölümden sonraki hayat için çalışın der, Hristiyanlık ise , Rab'bin İsa Mesih'i insan bedeninde yeryüzüne göndererek insanlara 'sonsuz yaşam pınarını' sunduğunu söyler ama, iman insanın Tanrı ile bütünleşmesi ve yalnız olmadığını bilmesi demektir. Kendinden yüce bir otoritenin varlığını kabul etmesi, Rab'bin önünde alçak gönüllü ve mütevazi bir yaşamı seçmesi, günah işlemekten kaçınması demektir. Çünkü Rab'bin gözleri har yerdedir. İyileri de görür, kötüleri de.
En son mine atafirat tarafından Pzr 10 Ekm 2010, 00:57 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Çok doğru. Tüm bu gelişmelere rağmen, niye hâlâ din milyonlarca insanın zihnini pençesinde tutuyor? Çünkü din, insanlara ölümden sonra bir yaşam avuntusu sunar.
Dünyadan sonra bir yaşam olup olmaması o kadar önemli değil bence.Ateist'ler buna inanmıyor ama hayat devam ediyor.Burda mühim olan inanç meselesi.Herşeyin tesadüflerle meydana gelmesi fikri bana çok saçma geliyor.Ortada bize tebliğ edilen bir din olmasa dahi ben yine yaratıcıyı arardım.Zannetmeyinki herkes cennete gitmek için yaşıyor.İnanç zaten kanıtlanması gereken bir şey değildir.Bu tip tartışmaların sonucu olmaz.