Bende bu sabah İstanbulda olan ve beni duygulandiran bir olayı paylaşmak istiyorum.
Sabah sirenler çalmaya başlayınca,arabalar yolda durup,korna çalmaya başladi.
Beklemediğim bir andi bu.Ne yalan söyleyim bayağı duygulandim .
Ne kadar Türk halki dejenere olmaya başladi gibi laflar etsekte,bir gerçeğin var olduğunu tekrar gördüm.
Atatürk sevgisinden hiçbir şey eksilmemiş
Bu sokakta saygı duruşunda bulunmak kaç yıldır yapılıyor? En fazla 7-8 yıllık bir geçmişi var.
Bu adet çıkmadan önce kimse uygulamadığına göre hepimiz yumuşacakcaydık desenize.
Not: Bir kişi de çıkıp "hayır kardeşim sen yanlış biliyorsun, bu son yıllarda ortaya çıkan birşey değildir, 1938'den beri her 10 Kasım saat 9:05'de arabalar durdurulup aşağı iniliyor ve saygı duruşunda bulunuluyordu" dese içim yanmayacak. Bu olgu, zannedilenin aksine son yıllarda yaygınlaşmıştır. Her sene bu dakikada sokakta saygı duruşuna durmayıp yürüyenlerin sayısı artmakta değil azalmaktadır. Bunu yıllardır 10 Kasım 9:05'i sokakta karşılayan birisi olarak rahatlıkla söyleyebilirim, biraz hafızasını zorlayan herkes de bu sonuca rahatlıkla ulaşabilir.
Bu da biraz açıklama: "Sokakta saygı duruşunda bulunmayanlar vardı, onlar yumuşaktı, kafalarına patates atmak içimden geldi" tarzı yaklaşımlara gerek yok, çünkü bunu yapan kötü niyetli olmayabilir ya da olayı o an anlamayabilir, kimsenin de onları yargılama hakkı yoktur. Bir kaç yıldır yapılan sokakta saygı duruşu uygulamasını dikkatle izleyenler göreceklerdir ki sokakta saygı duruşunda bulunanların oranı her yıl artmaktadır, Atatürk'ün ve ülkenin elden gitmesi söz konusu değildir.
Neyse, ben de bu anlamlı günde Atatürk'ün bir sözünü buraya taşıyayım:
Atatürk diyor ki: Ben size akıl ve bilimin dışında başka vasiyet bırakmadım..
En son mcagri tarafından Cum 10 Ksm 2006, 14:58 tarihinde değiştirildi, toplamda 5 kere değiştirildi
Az önce TRT-1 kanalında verilen ATATÜRK ve 10 KASIM belgeselinde çok güzel bir nokta hoşuma gitti paylaşmak istedim.
Atamızın cenaze namazının nerede kılanacağı ? sorusu baş hemşiresine (bazı yerlerde bu şahısa ablası dediler) sormuşlar.Kendisi de ne diyeceğini bilemediği için dönemin diyanet işleri başkanına soruyu iletmiş.Diyanet işleri başkanı şahıs;
"Atamızın her karışını tertemiz ettiği bu ülkenin her karışında cenaze namazını kıldırabilirsiniz" cevabını vermiş.Çok duygulandım,ne güzel bir mantık değil mi? Her karışını tertemiz ettiği ülke...Ne kadar büyük düşünce...
Keşke şu anda güzel varlıklarını kaybeden ülkelerinde birer ATATÜRK'ü olsaydı da barışın,savaşın ne olduğu ayırt edebilselerdi.
Atatürk'ün vasiyetnamesini nasıl düzenlendiğini, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak şöyle anlatmıştı;
"1938 senesi sonbaharı, Dolmabahçe Sarayı'ndayız. Bir sabah Atatürk'ün yatak odasına girdim. Büyük adam, yatağında başı biraz yüksekte arka üstü yatıyordu. Salonu solgun bir güneş kaplamıştı. Yüzü fildişi rengindeydi. Çehresi her gün biraz daha zayıflayıp uzuyor, o gök mavisi gözleri irileşiyordu.
Ben yatağının ayak ucuna doğru, gösterdiği yere oturdum. Her zaman ki suallerini tekrarladı:
"Ne haber?"
O günlerde Avrupa'da siyasi hava çok bozulmuştu. Atatürk umumi endişelere ve bir takım tehlikeli belirtilere rağmen, Almanların henüz, İtalyanların ise hiç hazırlanmamış olduklarını ileri sürerek müsterih bulunuyor. O sene harp olmayacağını, ihtilafların behemahal bir pamuk ipliğine bağlanacağını, harbi ancak 1939 senesinde veya ondan sonraki senelerde beklemek lazım geldiğini söylüyorlardı.
Son yirmi dört saat zarfında günlük meselelere dair gelen haberleri hülasa ettim. Görüşünü teyid eder mahiyette olan bu haberleri alaka ile dinliyor, ara sıra bazı şeyler soruyor ve kısa cümlelerle mütalaalar beyan ediyordu. Böyle olmakla beraber düşünceli ve heyecanlı olduğu belliydi.
Sözlerimi bitirince sağ kolunu bana doğru uzattı. Doktorlar, kati lüzum olmadıkça kuvvet sarfetmesini yasakladıkları için hareketlerinde yardım ediyorduk. Elini tuttum, doğruldu, yatağının içinde bağdaş kurdu. Birkaç dakika denize ve karşı sahile baktı. Belliydi ki heyecanını yenmeye çalışıyordu. Gözlerini bana çevirdiği zaman, uzun kirpiklerinin ıslandığını farkettim. Bütün hastalığı boyunca yanımda gösterdiği yegane zaaf (eğer bu ulvi sükunete zaaf demek uygunsa) buydu. Sonra önüne baktı ve ağır ağır konuşmaya başladı.
"Bu yolda konuşmak benim içinde, senin için de, ağır bir şey ama başka çaremiz yoktur. Konuşmaya mecburuz çocuk. Hani seninle ara sıra bir işimizden bahsederdik. Hatta bunun içinde kanun çıkarılmıştı: Şu vasiyetname meselesi. Bugün yarın o işi bitirmeliyiz. Nasıl olsa bir gün karnımdan su alınacaktır. Ne olur ne olmaz. Bağırsaklardan biri delinebilir, başka bir arıza olabilir. Herhalde ihtiyatlı olmalı."
En son E.r.e.n tarafından Cum 10 Ksm 2006, 13:11 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Bu sitedeki birçok kişinin "Siren çaldığında durmayanların suratına tükürmek istedim, içimden dövmek geldi, kafasına patates atacaktım, vs." tarzı nefret dolu yaklaşımları anlayabilmiş değilim. Biz Atatürk konusunda son derece duyarlı olabiliriz ama "Herkes benim kadar duyarlı olmak zorunda" gibi bir yaklaşım sergilemeyi doğru bulmuyorum. Başkalarının da son derece duyarlı olduğu başka konularda da biz aynı seviyede duyarlı değiliz belki de, o zaman da o insanlar da gelip bizim suratımıza mı tükürsünler? Zaten TV'lerde Ahu,Meriç, Televole,Paparazzi gibi zırvalıkların yükselen değerler olarak sunulduğu bir ortamda yetişen yeni neslin duyarsız olmasını da çok garipsememek lazım.
İkincisi insan yapısı gereği kendisine dikte edilen bir şeye mantıken onaylasa bile tepki gösterir. Burada saygı duruşu konusunda duyarsız insanlara karşı bir çok yazıda bunun gibi dikte ve kin dolu ifadeler mevcut. Normal de yapıcı bir yazıyı okuyup da "Aslında ben hata yapmışım, bundan sonra daha hassas davranayım" diyecek olan bir insan, bu yazıları okuyunca "Sana ne lan benim naptığımdan, istersem dururum, istersem durmam" diyecektir. Yıkıcı değil yapıcı,davetkar olmayı tercih etmeliyiz bence.
Keşke hiç gitmeseydi denilecek kadar acı bir kaybımız. Tüm umudumuzdu oysa.Bizi yaşattı.Allah mekanını cennet eylesin.Unutmadık unutmayacagız.(Atam seni çok üzdük yerinde rahat uyutmadık).İzindeyiz...
Her 10 Kasimda Mustafa Kemal Atatürk'e hesap vermesi gerekiyor bu milletin, devletin.
-Tam bagimsizmiyiz?
-Maalesef tam degil!
-Batinin nesini aldiniz? Modasini mi calisma disiplinini mi?
-Modasini.
-Hala cübbelilerin pesinden kosan var mi?
-Yani az degiller.
-Muassir medeniyet seviyesine eristik mi?
-Eee herkeste cok iyi marka cep telefonlari var ama sanirim senin dedigin baskaydi atam
Bugün 10 Kasim tüm Türk milletinin basi sagolsun.
Gün gectikce yukaridaki sorular daha da zorlasmaya devam eder.
Haydi Türk milleti calismaya, daha iyi egitim almaya, daha iyi bir egitim vermeye. Bayragi daha iyi yerlere cikarmaya, bilimde iyi yerlere gelmeye!
emre beyın neyı kastettıgını gayet ıyı anlıyorum aynı duyguları cumhurıyet bayramındavs zamanlarda yasıyorum camlara balkonlara bakıyorum en azından bır asıl turk bayragı gorurum dıye amaaaa malasef goremıyorum herseye para bulur harcarız ama evimizde bir turk bayragı bulunduramayız cunku o ruh pek kımsede ne acıkı kalmamıs.....