Maç günü salondaydım.Salon 16.500 kişilik.Ancak kapasite basına ayrılan yerler gereği 15.500 kadardır.Bu 15.500'ün en az 1.500 kadar yabancıydı.Geriye kalır 14.000 civarı Türk izleyici.Yuhalayanlar bunların maalesef en %80'i idi.
Maçtaki seyirci profili gözlemim :ABD nin baskısından ve maçın hemen başında öne geçmesinden dolayı kaybetmeyi kabullenen,büyük kısmı sponsorlar vasıtasıyla oraya gelmiş,%90 nın dan fazlasının üniversite mezunu ya da öğrencisi olduğu apaçık belli olan,takımı ve maçı izleyen,maçın kırılma anlarında rakibi ıslıklamayan,ben ıslıklayınca dönüp bana ters ters bakan tipler.
Yahu 30 sayı önde götürdüğümüz Slovenya maçında 90 yaşındaki dedem de kalkıp bağırırdı Türkiye diye.Ne zamanki anlaşıldı maç bitiyor ve bir daha böyle bişey olmayacak yıllarca ülkemizde,o zaman ayağa kalkarak destek olmaya karar verdiler son 1,5 dk kala.
İnsanlar bu yuhalama enerjisini ABD hücumlarında harcasalardı maç üzerindeki etkileri daha farklı olurdu.En azından biz elimizden geleni yaptık derdik seyirci olarak.Bu maç Atina ya da Belgrad'da oynansaydı,hakem düdüklerini duyamazdı oyuncular,ki hatırlayın örnekleri var ( 2004 - 1998 )
Rakibi yuhalamayı ayıp sayan,basketboldan bihaber,birçoğu hayatında ilk kez basket maçına gelmiş,%90'ı eğitim ve gelir seviyesi üst düzey,siyasi eğilimi belli,aydın,modern,batılı,demokrat,
çağdaş,süper,harika diye kendini tanımlayan ,hatta bu eylemi demokrastik hak sayan bu kitle,
topu çizgiden çok gerilerden 8-9 metreden potamıza 7 kere sokan Durant'ı ıslıklayıp oyundan düşürmeye çabalamayı akıl edemeyen hatta ABD yi ıslıklamayı ayıp gibi gören bu kitle,
aynı baskete,aynı savunmaya alkış yapan,aynı renk forma ve atkı giyen devlet büyüklerine ''sözde protestoyu '' daha makul gördü.
O ıslıkladığınız adamlar olmasaydı,ne bu şampiyona gelirdi ,ne oturduğun o salon bitmiş olurdu,
ne Kayseri Kadir Has Arena ,ne Ankara Arena olurdu.
Haa diyecekler ki bunlar yokken 2001 de Avrupa Şampiyonasını almadık mı?
O şampiyona da 1997 de alınmıştı.Hatırlatayım.
Bunlar olmasa salon tesis falan yapılmaz mıydı?Yapılırdı elbette biz görebilirmiydik,ömür yetermiydi bilemiyorum?Sevmeyin beğenmeyin ama demokratik özgürlükler ile eleştiri ve protesto özgürlünüzü doğru zaman ve biçimde yapın.
Evde eşinizle ,çocuğunuz ile ya da bir arkadaşınız ile tartıştığınızda,kabul edemeyeciğiniz bir durumda kaldığınızda yani ona kızgın olduğunuzda,onu ilk gördüğünüz yerde arkadaşlarının yanında,misafirinizin yanında,ulu orta fırçalar bağırıp çağırırmısınız?
Yolda sokakta kız arkadaşına,karısına,çocuğuna bağıran birini gördüğümüzde ''vay magandaya bak'' diyoruz ya işte o durum bunun aynısıdır.Magandalıktır.
İlgili konuyu ilgili yerde dile getirir,demokratik eleştiri hakkını ortaya koyarsın ama bir gram siyaset olmayan,dünya görüşü yer almayan,sadece sportif bir olayın gerçekleştiği bir yerde,hemde milli maç sonunda,böyle mutlu ve gururlu bir anda dahi kinini,öfkesini,yenilgi duygusunu,hezimetini içinde tutmayı başaramayan,ezikliğin dışa vurumudur seyircinin hali.
Ellerinde tuttukları gücü,köşeleri,koltukları kaptırmanın,yoğurdun kaymağını paylaşmanın,daha da mühimi kerameti kendinden menkul sahiplik duygusunu kaybetmenin tarifsiz acısı içinde,çaresiz bir ruh halinin dışa vurumudur.
Kendilerinin yarattıkları ve hep gündeme taşıdıkları korku duygularından sadece kendileri korkan,yani kendi yazdığı korku filmi seneryolarını okuyup gece uykuları kaçanlar,korkudan ve felaket seneryolarından beslenen,hayalet gördüğünü çevresine anlatıp duran ama kimseye inandıramayan insan psikolojisiyle giderk içe kapanan,marjinalleşen bir grup,bir güruh.
Türkiye,her türden her inançtan insanı kabul eden,herkesin eşitliğini kabul eden,insanın inandığı dine ve ona inanış biçimine,giydiği ya da örttüğü kıyafete değil onun insan olmasından dolayı hakettiği saygıyı veren gerçek bir demokrasi toplumu yaratmakta ya da en azından bu yolda geri dönülemez biçimde çabalamaktadır
Bu dönüşüm elinde halihazırda güç,sermaye,köşe,koltuk olanları endişendirmekte,kaybetmek bir yana paylaşmak dahi sitemeyenleri rahatsız etmekte tabiki.Bu dönüşümde döneminde yapılan ve yapılcak her yeniliğe istemezük demenin sebebi açıkça budur.
Her yeniliğebir kulp takmak,birgün Malezya,birgünİran olmak,başka birgün sivil faşizm diye feryat basmak bu korkunun eseridir.Siz 2 aydır Taksimde,Mecidiyeköyde,Bakırköyde,Bağcılarda,Kadıköyde,
meydanlarda 5-10 metre aralıklarla evet-hayır standlarının yanından geçip,her meydanda 3 adım arayla elime biri evet diğeri hayır yazan broşür dağıtılan bir ülkede faşizm geliyor derseniz adama gülerler.Devlet baskısı vardı gibi laflar ederseniz size gülerler.
Gelin sevmiyoruz,istemiyoruz deyin bu değişimi olsun bitsin.O zaman inandırıcı olursunuz.
Bu ülkede siyasallaşan ve tehlike yaratan tek şey har kaybedilenden sonra hırçınlaşan,dengesizliği demokratik hak sayan,giderek marjinalleşen ve yalnızlaşan,ötekileşen bireylerdir.
Bu dünyaya açık,yeni gelişen ve tüm egemenlik haklarının farkına varan,çalışan,kazana,hesap soran yeni toplumda marjinallere yer yoktur.Ezilmişlere yer vardır ama eziklere yer yoktur.
Stadlarda ve salonlarda yada benzeri yerlerde madalya takmaya kupa vermeye gelenleri,açılış yapmaya gelenleri,hangi düşünceden,hangi partiden olursa olsun görmezden gelecek,pek önemsemeyecek,sadece ordaki sporcular yada güzellikler ile ilgilenecek ve alkışlayacak bir toplum halini aldığımız zaman demokrasiyi ve paylaşmayı özümsemiş olacağız.
Neo faşizm son yıllarda okumuş lümpenler arasında hızla yayılmaya başlandı. Basket seyiricisi, daha çok okumuş tayfadır dikaktinizi çekerim. Uçana kaçana vatan haini satılmış diyen, küfreden, farklı hayatlara karşı bağnazca yaklaşan bir tayfa türedi. Öteki olanı düşman gören bu hastalıklı sapkın gürühtan her türlü terbiyesizlik beklenir.
ben bu olayda şaşıracak ne var anlamakta zorlanıyorum. başbakan ve cumhurbaşkanı gitmiş insanların yüzlerce lira bilet parası vererek girebildiği bir etkinlikte ortaya çıkmış ve yuhalanmış, nasıl olurmuş. yuhalanmak istemiyorsa kendi partisine bağlı bir belediyenin sünnet şenliğine falan gitseydi..
bu forumdaki bazı insanlar "demokrasi"nin ne demek olduğunu bilmiyorlar. demokrasi 5 senede bir seçim yapılıp iktidara gelen kişinin dokunulmaz, eleştirilmez olması demek değildir. demokratik bir ülkede HERKES, HER YERDE protesto edilebilir.
hükumetin 9 yıldır tüm politikası ve söylemleri elitler-garibanlar, zalimler-mazlumlar, vesayetçiler-halkçılar, laikler-dindarlar gibi ayırma ve nefret söylemleri değil mi? başbakan her miting konuşmasında (devlet ve belediye kaynaklarıyla düzenlenen, memurlara izin verilip miting alanında yoklama yapılan toplantılar) kendisinden taraf olmayan insanlara hakarete varan sözler edip o toplanan kalabalığa yuhalatmıyor mu? rüzgar eken fırtına biçer demişler. senelerce olmayan bir ayrımı bilerek ve isteyerek kaşıya kaşıya yarattılar, şimdi böyle ortamlarda neden tepki görüyoruz diye şaşırıyorlar. sen vatandaşların arasında ayrım yap, "elit" insanları her fırsatta düşman ilan et, hedef göster, sonra o insanların tribünleri doldurduğu maçta ortaya çık, kimse de çıt çıkarmasın öyle mi? ona demokrasi demezler, sivil diktatörlük derler.
işte bu gibi tablolar olmasın diye başbakan koruma ordusuyla geziyor, gideceği yerleri titizlikle seçiyor. mecburen açığa çıkmak zorunda kaldığı ortamlarda (örneğin şehit cenazeleri, taşeron madencilerin ölmesi gibi olaylarda) tepki görünce de korumalar vatandaşın ağzını kapatıp tartaklıyor. bu da olmazsa "ananı da al git" gibi sahneler izliyoruz.
eğer "dışarıya rezil olacağız" diye bir endişeniz varsa asıl şu haberlere üzülün:
Alıntı:
Başbakan'ın geçişi nedeniyle yolun kapatılmasına tepki gösteren Şenol Topçu, tutuklanarak cezaevine konuldu. Erdoğan'a tepki gösterenlerin daha önce de başı dertten kurtulmamıştı
Başbakan Erdoğan’ı protesto edenler daha önce defalarca korumaların gazabına uğradı.
26 Eylül 2003: Erdoğan’a soru sormaya çalışan gazeteci Musa Ağacık’a koruma tekme attı.
29 Ağustos 2005: İstanbul E-5 yolunda şerit değiştirmeyen minibüs şoförü Ayhan Özgür
korumalarca dövüldü.
11 Şubat 2006: Erdoğan Mersin’de kendisini eleştiren bir çiftçiye “Hadi ananı da al git burdan lan!” diyerek hakaret etmiş, çiftçi Kemal Öncel gözaltına alınmıştı.
11 Eylül 2006: Erdoğan’ın yeğeni Ali Erdoğan ile üç arkadaşı, Söğüt’teki Ertuğrul Gazi’yi anma töreninde başbakan’ı protesto edenlerle kavga etti.
26 Nisan 2007: Erdoğan’ın Niğde mitingini izleyen gazetecilerin olduğu minibüs başbakanlık korumalarınca durdurularak minibüs şoförüne silah çekilmişti.
3 Mayıs 2008: Erdoğan Tuzla Selah Tersanesi’nin açılışına katıldığında protestocu işçiler yaka paça gözaltına alınmıştı.
11 Mayıs 2008: Antalya’yı ziyaret eden Başbakan Erdoğan’ın korumaları, “65 yaşında emeklilik getirdiniz, bizi üç kuruşa mahkûm ettiniz” diye bağıran Ertuğrul Sağlam isimli vatandaşı sürükleyerek koruma aracına bindirdi ve dövdü.
Dünya Basketbol Şampiyonası kapsamında geçen pazar günü yapılan ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da ailesiyle birlikte izlediği Türkiye-Rusya maçında ponpon kızların sahaya çıkmaması uluslararası haber ajansı Reuters tarafından dünyaya duyuruldu.
jandarmanın, emniyetin, hükümetin, medyanın ve dünyanın gözü önünde hrant dink'i öldüren katiller, ve buna göz yumanlar, alkışlayanlar, yan yana poz verenler, ülkemize 2 gün önceki protestodan daha büyük zarar verdiler. bugün aihm türkiye'yi hrant dink davası nedeniyle mahkum etti. insan hakları sicilimize bir eksi puan daha eklendi. 2 gün önce yapılanları ayıplıyor olsam da, abartmayalım artık arkadaşlar, çok abarttık bence, yapılan terbiyesizlikti, buna bir şey diyen yok, ama bu kadar da kompleksli olmaya gerek yok, dünyanın gözü önünde kendi liderinin suratına pasta yapıştıranlar da var bazı ülkelerde.
asıl bundan sonra dünyanın gözü önünde aydınlarımızı katletmeyelim, insanları farklı oldukları için aşağılamayalım, madem demokrasiye geçmiş bulunuyoruz, dünyanın gözü önünde seçim barajını da düşürelim de farklılıkların meclise daha fazla yansıması için adım atmış olalım.
En son fange tarafından Sal 14 Eyl 2010, 16:52 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Biri basbakan biri cumhurbaskani
2010 medeniyeti yuhalamakmi peki?
Sonuçta burası dini kurallarla yönetilen bir devlet değil, bu makamların da dinsel bir anlamı yok.
Uygar toplumlarda da pek onaylanacak bir hareket olmayabilir muhakkak.Protestonun da bir yeri ve zamanı var.
En son Onur_60 tarafından Sal 14 Eyl 2010, 16:56 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
bu forumdaki bazı insanlar "demokrasi"nin ne demek olduğunu bilmiyorlar. demokrasi 5 senede bir seçim yapılıp iktidara gelen kişinin dokunulmaz, eleştirilmez olması demek değildir. demokratik bir ülkede HERKES, HER YERDE protesto edilebilir.
Biz de demokratik hakkımızı kullanarak yuhalayanlara zavallı, adam değil, faşist, insan değil diyoruz.
Bir de 3-4 yılda bir yaptığımız aktivite var o da seçimlerde güzelce hadlerini bildirmek bu okumayan, öğrenmeyen, cahil ve şımarık guruba. Bakın ne kadar demokratız.
Alıntı:
O salonda Başbakan'ı yuhalayanlarla açık hava toplantılarında muhalifleri yuhalatanlar ve yuhalayanlar aynı kefededir. Bu ayrıntıyı sakın unutmayın.
Başbakan ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i yuhalayanları hep susturmuştur yalan söylemeyin.
En son Selcuklular tarafından Sal 14 Eyl 2010, 16:55 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Orada olanların bir çoğu Türk olmadıgını dışardan gelenlerin sayısının da bir hayli fazla oldugunu haberlerde izledik, Bu tarz dinleyici kitlesi olanlar politika ile ugraşmayı, konuşmayı sevmezler, nerde olursa olsun aynı tepki doğardı..
Konserde yabancılarda vardı ama bunların çoğunluk olduğunu sanmıyorum. Türkler çoğunluktaydı!!!