Batı medeniyetinin sosyal çöküşü eşcinsellik ile değil, kilisenin ya da hristiyanlığın da yasakladığı zinayı normal yaşam tarzı olarak görmesiyle başladı.. Evlilik müessesesi, dolayısıyla toplumların temel direği olan "aile" olgusu değerini yitirmiş oldu.. Simdi de nasıl yapar ederiz de, milleti çocuk sahibi yaparız diye kara kara düşünmeye başladılar..
Velhasıl, kremalı pasta zaten vardı.. Simdi üzerine bir de çilek konuldu..
isteyen istediğiyle evlenir veya ilişki yaşar. sanane, banane. lafa gelince islam hoşgörü dini ama icraata gelince senden farklı olana hemen dinsiz, imansız, ahlaksız etiketi yapıştır. biz önce kendi sosyal çöküşümüze bakalım ilkokul çağındaki kızlara tecavüz edenler, hayvanlara tecavüz edenler.. kendi sorunlarımızı çözdük te şimdi avrupanınkine el attık.
En son Özgün Manastırlı tarafından Sal 29 Hzr 2010, 19:15 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Eşcinsellerin evliliği çok kafaya taktığını düşünmeyenlerdenim.
Evlenmeseydi de ilişkileri devam edecekti neticede. Dubai sultanının 4.karısını (yanlış bilmiyorsam 4. karısı. tek eşli olmadığını biliyorum sadece.) toplantılarda görmek bize onaylamasak da garip gelmiyorsa, bu durum da bize garip gelmemeli.
Çocuk istismarcıları dışında herkesin cinsel tercihine saygı duyulması ve bunun medeniyet çöküşü olarak algılanmaması taraftarıyım.
Katiller, hırsızlar, kumarbazlar, alkolikler, dolandırıcılar, ileri düzey asabiler, pasaklılar, temizlik hastaları, paranoyaklar, şizofrenler, psikozlar, mendeburlar, sevimsizler, merhametsizler, kavgacılar, sevgisizler, megalomanlar, mitomanlar, sorumsuzlar, işsizler, güçsüzler ve bir iş güç sahibi olma ihtimali olmayan insanlar, her toplumda itilerek toplum dışı bırakılmış olup kısmen de gereken cezaya uğratılmışlardır.
Ama, bu başlıkta sözü edilen Eşcinsel evlilik nedense o kişilerin seçimine bırakılıp, üstüne üstlük bir de kanun çıkartılarak, yasal olduğu da kesinleştirilmiştir, ki Bayan Başbakan'ın bu konuya getirilen kolaylığı hemen kullanmış olmasını görüyoruz.
Ben konu hakkında şunu demek istiyorum. Bu tür yaşam tarzını tanımak, anlayış göstermek, görmemezlikten gelmek, hak vermek kolay ve bunun kimseye bir faydası da olamaz. Mesele bu tür yaşam şeklini "gerekçeleri ne olursa olsun" seçenleri hoş görülmemesi gerekliliğini toplumlara anlatabilmek, aydınlatabilmek ve inandırabilmektir.
Evlenince sorunları olan kişiler mutlumu olabiliyorlar ? şahsen ben bunu hiç düşünemiyorum. Bilakis, düzelmediği gibi ( Toplumda ki ) bir başka insanın ve doğacak olan neslin de yaşam şeklini etkiliyebir. Olaylara ve gelişmelere ılımlı bakıp tepkisiz kalırsak, mevcut sorumsuzluklara bir yenisini daha eklemiş oluruz ki buna da hiç ihtiyacımız yok.
Konuyu saptırmak istemem ama, merak ettiğim bir konu var. Nikah masasında, nikah memuru ne şekilde sorular sorarak bu nikahı kıyıyor olabilir ?? Hani biz de adettir, Nikah memuru Gelin ve Damat'a sorar, Kocalığa kabul ediyormusun, Karılığa kabul ediyormusun diye. O nikahta acaba nasıl bir soru sorulmaktadır.. Kafam bayağı takıldı bu soruya inanın. Merak işte..
Katiller, hırsızlar, kumarbazlar, alkolikler, dolandırıcılar, ileri düzey asabiler, pasaklılar, temizlik hastaları, paranoyaklar, şizofrenler, psikozlar, mendeburlar, sevimsizler, merhametsizler, kavgacılar, sevgisizler, megalomanlar, mitomanlar, sorumsuzlar, işsizler, güçsüzler ve bir iş güç sahibi olma ihtimali olmayan insanlar, her toplumda itilerek toplum dışı bırakılmış olup kısmen de gereken cezaya uğratılmışlardır.
Eşcinselleri bu tarz insanlarla aynı kategoriye koyduğunuz için öncelikle sizi kınıyorum. Tüm psikiyatrlar birlikleri eşcinselliği hastalıklar listesinden çıkaralı en az 20 sene oldu bilmem haberiniz var mı ama? Doğuştan geldiğine dair hiçbir bulgu yok, hormonal olmadığı ise geçmişte eşcinseller testosteron enjekte edildiğinde bu eğilimlerinin arttığı görülerek kanıtlandı. Hayvanlarda görülmediğine ise sadece gülüyorum demek ki gözlem yeteneği bu kadar.
Alıntı:
Konuyu saptırmak istemem ama, merak ettiğim bir konu var. Nikah masasında, nikah memuru ne şekilde sorular sorarak bu nikahı kıyıyor olabilir ?? Hani biz de adettir, Nikah memuru Gelin ve Damat'a sorar, Kocalığa kabul ediyormusun, Karılığa kabul ediyormusun diye. O nikahta acaba nasıl bir soru sorulmaktadır.. Kafam bayağı takıldı bu soruya inanın. Merak işte..
Çok basit. "XXX'i EŞİN olarak kabul ediyor musun?" sorusu sorulur. Zaten artık evlilik cüzdanlarında bile Karı-Koca yazmıyor
En son ekinmarti tarafından Sal 29 Hzr 2010, 23:30 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
hala daha batıyı örnek alalım diyenler var.rusya ve orta asyada ki devletler ile ticaret yapıyoruz.medya çıkıyor eksen kayması oluyor diyor.ne yani batı gibi mi olalım.türkiye batıdan uzak durmalı.yoksa kaybederiz perişan oluruz.bizi zaten almazlar müslümanız.türkiyeden abye bol bol yoğurt yollayın iyi gelir
Batı medeniyetinin sosyal çöküşü eşcinsellik ile değil, kilisenin ya da hristiyanlığın da yasakladığı zinayı normal yaşam tarzı olarak görmesiyle başladı.. Evlilik müessesesi, dolayısıyla toplumların temel direği olan "aile" olgusu değerini yitirmiş oldu.. Simdi de nasıl yapar ederiz de, milleti çocuk sahibi yaparız diye kara kara düşünmeye başladılar..
Velhasıl, kremalı pasta zaten vardı.. Simdi üzerine bir de çilek konuldu
Insanlar birlikte olmanın sosyal ve hukuksal yönünü birbirnden ayırmaya başladılar. Ailenin bir sözleşme ile değil, aşkla, sevgiyle kurulduğunu anladılar. Günümüzde aralarında resmi nikah olmayan çiftlerin "kimin eli kimin cebinde" olduğunu da sanmayın, artık en ufak bir ihanette, büyük bir anlaşmazlıkta beraberliği hukuksal değerleriyle bitirmek çok kolay "batı medeniyetinde". Resmi boşanmalar bile eşlerin anlaştıkları durumlarda duruşmasız bir hakim önünde birkaç dakikada bitiyor. Evlilik kurumu önemini yitirdi tamam ama aile olgusu her zamanki gibi güçlü.
Değişen başka bir olgu ise bir çoçuğun ana babasının illa da resmi nikahlı olması gerekmediği. Bu da sanılanın aksine insanlar evliyken bile nufusun artmamasından kaynaklandı. Gittikçe yaşlanan nufusu gençleştirebilmek için bu da gerekliydi. Bunun üstüne nikahlı olmayan ama bebeğini sahiplenen tüm çiftler doğum yardımları, ücretsiz kreş ve okullardan da yaralanır olunca çocuk sayısı artmaya, nufus gençleşmeye başladı.
Bunu ben bile Fransa'da farkettim. 1980'lı yıllarda sokalarda tek tük bebek arabası görürken 2000'li yıllarda bizcileyin "bir tane elinde, bir tane arabada, bir tane karnında " görüntüsü olağan hale geldi.
Tabii "batı medeniyetindeki" ekonomik yapı da önemli. Özellikle kadının "aman bu adam beni bırakıp giderse" diye parasal bir korkusu hemen hemen hiç yok.
Hep başkalarını çekiştiriyoruz, madalyonun öteki yüzüne de bakalım mı? Çuvaldızı kendimize batıralım mı?
Örnek ya, hiç duymadık demeyin, televizyona çıkıp, "bunlar benim 6 karım ve 36 çocuğum" diye gep gep gerinen vatandaşımızın "medeni durumu" için ne düşünüyoruz.