Ana Sayfa 882 bin Türkiye Fotoğrafı
Türk Dili ve Kültürü - [KÜLTÜR]
sayfa: Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14  Sonraki
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Necdet Cevahir
7 yıl önce - Cmt 25 Ksm 2006, 01:55

CİRİT OYUNU

Cirit,bir diğer deyimle Çavgan,Türklerin yüzyıllardan beri oynadıkları bir ata oyunudur.Türkler,Orta Asya'dan Anadolu'ya bu atlı oyunu da dolu dizgin beraberlerinde getirmişlerdir.Türkler için at,mukaddes ve vazgeçilmez bir unsurdur.At sırtında doğar,at sırtında büyür,at sırtında savaşır,at sırtında ölürlerdi.At sütü kımız Türklerin yegâne içkisi idi.
Cirit Oyunu, Türklerin en büyük tören ve sportif oyunu idi.Daha sonra 16. yüzyılda Osmanlı Türkleri tarafından bir Savaş Oyunu olarak kabul edildi. 19. yüzyılda bütün Osmanlı ülkesi ve saraylarının en  büyük gösteri sporu ve oyunu oldu.Cirit, aynı zaman tehlikeli bir oyun olduğundan 1826 yılında II. Mahmut tarafından yasak edildi.Fakat daha sonra yine Osmanlı Ülkesi'nin başta gelen meydan ve savaş oyunu olarak her tarafa yayıldı. Cirit Oyunu,daha 40-50 yıl öncesine değin Anadolu'da yaygın bir oyun olduğu halde son yıllarda sadece Balıkesir,Söğüt,Konya,Kars,Erzurum ve Bayburt yörelerinde yaşamaya devam etti.20-25 yıldan beri Konya ve Balıkesir'de tarihe karıştı. Buna rağmen halen Anadolu'nun hemen her köşesinde düğünlerde ve bayramlarda köy delikanlıları ve kasaba halkı Cirit Oyunu'nu oynamaktadır. Büyük şehirlerimize karşı köy ve kasabalarımızda yaşamaktadır. Sinop köylerinden Gaziantep'e,Bursa'dan Antalya'ya kadar Doğu,Batı,Güney ve Kuzey Anadolu'da köylerimizin güreşle beraber başlıca yiğitlik ve savaş oyununu teşkil etmektedir.Halkın ilgisini çekmek için cirit meydanında davullar ve zurnalar çalınır.Ayrıca Yurtdışı İran,Afganistan ve Türkistan Türkleri ile Türklerle meskûn diğer Asya yörelerinde de hâlâ canlılığını ve geleneğini sürdürmektedir. Her yıl Ertuğrul Gazi Törenleri dolayısıyla eylül aylarının ikinci Pazar günleri Söğüt'te,çeşitli şenlikler vesilesiyle de Erzurum,Kars ve Bayburt dolaylarında oynanmaktadır. 1972 yılı eylül ayında Konya Turizm Derneği'nin teşebbüsüyle Konya'da bir Cirit Oyunları Şenliği düzenlenmiş,bu şenliğe Erzurum ve Bayburt Cirit Takımları katılmış ve büyük başarı sağlanmıştır.Cirit Oyunu Konya'da yeniden geleneksel olarak canlandırılmaya çalışılmaktadır.

Cirit Oyunu'nda iki takım bulunur.Bu takımlar 70 ilâ 120 metre genişliğindeki bir alanda karşılıklı olarak alanın en gerisinde 6'şar, 8'er veya 12'şer kişi olarak dizilirler.Ciritçiler bölgesel giyimleriyle atlarına biner.Sağ ellerine atacakları ilk ciriti,diğer ellerine de yedek ve yetecek miktarda cirit alırlar.

İki tarafın birinden bir atlı öne fırlar,karşı dizinin önüne 30-40 metre kadar yaklaşır.Karşı tarafın oyuncularından birisinin adını seslenerek meydana davet eder.

Sağ elindeki ciriti ona doğru savurur,sonra geri döner,atını kendi dizisine doğru mahmuzlar.Karşı tarafın davet edilen oyuncusu hızla onu takip eder,elindeki ciriti geri dönüp kaçan karşı taraf elemanına fırlatır.

Bu kez ilk oyuncunun çıktığı sıradan diğer bir ciritçi onu karşılar.İkinci diziden çıkan, sırasındaki yerini almak için süratle yerine dönmeye çalışır.Bu defa rakibi onu kovalar ve ciritini atar.Oyun böylece sürer.

Cirit isabet ettiren ciritçi takımına bir sayı kazandırır.Eğer ciritçi attığı çavganı rakibine değil de ata isabet ettirmişse bir sayı kaybeder.Ciritçi karşı taraf oyuncusundan kendisini sakınmak için çeşitli hareketler yapar,atın sağına soluna,karnının altına,boynuna ağar.

Bazı ciritçiler rakibi kaçıp dizisine ulaşana kadar üç-dört cirit savurarak isabet ettirmek suretiyle sayı toplar.Bu arada başına,gözüne,kulağına cirit isabet eden bazı oyuncuların yaralandığı olur.

Bu türlü isabetler neticesinde ölenlerin olduğu bile vakidir.Bu durumda ölen,er meydanında ölmüş sayılır,yakınları şikâyetçi ve dâvacı olmaz.Babaları ölen çocuklarıyla öğünürler.

Öte yandan cirit oyununda ölüm olmaması için, daha evvelleri hurma ve meşe ağacından 70-100 santim uzunluğunda, 2-3 cm. kutrunda yapılan ciritler, daha sonraları kavak ağacından yapılmaya başlanmıştır.

Sopaların uçları silindir şeklinde kesilerek yuvarlatılır.Kabukları yontulur.Bu isabet halinde bir yara açılmasını ve ölüm tehlikesini yok etmek için alınan bir tedbirdir.Seyredenler ciritçileri ve atları teşvik için çeşitli şekilde bağırır,onları heyecana getirirler.Ciritçiler arasında birbirine hasım olanlar varsa,bunların karşı tarafta yer almamasına dikkat edilir,aynı dizi içine dahil edilirler.

Gençler büyüklerinin bu görüşüne boyun eğer.Büyükler de bu töreye uyarlar.Eski ciritçilerden bir kurul,oyunun sonucunu ilân eder.Cirit sona erince,cirit oyununu düzenleyenler başarılı olanlara ödüller,ziyafetler verir.

Cirit Oyunu Alpaslan'la beraber Anadolu'ya girmiş daha sonra Avrupa'ya ve Arabistan ülkelerine sıçramıştır.17. yüzyılda Fransa'da,Almanya'da ve diğer ülkelerde de Cirit Oyunu yayılmıştır.

Konya Turizm Derneği'nin 1972 eylülünde düzenlediği Cirit Oyunları Şenliği dikkatleri tekrar bu ulusal sportif savaş oyunumuzun üstüne çekmiş bulunmaktadır.Bütün Yurt'da ilgi görmesi ve canlanması bu tür oyunlarımız için bir kazanç olacaktır.

CİRİT OYUNUNDA KULLANILAN TERİMLER

Değnek,Diğnek,Deynek:Çeşitli yörelerde cirit oyununa verilen ad.

Cirit Havası:Cirit oynanırken davul ve zurna ile özel ritimlerde çalınan ezgilerin tümü ya da bir tanesi.

At Oyunu:Ciritin Tunceli ve Muş yöresindeki adı.

At Oynatma Havası:Tunceli ve Muş yörelerinde ciritten önce at oynatma için özel ritimlerde çalınan ezgi ve ritimlere verilen ad.

Rahvan:Atın iki ayakla koşar gibi aynı yanda bulunan ayaklarını aynı anda atarak yaptığı, biniciyi sarsmayan bir yürüyüş şeklidir.

Rahvan At:Biniciyi sarsmadan yürüyen at.

Tırısa Kalkmak:Atın çaprazlama ayak atarak hızlı ve sarsıntılı yürüyüşüne denir.

Dörtnal:Atın en hızlı koşuşu.

Hücum Dörtnal: Atın en hızlı koşuşunun daha ilerisinde bir süratle hedefe at sürme.

Adeta:Atın düz yürüyüşü.

Aheste:Atın ağır ağır, arka kalçalara yüklenerek yürüyüşü.

At Başı: İki atın bir hizada oluşu.

At Cambazı:Ciritte at üzerinde beceri ve hüner gösteren binici.

At Oynatmak:Ciritte hüner göstermek.

Sipahi, Sipah, İspahi:Eskiden Yeniçeriler zamanında bir sınıf atlı askere denirdi.Fakat iyi at binen kişilere de at oyunlarında becerisi olan oyunculara da çeşitli yörelerde bu adlar kullanılmaktadır.

Seğmen Olmak:Ulusal giysilerin yöreye ait olanlarının düğün nedeni ile Ankara dolaylarında giyilmesine denir.

Osmanlı:Atlı,süvari anlamında kullanılmaktadır.

Menzil:Ciritte at üzerinde sıra biçiminde duranlara verilen ad.

Alan:Cirit meydanına verilen ad.Cirit oynanan yer.

Şehit:Ciritte isabet alıp ölenlere verilen ad.

Acemi:Savurduğu ciriti ata değen oyuncuya denir.


GURBET_KUŞU67

7 yıl önce - Pts 27 Ksm 2006, 14:42
TÜRK ATASÖZLERİ


Ağacın yemişini ye,kabuğunu soyma.
Türk Atasözü
 
Kör sadece ağzının yolunu bilir.
Türk Atasözü

Ağaca dayanma kurur,insana dayanma ölür.
Türk Atasözü
 
Merhametli cerrah yara sağaltmaz.  
Türk Atasözü  
 
Kaynana pamuk ipliği olsa ve raftan düşse gelinin başını yarar.  
Türk Atasözü
 
Bir gemiyi iki reis batırır.
Türk Atasözü
 
Her şey incelikten kırılır , insan kabalıktan kırılır.
Türk Atasözü
 
Yarım hakim maldan, yarım hekim candan, yarım hoca da imandaneder.  
Türk Atasözü
 
Buzağılı inek kıymetli olur.  
Türk Atasözü
 
Bülbülün çektiği dili belâsıdır.
Türk Atasözü

Büyük dağa kar yağmadıkça küçük dağa sıra gelmez.  
Türk Atasözü

Büyük lokma ye de büyük söz söyleme.
Türk Atasözü

Boş gezen boklu örmeyi tez bulur.  
Türk Atasözü

Bu dünya iki kapılı handır, gelen bilmez geden bilmez.  
Türk Atasözü

Budalanın yağı çok olursa sakalına sürer.
Türk Atasözü

Buğday başak verince orak pahalanır.  
Türk Atasözü

Borcun iyisi vermek, derdin iyisi ölmek.  
Türk Atasözü

Borçlu güle güle gider, ağlayı ağlayı gelir.
Türk Atasözü

Boş fıçı çok langırdar.


Necdet Cevahir
7 yıl önce - Pts 04 Arl 2006, 02:09

ATTİLA  395-453

Büyük Hun İmparatoru'dur. 395 yılında doğdu. Hun Devleti'nin kurucularından Muncuk'un oğludur. 434 yılında kardeşi Bledu ile birlikte İmparatorluğun başına geçti. Bir süre sonra kardeşinin öldürülmesiyle Tuna kıyılarından Çin Seddi'ne kadar uzayan imparatorluğun tek hâkimi oldu. 750 bin kişilik ordusuyla Galya şehirlerini alt üst etti. Orleans'ı kuşattı. Kuzey İtalya'yı silindir gibi ezip geçti. Avrupa'yı titreten bir cihangir oldu. 453 yılında öldü.Tıpkı Büyük İskender gibi bütün dünyaya hâkim olmak ihtirası ile dopdolu bulunan Attila, bu büyük emelini tamamen gerçekleştiremedi. Ancak tarihin tanıdığı en ünlü cihangirlerden biri oldu.Gençliğini barış için rehin olarak Roma'da geçirmiş, bu yüzden Roma kültürünün yanı sıra zaaflarını ve karakterlerini incelemişti. Latince'yi de ana dili gibi öğrenmişti. Hükümdar olduktan sonra Romalılar hakkındaki bütün bu bilgilerini en iyi şekilde değerlendirmeyi başardı.

Attilâ önce Doğu Roma'yı hedef aldı. Bizans üzerine yürüdü. Kendisinden aman dileyen İmparatoru yıllık vergiye bağladı. Bir süre sonra vergisini ödemeyen imparatora, bunu pek pahalıya ödetti. Balkanlardan Mora'ya, oradan İstanbul kapılarına kadar olan bölgeyi ele geçirdi. Bizanslılar vergiyi iki misline çıkartarak İstanbul'u kurtardılar. Fakat, bu arada Bizans İmparatoru III. Valentinianus, bir suikastçi göndererek Attilâ'yı öldürtmeye teşebbüs etti. Bu teşebbüs sonuçsuz kaldı. İmparator bu kez kendi emriyle suikasti hazırlayanın kafasını kestirip Attilâ'ya göndermekle, kendisini temize çıkarmaya kalkıştı.

Bu arada III. Valentinianus'un hayatı boyunca evlenmemeye mahkum ettiği kız kardeşi, rahibe olarak kapatıldığı manastırdan Attilâ'ya bir nişan yüzüğü göndererek kendisiyle evlenmeye hazır olduğunu bildirdi. Bütün Avrupa'ya dehşet saçan Attilâ, Bizans İmparatoru'na daha sert bir mesaj göndererek, nişanlısının kapatılmış bulunduğu manastırdan serbest bırakılmasını ve müstakbel eşine çeyiz olarak Batı Roma İmparatorluğunun yarısının verilmesini istedi. III. Valentinianus, Büyük Türk-Hun İmparatoru'nun bu teklifi karşısında kara kara düşüncelere daldı. Bunun verdiği huzursuzluk bütün Bizans'ı kapladı. Doğu Roma İmpatorluğu sınırları içinde bitip tükenmek bilmeyen korkulu günler ve aylar başladı,

Attilâ'nın bütün emeli Batı ile Doğu Roma İmparatorluklarının kendisine karşı birleşmelerini önlemekti. İki cephede birden savaşmak istemiyordu. Doğu Roma'yı bu huzursuzluğun içinde bıraktıktan sonra ani bir kararla Batı Roma'ya yürüdü. Bir hallaç pamuğu gibi attı, Batı Roma İmparatorluğu'nu.

Roma'ya girmesinin gün meselesi halini aldığı bir sırada Papa III. Leon, bizzat Attilâ'nın karargâhına giderek Roma'yı çiğnememesi için ricada bulundu. Hattâ bunun için kendisine yalvardı. Papanın bu yalvarışı karşısında istilâyı durdurmayı kabul eden Attilâ, Romalıları çok ağır bir vergiye bağladı.Sekiz yıl içinde bütün Avrupa'da eşi görülmemiş ölçüde büyük bir istilâda bulunan Attilâ, korku ve dehşet ifade eden tek isim oluvermişti. Bu yüzden son derece âdil bir hükümdar olmasına rağmen bütün Avrupa kendisini barbar gözüyle gördü. Onun etrafına saçtığı büyük korku ve dehşetin psikolojik bir sonucu olmuştu bu yanlış teşhis...

Attilâ yalnız büyük bir istilâcı ve yaman bir komutan değil, mükemmel bir hükümdardı. Tarih onu, milletine medenî bir düzen veren ve dünyada posta teşkilatını kuran ilk kişi olarak tanır.Attilâ'nın ilk eşi ve baş kadını Arıkan idi. Ölümünden sonra yerine geçen oğlu İlek'in anası olan Arıkan'dan başka bir kaç kadın daha almıştı. 453 yılında büyük Türk-Hun İmparatorluğu'nun başkenti olan Etzelburg'da (Bugün Macaristan sınırları içinde bulunan Attila şehri) İlkido adında genç bir kızla evlendi. Elli sekiz yaşında olmasına rağmen son derece dinç ve kuvvetli idi. Evlendiği gecenin sabahında, bütün Avrupa'yı tir tir titreten cihangir, yatağında ölü bulundu. Ağzından, burnundan boşanan kanlarla, bütün yatak kıpkırmızı olmuştu. Ölümünün şiddetli bir burun kanamasından mı, bir hastalıktan mı, yoksa bir suikast sonucu mu meydana geldiği kesinlikle anlaşılamadı.
Cenazesi, ölümünün ertesi günü yapılan çok büyük bir törenle kaldırıldı. Cesedi altın bir tabuta konulmuştu. Bu tabut, önce gümüş, sonra da demir bir mahfazanın içine yerleştirilmiş ve böylece toprağa verilmişti.Attilâ, ölümünden sonra, kimse tarafından rahatsız edilmeden ebedî uykusunu uyumak isterdi. Bunu, böyle vasiyet etmişti. Bu nedenle mezarını kazıp kendisini toprağa verenler okla vurulmak suretiyle hemen oracıkta öldürüldü. Sonra mezarının yanından geçmekte olan bir çayın mecrası değiştirildi. Sular başta tarafa, muhtemel olarak mezarın üzerinden verilen yeni mecrasına akıtıldı. Böylelikle büyük cihangirin son arzusu yerine getirilmiş oldu.
Ne yazık ki bugün mezarının yeri dahi bilinmez...


Ali KIRLI
7 yıl önce - Pts 04 Arl 2006, 03:15

Yabancı kaynakların Türkler hakkında verdikleri yanlış, çarpık ve maksatlı bilgiler bazen komedi halini alıyor. Yıllar önce izlediğim yabancı yapımı olan bir belgeselde Çin Seddi anlatılıyordu. Tarih boyunca ortaya konan en büyük mimari yapı sayılan Çin Seddi, uzunluğu, yüksekliği, genişliği, nasıl yapıldığı vs bütün yönleriyle ayrıntılı olarak anlatıldı. Sunulan görüntülerle bu bilgiler desteklendi.
Ama bu arada çok ilginç bir "bilgi" daha aktarıldı: Meğerse yer yer 12 metre yükseklikte, 5.000 Km uzunluktaki bu duvar,  kuzeyden gelen çapulculardan korunmak için yapılmış.
Yanlış mı duydum diye şöyle bir doğruldum. Hayır yanlış değildi, seslendiren kişi anlatmaya devam ediyordu. Sonra kendi kendime güldüm, tekrar koltuğa yaslandım ve dedim ki:
Bizim çapulcumuz Çin'e bu korkuyu saldıysa, düzenli ordularımız ne yaptı acaba!..
Bu duvar aynı zamanda tarihin en büyük korkusunun eseridir. Adamlar yaklaşık 100 yıl gece gündüz duvar işiyle uğraşmışlar. Resimde Çin Seddi kalın çizgiyle gösterilmiş.
[/b]


Necdet Cevahir
7 yıl önce - Pzr 10 Arl 2006, 13:06

BOZKIR KÜLTÜRÜ

Türk tarihinin ilk safhası daha ziyade Asya ve Avrupa bozkırlarında geçmiştir.Bunun hiç şüphesiz en önemli sebebi Türk'lerin bu tabii yaşam şartlarını sevmeleri olmuştur.Bu sebepten düşünce tarzı,inancı,dünya görüşü,örf ve gelenekleri bozkırların köklü izlerini taşır.
İlk kültürler doğdukları bölgenin şartları içinde gelişmiştir.Bunun için avcılık ve ormancılıkla geçinen kavimler "asalak "kültüre sahip olmuşlardır.Tarıma elverişli alanlarda yaşayanlar çiftçilik yapmışlar ve "köylü" kültürünü oluşturmuşlar.Besicilikle yaşayan bozkırdakiler ise "çoban" kültürünü oluşturmuşlardır.
Bozkırlar çöl değildir,bol otlakları ile besiciliğe elverişli,kuru tarıma imkan veren rutubetli yüksek yaylalardır.Ancak bir kültürün oluşması için sadece coğrafi şartlar yeterli değildir.İnsan unsuru da önemli bir rol oynar.

O halde her kültürün üç temel kaynağı bulunmaktadır:

1-Coğrafi çevre
2-İnsan
3-Cemiyet

Buna göre uzun geçmişi bozkır şartları içinde geçen Türk topluluğunun kendine mahsus bir kültür tipine
sahip olacağı meydandadır.Biz buna doğuş ve gelişme safhasından dolayı "Bozkır Kültürü" diyoruz.Başka bir deyişle Bozkır kültürü Türk kültürü demektir.

Bozkır kültürünü göçebe olarak ta nitelemek yanlıştır.Türk kültürü "at" üzerine kurulmuştur.Fakat temel prensipleri sadece bundan ibaret değildir.Bunun yanında "demir"de vardır.Ayrıca bir hukuk anlayışı ile donatılmıştır.Din,düşünce,ahlak yönlerinden de tamamlanmaktadır.
Buna karşılık "at" göçebelerin hayatında birinci planda görülmez.Bozkır kültürüne karakter veren "demir"e pek çok göçebe kavim kültüründe rastlanmaz.Göçebelerdeki Din ,Hukuk,Devlet anlayışı da Türklerdeki gibi değildir.
Bu sebepten dolayı bozkır kültürünü göçebe kültürü şeklinde tarif ilme aykırıdır.

SOSYAL YAPI

Türk Bozkır topluluğunun sosyal yapısı şöyledir:

1-OĞUŞ = AİLE
2-URUG = SOY
3-BOD = BOY,KABİLE
4-OK = SİYASİ BİR TEŞKİLATA BAĞLI KABİLE
5-BODUN = SİYASİ İSTİKLALİ OLAN,VEYA OLMAYAN BOYLAR BİRLİĞİ
6-İL(EL) = MÜSTAKİL TOPLULUK,DEVLET,İMPARATORLUK

AİLE

Eski Türk sosyal hayatında aile bütün sosyal bünyenin çekirdeği durumundaydı.Kan akrabalığına dayanıyordu.Türk ailesi "küçük aile" tipindeydi.Bu yönü ile Yunan,Roma,İslav ailelerinden ayrılmaktadır.Eski Yunanistan'da ve Roma'da aile reisi,ailenin diğer fertleri üzerinde mutlak hakim iken,İslav'larda ise aile büyüğü bütün aile halkına kölesi gibi hükmederdi.Bu ailelerde mülkiyet kolektifti.

Türklerde ise mülk ortaklığı yalnız otlaklara ve hayvan sürülerine aitti.Hatta sürülerde çok kere şahsi mülk halindeydi.Evlenen erkek veya kız,baba ocağından hisselerini alarak ayrılır,yeni bir aile kurardı.Baba evi ise en küçük oğula kalırdı.Türklerde tek eşlilik yaygındı.Kadın hürdü ve Türk topluluğunda saygı görürdü.Ata biner,ok atar,hatta güreş tutarlardı.Namus ve iffetine düşkün olan Türk kadınının savaşta düşman eline geçmesi büyük zillet sayılırdı.

URUG

Bu ifade soy,sop manasına gelmektedir.

BOY

Aileler veya soy'lar bir araya geldiği zaman boy teşkil ediyordu.Başında Bey bulunurdu.Bey'in görevi boydaki iç dayanışmayı muhafaza etmek,hak ve adaleti korumak ve düzenlemekti.Boy Bey'leri cesareti,mali kudreti ve doğruluğu ile tanınmış kişiler arasından seçilirdi.Aile ve soyların temsilcileri,seçici heyeti meydana getirirdi.Bu heyet,eski Türk Devletlerinde mevcut meclislerin küçük çaptaki ilk tipidir.

BODUN

Boylar birliğine "BODUN" denmekteydi.Başında "HAN" bulunuyordu.
Bodunlar Boylar arasındaki sıkı işbirliğinin meydana getirdiği siyasi topluluklardır.


DEVLET (İL)

Eski Türklerde siyasi teşkilatlanmanın en üst kademesini "İL" meydana getiriyordu.
Bodun'lar ve Boy'ların merkezden idare edilmesi sayesinde İl'de birleşmiş olan halk,"töre" denilen ortak idari ve hukuki düzenle yönetilirdi.Demek ki Türk"il"i yurdu koruyan,milleti huzur ve barış içinde yaşatan bir siyasi kuruluştur.

Türk ilinin özellikleri şöyle özetlenebilir:

1-İSTİKLAL

Bu konuda Asya Hun Devlet meclisindeki şu konuşma (Çin yıllıklarından alıntıdır)Türklerin bağımsızlık hakkındaki bütün görüşünü kısaca özetler:
"İstiklale karşı hayranlık duymak ve bağımlı olmayı yüz kızartıcı saymak bizim geleneğimizdir.Atalarımızdan toprakla beraber devr aldığımız devletimizi;Çin ile uzlaşmak pahasına feda edemeyiz.Mücadele edecek savaşçılarımız mevcut iken devletimizi korumalıyız".(Çiçi'nin konuşması M.Ö.58)

2-ÜLKE

Yine bu madde şu güzel örnekle açıklanabilir:
Asya Hun Tanhu'su Motun,komşu Tung-Hu'ların vergi olarak at ve kadın istemelerine fazla itiraz etmemişti.Fakat devlet arazisi isteğiyle karşılaştığı zaman ,devlet meclisinde,toprağın devlete temel olduğunu ,kendisinin kimseye arazisini terk et demeye yetkisinin bulunmadığını söylemişti.(MÖ.209)

3-HALK

Halk deyiminin eski Türkçe karşılığı "KÜN" idi.
Özel mülkiyet kişi haklarının ve hürriyetin teminatıdır.İnsan şahsi mülke sahip olup onu istediği gibi kullanabilir.

4-TÖRE

Türk devletinde halkın hak ve hürriyetini istemesi tabii idi.Halkın bu isteği,törenin uygulanması ile karşılanıyordu.Töre,eski Türk hayatını düzenleyen hukuki kaidelerin bütünüydü.


kadirbaba
7 yıl önce - Pzr 17 Arl 2006, 23:23

Dilimizdeki ana veya anne kelimesi Hititçe'deki annas'dan, baba kelimesi ise Sümerce'deki abba'dan gelmekte. Dilimizden dökülen en güzel kelimelerin seslerden, harflerden öte bambaşka mânâları var. Türkçe'nin ne kadar harika bir dil olduğuna küçük bir örnek.

Kaynak: Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü - İsmet Zeki Eyuboğlu


serhat_eregli

7 yıl önce - Cmt 23 Arl 2006, 15:37

Türk dilinin ilk yazılı kaynakları 6.yüzyılda bulunan Yenisey Kitabeleridir.Sonraki yüzyılda Orhun Kitabeleri bulunmuş ve yazıtlardaki metinlerin  Danimarkalı bilim adamı Thomsen tarafından sağlam denebilecek bir çevirisi yapılmış ve  1890'lı yılların sonunda yazıtlar neşredilmiştir.Bunların dışında daha eski tarihlere dayanan koşuklar,sagular,destanlar gibi sözlü geleneğimizin ürünleri de Türk dilinin önemli kaynaklarındandır.
Dilimiz zaman içinde bazı dillerin,kültürlerin tesiri altında kalmaktan kurtulamamış Tanzimat Fermanın ilanıyla birlikte batıya yakınlaşılmış Fransızca kökenli kelimeler dilimizi adeta abluka altına almıştır. Fransızca, o dönem Osmalısında halk arasında bir itibar kazanma aracı olarak kullanılmıştır çoğunlukla zengin ve eğitimli,aydın kişiler arasında yaygınlaşmış dolayısıyla edebiyatımızı da etkilemiştir.Osmanlı döneminde özellikle 16. ve 17. yüzyıllarda islamiyetin etkisiyle Arap ve Fars dillerinden etkilenmeler görülmüş Arapça ve Farsça kelimeler ve tamlamalar dilimize girmiştir.Bugün bile örneğin "m" ve "h" harfleriyle başlayan sözcüklerin çoğu Arapça kökenlidir.
Özellikle komşu ülkelerle olan münasebetler ticari hayatın canlılığı ve savaşlar, dilimize yabancı dillerinden çok fazla kelimeler sokmuştur.Örneğin Türkçedeki balık isimlerinin çoğu Yunanca,denizcilikle ilgili bazı terimler ise Venediklilerle yapılan deniz ticareti dolayısıyla İtalyanca kökenlidir "fırtına " sözcüğünde olduğu gibi.
Fakat malesef dilimiz soyut kelime üretmekte diğer büyük dillerinden geri kalmıştır buna en büyük sebep Osmanlı döneminde ve birçok Türk devletinde zamanında felsefe,sanat,edebiyat ve bilim alanında Türkçenin ikinci plana atılmasıydı.Şu an kullanılan Türkçe kökenli  tek soyut sözcük "gönül" sözcüğüdür.
Türkçe yapı itibariyla gelişmeye ve yeni sözcükler türetmeye oldukça elverişli bir dildir Türkeçede: Örneğin "göz" sözcüğüne ekler getirilerek "göz-lük" ve "göz-lük-çü" sözcüklerini türetmek mümkündür ama İngilizceye baktığımızda bunun o kadar kolay olmadığı görülür aynı sözcükler İngilizcede "eye-glasses-optican" sözcükleriyle karşılanır.İngilizcede bu kelimelerin üçünün de yapı itibariyle birbiriyle alakası yoktur.


alimemo
7 yıl önce - Pts 15 Oca 2007, 02:56

Ahmet Bican Ercilasun'un Türk Dünyası Üzerine İncelemeler kitabından (sf 33) okuyup bilgisayara geçirmiştim.

Alıntı:
Çok defa suçlarız, Selçuklular devrinde Türkçe yazı dili olarak kulanılmadı diye. Bu suçlamayı yaparken bir şeyi unuturuz. Selçuklularla gelen Oğuz Türkleri Türkçe konuşuyorlardı ama; Kâşgarlı Mahmud'un Hâkaniye dediği edebî dili bilmiyorlardı ki! Konuşma dili başka yazı dili başkadır. Sadece konuşma dili olarak Türkçeyi bilen ve kullanan bugünkü Konya'nın, Elâzığ'ın, Denizli'nin köylülerinden yazı dili ile şiirler, ilim ve kültür eserleri yazmasını bekleyebilir miyiz? İşte Anadolu'ya gelen Oğuzlar da böyleydi. Kendi edebî dillerini bilmiyorlardı. Şimdi ne yapacak bu Oğuzlar? Hiç mi eser yazmayacaklar? Üstelik devrin en üstün devletini, Selçuklu devletini kurmuşlar. Koskoca devlet, kültür ve medeniyetten tamamen uzak mı kalacak? Elbette bölgede bir geleneği olan Arapçayı ve Farsçayı kullanacaklar. Onun için hiç kimse Mevlânâ'yı suçlamasın. Şimdi mucize buradadır. Bu topluluk, önlerinde hazır, muhteşem gelenekleri ve uzun geçmişleri olan iki medeniyet dili bulmuş. Üstelik bu dillerden biri, mensup oldukları ve büyük bir iman ve aşkla bağlandıkları dinlerinin dili. Bu şartlara rağmen 13. asırda yeni bir edebî dil yaratıyorlar. Mucize buradadır. Elbette bu mucizenin bazı sırları vardır. Bunlardan biri, Cengiz'in ve çocuklarının önünden kaçanların arasında Orta Asya Türk edebî dilini bilenlerin bulunmasıdır. Peki bunlar niçin Orta Asya Türk edebî dilini kullanmadılar? Çünkü Azerbaycan ve Anadolu'da bu edebî dille hitap edebilecekleri bir kitle yoktu. Ama, herhâlde, bildikleri bu edebî dil geleneğinden faydalandılar. Mucizenin sırlarından ikincisi, bu Oğuz kalabalıklarına yeni dinî, tasavvufî görüşleri, ahlâkî prensipleri anlatma, estetik heyecan ve duyuşları aktarma ihtiyacı idi. Arapça, Farsça ve Orta Asya Türk edebî dilini bilmeyen bu kalabalıklara seslenmenin yegâne yolu onların ağızlarını kullanmaktı. Üçüncü bir sır, yazı dili olmasa da Oğuzlar arasında şüphesiz sözlü bir şiir ve edebiyat geleneğinin bulunmasıydı. Yeni edebî dil, büyük ölçüde bu sözlü geleneğe dayanmış olmalıdır. Nihayet dördüncü sır, Anadolu Selçuklu devletinin zayıflaması ve yıkılması sonunda beyliklerin kurulmasıdır. Beyler de san'atçıları ve bilginleri etraflarında toplamalıydılar. Ama onlar da sadece Oğuz ağzını biliyorlardı. Batı Türkçesi dediğimiz yeni yazı dilinin özellikle beylerin sarayları etrafında teşekkül etmesi bu sebeptendir. Bu beylere Osmanlı beyleri de dahildir. İşte 13. yüzyılda Türkçe içinde yeni bir yazı dilinin çıkması böyle oldu. Önce işler iyi gitti. Hem Kuzey-Doğu, hem de Batı Türkçesi ile verilen eserler 13. ve 14. asırlarda oldukça sade idi. 15. asırdan itibaren her iki tarafta da Türkçe ağırlaşmaya başladı. Osmanlıca ve Çağatayca dediğimiz Türk edebî dilleri Arapça, Farsça unsurlarla doldu ve halkın anlayamıyacağı bir hale geldi.


cemocem
7 yıl önce - Pts 15 Oca 2007, 15:33

çok ilginç bir haber okudum temin. size sunmak istedim...

Alıntı:
Türkçe bilmiyorlar, Türkiye'yi görmemişler, ama 323 yıldır Türk gibi yaşıyorlar. İtalya'nın Moena Köyü'ne bir yeniçerinin gelmesiyle 'Türkleşen La Turchia' köyünün şaşırtıcı öyküsü:

İtalya'nın Moena Köyü'ne sığınan bir Yeniçeri oraya yerleşip, bir de kahraman olunca köyün adı 'La Turchia' diye anılmaya başlamış. Moenalıların en büyük isteği ise mehter takımını görmek.

İtalya'daki Türk köyünden davet var

İtalya'nın Manzori Dağları'nın eteğindeki 'La Turchia' adıyla da bilinen Moena Köyü, 323 yıldır hoşgörü örneği sergiliyor. Türkçe bilmeyen ama kendilerini Türk olarak tanıtan Moenalılar, Türkleri bekliyor.

Bu şaşırtıcı öykü tam 323 yıl önce başlar. 2. Viyana kuşatması sonrası bir Osmanlı askeri, İtalya'da küçük bir kasabaya sığınır. Ölmek üzere olan bu Yeniçeri askeri, köylüler tarafından tedavi edilir. İyileşince de köyden bir kızla evlenir. Kasaba halkının 'Il Turco' adını verdiği asker, o dönem dükalığın halktan istediği haksız vergilere karşı köyü ayaklandırır ve korur. Kendini ve Türk adetlerini bu yörenin insanlarına öyle sevdirir ki ölümünden sonra bile bu Türk gelenekleri yaşatılır.

323 YILLIK EFSANE

Yaz aylarında nüfusu 2 bin 600, kışın ise 14 bine çıkan İtalya'da Manzori Dağları'nın eteğindeki Moena Köyü, 323 yıldır hoşgörünün en güzel örneğini sergiliyor. Halk arasında kahraman ilan edilen Yeniçeri askerinin büstünün de bulunduğu Moena'ya halk 'La Turchia' adını verir. Bir Türk'e inanan ve asırlardır bunu koruyabilen Moenalılar, "Moena'daki bizim Türkiyemizde doğduk," diyorlar, ama tek kelime bile Türkçe bilmiyorlar. Hiçbiri Türkiye'ye gelmemiş. Sokaklarında İtalyan değil, Türk bayrakları dalgalanıyor. Kitaplardan ve televizyonlardan gördükleri kadar Türkiye'yi takip etmeye çalışıyorlar. Kahraman olarak gördükleri yeniçeri anısına her yıl ağustos ayının ilk haftası düzenlenen 'Moena Türk Festivali'nde belediye başkanı dahil herkes Türk gibi giyiniyor, yeniçeri kıyafetli askerler ortalıkta dolaşıyor. Festivalde, topluluğun en yaşlısı 'Sultan' oluyor ve 'Il Turco'yu temsil ediyor. Yeniçeri askerinin büstünün de bulunduğu meydanda festival iki gün sürüyor.

BAŞLIK PARASI İSTİYORLAR

Moenalılar, Türk örf ve adetlerini öyle benimsemiş ki kız istemeye giden aile başlık parası bile veriyor. Bunun adına da 'töre' diyorlar. Köyden dışarıya gelin giderken 'Alabastia' adlı bir tören düzenleniyor. Bu törende, gelinin dışarıya çıkabilmesi için sultanların izni gerekiyor. İzin toplantısı kız köyden çıkarken yapılıyor. Köyün büyükleri sultan, geri kalanlar ise bir Türk gibi giyiniyor. 323 yıldır etkisinde kaldıkları bir Türk'ün kendilerinde bıraktığı etkileri evlerinde bile görmenin mümkün olduğunu söyleyen Moena Belediye Başkanı Riccardo Franceschetti, "Il Turco'ya dayanan geçmişimize ilişkin kesin bir şey söyleyemeyiz, çünkü bu konuda yapılmış bilimsel bir çalışma yok. Dedelerimizin babalarımıza anlattığı Il Turco efsanesini bizler de çocuklarımıza inançla aktarıyoruz. Bu festival bizim için çok önemlidir, Türkler gelip buradaki küçük Türkiye'yi görmeli. Kabul etmeliyiz ki aramızda çok güçlü bir bağ var. Bu festivalle bu bağı güçlendirmek istiyoruz. Böylece birbirimizi daha çok ziyaret edebiliriz, bu festival aramızda yeni bağlar kurabilir. Bu tür birlikteliklerle kültürel etkileşime gidebilir, tecrübe değişimi yapabiliriz. Bu platform üzerinde adet ve örflerimizde senteze ulaşabiliriz," diyor.

ATİLLA KOÇ'A DAVET

Türkiye'nin tarihinin İtalyan tarihi gibi çok zengin olduğunu anlatan Belediye Başkanı Franceschetti, Bakan Atilla Koç'u Moena'ya davet ediyor: "Türkiye'yi hiç görmedik. Çok güzel bir yer olmalı. Türk Kültür ve Turizm Bakanı'nı önümüzdeki yıl festivale davet ediyoruz. Türk ordusunun askeri mehteran bölüğü olduğunu biliyoruz ve onları da festivalimize bekliyoruz. Türk ordusunun mehter takımının katılımıyla festivalimiz gelecek yıl çok daha anlamlı olacaktır." Galacenova Kültür ve Sanat Projesi kapsamında Moena Türk Festivali'ne giden küratör Nuri Kaya ve ekiptekiler Emre Çelik, Reyhan Ekşi, Arda Kuba festival kapsamında açtıkları Yeniçeri Fotoğraf Sergisi'yle Moenalılardan büyük ilgi gördü. Böylesi bir ilgi karşısında şaşkınlığa uğradıklarını söyleyen Kaya, "Daha önce bu bölgeye hiçbir Türk ekibi gitmemiş. Bizi sevinçle karşıladılar. Türk kültürüne ait lokum gibi çeşitli hediyeleri ve Kültür Bakanlığı'ndan temin edilen tanıtım filmi ile broşürleri sergiledik. Dileğimiz Genelkurmay Başkanlığı'na bağlı mehteran bölüğünün de bu bölgeye gitmesi. Çünkü kendilerini Türk gibi gören Moenalılar, bu mehteran bölüğünü kasabalarında görmeyi çok istiyor," diyor.


http://www.habervakti.com/detay.asp?id=22547&kat=Avrupa


Necdet Cevahir
7 yıl önce - Cum 02 Şub 2007, 19:11

Kültigin Kitabesi

"Oğuz Beyleri!Türk ulusu,dinleyiniz!Yukarında Tanrı ezmeden,aşağıdan yer çökmeden,ey Türk
ulusu,ülkeni,yasaklarını kim bozdu?Türk Ulusu tövbe et!Baş eğerek yükselttiğin Hakan'ının güzel yurdunu aldattın.Kötülüklerinle,fenalıklarınla,özgür yaşadığın güzel yurdu tutsaklar yurdu edip kirlettin.Yabancı komşuların amaçlarına uşaklık ettin.Kendi yurdundan kaçıp düşmanlarının yanına sığındın.
"Türk ulusunu dağıtıp sürmek için mızraklar nereden geldi?Onları getiren sen oldun."
"Ey Ünlü Ötüken Ormanın ulusu!Çin'e kaçtınız!Varanlarınız vardı,kalanlarınızı sığındığınız Çinliler öldürdü.Kaçtığınız erde sizi uşak yaptılar.Kanınız su gibi aktı.Kemikler dağ gibi yığıldı.Bay oğlun kul oldu.Temiz kızın gön oldu.Korkaklığından,bilgisizliğinden amcam Hakan uçtu,gitti.Artık adın değişti,Çince ad aldın.
"Amcam Han ölünce Türk ulusu büsbütün parçalandı.Akağım Kağan uçuruma uçtukta da inim Gültekin 7 yaşında geldi.
"Amcamın oğlu Küçük Han bize başkaldırdı.Tanrının yardımıylan Hakan oldum.Babam hanı,ulusun adı,üne bitmesin diye beni Hakan yaptı.
"Ben yoksul,fakat ışığı yeri göğü aydınlatan bir ulusa Hakan oldum.Karnı aç,sırtı çıplak,dilini,yurdunu unutmuş yoksul ve dağınık,fakat ışığı gözler kamaştıran bir ulusa Hakan oldum.
"Kardeşim Gültekin Hakanlığı istemedi.Benimle sözleşti.Babamızın,amcamızın üzerinde çalışmış oldukları büyük Türk Uslunun da adı,ünü yeryüzünden silinmesin diye gece uyumadık,gündüz oturmadık;küçük kardeşim Gültekin,iki başbuğ ile birlikte,bitecek ayrılığı birleştirdik,gerek birbirlerine,gerek bana karşı ateşle su gibi olmalarının önüne geçtik.Ulusa ıssı değil köle olduk.Ayrılan Türk ulusnu bir ettik.
"Ben Hakan olunca özge diyarlara,yabancı ellere gitmiş Türk ulusu,yalınayak, başıkabak,temiz dilini,bayrağını unutmuş,yoksul bir halde geri geldi.
"Baş kaldıran kardeşlerimizin de,küçük kardeşim cihan kahramanı Gültekin ak azman atına binip üzerlerine vardı.Hepsini Kızıl Tuğun altında topladı.Ulusun yoksul düşmüşleri,Türk'ün kutlu ülkesi Ötüken'e döndüler.
"Çıplak Türk ulusunu giydirdim,kandırılarak unuttuğu dilini öğrettim.Karanlık Ötüken'i şenlendirdim.
"Çin gibi büyük şarlar,ordumuzun konduğu yerlerin çevresine kaleler yapmak istedim.
"Fo ve Leo-Tseu adına barklar yaptırmak istedim.Fakat kayınbabam çnüme geçti.Türk ulusu azlıktır,atı üzerinde gezmeye alışıktır.Şarda otururlarsa çokluk olan Çinlilerin saldırışına karşı koyamaz,yok olurlar,at üzerinde bulundukça kuvvetli iken Çin'e akın ederler,kuvvetsiz iken geri çekilir,ele geçmezler.Yağ gibi kaygan olmalıdırlar,dedi.
"Buda ve Leo-Tseu dinine gelince,Türkleri ulus ve memleket ülküsünden başka imana alıştırmak onlar için fena olacaktır,bu iki dinde insanlara acımak,boyun eğenlik,miskinlik aşılamaktadır,vazgeç,dedi.
"Bu dinlere girenler atılganlıklarını,cesaretlerini yavaş yavaş elden kaçırırlar.Bir gün gelir ki,Türk ulusu kendi kendine bir iş yapmayan Buda ve Le-Tseu'nun gelip kendisine yardım etmesini beklemekten başka bir şey düşünmeyen elleri koltuklarında uyuklayan bir sürü miskin Çinli haline girer,dedi.
"Kayınbabamın sözünü dinledim.
"Ey büyük Türk budunu,sen kutlu yurdunu bırakma,sen güzel dilini unutma,uydurma yabancı dillerlen konuşma!Düşmanın ile ilerin için danışma!Senin i.in kardeşim Gültekin'le birlikte çok çalıştım.Çin camokaları Pasimilerle,Hıtay Beyleriyle birleştiler,bize doğru yürüdüler.
"Ben bunları karşılayacağıma geri çekildim.Yurtlarından çok uzağa düşen bu üç ulusu uzak yollarda aç ve susuz bıraktım.Teker teker karşılarına çıkıp baskın verdirdim.Üçünüde ayrı ayrı tepeledim.
"Bu sırada Kırgızlar da başkaldırdı.Gültekin 36 yaşında iken Kırgızlara karşı asker gönderdik.Mızrak boynunda karı söküp Gökmen ormanında apansız çıkarak Kırgızları bastık. Hanlarıyla orman içinde savaşa girdik,burada Gültekin Bayrko'nun ak aygırına binip ileri fırladı.
"Cihan Kahramanı Gültekin'i Önlerinde gören ordu da ardından atıldı,bir başbuğlarını mızrakla deldi,tepeledi.Bu atılışta ak aygırın beli kırıldı.Gültekin yayan olarak saldırdı. Hakanlarını öldürdü,ülkenlerini aldı.
"Gültekin 46 yaşında iken Altındağı ve İrtiş ırmağını geçerek Türkeşler üzerine yürüdük.Türkeş Han ateş ve Bora gibi belçe namındaki savaş alanına yetişti.
"Dövüştük,Kardeşim Gültekin Başko adındaki kır atına binip meydana çıktı.Başko Adındaki kır at(Bilge Han'ın Taş üzerine kazdırdığı Orhun Kitabesinin bu kısmı siliktir.Okunamamıştır.)
"Önüne geçti.İkincisini kendi eliyle tepeledi.Kendi eliyle Türkeş Han'ın başbuğlarını tutuk aldı.Türkeş Hakan'ını orada öldürdü.
"Türkeşler geri çekildiler.Karakış başladı.Bizim ordunun ne yiyceği neden konacağı yeri vardı.Biz de geri çekildik.Kahraman Gültekin'i az kuvvetle yağının üzerine sardık.Gültekin onarlı kovalamış,Kara Türkeşleri orada öldürerek boyun eğdirmiş.
"Dokuz Oğuzlar kendi ulusum idi.Gökte,yeryüzünde kötülükleri çoktur.Çekememezlik,düşmanın kandırıcı sözleri gözlerini kararttı,kardeşlerini kıskandılar,bize düşman oldular,Türk ulusu ikiye ayrıldı.
"İlk Çarpışmamız Togozalık kasabasının yakınında oldu.Kardeşim Gültekin'in emrindeki Tür ordusu Tolga suyunu atları ile yüzerek geçtiler.Gültekin,Azman adındaki kır atıyla meydana atıldı.Yağıyı tepeledi,ülkelerini aldı.
"İkinci uğraş Dokuz Oğuzlardan Edizlere oldu.
"Gültekin bu kez az yağız atına binerek Edizleri Koşliganda parça parça etti.Svaşıda ben kazandım.
"Üçüncü savaş Organ'da oldu,bu uğraşı da kazandık.Oğuzların yurdunu aldık.İkiye bölünen ulusu bir ettik.
"Dördüncü uğraş Çuşi başında oldu.Bu dört savaştan ordumuz yorulmuştu.Ölülerimizi gömerken Oğuzlar yeniden üzerimize geldiler.Gültekin kızdı,ortaya atılarak Toganlardan Alpago adındaki ünlü Türk yiğidi ile birbiri ardısır 10 kahramanı öldürdüğünden Oğuzlar korkarak kaçtılar.
"Beşinci uğraş bu savaşların en zorlusudur.Ezgenti Kodaz'da oldu.Bu savaşı da az yağız atına binerek Gültekin açtı.Birbiri ardı sıra iki oğuz kahramanı öldürünce Oğuzlar Gültekin'den korkup darmdağın oldular.Bu çağda kış bastı.Bışı Angon Koruganı'nda geçirdim.Kış zorlu oldu.Atlarımız,sürülerimiz soğuktan öldü.Açlık erlerimizi kırdı.
"İlkyazda orduyu Gültekin ardına aldı.Dokuz oğuzların üzerine yürüdü.Dokuz oğuzlar askerlerini üçe ayırdılar.1 Kol Gültekin'e Karşı gitti.2. Kol önlerine gelen sürüleri,konakları yakıp yıkarak yürüdü.3. Kol benim ,yani Göktürk Hakan'ının bulunduğu karargâhı bastırdı.
"Türk ulusu,Türk bayrağı yeryüzünden kalkacaktı.Atam,kızlarım,hatunlarım,çocuklarım tutsak olacaktı.Baskına Uğramıştık.
"Fakat Gültekin bunu duydu.Karşısındaki düşmanı bir solukta ezdi sonra öküz atına bindi,dağı,taşı aştı.Basılan otağımızım yardımına yetişti.Bir atılışta 30 tane Dokuz oğuzla savaş erini yere yıktı.Yel gibi esti,Ölüm gibi biçti.Sağa koştu vurdu,sola sıçradı yıktı."
"Oğuzlar yıldırım gibi yeten kardeşim Gültekin'i Görünce gene korktular.Bozulmak üzere olan Türk Ordusu,Meço Han ve benim Hakanlığımın bütün uğraş sonucu kazançlarını omuzda taşıyan Cihan Kahramanı Gültekin'i Görünce yeniden canlandılar.Dokuz Oğuzları darmadağın ettiler.
"Fakat!Ey Büyük Türk Ulusu!.. Göğsünde yetiştirdiğin kahramanların en şanlısı,dosta düşmana boyun eğdiren,en büyük olgun,yiğit kardeşim Gültekin bu kavga sonunda dünyaya gözlerini yumdu.Türk bayrağının yere değmemesi,Türk Ulusunun birleşmesi,Türk ulusunun tutsak gitmemesi için birçok bahadır kardeşimizle birlikte temiz kanını son damlasına kadar akıttı.Türk bayrağını yükseltti,yere değdirmedi.Bnei kurtarmak için canını verdi.
"Türk ulusu kurtuldu fakat büyük kahraman Gültekin Koyun yılının 27. gününde çok sevdiği savaş alanında gözlerini birdaha açmamak üzere yumdu.(30.5.731)
"O,Türklerin en ünlü kahramanı idi,onun namı yeryüzünde kalsın diye yuğ yaptım, bark yaptım,başucunda heykelini diktim.üzeirne kümbent yaptım,kahramanlıkalrını taşlara kazdırdım,başucuna diktim.Çin'den,Hıtaydan,dört acundan elçiler geldiler;son savaşında yendiği Dokuz Oğuzlar bile onun yiğitliğine aşık olduklarından yuğ günü destur dileyip geldiler,ölüsünün ardından yürüyüp saçlarını,başlarını yoldular,ağladılar
"Bende büyük derde düştüm.Görür gözüm görmez oldu.Bilir bilgim bilmez oldu.Tutar kolum tutmaz oldu.Tanrı dilediği gibi bizi kullanıyor,Âdem oğulları bir bir gidiyor.Öyle acı çekiyorum ki,gözlerimden yaşlar,gönlümden acılar akıyor,acılarım artıyor;başbuğlarımın küçüklerimin,yiğitlerimin,oğullarımın baylarımın,bütün ulusumun gözleri kirpikleri ağlamaktan çürüyecek sandım.Ağlayarak,sızlayarak Kıtay ve Tatayi uluslarından Odarsegin geldi.Çin Hakanından İsiyi Ligennğ geldi.Bir tümenlik eşya ile sayısız altın ve gümüş geirdi.Tibet Hakanından Bölen geldi,geriye gn batısından Suğdaklar,Farslar,Buhara Uluslarından Kırgızlar,Oğuzlar geldi.Çin Hakanı Bark yapmak taşları oymak,süslemek için çıkan(heykeltıraş) gönderdi.
"Ey büyük Türk ulusu!Dört bir yerden taşçılar getirdim bu barkı yaptım.İçine dışına Cihan Kahramanı Gültekin'in uğraşlarını yazdım,resimlerini yaptım.Gönlümdeki dilekleri bu taşa kazıdım.Sen büyük bir ulussun,sana beni Hakan yapan Tanrıya bin alkış.
"Ey Büyük Türk Ulusu!Bizden sonra gelenler bunu görün,böyle bilin.Ölmez taşı işledim,bu ıssız yere diktim.Üzerine her şeyi yazdım.Oku!Türk Ulusunun birleşmesi için sen de sırasında kanını akıtmaktan korkma!

"Bayrağını düşmana kaptırma!
"Yurduna yabancı ayak bastırma!
"Dilini unutup yabancı dillerlen konuşma!
"Düşmanın verdiği öğütlere kanıp kardeşlerini küçük görme!
"Yurdunu Bırakıp yağıya(düşman) yanaşma!
"Ey büyük Türk ulusu!

"Dünyada yapamayacağın hiçbir iş yoktur;Çünkü sen Gültekin gibi kahramanlar yetiştirmiş bir ulusun oğlusun!Bunu böyle gör,böyle dinle!Bayrağımızın rengi solmasın, Gölgelice kaba ağaçlarımız kesilmesin,ulusumuzun arasına ikililik girmesin,yurdumuza yağı ayak basmasın,ey büyük Türk Ulusu!


cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET