Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 125
umutyolu
14 yıl önce - Pts 11 Ağu 2008, 13:30

Alıntı:

Gizli tanık Öcalan'ın karakutusu


Hasan Bindal (sağdan ikinci), Talabani, Öcalan ve PKK'nın önde gelen isimlerinden Rıza Altun'la.

08/08/2008

Ergenekon iddianamesinde kimliği ortaya çıkan gizli tanık Hasan Bindal, Abdullah Öcalan'ın karakutusu olarak biliniyor

DİYARBAKIR - İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Gaziantep Cezaevi'yle yaptığı karşılıklı yazışmaların Ergenekon iddianamesinin ekine konulması ile kimliği ortaya çıkan gizli tanık PKK’lı Hamza Bindal’ın ağabeyi Hasan Bindal’ın, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çocukluk arkadaşı olduğu ve örgüt tarafından iç çekişme sonucu öldürüldüğü belirtildi. Hasan Bindal’ın öldürülmesinin ardından Öcalan’ın yanından ayırmadığı Hamza Bindal, 2003 yılında PKK’dan ayrılarak yerleştiği Almanya'da 2005 yılında tutuklanarak Türkiye’ye iade edilmişti. Hamza Bindal, Öcalan’ın karakutusu olarak biliniyor ve çok önemli toplantılarda Öcalan ile aynı fotoğraf karelerinde yer alıyordu.


Ağabeyi öldürülmüş

Açık kimliği, yazışmaların Ergenekon iddianamesinin eklerine konulması ile ortaya çıkan Ergenekon’un gizli tanığı PKK’lı Hamza Bindal’ın ağabeyi ve Abdullah Öcalan’ın çocukluk arkadaşı olan Hasan Bindal’ın 1997 yılında Suriye’de örgüt içi çekişme sonucu öldürüldüğü ortaya çıktı. Öcalan, İmralı'da 3 hafta önceki görüşmede avukatlarına, Hasan Bindal’ın öldürülmesi ile ilgili, “Benim çocukluk arkadaşım olan Hasan Bindal’ın öldürülmesi de yine çetelerin işidir. O dönem bir tatbikat vardı, Hasan Bindal gitmek istemedi, ben, ‘git, izle, neler oluyor gör’ dedim. O tatbikatta Hasan öldürüldü. Ben olay yerine gidip inceleme yaptım. Hasan’ı öldüren kurşun 300 metreden atılmıştı ve özel yapım bir kurşundu. vücuda girince patlayan bir kurşundu. Burada hedeflenen aslında bendim ve kurtulmak mümkün değildi” demişti.

Öcalan'ın yanına gitti

Ergenekon iddianamesinin gizli tanığı olduğu, yazışmaların iddianamenin eklerine konulması ile ortaya çıkan Hamza Bindal, 12 Eylül darbesinin ardından Gaziantep Cezaevi'nde 11 yıl yattıktan sonra Öcalan’ın köylüsü olması nedeniyle ağabeyi gibi o da Öcalan’ın yanına gitti. Hasan Bindal’ın öldürülmesinden sonra Öcalan, kardeşi Hamza Bindal’ı yanından hiç ayırmadı. Çok önemli toplantılarda Hamza Bindal Öcalan ile hep aynı fotoğraf karelerinde yer aldı. Öcalan’ın kara kutusu olarak bilinen Hamza Bindal, 2003 yılında PKK'den ayrılarak Almanya’da yaşamaya başladı.

Almanya iade etti

Almanya’nın Stutgart kentinde 12 Ağustos 2004’te iltica talebinde bulunan Hamza Bindal’ın, Türkiye’de 9 yıl yatması gereken cezası ve politik konumundan dolayı iltica talebi reddedildi. 10 Ekim 2005 tarihinde oturma iznini uzatmak için polise giden Bindal tutuklandı. 11 Ekim 2005 tarihinde mahkemeye çıkartılan Bindal'ın, 21 Ekim 2005 tarihinde de Türkiye’ye iadesine karar verildi.

Hamza Bindal, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, DTP genel Başkanı Ahmet Türk, Kemal Burkay ve Öcalan’ın Lübnan’ın Bareliyas kasabasında yaptığı toplantıda Öcalan’ın arkasında fotoğraf karelerinde yer almıştı.(dha)

Kaynak : http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Deta ...egoryID=77


Gizli tanıklardan birisini pkk nın sağ kolu olduğu ortaya çıktı. Hatta yukarıda verilen resimde abisi, apo ile birlikte aynı karede. Bakalım diğer "gizli tanıklar" ortaya çıkacak mı? Eğer hepsi böyle pkk mensubu ise vay halimize....

Teşekkürler.


alimemo
14 yıl önce - Pts 11 Ağu 2008, 14:12

Zaten şu "gizli tanık" işine soğuk bakıyorum ben. Dava ne kadar önemli olursa olsun, tanık dediğin mahkemeye çıkar, kendini tanıtır, belki Amerikan dizilerindeki gibi parmağını sanığa doğrultmaz ama yine de sanıkla yüzleştirilir.

Kendini tanıtmayan kaynaktan istihbarat alınabilir ama istihbarat ile tanıklık farklı şeylerdir.

Haber demiş ki:
Gizli tanık, önemli davalarda (özellikle mafya) kilit öneme sahip tanıkların ellerindeki bilgi ve belgelerin adalete teslim edilmesinden sonra mahkemeye kadar korunması; mahkeme sonrasında da kimliğinin, yaşam biçiminin ve hatta yüzünün değiştirilmesi suretiyle güvenliğinin sağlanmasını amaçlar...
Oysa AKP Grup Başkan Vekili Nurettin Canikli'nin hukuk anlayışına gire "gizli tanık" adı üstünde gizli kalacak... Yani gizli tanık sanık ile asla yüzleşmeyecek; sanık ile ilgili her türlü iddiayı, suçlamayı ve iftirayı atacak... Sonrasında ne mi olacak? Sanık mahkum olacak, tanık da yaşamına kaldığı yerden devam edecek...
Peki ya tanık sahtekarsa?


mehmetist
14 yıl önce - Pts 11 Ağu 2008, 14:26

Tanıklar mahkemeye gizli değil ki. Hakime, savcıya kimliğini ispat ettikten sonra tanıklık yapmak için tek tek her merak eden vatandaşa kendini tanıtması gerekmiyor.

Yargıya güvenin arkadaşlar......


umutyolu
14 yıl önce - Pts 11 Ağu 2008, 14:43

Alıntı:
Peki ya tanık sahtekarsa?


İşte asıl soru bu. Ergenekon davasında henüz 1 tanık deşifre oldu ve onunda pkk nın has elemanlarından birisi olduğu, hapishanede olduğu, Almanya'dan bile Türkiye'nin başvurusu ile zorla getirildiği anlaşıldı. Peki geriye kalanlarda böyle ise ne olacak? Hayatı pkk ya karşı mücadele ile geçen bazı kişilerin kaderleri apo nun sağ kolu adamlarının ellerine mi kalacak? Yargılama esnasında hakimlerin bu kişilerin kimliklerini de dikkate alacaklarını düşünüyorum. Yoksa gizli tanık uygulamasının bu deşifre olan kişi ile oldukça kuşkulu bir hale büründüğü açıkça ortaya çıkmış durumda.

Alıntı:
Yargıya güvenin arkadaşlar......



Biz yargıya güveniyoruz, sen neye güveniyorsun? pkk ya mı?

Teşekkürler.


alimemo
14 yıl önce - Pts 11 Ağu 2008, 14:54

Alıntı:
Tanıklar mahkemeye gizli değil ki.

Yetmez. Böyle bir kapının açılması kötü sonuçlar doğurabilir. Özellikle politik davalarda kötüye kullanılma riski yüksek bir uygulamadır.

Farazi konuşuyorum, mahkeme taraflıysa, birilerinin emrindeyse ne olacak? "Fazla uçuyorsun" demeyin, davaların büyük ölçüde şeffaf olması, adalet mekanizmasının tam da bu ihtimale karşı geliştirdiği bir önlemdir.
Taraf Gazetesi haberi demiş ki:
Doğru işletilirse özellikle örgütlü suçlarla mücadeleye katkı sağlayacağına inanılan düzenleme, "adil yargılanma ve savunma hakkını ihlal edeceği" gerekçeleriyle eleştiriliyor. Kanunun suistimal edilebilirliği, adil yargılama ilkesinde büyük tahribatlara yolaçabileceğine dikkat çekiliyor.


Yüzünü görmediğiniz, ismini cismini bilmediğiniz, avukatlarınızın çapraz sorgulayamayacağı, inandırıcılığını sorgulayamayacağı bir "hayalet"in tanıklığına hayatınızın bağlı olduğunu farzedin.



mcagri
14 yıl önce - Sal 12 Ağu 2008, 15:54
Yorumsuz...


Sorunun ne olduğunu biraz da olsa anlatan basit ve net bir örnek....

Ergenekon iddianamesinin ek 83. klasöründen, yorumsuz...

Alıntı:
“Hüseyin : Alo

Mehmet Fikri Karadağ: Hüseyin

H.: He baba

M.F.: Kuvay-ı Milliye Atatürk Müzesi diye oraya bir kâğıda bir şey yazdırın, o bizim eski çerçevelerden bir tanesine koyun cama, asın kenara.

H.: Tamam

M.F.: Oraya bir hikâye yazdırın şeye: Dersiniz, Atatürk Kuvay-ı Milliye şey Misak-ı Milli Kararlarını bu binada almıştır.

H.: Tamam baba.

M.F.: Atatürk Misak-ı Milli Kararlarını bu binada almıştır diye o şeyin altına da yazın asın dışarıya.

H.: Tamam baba oldu.

M.F.: O dediğin oyunu oynayalım o zaman..

H.: Tamam babacım..

M.F.: Hadi koçum gözlerinden öptüm.

H.: Sağol.”


İner misin çıkar mısın yarışması ve inanılmaz "tesadüfler":

Alıntı:
Boran Kaya’yı hatırlıyor musunuz?

90’ların sonlarına doğru aTV’de yayınlanan İner misin, Çıkar mısın adlı yarışmanın sunucusuydu Boran Kaya. 2000 yılında geçirdiği bir trafik kazasında genç yaşta aramızdan ayrılmıştı.

Aslında konservatuar mezunu bir tiyatrocuydu Kaya. Orta Oyuncular’ın kadrosuna katılmıştı. Kent FM’de DJ’lik yapıyordu.

Buraya kadarını biliyorsunuz.

Peki, Boran Kaya’nın amcasının şimdi Kuzey Irak’ta sürgünde yaşayan, Özgür Gündem gazetesinin kurucularından, olan ünlü Kürt siyasetçi Yaşar Kaya olduğunu biliyor muydunuz?

Ya babasının 27 Mayıs 1960 darbesinde Başbakanlık binasını teslim alan tankçı birliğin başında bulunan “siyah bereli ihtilalci” olarak bilinen Topçu Binbaşı Mehmet Kaya olduğunu?

İşte Boran Kaya ile ilgili tüm bu ilginç ayrıntıları olduğu gibi, Boran Kaya ve Ergenekon arasındaki ilişkiyi de Tuncay Güney’in 2001’deki ifadelerinden öğreniyoruz.

Güney’in anlattığına göre Boran Kaya’nın hayatını değiştiren şey askere gitmek olmuş. Çünkü Kaya askerliğini İzmit İl Jandarma Komutanlığı’nda Veli Küçük’ün postası olarak yapmış.

Veli Küçük, Kaya’yı çok sevmiş ve o sıralarda yanında bulunan Tuncay Güney’e bir talimat vererek onu aTV’nin sahibi Dinç Bilgin ve Önay Bilgin’e göndermiş. Onlar da Boran Kaya’ya İner misin, Çıkar mısın programının sunuculuğunu teklif etmişler.

Güney, “Bir yıl kadar sonra Veli Küçük ile Boran Kaya’nın arası açıldı” diyor. Güney sebebini anlatmıyor ama, Veli Küçük, Kaya’ya o kadar öfkelenmiş ki Güney’den telefonunu alıp Dinç Bilgin’i aramış ve İner misin, Çıkar mısın programını yayından kaldırtmış.

Bundan birkaç yıl sonra Boran Kaya’nın içinde olduğu araba Antalya’dan Kaş istikametine giderken bir kamyonetle çarpışıyor ve kazada Kaya genç yaşta hayatını kaybediyor.

Polis, aynı ifadelerde Güney’e “Bu normal bir trafik kazası mıydı” diye de soruyor.

Güney “Bilmiyorum ama Veli Paşayla kavgalı öldüğünü çok iyi biliyorum” diyor.

Bir çarpıcı not daha; Boran Kaya’nın ihtilalci, binbaşı babası Antalya Haber adlı bir gazetenin sahibi iken oğlunun ölümünden altı yıl sonra bir sabah evinde tabancasıyla intihar etmiş olarak bulunuyor. Kardeşinin cenazesine gelemeyen Yaşar Kaya’ya göre bu şaibeli bir intihar girişimi.

Ergenekon efsanesi de böyle uzayıp gidiyor...

Kaynak: http://www.taraf.com.tr/yazar.asp?id=33 - Yıldıray OĞUR


Bir Hollywood filmi gibi izleyerek, "vaay demek işin aslı buymuş" diyeceğimiz daha neler var bakalım?


Canas
14 yıl önce - Sal 12 Ağu 2008, 18:38
Milliyet'in Ergenekon'la Sınavı ve Ipekci Cinayeti


Iddianamelerde bazi belgeler o kadar uzucu ki insan soyleyecek soz bulamiyor. Bunlardan biri de Ilhan Selçuk’un kendi el yazisiyla yazilmis olan “-Oral Çelik'le birlikte…500 bin dolar verirsen bu işi yaparız…” cumlesi burada ""ten kasit Milliyet gazetesi eski genel yayin yonetmeni Abdi Ipekci’nin katledilmesi.

Tamer Korkmaz bugunku yazisinda bunu konu edinmis :

Alıntı:
'Laikçilik' yapmak suretiyle yıllardır 'Gizli Washington Portakalı' olduğu gerçeğini gizlemeyi başardı, İlhan Selçuk…
Ancak gün geldi, devran döndü; Darbeci Ergenekon'un Salkımları ortaya dökülüverdi…
İlhan Selçuk'un ne denli maharetli' olduğu çok daha iyi anlaşıldı.
Ne tesadüf? İpekçi Suikastı'nın yardımcı aktörlerinden Oral Çelik'le ilgili tuhaf notlar İlhan Bey'de çıktı…
Cumhuriyet'in patronu el yazısıyla tuttuğu o akla ziyan notları nedense bir türlü “hatırlayamıyor”du:
“-Oral Çelik'le birlikte…500 bin dolar verirsen bu işi yaparız…”
Hangi işi yaparsınız?!
Selçuk, notlara “makul ve mantıklı” bir izah getiremedi, hala daha getirebilmiş değil…
Cumhuriyet'e atılan bombaların Ergenekon işi olduğu ispatlandı:
İlhan Bey, gazetesinin bombalanması olayının üzerine iki yıldır neden gitmiyor?
Şu yaman soruya “makul ve mantıklı bir cevap” vermekten neden ısrarla kaçıyor?


Yazının tümü

Yillardir Turkiye’deki Sol dusuncenin Havarisi konumundaki Ilhan Selçuk’un foyalari ortaya dokuldukce bir kesim sessizlesiyor. Susurluk zamani ortayi (hakli olarak) ayaga kaldiran basin simdilerde sessiz. Ipekci’nin katilini bile sorgulamayan bir Milliyet gazetesi var. Eger insanlarin bir onuru varsa, calisma arkadaslarini katledenlerin ustune giderler.


erkan
14 yıl önce - Sal 12 Ağu 2008, 23:13

TSK'nın laiklikle ilgili tutumunu biliyorsunuz. Peki o zaman ortodoks kilisesi basın sözcüsünün hava kuvvetlerinde ne işi var? Üstelikte konferans vermek için. Siz bir müfüyü hayal edebiliyor musunuz herhangi bir orduevinde? Türkiye'de büyük çoğunluk islam olmasına rağmen anladım ki laiklik sadece müslümanlar sözkonusu olunca uygulanıyormuş.
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=725086&a ...ing-vermis


umutyolu
14 yıl önce - Çrş 13 Ağu 2008, 12:38

Alıntı:

Ergenekon'da şoke eden Gülen raporu

Ergenekon iddianamesinde yer alan Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’nın raporuna göre Fethullahçılar öğrenci polisleri hedef seçti. Raporda, cumartesi ve pazar günleri öğrencilerin, sınıf imamlarının belirlediği adreslerde 5-6 saatlik eğitim çalışmasına katıldıkları ifade edildi.

Raporda, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti niteliklerini değiştirerek yerine şeriat düzenini getirmeyi amaçlayan, illegal “Fethullah Hoca’nın Talebeleri” adlı örgütün, tüm Türkiye’de olduğu gibi “teşkilat” içerisinde de örgütlendiği kaydedildi. Örgütün özellikle hareket noktası olarak seçtiği polis kolejleri, akademisi ve okulları içindeki faaliyetlerini, teftiş kurulunun yazısına bağlı olarak askıya aldıkları anlatılırken “Buna rağmen sempatizan kadroları ile bağlarını zayıflatmamak için toplantı ve çalışmalarını yoğun olarak sürdürdükleri ve illegaliteye son derece bağlı kaldıkları gözlenmiştir” denildi.

‘Zeki öğrencileri seçiyorlar’

Örgüt elemanlarının Ankara Polis Koleji öğrencilerinin yüzde ellisine yakın bir kesimi ile çeşitli şekillerde temas kurduğu vurgulanan raporda, şu belirleme ve değerlendirmeler yer aldı:

Kendilerine yakın olanlar üzerindeki ajitasyon çalışmalarını sistemli olarak yürütmektedirler. Örgütün yapılanmadaki temel stratejisine bağlı olarak, devlet dairelerinin önemli yerlerine yerleşme planını, en tabandan uygulamaya koymaları teşkilatımızda da gözlenmektedir. Gelecekte emniyet teşkilatının bürokratlarını oluşturacak polis koleji öğrencilerinin, koleje seçiminden itibaren her aşamada sistematik bir çalışmanın yürütüldüğü görülmektedir. Örgütün tüm yurt sathında çeşitli görünümler altında kurulu bulunan vakıf ve evlerde ailelerinin izni ile yetiştirilen zeki, çalışkan öğrencilerin meslek okullarına yerleştirilme planında polis kolejleri de payını almıştır.

‘Okul imamları’

Yerleştirilen öğrencilerin koleje geldiklerinde hiyerarşik sıra içinde sınıf, dönem ve okul imamları ve kadrolarının denetiminde görüşleri doğrultusunda eğitildiklerine işaret edilirken sınıfların ve okulun kendi bünyesinde sorumlu imamlarının olmasına karşın örgüte karşı asıl sorumlu olanın dışarıdan bir üniversite öğrencisi olarak yapılandıkları anlatıldı.

Raporda, cumartesi ve pazar günleri öğrencilerin, sınıf imamlarının belirlediği adreslerde 5-6 saatlik eğitim çalışmasına katıldıkları belirlemesi yapılırken polis koleji ile polis akademisi öğrencilerinin birbirleri ile karşılaştırılmamasına özen gösterildiği belirtildi.

Bir örneğe yer verilen raporda öğrencilerin bir terziye ait işyerinde sivil elbise giyip belirlenen toplantı evine gittikleri vurgulandı. Yapılan toplantılarda masumane sohbet ve çay partilerinden sonra Nur Külliyatı ile ilgili kitapların okunması ve açıklamaları yapılarak Fethullah Gülen’in kaset ve videolarının izlettirildiği belirlemesi yapıldı. Raporda, öğrencilerin konulara olan yatkınlıklarına göre değişik grup toplantılarına katıldıkları kaydedildi.

Raporda, tüm öğrencilerden sorumlu olan ve direkt Gülen’den talimat alan kişiye “Ankara Valisi” dendiği anlatıldı. Örgütün, önemli haberleşmelerde kurye kullandığı ve telefon görüşmesini asgari seviyede tuttukları anlatıldı.

Kaynak : http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Er ...sid=193570



Ergenekon belgelerindeki iddialara göre "Fethullah Hoca’nın Talebeleri" isimli örgüt yasadışı. Amacı ise demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti niteliklerini değiştirerek yerine şeriat düzenini getirmeyi amaçlamak.

Teşekkürler.


mcagri
14 yıl önce - Çrş 13 Ağu 2008, 13:48

Geçelim bu sulandırma taktiklerini. Çok ama çok bayat taktikler bunlar.

Gülen, isnat edilen suçlardan yargılandı ve beraat etti ve karar Yargıtay'ca da onandı. Hani "herkes suç kesinleşene kadar suçsuzdur" klişesine sarılmıştınız ya, bu ondan da öte bir şey. Beraat kararı çıkmış birisi hakkında suç varmış gibi konuşmanın cezası olabilir, dikkatli olmak gerekir.

Biz bu sulandırma girişimlerini es geçip terör örgütüyle ilgili konulara devam edelim:

Alıntı:
Ergenekon’un şeması çıktı 13 Ağustos 2008 Çarşamba

Emniyet’in oluşturduğu şemada Ergenekon Terör Örgütü Başkanı’nın kağıtla kapatılan isminin altında Veli Küçük ile Perinçek’in adı yazılı
...

...
‘Ahmet Necdet adam değil’
ERGENEKON iddianamesinde küfürlü konuşmaları yer alan YÖK eski Başkanı Kemal Gürüz’ün TSK’nın yaptığı sınır ötesi operasyonları da küçümsediği ortaya çıktı. Gürüz, İstanbul Üniversitesi Eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu ile yaptığı ve teknik takibe takılan 22.12.2007 tarihli telefon konuşmasında sınır ötesi harekat için ‘Bir kişi öldü, bu ne biçim operasyon...’ ile ‘Yani sineklere karşı mı yapıldı bu operasyon ya...’ ifadesini kullanıyor. Alemdaroğlu ise, ‘Yahu Ahmet Necdet’i, askerlerin maskerlerin hepsi yani bunu... adam değil ya hiçbir tanesi’ diyor.


Kaynak: http://www.stargazete.com/politika/ergenekon-un-s ...120490.htm

Ayrıca:

Alıntı:
Devlet için kurşun sıktım git Veli abiye sor


http://www.stargazete.com/politika/devlet-icin-ku ...120491.htm

İnanmayanlar (işine gelmeyenler) için hala delil gerekiyor mu? Biz gündemde tutmaya devam edelim, kamuoyu bilsin.



sayfa 125
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET