1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
| Menderes'in 1960'larda İstanbul'dan Tramvayları Kaldırması Doğru muydu? |
| Evet mecburdu, çünkü tramvay sistemi çok eskimişti ve maalesef trafiği aksatmaktaydılar |
 
|
6.7% |
[8] |
| Hayır yanlıştı, tramvaylar o teknolojiyle rahatlıkla hizmet vermeye devam edebilirlerdi |
 
|
21.8% |
[26] |
| Bir araçözümle, mevcut sistem rehabilite edilerek tramvaylar hızlandırılıp modernleştirilebilinirdi |
 
|
71.4% |
[85] |
|
| Toplam Oy : 119 |
|
 |
ömer
12 yıl önce - Pzr 19 Eyl 2010, 05:07
İST » 1955-60 Döneminde Menderes'in İstanbul'dan Tramvayları Kaldırması Doğru muydu?
50'li yillarda otomobiller devrim yasadi ve tüm tramvay hatlari söküldü, tabi bunun ileride nekadar büyük bir hata oldugunu görecegimizi bilemediler. Simdi binbir dertle yeniden hat yapmaya calisiyoruz yazik keske o hatlar sökülmeseydi, ama ozamanlar istanbulun nüfus patlamasi yasayacagini kim bilebilirdiki ve benzin fiyatlarida bunu cabasi.
simdi gene tramvayli günlere geri dönmenin vakti geldi, acaba bu ''tren komunist isi'' diyenlerin mirasi olmasin?
|
 |
Akın Kurtoğlu
12 yıl önce - Pzr 19 Eyl 2010, 10:30
Mesele aslında İstanbul için oldukça önemli... Bu yüzden başlığa bir de anket eklenmiştir.
Akın KURTOĞLU
|
 |
Turgay34
12 yıl önce - Pzr 19 Eyl 2010, 11:10
Konunun mütehassısı olmamakla beraber 'kaldırılması en son düşünülmeliydi' diye fikir yürütmek istiyorum.. Kaldırmak en kolay ama en kötü tercih olmuştur.. Hem ana bulvarlar açılıp hem de tramvaylar daha da modernleştirilerek devam ettirilebilirdi.. Bunun imkan dahilinde olduğunu bize İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkelerin bugün ulaştıkları demiryolu kapasiteleri ispatlamaktadır.. Biz trafikle boğuşurken adamlar hafif ve ağır raylı sistemlerini vakt-i zamanında tamamlamaları yüzünden böyle bir sorundan bîhaberler.. Buradan anlaşılıyor ki, tramvayların kaldırılması, metronun seksen yıl unutulması ve genel manada demiryolunun ihmal edilmesi bizi fecaat derecesinde yanlış neticelere düçâr etmiştir..
|
 |
Akın Kurtoğlu
12 yıl önce - Pzr 19 Eyl 2010, 11:26
Turgay'ın da dediği gibi, en son düşünülmesi gereken bir çözüm olmalıydı. O senelerde tüm dünyada olduğu gibi İstanbul'da da lastik tekerlekli ve benzinle işleyen araçlara, yani otobüslerle minibüslere ilgi artmaya başlamış, buna paralel olarak da raylı sistemler elin tersiyle itilir olmuştu. Tamam, haklı olunan noktalar vardı: Tramvayların hızları düşüktü. Çünkü sene 1960-61'di ve mevcut filo 1914-1917 yapımı motris ve römorklardan oluşmaktaydı. Ortalama filo yaşı 45'di ve vagonların çoğunun kapasitesi yetersizdi. Herbiri en fazla 45 kişi alabilen, minik sayılabilecek ölçüdeki kabinler yeterli olmamaktaydı.
Ancak çözüm, sistemi yoketmek değil, geliştirmek, yenilemek olmalıydı. 1957-60 seneleri arasında ivmesi iyice artan imar hareketleri sırasında kenttte 20 kadar anaaks üzerinde yenileme faaliyetine imza atıldı. Bunların içlerinden en önemlileri; Fevzipaşa, Vatan, Millet, Ordu-Yeniçeriler, Karaköy-Dolmabahçe, Beşiktaş-Yıldız, Taksim-Elmadağ-Şişli, Eminönü-Unkapanı, Kızıltoprak-Bağdat Caddesi-Bostancı, Üsküdar Meydanı-Ahmediye ve Çiçekçi, Kadıköy-Altıyol... idi.
Caddelerin istimlak hareketleriyle her iki yanlarından genişletilmesi ve zemin kaplamalarının yenilenmesi (mozaik parkeden asfalta geçişte ilk adımlar) sırasında, o istikamet boyunca hizmet veren tüm raylar sökülerek iptal edildi. Oysa caddelerin ortasında yine eskisi gibi gidiş-geliş bir çift ray mevcut olacak şekilde bir yenileme yapılsaydı, ileride kentte tramvay şebekesi üzerinde fevkalade faydalı işlere imza atılabilirdi. Ama, olmadı... Petrol kartellerinin dayatmaları ağır bastı ve elektrikli taşımacılık tarihe gömüldü...
Akın KURTOĞLU
|
 |
Mehmet Kasım
12 yıl önce - Pzr 19 Eyl 2010, 11:59
başlıkta 1960'lı yıllarda yazıyor. yanlış değil mi? merhum menderes zaten 1961'de idam edilmedi mi? başlık 1950'li yıllarda olacaktır. ya da 1960'larda tramvay kaldırıldıysa dönemin güçleri sorgulanmalıdır.
|
 |
Akın Kurtoğlu
12 yıl önce - Pzr 19 Eyl 2010, 12:16
Darbe 27 Mayıs 1960'da yapılıyor. Rahmetli Menderes ise 17 Eylül 1961'de (darbeden 16 ay sonra) idam ediliyor. Ancak kentteki tramvayların dörtteüçü Menderes zamanında iptal olunuyor. İlk iptal edilen hat 1955'de olup, takibeden senelerde birer-ikişer eksiltme sürüyor. 1958-59 döneminde istimlak faaliyetleri zirve yapınca topluca bir iptal gerçekleşiyor. 60'ın başlarında da Arnavutköy-Dolmabahçe kalkıyor. Son olarak geriye 4 hat bırakılıyor. Onlar da seferleri oldukça zayıflatılmış hatlar; Şişli-Karaköy gibi...
İstanbul'da troleybüs işletilmesine Menderes kabinesi karar veriyor. İlk adım 1957'de atılıyor. Sistemin ön hazırlıkları 58-59'u buluyor. 1961'de havai teller döşenmesine başlanıyor. 27 Mayıs 1961'de (darbeden tam 1 sene sonra) ilk troleybüs hattı "Topkapı-Eminönü" arasında çalışmaya başlıyor. Troleybüs şebekesi programı Menderes döneminde başlatıldığı için, darbe belediyesi mecburen çalışmaları devam ettiriyor (Parası ödenmiş ve malzemeler İstanbul'a intikal etmiş durumdalar çünkü). Son kalan kısa 4 hat da 12 Ağustos 1961'de servislerden çekilerek Kadıköy yakasına naklediliyorlar.
Dolayısıyla tramvayların iptali her iki yönetimini ortak çalışması olarak tarihe geçiyor. Yine de meselenin tam dönemine vurgu yapabilmek için başlıkta küçük bir tashih yapabiliriz bu konuda...
Akın KURTOĞLU
|
 |
Akın Kurtoğlu
12 yıl önce - Pzr 19 Eyl 2010, 15:16
50'li yıllarda kentteki imar faaliyetlerinde yol düzenleme çalışmaları, genellikle terazinin düzeltilmesi, yol üzerindeki kurpların yumuşatılması, bunun için de yol üzerindeki çıkıntı binaların traşlanması, kimi zaman da tamamıyla yıktırılması şeklinde gerçekleştiriliyor. Yolların enleri genellikle birer şerit artırılıyor. Mozaik parke döşemeler peyderpey asfalta dönüştrülüyor ve yol aydınlatma sistemleri modernleştiriliyor.
Fakat yeni yollar açılırken, ortadaki iki fazla şeride ray döşenmesi hiç akla gelmiyor. Çünkü artık devir Skodaların, Mercedeslerin, Büssinglerin ve Magirus otobüslerin devri... Mazotlu toplutaşıma araçlarına karşı önüne geçilemeyen bir hayranlık ve hassasiyet sözkonusu. Dönemin gazete ve dergileri imar hareketlerini elleri kızararak alkışlamaktan herbirinin adeta avucu patlıyor. Aynı dönemde Avrupa ülkelerinde ortalama 90-110'ar kişilik devasa motris ve vagonlar kullanılırken (7-8 cama kadar çıkan bir profil), bizdekilerse halen 3 camlı 1914 model köhne araçlar...
Trafiği tıkadıkları ise bir muamma. Çünkü o dönemde otomobil sayısında bir patlama gözlenirken, tramvay sayısı yerinde sayıyor. Son 30 yıldır 320 sayısına takılmış bir filo, ne uzuyor ne de kısalıyor. Kentiçinde en büyük sıkıntı Karaköy-Şişhane arasında (Voyvoda caddesinde), "Tünel-Galatasaray-Taksim" (Cadde-i Kebir) ve "Salkımsöğüt-Sirkeci" arasında izleniyor. Ancak trafikle karma halde giden tramvayların direkt olarak seyrüsefere menfi bir etkileri yok. Tıkanma aslında mazotlu araçlardan husûle geliyor. Hepsi durunca elbette ki tramvaylar da duruyorlar. Fakat bu durum bir bahane olarak ileriye sürülüyor ve tramvayların ipi çekiliyor. Kademe kademe hatlar kısaltılıyor, ardından da iptal ediliyor. Oysa ki basit bir rehabilitasyon çalışması yeterli olacakken...
Önce Maçka, ardından Kalekapı ve Yedikule, sonrasında Ortaköy-Bebek sahilyolu, Kurtuluş, Fatih, Arnavutköy ve Şişli... Çalışır haldeki 240 araç karşıyakaya, Kadıköy tarafına aktarılıyor. Orada da 1966'nın Ekim'inde bütünüyle tarihe karışıyorlar.
Akın KURTOĞLU
|
 |
Akın Kurtoğlu
12 yıl önce - Pzr 19 Eyl 2010, 16:57
O dönemde kentin Avrupa yakasını, "ters çevrilmiş" bir "T" harfi şeklinde düşünebiliriz. Bu T'nin sağ bacağı Boğaziçi sahiline, sol bacağı Suriçi'ne (Edirnekapı, Topkapı ve Yedikule'ye) ve üst bacağı da Taksim-Şişli aksına denk gelir. Benzer şekilde kent de bu omurga üzerine oturmuş vaziyettedir. Yalnızca Suriçi ile Beyoğlu-Şişli yakası arasındaki tek geçiş bir tek Galata Köprüsü üzerinden sağlanmakta, bu da gereksiz bir şişe boynuna sebep olmaktadır. Unkapanı âtıl vaziyette ve tramvaylara hiçbir şekilde hizmet verememektedir. Çünkü Meyyit Yokuşu-Şişhane yolu çok dik bir rampa...
Sistemin bütünüyle iptali yerine, bu T harfi geliştirilebilinirdi. Suriçi'nde Kocamustafapaşa ile Silivrikapı'ya ve Kariye'ye, Haliç sahilinde Eyüb'e ve Silâhtar'a, üst sahil bölgesinde Kasımpaşa-Dolapdere civarlarına, daha yukarılarda Şişli'den ayrılan bir kolla Bomonti ve Okmeydanı'na, diğer bir kolla da Mecidiyeköy üzerinden Zincirlikuyu ve henüz yeni kurulmakta olan Levend ve Etiler'e, sahilyolunda da Emirgân'a ve Ortaköy Dereboyu'na uzatmalar ve girmeler yapılabilir, ayrıca yine bu dönemde hizmete alınan Vatan caddesi ile Barbaros Bulvarı'na ve bunlara saplanan ara şubeler ile Balmumcu, Yıldız, Gayrettepe gibi yan semtlere hizmet verilebilinirdi. Ama, olmadı... İşin kolayına kaçıldı. Mücadele edilmedi, neticede kent kaybetti...
Akın KURTOĞLU
|
 |
Murat Caner
12 yıl önce - Pzr 19 Eyl 2010, 17:11
O zamanki zihniyete göre doğruydu. Tıpkı şimdiki zihniyetin köprüyü doğru bulması gibi. Tıpkı 110 km/sa'nin bütün bilimsel kuralları yok sayması gibi. Tıpkı Küçükkekmece evresinin konuta açılmasının yanlış olması gibi. Üzerinden yıllar geçince ve muhaliflerin dedikleri çıkınca kimsenin gıkı çıkmaz. Çünkü atı alan Üsküdar'ı geçmiştir. Geridekiler istemezükçü olur. Türkiye böyle demokratik bir ülke.
|
 |
Akın Kurtoğlu
12 yıl önce - Pzr 19 Eyl 2010, 17:16
| Alıntı: |
| Tıpkı Küçükkekmece evresinin konuta açılmasının yanlış olması gibi. |
Küçükçekmece-Kanarya-Halkalı sahilinin imara açılma çalışmaları, aslında 1955'den itibaren bu tarafta elektrikli trenlerin çalışmaya başlamasıyla hareketlendi. Yani şimdilerde tekaüt olmak üzere olan E-8000 sınıfı Fransız imalâtı banliyö trenlerimiz, bu bölgenin imara açılmasının yegâne müsebbibidir de diyebiliriz.
Göle bakan sırtlarda büyük arazileri olanlar, bunları parselleyerek halka uygun ödeme koşullarıyla satmaya başlayınca, halkın tercihi bu yönde oldu. Hem yaz-kış denize/göle karşısınız, hem şehrin merkezine 45 dakikada giden o dönemin en modern toplutaşıma aracı evinizin önünden geçiyor, hem de arsa fiyatları pek makul, kesenize göre... Daha ne istersiniz ki? Bilhassa Küçükçekmece ve Soğuksu tarafları 54-55 yılları arasında birden bire doluveriyor. Bunda, oradaki devasa arazilerin sahibi Akif SOĞUKSU'nun da büyük payı var (İstasyona soyadını verdirtecek kadar hem de ).
Dayımın anlattığına göre; önceleri sırtlarda tek bir yapı bulunmakta: "Soğuksu Gazinosu ve Bahçesi". Elektrikli tren buralara gelmek üzere çalışmalar başlatılınca, Akif Soğuksu elindeki büyük araziyi toplam 2 sene içinde gazete ilânları marifetiyle halka makul rakamlar mukabilinde üleştiriyor. Gazinonun ve dolayısıyla Akif beyin soyadı, hem semte hem de istasyona isim oluyor. İlk başlarda, buharlı trenler döneminde bu bölgedeki iki istasyonun adlarıysa, sırasıyla; "Kilometro-24" ve "Kilometro-26" ("Kilometre" değil )... Noname duraklar yani...
Akın KURTOĞLU
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> ULAŞIM
|