Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 9
Ümit.
12 yıl önce - Pzr 05 Eyl 2010, 21:14

Alıntı:
allah akıl fikir versin hepinize

Amin. Kendini de akildan fikirden mahrum etme.

Mustafa Islamoglu'nun cinler hakkinda söyle söyledigini duydum: "Eger 'Bati' (teknolojisini kastediyor) isteseydi cinleri labaratuar ortaminda bize gösterirdi."


fange
12 yıl önce - Pts 06 Eyl 2010, 00:18

Alıntı:
Mustafa Islamoglu'nun cinler hakkinda söyle söyledigini duydum: "Eger 'Bati' (teknolojisini kastediyor) isteseydi cinleri labaratuar ortaminda bize gösterirdi."


lab.da sadece maddeyi ve maddi fonksiyonları gösterebilirsiniz (doğal olarak ) Eğer lab. ortamında cinleri gösterebilirseniz, cinlerin varlığını değil, var olmadıklarını kanıtlamış olursunuz. Yani aslında maddi şeyler olduklarını, başka bir alemle ilişkili olmadıklarını, senin benim gibi bedenler olduklarını...eğer cinler madde ise, doğaüstü bir şeyin varlığını kanıtlamış olmazsınız, yine madde vardır yani, gayet açık

çok ama çok benzer bir örnek, mikroskopta bakterilerin gösterilmesidir. Önceden hastalıklara başka güçlerin neden olduğuna inanılırken, o keşiften sonra yine maddi varlıkların neden olduğu gösterilmiştir. Yani cinleri gösterebilirsek lab.da, bakteri gibi koftiden bir şey olurlar. Bütün karizmaları çizilir, benden söyelemesi

doğaüstü varlıkları bilimsel olarak açıklamaya çalışan her tez, hep aynı felsefi açmaza sürüklenecektir: kanıtladığı şey yine doğadadır, doğa-üstünde değil.

inanç inanç olarak kaldığı sürece hiçbir sorun yok, ben de bir başkası da bir şeylere inanıyor
ama bu türden sahte-bilimsel uğraşılardan gıcık kapıyorum


Ibrahim
12 yıl önce - Pts 06 Eyl 2010, 02:07



umucu
12 yıl önce - Pts 06 Eyl 2010, 11:02



Emre Yener
12 yıl önce - Cmt 19 Şub 2011, 03:25



muratisik
12 yıl önce - Cmt 19 Şub 2011, 03:32



okayilkiz
12 yıl önce - Cmt 19 Şub 2011, 03:59



buyukdereli

12 yıl önce - Cmt 19 Şub 2011, 07:27



serkanvmp
12 yıl önce - Cmt 19 Şub 2011, 11:28

Alıntı:
Serttir, tonikle içilir, tonik yoksa gazoz veya kola da idare eder


Sodayla da iyi olur. Sodayla karıştırdıktan sonra üzerine nane likörü ekleyerek gin menta (bardağın kenarını şekerlemeiy unutmayın) yapılabilir. Birde vermutla karıştırıp içine yeşil zeytin eklerseniz martini yapmış olursunuz. Hele birde barmene karıştırılmamış çalkalanmış derseniz havanız olur.


Kerim AK

12 yıl önce - Pzr 20 Şub 2011, 21:15

Alıntı:
Sistemi OKU-mak olarak anlatılagelen olgu, Rasûl tarafından Şuûr boyutundaki idrakların/kavramların, toplumun konuştuğu dildeki en yakın, çağının en moda kelimeleri ile mecaza dönüştürülerek ortaya çıkan soyut verilerin; “sanal-benliğin” gayretleriyle kendisinde hissedilip tekrardan somutlaştırılması olayıdır. Sistem çözüldükçe, yâni kişi kendini bilmeye başladıkça, kendindeki yeni boyutların farkına varacak ve genetiğinin-etrafın oluşturmuş olduğu sanal benliğini öldürüp gerçek benliğine kabir âleminden diriliverecektir.
Mushaf olarak dünyaMızda gözüken kağıttan sayfalardaki işâretler/kelimeler/tavsiyeler, Âlemin kendi olan; ama henüz açığa çıkartamadığımız Derin-Kendimizi≈Kur’ân’ı OKUyabilmemiz içindir. Rasûller, geçmiş zaman(lar)da gelmiş olanlar değil, “sanal-ben” aracılığı ile eksik olarak algılanan âlemindeki, algı düzeldikçe ortaya çıkan Şuûr boyutlarıdır, kaldırılabilir ve fark edilebilirse!.. Mushaf âyeti bu konuda “size nefislerinizden gelen Rasûl” şeklinde tüyo vermektedir.

TEK’liği hissetmek, “Tanrı ve O’nun elçisi” -içselleştirilmiş bilinçaltı (≈ farkında olmadığımız)- inanışını silmek isteyen Tâlip, GEÇMİŞ-GELECEK KAVRAMInı bilincinden silmeye gayret etmeli ve Holografik Evren gerçekliğinin iyice belirginleştiği, 21. yy olarak gözüken bu boyutsal açılımda ÖTELEMEnin her türlü versiyonunu artık bırakmalıdır.

“Mânâ tekrarı=Zikir” hissedişi kuvvetlendirir, beyinde yeni devreler açar. O yüzden bu satırları okuyan -varsa eğer- İÇ DÜNYA’lar, yoksa da tek emin olduğum kendi İÇ DÜNYAM’a sesleniyorum!.. TEK’in kendinde sanal sınır oluşturup mecâzî aracılığı ile algılama yaptığı sanal “ben”, Hisset Lütfen!..


TEK’liği sanal benlikte tefekkür hatasına düşmemek için önce…

Bi-İsmi Allãh… Mutlak Varlık’ın mânâları ile oluşan, hareket edenim!…

Lâ ilâhe illâ Allãh… Veritabanımın oluşturduğu Sanal Kimliğim yoktur, sadece Mutlak Varlık!…

Subhân Allah… Mutlak Varlık, varlık vererek hata ettiğim sanal kimliğimden beridir!…

“Geçmiş zaman hissi”, İÇ DÜNYA sahibi TEK’in geçici olarak seyir gerçekleştirdiği sanal benliğin uykusundaki inancı, kabûlü, sanalıdır; dünyaSındaki mecâzıdır.

Kur’ãn ismi ile, dünyaNdaki Mushafta TEK olan SANA işâret edilenler, “Evvelkilerin Masalları” değildir. Çünkü geçmiş yoktur!

Kur’ãn ismi ile, dünyaNdaki Mushafta işâret edilenler 1400 yıl önce inmemiştir, Çünkü geçmiş yoktur! “Âdem-Nûh-İbrâhim-~İsâ-Muhammed” ismi ile, dünyaNdaki Mushafta işâret edilenler ötendeki geçmişlerde değildir.

TEK olan SEN (sanal “sen” değil), 1900 küsür yıllarında, bir zaman içinde doğmadın! Zihnini açtığın sanal âlemi “zamanla” kodladılar Gökten Yere inmeye başladığında ve perdelediler seni “SEN”’den!.. Hakîkatinin AN’daki seslenişi, “Muhammed” ismi ile işâret edileni ve “Kur’ãn’ı” da 1400 yıl önce diye şartlandın.

Kendi evreninde, kendi zihninin içinde seyir hâlindesin, her an!..

Başroldesin, her şey SEN’in için, SEN’a ulaşabilmen için işâret!..

Kur’ãn kıssaları SEN’in ve SEN’de dizilmiş hâl dilinin sembolleştirilerek dünyaN’da anlatılması ve SEN’liğine işâret vermesidir. Fakat şu noktayı da kaçırma ki, Kıssa derekesinde anlatılan olaylar bir bütün olarak semboliktir. Yarısını sembolik, diğer yarısını da olduğu gibi alma.

Sual: Bir yazınızda Hz Süleyman kıssasına değinmiştiniz. Fakat orada geleceğin ALLAH katında olduğunu, gelecekten haberdar olduğuna inanılan cinlerin bile Hz Süleyman’ın öldüğünü ancak bir kurdun asasını kemirerek, asası kırılınca anladığını ve gelecekle ilgili haberlerin cinlerin bilgisi dışında olduğunu ve bu bilgilerin ALLAH katında olduğuna dair bir konu var Kuranda. Aklımda olduğu kadarıyla yazmaya çalıştım. Yani bu anlatılan kıssada nasıl cinlerin bir topluluk değil de, insanın saklı alt kişilikleri olduğunu söyleyebiliyorsunuz?
Süleyman (?), O’nun ölümü (?), (yere) yıkılışı (?), değnek (?), ağaç kurdu diye çevrilen Dabbet’ul Arz (?), cinler, cinlerin gaybı (?) bilmemesi (geleceği değil) mükemmel olarak tasvir edilmiş sembolik anlatımlardır. (?) olarak işâretlenen her kelimenin zihin/ruh/hâl dilinde bir karşılığı vardır. Aktarım sembolik olmak zorundadır, çünkü Mânâ, maddeNin/dünyaNın diline tercüme edilmektedir. Bizlerin kimisinin hakkında en ufak bir fikrimizin dâhi olamayacağı hâllerin (≈Mantıku’t Tayr), mânevî mertebelerin, içsel farkındalıkların, kısacası Holografik İlim-tabanımızın ve Gündelik Bilgi-tabanımızın işleyişinin geçmişin hikâyeleri olarak algılanması da elbette normaldir.

Gelelim ötendeki bir geçmişte olmayan Süleyman’dan anlayabildiklerimize…


“Süleyman’ın üzerine ölümü kaza ettiğimizde, ölüm üzere olduğunu onlara sezdiren olmadı, asasını yiyen Arz debeleneninden başka… Yıkılınca, cinlere apaçık oldu. Eğer gaybı biliyor olsalardı, azap içinde kalmazlardı. (âyet)”


Süleyman (Silm-men/Selâmet Adamı) kelimesi ile işâret edilen, “Lâ ilâhe” mânâsını defalarca hissederek içselleştirmen, doğuştan ve etraftan getirdiğin sahte-sanal kişiliğinden arınıp, Varlıktaki Birliği (Tevhid) yaşam gerçeğine dönüştürerek kendinde açığa çıkardığın sâbitlenmiş Huzûr, erdiğin Selâmet sonucu oluşan Gönül boyutudur.

Cinlerin Süleyman ile birlikte anlatılması cinlerin, yâni bilinçaltı veritabanının kontrolünün bu Şuûr (İçsel Farkındalık) boyutunda açığa çıkması nedeniyledir. Âdem, Nûh gibi Süleyman öncesi iRSâL’lerde bu kontrol gerçekleşmeyecektir.

Süleyman’ın “Ölmesi” ise Varlıktaki Birliğe şahit olan “arınmış bende”, şahit olan “ben”in, Yoğun Zikir≈Mânâ Tekrarı/Tefekkür Gücü ile Mutlak Varlık’tan ayrı birimsellik/bağımsızlık hissinin kalkması, zaman ve mekânsız Holografik Tümelliğin (Vahdet) “bensiz”, “BEN” ile yaşanmasıdır. Bu da Tefekkür Gücü’nün, İdrâk’ın yeniden programladığı sinir ağlarının Zihinde açığa çıkardığı İlim’in, Basîret’in 5 duyu girdisinin oluşturduğu “ben bedenim” hissini, gündelik algılayışını bastırmasıyla oluşabilir ancak.



Süleyman, “BEN’in sınırsızlığını” bilinçaltının güdümündeki gündelik bilincin hâkim olduğu, madde bedenin hissedildiği “sanal ben” ile yaşayamaz. BEN’in sınırsızlığının “bensiz” yaşandığı AN’ın derinliğinde de bilinçaltının değer yargılarına yer yoktur (ölümünü onlara sezdiren olmadı).

Gündelik bilince yer olmasa da, AN’da KENDİLİĞİNDEN akan “illâ Hû” Mânâ tekrarının gerçekleştiği mahâl hücresel bedeni ile yeryüzüne dayanmaktadır da (Ãsâ’sı). İNSAN nâr-toprak-nûr veya yenilenmiş tâbirle Dalga-Hücre-İlim bedenleri ile vardır. Bilinçaltı ve güttüğü Gündelik Bilinç/cinler ve hükmü altındaki ins denilen Fâni dalga bedeni; bu dalga bedenin madde dünyasında temsillenmesinden ibâret Fâni hücresel beden ve bu ikisinden Şuûrunda arındıkça, RUH üflendikçe ortaya çıkan Bâki Âhiret (Sonra gelen)/İlim bedeni. İlim/Holografik Bedene sahip İNSAN’ın dünya ile etkileşimini/bağını sağlayan Hücresel Bedeni, 5 duyusu Süleyman’ın Ãsâ’sıdır.

TEK’e yoğunlaşan Zihne 5 duyudan gelen veriler azalacağından madde bedende belirli sonuçları olacaktır. Çünkü madde beden ve zaman boyutu, 5 duyu adı altındaki aracılarla giren milyonlarca veri ile algılanır olmaktadır. Zihne (Arz’a) gelen bu verileri Zikir ile Bilinçli bir şekilde -Bilinçsiz kesilmesi uyku, ölüm, koma gibi durumları doğurur- kesen İnsan (Arz debeleneni) bedensizliği ve zamansızlığı yaşar (…Ãsâ’sını yiyen…).

Bu verilerin kesilmesiyle Zihinde Holografik Şuûr boyutu açılır. Bu Şuûr boyutundaki hâle gündelik bilinçlerin vâkıf olması mümkün değildir (ölüm üzere olduğunu sezdiren olmadı); ama sanal benlikte ölüp TEK olarak dirilmekte olanın madde bedensizliği yaşaması bilinçaltına yansıyacaktır (Ãsâ’sını yiyen Arz debeleneni cinlere ölümünü sezdirdi).

Bu hâlin gündelik bilinci Süleyman düzeyinde olanda sona erip madde beden hissedilmeye ve dünya algılanmaya başlandı mı (…Yıkılınca), kişinin bilinçaltı “ben bağımsız bir birim değilim” anlamında yeniden programlanmış, ontolojik olarak yükselmiş, arınmış (cinlere alçaltıcı azap); gündelik bilinci de “birimselliğin verdiği ağırlık” açısından rahatlamış olur (cinlere apaçık oldu). Bilinçaltındaki “ben sınırlı bir bedenim” kalıbı, Süleyman Gönlünün Gaybındaki İlmin o zihinde açığa çıkmamış olması sonucu, onu sınırsızlığını yaşama yönünde şekillendirmemiş olması nedeniyledir (Eğer Gaybı İlim ediyor olsalardı). Bu İlmin bilinçaltını etkilemesiyle (cinlere apaçık oldu) de eski yargılar gerileyecektir (alçaltıcı azap). Eski değerlerin yenileriyle değiştirilmesi eski bilinçaltı-kişilik için azap niteliğindedir.

Evet, Her ne Ararsan Kendinde Ara anahtarı sayesinde açabildiğimiz kadarıyla anlatabilmeye çalıştık (Bi-İznihi). Hakîkati Tek olan Varlıktadır. Hissettirdiyse ne mutlu!..




En son Kerim AK tarafından Pzr 20 Şub 2011, 21:23 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


sayfa 9
« önceki   123 ... 8910 ... 232425   sonraki »
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET