1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 19  |
 |
ali durmaz
12 yıl önce - Prş 24 Mar 2011, 23:40
Bunlarınki sivil itaatsizlik değil!!! Bunlar, halkı kışkırtmak, ayrıştırmak, ülkeyi karıştırmak istiyor!! Yalnızzzzzzz!!!! Bu halkın, Türk Milleti"nin sabrını da çok fazla zorlamasınlar!! Yoksa, bu Millet gereken dersi verecektir!!!! Burası Türkiye arkadaş... Burası k.ırak"a felan benzemez!!!
|
 |
görkem 07
12 yıl önce - Prş 24 Mar 2011, 23:54
Bdp nin anadilde eğitim talebine olumlu bakan arkadaşlara anlamakta zorlanıyorum,okullarda seçmeli kürtçe karşılıklı güven tesis edildiğinde atılabilecek adımlardan biri olabilir.anca Devlet Kürtçe eğitime niçin izin versin bunu anlayamıyorum ben.O bölgede insanlar daha yeterince Türkçeye hakim değillerken,devlet kendi eliyle kürtçe eğitime izin verir ise bölgede Türkçe öğrenmek için en ufak bir neden kalmayacaktır.Dil birliği kültürel uyumun bir numaralı yapıtaşıdır,kültürün en önemli ögesidir.
Artık şu insanlar dillerini konuşamıyorlar romantizminide bir zahmet terkedelim,benim Antalyada otobüslerde,minibüslerde,sokakta,düğünlerde duyduğum dil sanskritçe değil.Hem devlet özel kürtçe kurslarının önünü açtı kimseyi tutanda yok.bölgenin önde gelenleri düğünlerinde kilolarca altın takmak yerine bunların bir kısmıyla kürtçe dil kurslarını finanse ederler ise gayetde iyi işletilir bu kurslar.
Hayır niçin devlet bu işin tarafı olsun Kürtçe diye bir dil var mı var,kitlesel bir dil mi evet,eğer yeni nesiller bu dile yeterince hakim olamamaktan dolayı şikayetçi iseler ailelerine sorsunlar.Dil evde öğrenilir.
|
 |
tunati34
12 yıl önce - Pts 28 Mar 2011, 19:36
''Biz Mısır Tunus, Libya’dan daha yüksek sesle özgürlüğümüzü isteyeceğiz"...!!!
Bakın Ahmet Türk ne diyor, Nasıl tehdit ediyor..!!
| Alıntı: |
| ''Biz Mısır Tunus, Libya’dan daha yüksek sesle özgürlüğümüzü isteyeceğiz" |
Bunların amacı meşru talepler değil diye bas bas bağıranlara kulaklarını tıkayanlar...!!!
Şimdi nerdesiniz,
sizler biraz daha susun bakalım
Seçimler yaklaştıkça adamların küplerinden daha ne mücevherler çıkacak bakalım görelim
AHMET TÜRK: BİZİM HAYKIRIŞIMIZ DAHA BÜYÜK OLACAK
Kasaplar Deresi'nde saygının duruşunun ardından Kürtçe konuşan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Genel Başkanı Ahmet Türk, şunları söyledi:
"Binlerce kişi buraya özgürlük sesini yükseltmek için geldi. Bu yükselen ses gün be gün daha büyüyor ve özgürlüğe doğru gidiyor.
Bugün tüm Kürdistan kentlerinde kahraman şehitleri için burada toplandılar. Bu bekleyiş ve bu sabır önümüzdeki günlerin habercisidir. Bugünkü özgürlüğümüz o kahramanlar sayesindedir. Bugün Nevala kasabadaki katliamlar sadece burada değil 1925 yılından bu yana devam ediyor. Biz Türkerlin düşmanı değiliz. Biz kardeşlik birlik istiyoruz. Doğrusu yıllardır kirli savaş sürdürülüyor. Kardeşliğimiz daha da büyüsün istiyoruz.
Adalet ve özgürlüğümüzü her gün kat be kat isteyeceğiz.
Tunus, Libya ve Mısır’da özgürlük çığlıkları yükseliyor. İnanın ki bizim haykrışımız daha büyük olacak
Biz Mısır Tunus, Libya’dan daha yüksek sesle özgürlüğümüzü isteyeceğiz"
Diyor bay Ahmet Türk
http://haber.gazetevatan.com/turk-sesimiz-tunus-v .../9/Siyaset
|
 |
Mehmet Karababa
12 yıl önce - Pts 28 Mar 2011, 20:57
| Alıntı: |
Adalet ve özgürlüğümüzü her gün kat be kat isteyeceğiz.
Tunus, Libya ve Mısır’da özgürlük çığlıkları yükseliyor. İnanın ki bizim haykrışımız daha büyük olacak
Biz Mısır Tunus, Libya’dan daha yüksek sesle özgürlüğümüzü isteyeceğiz
|
Adamlar artık açık açık kürdistan ismini anıyorlar.Özgürlük ve barıştan bahseden bu insanlar,Mısır Tunus ve Libyadan daha yüksek sesle özgürlük isteyeceğiz diyorlar.Nerde kaldı sizin istediğiniz huzur ve barış ortamı??? Sözlerindeki bu çelişki dahi amaçlarını açıkça ortaya koymaya yetiyor..Özgür değillermiş.Başınızda Saddam gibi Kaddafi gibi dikdatörler olsaydı ozaman görürdünüz nasıl özgür olunmuyor..Saçmalığa bak,ne farkınız var bizden.Adamın ettiği sözlere bak.Sen kimi tehdit ediyorsun.Haddini aşmaya başladı bunlar ama hadlerini bildirecek adam nerde.Vatanını milletini seven Kürt kardeşlerime lafım yok onalr kendi üzerlerine alınmasınlar fakat bu insanlar Türk milletinin sabrını zorluyorlar ki şuan bende olduğum yerde sinirden gerilmiş durumdayım.Böyleleri yüzünden Türk ve Kürtler birbirine düşüyor..Huzurdan bahseden Ahmet Türk gibi adamlar,ülkeyi huzursuzluğa sürüklüyor
|
 |
ahmetgülen
12 yıl önce - Pts 28 Mar 2011, 21:03
| Alıntı: |
| Bakın Ahmet Türk ne diyor, Nasıl tehdit ediyor |
Bunları susturacak yöneticiler gelsin , yeter artık. Sonra geç kalacağız, ey millet ülkenin geleceğini düşün, çocuklarının yüzüne nasıl bakacaksın.Göz göre göre ülke bölünüyor, sadece resmiyeti kaldı, uyan artık.
Bakın eskiden paranoya diyenler artık demiyor, çünkü o seviyeyi alıştırarak geçtiler.
|
 |
Saygın ÖNGEN
12 yıl önce - Pts 28 Mar 2011, 21:08
| Alıntı: |
Biz Mısır Tunus, Libya’dan daha yüksek sesle özgürlüğümüzü isteyeceğiz"
Diyor bay Ahmet Türk |
Dikkat etsinlerde sesleri kısılmasın.
Yoksa biz kısarız.
1925 te olduğu gibi.
|
 |
tunati34
12 yıl önce - Sal 29 Mar 2011, 11:45
Bugün bir yazı okudum
İnanın tam hedefe bir atış olmuş...!!
Sabırla okuyunuz....
'BDP’lilerin sivil itaatsizlik diye yutturmak istediği şey, en iyimser haliyle Bediuzzamanın "serserilik" diye tanımladığı halin içine giriyor!' diyen Mehmet Ali Bulut, BDP'nin asıl amacını yazdı.
Mehmet Ali Bulut'un yazısı
“Sivil İtaatsizlik", Amerika kıtasında yeşerip büyümüş bir kavram, bir tohum. En güzel meyvesini ise Gandi’nin memleketinde vermiş!
Ünlü düşünür Henry David Thoreau, meşhur "Civil Disobedience” (Sivil İtaatsizlik) makalesini yazdığında 32 yaşındaydı. Köleliğin geliştirilip yerleşik bir kurum haline gelmesi amacıyla yapıldığına inandığı Meksika Savaşı için toplanan vergiyi vermeyi reddedince hapsedilmiş ve bir gece hapishanede kalmıştı. İşte ‘sivil itaatsizlik’ kavramını ve onun diğer insanlar üzerindeki gücünü de o gece keşfetmişti.
Şarkın tarihinde ‘sivil itaatsizlik’ denilebilecek bir kavram yoktur. Çünkü Doğu insanında -duygusal zekâlarını kullandıkları için- fikir asla statik kalamıyor; hemen eyleme geçiyor. Hâlbuki sivil itaatsizlik, eylemsizliğin gücünü kullanma becerisidir. Pasif duruş değil, bir şeyi yapmama azmi!
Bu kavramı ‘Doğu’ya kazandıran Gandi’dir. Gandi İngiltere’de okuduğu dönemlerde memleketini İngilizlerin sömürgeciliğinden kurtarmak için çareler arıyordu. Bunu, güçle ve teknoloji ile başaramayacağının bilincindeydi. İşte o dönemlerde Thoreau’nun 1849 yılında yazdığı o makalesiyle karşılaştı.
Gandi, İngilizleri Hindistan’dan atabileceği manivelayı bulmuştu:‘Sivil İtaatsizlik’! İngilizlere karşı yıkıcı eylemlere girişmeyecekti ama onların istediğini de yapmayacaktı. Makale müthiş bir ilham vermişti Gandi’ye.
Tabii sadece Gandi değildi o makaleden ilham alan. Amerikalı Siyahî lider Martin Luther King de ondan almıştı ilhamını. Dünya hitabet edebiyatının başyapıtlarından biri olan ‘Bir Hayalim Var’ konuşmasıyla, tüm insanlığın dikkatini zenci-beyaz ayrımına çekmeyi başarmış bir lider. Amerikan Yurttaş Hareketi’nin lideri ve siyah beyaz ayırımının ortadan kalkmasının öncülerinden biri…
Keza Lech Valesa aynı manivelayı kullanarak ülkesini komünizm belasından kurtarmayı başarmıştır.
Esasında sivil itaatsizlik postmodern çağların en iyi hak arama yöntemlerinden biridir. Sivil itaatsizlik, bir bütün olan insanlığın vicdanını, bir noktaya teksif etme çığlığıdır. Evrenin şifa verici kudretlerini ve şefkatini çağırma imdadı! Adeta, hastalanmış bir hücrenin tüm bedenin iyileştirici gücünü kendi etrafında toplamak için sergilediği muazzam bir yöntem!
Anarşizm ve tahribat ise bunun tam tersidir. Kanserli hücre gibi… Böyle bir durumda bünye o hücreye şefkat edip onarmak yerine bir an önce onu imha etmek için tedbir arar. Olmadı mı dışarıdan bir müdahale ile yok edilir ve cehennemî bir operasyonla o hücreler yakılıp kavrulur ve bünyeden atılmaya çalışılır (kemoterapi).
* * *
Bediuzzaman da sivil itaatsizliği çok iyi kullanmış bir eylem adamıdır.
O kendi yöntemine ‘müsbet hareket’ adını koymuş. Bu yöntemi geliştirirken Gandi’den yahut Thoreau’dan etkilendi mi bilmiyorum! Çünkü onun geliştirmiş olduğu ‘müsbet hareket’ –ki doğru zamanda doğru adım atmayı ve tahripkâr olmamayı esas alır- dönemin rejimine ve yapılanlara karşı geliştirdiği, sivil itaatsizlik benzeri bir metottur.
Gerçi müsbet hareket Kur’anî bir kavramdır! ‘Kararlılık’ ve ‘itidali’ aynı anda kendisinde barındıran bir müstakim yol! Karşı taraf (hasım) oluşturmadan kendi değerlerini topluma aktarma, kabul ettirme yöntemi…
Ona hayatı zindan eden ve hapishane hapishane süründüren rejime karşı bu yöntemi kullanmıştır. “Ben sizin rejiminizi sevmiyorum ama ona ilişmiyorum da…” diyerek ısrarla ve inatla medeni kanuna uymamayı sürdürmüştür. Kendisine “Neden bizim kıyafetlerimizi giymiyorsun?” diye baskı yaptıklarında, “Siz bana insani haklarımı kullanmama fırsat veriyor musunuz ki benden sizin kanunlarınıza itaat etmemi istiyorsunuz?” şeklinde savunma geliştirmiştir.
* * *
Sözü, çoluk çocuk demeden, doğuda binlerce insanın öldürülmesine zemin hazırlamış, okulların yakılmasına, köprülerin yıkılmasına, insanların insafsızca katledilmesine ve bölgede zalim bir çatışmanın yaşanmasına sebep olmuş bir adamın talimatıyla başlatılmış ‘sivil itatsizlik’e(!) getireceğimi anladınız.
Esasında yapılan işe, illa da bir tanımlama yapılacaksa ‘sivil cuntacılık’ denilebilir. Çünkü yaptıkları bu! İnsanları zorla sokaklara dökeceksiniz, her bir yanı tahrip edeceksiniz, yemin edip meclisine girdiğiniz ve kanunlarına itaat edeceğinize şeref sözü verdiğiniz bir devletin görevlilerinin üzerine taşlı sopalı gideceksiniz; sonra bunun adına sivil itaatsizlik diyeceksiniz…
Ha birilerinin panzerlere karşı tavır koymasını yadırgamıyorum. Ben bunun adı sivil itaatsizlik olamaz diyorum. O bir isyan hareketidir ve bir tahriptir.
Çünkü sivil itaatsizliğin iki önemli şartı vardır:
1- İtaat! Gandi'nin ifadesiyle, bir kimse, ancak kanunlara tam bir itaat halinde olduktan sonra, sınırları iyice belirlenmiş somut konulardaki haksızlıklara karşı itaatsizlik hakkına sahip olabilir.
2- Şiddetten uzak durmak! Sivil itaatsizliği uygulayan ve başarıya ulaşan hareketlerin tümü, en tahrik edici durumlarda dahi en küçük bir şiddet içeren hareketlerden titizlikle uzak durmuş, kendileri şiddetin her türlüsüne maruz kaldıkları halde hiçbir şekilde şiddete başvurmamışlardır. Martin Luther King "Mesele ya şiddet, ya da şiddetten uzak durma meselesi değildir. Mesele, ya şiddetten uzak durma, ya da yok olup gitme meselesidir" der.
Bediuzzaman’ın bu konudaki tavrı da çok nettir:
1. Anarşiden koruyacak beş esası sayarken, diğerlerini tek kelime ile sayar (hürmet, merhamet...); itaate gelince "serseriliği bırakıp itaat etmek" der. Bir yandan, kastettiği itaatin koyun gibi her şeye körü körüne itaat olmadığını belirtirken, diğer yandan da itaatin esas olduğunu, itaatsizliğin kanun ve kural tanımamak halini almaması gerektiğini bildirmiş olur.
2. Keza ezan konusunda "Biz itaat etmiyoruz, isyan da etmiyoruz." diyerek müsbet hareketin en güzel tavrını ortaya koymuştur. Yani taraflarını sokaklara döktürüp araba yaktırmamış, kepenk kapattırmamış, insanlara dehşet saçtırmamış... Ama kendisi her daim ezanını bilinen haliyle okumuş ve okutmuş. Sonra ne olmuş. Memleketin durumu ortada. Kim kazanmış? Müsbet hareket eden!
Dolayısıyla bugün BDP’lilerin sivil itaatsizlik diye yutturmak istediği şey, en iyimser haliyle Bediuzzamanın "serserilik" diye tanımladığı halin içine giriyor!
Evet, BDP’nin yaptığında ‘itaatsizlik’ var ama maalesef ‘sivil’liğin ‘S’si bile yok. Medenilik ise hak getire! Yol kesmek, taş atmak, polis tokatlamak, ‘eşkıya üniforması’yla gövde gösterisi yapmak ile sivillik arasında hiçbir bağ kuramazsınız. Bu terördür. Elbette terör de bir hak arama yöntemi olabilir. Ama çıkıp ona ‘sivil itaatsizlik’ diyerek insanlığın bulduğu en güzel mücadele yöntemini telvis edemezsiniz.
Bediuzzaman, başarılı olduğu artık ayan beyan ortaya çıkmış ‘müsbet hareket’ tarzının icaplarını anlatırken şöyle der:
“Sâlisen: Bu vatan, bu millet ve bu vatandaki ehl-i hükûmet ne şekilde olursa olsun, Risale-i Nur'a eşedd-i ihtiyaçla muhtaçtırlar. Değil korkmak veyahut adavet etmek, en dinsizleri de onun dindarane, hakperestane düsturlarına tarafdar olmak gerektir. Meğer ki, bütün bütün millete, vatana, hâkimiyet-i İslâmiyeye hıyanet ola. Çünkü bu millet ve vatan, hayat-ı içtimaiyesi ve siyasiyesi anarşilikten kurtulmak ve büyük tehlikelerden halas olmak için, beş esas lâzım ve zarurîdir: Birincisi; merhamet. İkincisi; hürmet. Üçüncüsü; emniyet. Dördüncüsü; haram ve helâlı bilip haramdan çekilmek. Beşincisi, serseriliği bırakıp itaat etmektir. İşte Risale-i Nur, hayat-ı içtimaiyeye baktığı vakit, bu beş esası temin edip, asayişin temel taşını tesbit ve temin eder. Risale-i Nur'a ilişenler kat'iyyen bilsinler ki; onların ilişmesi, anarşilik hesabına vatan ve millete ve asayişe düşmanlıktır. İşte bunun hülasasını o casusa söyledim. Dedim ki: Seni gönderenlere böyle söyle.” Kastamonu Lahikası ( 241 )
“Sâniyen: Risale-i Nur'un esas mesleği olan şefkat, hak ve hakikat ve vicdan, bizleri şiddetle siyasetten ve idareye ilişmekten men etmiş. Çünkü tokada ve belaya müstahak ve küfr-ü mutlaka düşmüş bir-iki dinsize müteallik yedi-sekiz çoluk-çocuk, hasta, ihtiyar masumlar bulunur. Musibet ve bela gelse, o bîçareler dahi yanarlar. Bunun için, neticenin de husulü meşkuk olduğu halde, siyaset yoluyla idare ve asayişin zararına hayat-ı içtimaiyeye karışmaktan şiddetle men'edilmişiz.
Sâlisen: Bu vatanın ve bu milletin hayat-ı içtimaiyesi bu acib zamanda anarşilikten kurtulmak için beş esas lâzım ve zarurîdir: Hürmet, merhamet, haramdan çekinmek, emniyet, serseriliği bırakıp itaat etmektir. Risale-i Nur hayat-ı içtimaiyeye baktığı zaman, bu beş esası kuvvetli ve kudsî bir surette tesbit ve tahkim ederek, asayişin temel taşını muhafaza ettiğine delil ise; bu yirmi sene zarfında Risale-i Nur'un, yüzbin adamı vatan ve millete zararsız birer uzv-u nâfi' haline getirmesidir. Isparta ve Kastamonu vilayetleri buna şahiddir…” (Şualar ( 349 )
İşte ‘sivil itaatsizlik!” bu minval üzere olur. Anarşistlikle değil.
Esasında ne PKK sivildir ne BDP. Hem üstelik her ikisi de ‘müteharrik bi’l-gayr’dır. PKK, Ergenekoncu cuntanın yıkıcı faaliyetlerinin örgütlü halidir. BDP ise Ergenekoncuların Kürtler içindeki sivil(!) uzantılarıdır.
Laiklik meselesinde birlikte hareket ettikleri gibi, milleti canından bezdirme ve saklı sultalarını sürdürme konusunda da birbiriyle paslaşıyorlar.
Acı olan da bunun hala bir yığın vatan evladına vatanseverlik olarak yutturuluyor olmasıdır. Tıpkı imamın ordusu kitabını yazdığı iddia edilen zatın yaptıklarının ‘gazetecilik’ diye lanse edilmesi gibi…
E ne yaparsınız hayat bu. İyi ile kötünün, hayır ile şerrin, iman ila küfrün mücadelesi Hz. Adem (as)’den beri var olagelmiş ve kıyamete kadar da sürecektir. Ebucehil ebucehilliğini, Ebubekir ebubekirliğini yapacak.
Kendisine isyan ve küfür sevdirilmiş bir kalbin imandan rahatsız olması yarasanın gözünün ışıktan rahatsız olması kadar fıtridir.
Ne yapsın zavallı güzü aydınlığa tahammül edemiyor!
|
 |
Kerim AK
12 yıl önce - Pts 25 Nis 2011, 11:14
Her olayı ırkcılıkla yorumlamak,iti peygaber edinenlerde moda oldu.Son yıllarda ırkcılığın bölücü zihniyettede tavan yaptığı görülmektedir,azınlık ve ekonomi olarak sıfır olan bir toplumun bu cesareti nereden aldığı veya kimlerin verdiği iyi düşünülmelidir.Bu ülkenin bütün ırklarını tek ırk,tek kalp,tek insan haline getiren İslam olmuştur.Bu birliktelik;ırkcı,kafatascı vahdenıyet değildir.Vahdetlerin en büyüğü en mukaddesi için Kuran'da;İnnemel mû'minûne ihvetun Mü'minler ancak kardeştirler (49/10) ister Türk, ister Kürt inananlar kardeştir..Aynı şeyleri sevmek , aynı şeyler için yaşamak ve ölmek.Türk'ü ;Kürd'ü düğüne koşar gibi gazaya koşturan bir inanç birliği altı yüzyıl beraber ağlayan ve beraber gülen etle tırnak olmuş bu kardeşleri ayırmayacaktır.
600 yıllık bu muhteşem rüyayı korkunç bir kabusa dönüştürmeye çabalayanlar çakallar,bu millet korkulu rüya görmektense uyumayacaktır bunu unutmayın.
|
 |
bilal21
12 yıl önce - Pts 25 Nis 2011, 11:31
| Alıntı: |
| Hiçbir Laz, hiçbir Çerkez, hiçbir Boşnak anadilde eğitim diye tutturmadı |
http://www.haber365.com/Haber/Cerkezler_Anadil_Ta ...in_Yurudu/
Miting de, ''Çerkezce Eğitim İstiyoruz! Her zaman her yerde, Anadilim Çerkezce! Anadil Eğitimi İstiyoruz! Anadilim Onurum, Savaşırım Korurum! Yaşasın Demokrasi Mücadelemiz'' sloganları atıldı.
Demek ki yönetimde yanlışlıklar var, bunların oturulup acilen konuşulması ve karara bağlanması gerekir çünkü dış güçlerin ülkemizi daha fazla karıştırması ihtimali var.
En son bilal21 tarafından Pts 25 Nis 2011, 11:35 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
Mehmet!
12 yıl önce - Pts 25 Nis 2011, 12:01
Bilal Bey,
Tüm etnik kökenler, din ve mezhep mensupları, azınlıklar, çoğunluklar, bölgeler, şehirler gibi Çerkes'ler de bazı konularda mağdur edilmiş olabilirler. Onlar da haklarını demokratik yollardan talep edebilirler.
Peki siz bugüne kadar bir Çerkes'in silah alıp polise, askere, öğretmene, doktora, ateş ettiğini gördünüz mü? Molotof kokteyli hazırlayıp kamuya ait ne varsa, (araç, park, yol, kaldırım, banka, otobüs, okul ve hatta KREŞ'e) atarak içindeki insanlarla birlikte yakmaya teşebbüs ettiğini gördünüz mü? Haklarını aramak için yürüyüş yapan bir Çerkes gurubunun arkasında savaş sonrası gibi bir manzara bıraktığını gördünüz mü?
Çerkes'lerin (zaten çok seyrek olarak düzenlenen) demokratik eylemlerini terör eylemleri ile kıyaslamayın lütfen.
|
 |
sayfa 19  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|