Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 2
Hüseyin 53

2 yıl önce - Cmt 12 May 2018, 15:35



ATANUR DOĞAN
Atanur Doğan, 1964’de Kars’ın Selim ilçesine bağlı şirin bir Türkmen köyü olan Katranlı’da doğdu. Doğan ailesinin sekiz çocuğundan en küçüğüdür.
1987 Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi, Resim Bölümü heykel dalından mezun oldu.
Çalışmalarını yurt içinde, Kanada'da ve Dünyanın çeşitli ülkelerinde sürdürmektedir.


(+)



(+)



(+)



(+)



(+)


yusuf lutfi
2 yıl önce - Prş 14 Mar 2019, 23:24

Nazmi Ziya Güran
1881 yılında İstanbul, Aksaray'da Horhor mahallesinde doğan Nazmi Ziya, Fatih Sultan Mehmet'in hocası Akşemsettin Molla Gürani ailesinden gelmektedir. Küçük yaşta başlayan el sanatları ve resim sanatına olan düşkünlüğüne ailesi hoş bakmamıştır. Amcası Binbaşı Hasip, onun resim sevgisini desteklemek istemiş ama, ailesi ile arasına girmekten korktuğu için kendi verdiği dersleri durdurmuştur. Profesyonel anlamda Nazmi Ziya, ilk özel dersini Hoca Ali Rıza'dan almıştır. 1902 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi'ne girmiş, burada Valery, Varnia ve Oskan Efendi'den ders almıştır. 1908 yılında okuldan mezun olmuş ve Fransa'ya giderek Academia Julian'da Marcel Bachet ve Royer'in hocalık ettiği atölyeye devam etmiştir. Daha sonra Cormon'un atölyesine girerek 1913 yılına kadar orada çalışmıştır. Nazmi Ziya, yaşamı boyunca empresyonist tekniği benimsemiş ve uygulamıştır. Fransız Neo-Empresyonist ressam Paul Signac'ın etkisinde kalan sanatçımız, tıpkı bu sanatçı gibi "benekleme" ve "noktalama" tarzında eserler yapmıştır. Renkleri birbirine karıştırmadan yan yana sıralayarak kompozisyonlar oluşturmuştur. Resimlerine selvi kümeleri, ağaçlar, mavi, mor gölgeli sokaklar hakim olmuştur. Açık hava görünümü veren eserlerinde saat başı değişen ışığın etkilerini olduğu gibi aktarmıştır. İstanbul ressamları grubuna dahil olan Nazmi Ziya, 1937 yılında öldüğü zaman, Türk resim sanatına "En Başarılı Empresyonist" olarak adını yazdırmıştır. 




(+)








yusuf lutfi
2 yıl önce - Cmt 23 Mar 2019, 11:24

Orhan Ersoy
Türk ressam Orhan Ersoy 1928’de Akçakoca’da doğdu. Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nü bitirdikten (1957) sonra, Bolu Öğretmen Okulu ve Bolu Lisesi’nde resim öğretmenliği yaptı. Yaklaşık on yıl süren bu görevinden sonra 1968’de İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’ne ressam ve restorasyon uzmanı olarak atandı. Çeşitli grup sergilerine, bu arada özellikle Devlet Resim ve Heykel Sergileri’ne katıldı. 1971’de A.B.D’nde açılan Çağdaş Türk Resmi Sergisi’ne resim verdi, 1976’da düzenlenen 37. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde Koşu adlı yağlıboya tablosuyla başarı ödülünü, 1979’da Akbank tarafından düzenlenen Tarihi ve Turistik Türkiye Sergisi’nde bir manzara resmiyle başarı ödülü aldı. Resmin yanı sıra şiir çalışmaları da bulunan Orhan Ersoy’un iki Pencere (1980) adlı bir kitabı vardır.










yusuf lutfi
1 yıl önce - Prş 02 May 2019, 10:24

Yalçın Gökçebağ

1944 yılında Denizli’de doğdu. Gazi Eğitim Enstitüsü, Resim iş Bölümü’nde öğrenim gördü. Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Güzel Sanatlar Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Saf ve şiirsel bir doğa kavramı üzerinde geliştirdiği resimleri, pastoral içerikli kır yaşamının görüntülerini konu alır. Yerel resim beğenisine bağlı kuşağın üyeleri arasında, içtenlik dozu yüksek tutulmuş bir anlayışı temsil etmektedir. Sanat eğitimi almış olmasına rağmen, naif bir ressam olan Yalçın Gökçebağ resimlerinde Anadolu görüntülerini ve yaşantısını, doğayı ve doğa içinde süren yaşamı bir nakış gibi işlemektedir. Yaşamını ve çalışmalarını Ankara’da sürdürmektedir.










engincl

2 hafta önce - Pzr 04 Nis 2021, 02:40
Hoca Ali Rıza


Türk resminin en usta manzara ressamı Hoca Ali Rıza (1858 – 1930) 1911’de sağlık durumu nedeniyle Harbiye’den emekliğe ayrılır. Bazı okullarda resim öğretmenliği yaparak geçimini sağlamaya çalışır. 47 yıllık eğitimcilik hayatı boyunca yetiştirdiği öğrencileri arasında Süheyl Ünver, Pertev Boratav, Sami Yetik, Üsküdarlı Cevat, Dr. Hikmet Hamdi, Osman Asaf, Celal Esat Arseven, Ali Rıza Beyazıt, Sermet Muhtar Alus gibi önemli isimler var. Hoca Ali Rıza, ekonomik sıkıntılar içinde Üsküdar’da kira evlerde yaşar, ama yaptığı resimleri hiçbir zaman satmayan ve satmaya da utanan bir yapıya sahiptir, sadece sevdiklerine resimlerini hediye eder.

Çubuklu Sırtlarından Boğaza Bakış

“Bu fani dünyadan bir gün göçüp gideceğim. Ama yeniden dünyaya gelmek olanağım olsa, Allah’tan yine ressam olmayı dilerim.” diyecek kadar resme bağlıdır. Sabah günışığının ortaya çıkması ile Üsküdar’daki evinden eşeğine biner, adım adım Üsküdar’ı gezer ve resmederdi. Bu nedenle bir diğer adı da Üsküdarlı Ressam Hoca Ali Rıza’dır.

Peyzaj,

Eserlerine zarar vermesinler diye fareleri besleyen ressam için hayat, üretmek ve zamanı değerlendirmek üzerine kurulu idi. Buna örnek de, dostları arasında anlatılarak bugüne ulaşan anılarından birinde, ziyaretlerde boş ve çok konuşan komşu ve akrabalarına oldukça büyük lokumlar ikram etmesi.

Denize Açılan Sokak ve Simitçi

Hoca Ali Rıza, ayrıntılara gösterdiği özen ve renk bilgisi ile ilk Türk manzara ressamıdır. Hacim yaratmak için ışık gölgeden yararlanması onun en önemli özelliğidir. Karakalem, suluboya, yağlıboya gibi birçok tarzda yaklaşık beş bin İstanbul peyzajı betimlemiştir. Yağlıboya ve suluboyayı da yetkin bir şekilde kullansa da Hoca Ali Rıza’nın asıl ustalığı karakalemdir. Eserlerinde desen çok kuvvetlidir, renk ikinci derecede göze çarpar. Bunu, karakalem çalışmalarında daha iyi anlayabiliriz.

Yalılar ve Yelkenli (Karışık teknik)

Sigara kağıtlarının arkasını kullanacak derecede en ufak bir kağıdı dahi resim çizerek değerlendiren gördüklerini kaydettiği elliye yakın cep defteri ve tuttuğu notlarla aynı zamanda dönemin kaybolan kültürel değerlerini ve gündelik yaşamı günümüze aktaran bir belgeleme ustasıdır.

Enteriyör, 1911 (Karakalem çalışması)
(Bina içini gösteren resimlere enteriyör resim veya bina içi resmi denir.)



engincl

2 hafta önce - Pts 05 Nis 2021, 03:35
Şefik Bursalı (1903 - 1990)


Şefik Bursalı 1903 yılında Bursa'da doğdu. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'nde İbrahim Çallı Atölyesinde öğrenim gördü. Okulu, birincilikle bitirdi. 1923'ten itibaren Galatasaray ve Akademi sergilerine Bursa manzaraları ile katıldı. İzmir, Konya ve İstanbul'da resim öğretmenliği yaptı; 1936'dan itibaren Ankara Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde öğretim üyesi oldu. 1987'de Mimar Sinan Üniversitesi tarafından kendisine profesörlük unvanı verildi. Tablolarında genellikle Konya, Bursa ve İstanbul’un tarihi ve turistik görünümlerini ele alan ressam, doğduğu kent Bursa'yı ölümsüzleştirmeyi başarmıştır. Şefik Bursalı'nın ölümünden sonra yaşadığı ev müzeye dönüştürüldü. Bursa’da bir sokağa ve sanat galerisine ressamın adı verildi.
Bursa'dan

Şefik Bursalı, peyzajları ve daha sonraki dönemlerinde yaptığı natürmortlarıyla Türk sanatında kendine özgü bir yer edinmiştir. Eserlerinde memleketi Bursa’nın yanında İstanbul, Ankara, Konya, Burdur’u da tasvir etti. “Bir peyzaj sadece gözüken nesnelerin ağaçların, evlerin değil, tabiat parçasında gözükmeyen ama hissedilen unsurların da sentezi olmalıdır. İzlenimciler bir ölçüde, ama özellikle Cézanne peyzajdaki üstünlüğünü herhalde buna borçludur. Ben de gücüm yettiğince böyle yapmaya çalışıyorum.” demiştir.
Büyük Ada’dan

"Natürmort"


engincl

2 hafta önce - Sal 06 Nis 2021, 01:28
Hüseyin Avni Lifij (1886-1927)


Türk Resim tarihinde bir dönüm noktası olarak nitelenen 1914 Kuşağı’nın (Çallı Kuşağı olarak da anılır) en yetenekli birkaç sanatçısından biri olan Hüseyin Avni Lifij, 1886’da Samsun’un Ladik ilçesine bağlı Karaabdalsultan köyünde, 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi sırasında Kafkasya’nın Kuban Bölgesi’nden göç eden bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir.
Kadehli-Pipolu Otoportre, 1908
(Resimle hiç ilgilenmemiş, Lifij adını hiç duymamış olsanız bile bu resmini tanıyor olabilirsiniz.)
Sanat eğitimi olmamasına rağmen kendini geliştirmek adına 1903 yılından itibaren anatomi öğrenmek amacıyla Mülkiye Tıbbiyesi’ndeki anatomi derslerine ve boya tekniği ile malzeme bilgisi öğrenmek amacıyla Eczacı Mektebi’ndeki fizik ve kimya derslerine dinleyici olarak katılmaya başlar. Resme yoğunlaştığı bu dönemde, henüz yirmi yaşında amatör bir ruhla yaptığı Kadehli-Pipolu Otoportresi hayatı için bir dönüm noktası olacaktır.
"Yıldız Parkı"
Lifij, beyaz tenli anlamına gelir. Hüseyin Avni’nin ait olduğu Çerkez soyunun bir kolunun adıdır. Sanatçı, daha sonra öğretmenlik yaptığı okulda Hüseyin Avni adında başka bir öğretmen ile karıştırılmamak için Lifij soyadını kullanmaya başlar.

Nakşidil Sultan Sebili Önünden Fatih Camii
Avni Lifij Paris’te Cormon’un atölyesinde resim eğitimine başlar. Bu atölyenin 1914 Kuşağı olarak adlandırılan Türk Resmi’nin ikinci kuşağını teşkil eden ressamların neredeyse tümünün eğitim gördüğü yer olması ilginç bir ayrıntıdır. Avrupa ve özellikle Fransa’da izlenimcilik ve ard-izlenimciliğin parlak yıllarıydı. Lifij, izlenimcilikten bir teknik olarak yararlansa da romantik ve sembolist ressamlara da ilgi duyar. Daha sonraki resimlerinde izlenimciliğin etkileri görülmekle beraber, kompozisyon kurmada geleneksel tekniklerle izlenimci üslubu bir araya getirmiştir; özellikle figüratif resimlerinde izlenimcilikten uzak ve kendine has bir anlayıştadır.

Hüseyin Avni Lifij resmin yanı sıra edebiyata olan ilgisiyle de dikkati çeken bir sanatçı olmuştur. Manzaralarında, sadece görünümü resmetmekle yetinmemiş, hayal gücü ve o manzara karşısında hissettikleri de eserlerine yansıtmıştır. Gölgesi ufka düşen ağaçlar, servilikle, kızılımsı bir güneşin aydınlattığı gizemli manzaralar, melankolinin ördüğü ıssız yollar, iç dünyanın dışa vurulduğu karmaşık ilişkiler, Lifij’in resimlerine içli bir şiirsellik katar.

Fatih Camii ve Kuru Çeşme Hamamı
Lifij için peyzaj çalışmaları, renk ve duyguyu verme açısından büyük önem taşır. Rengi duyguları ifade etmekte bir araç olarak kullanmıştır. Sanatçının hüzünlü akşam peyzajları, güneşin batışı, evleri ve sokaklarıyla İstanbul görünümleri bize bir yerin tarihsel ve doğal güzelliğini yansıtmaktan ziyade duyguyu yansıtmaktadır.



mussef
2 hafta önce - Sal 06 Nis 2021, 09:34



Ortaköy Camii Tual üzerine yağlıboya

Elif Naci (10 Ağustos 1898, Gelibolu – 8 Mayıs 1987, İstanbul), Türk ressam, yazar ve müzeci.


BİYOGRAFİRESİMElif Naci kimdir?SanatOkurSanatOkur0 İlk Yorumu Siz Yazın
Elif Naci (10 Ağustos 1898, Gelibolu – 8 Mayıs 1987, İstanbul), Türk ressam, yazar ve müzeci. D Grubu’nun kurucularındandır.
Yaşamı
Türk ressam Elif Naci 1898’de Gelibolu’nda doğdu. 1905 yılında Edirne Darül İrfanı’nda başladığı öğrenimini 1908 yılında ailesiyle İstanbul’a yerleşince Ayasofya Rüştiyesi’nde ve Vefa Lisesi’nde sürdüren Elif Naci, Birinci Dünya savaşının ilk yıllarında Sanayi-i Nefise Mektebi’ne (Güzel Sanatlar Akademisi) kaydını yaptırdı. Bu arada Yeni Resim Cemiyeti’nin kuruluşuna katkıda bulundu. Savaş yıllarında yazarlığa ve gazeteciliğe başladı. Sanat öğrenimini Akademi’de İbrahim Çallı‘nın öğrencisi olarak sürdürdü.

İleri ve Milliyet gazetelerinde çalıştı. 1928’de Akademi’yi bitirdiği dönemde Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği’ne katılıp, ilk kişisel sergisini 1 Eylül 1930’da Alay Köşkü’ndeki Güzel Sanatlar Birliği Merkezi’nde açtı. Kurucu üyeleri arasında yer aldığı D. Grubu’nun ilk sergisi Ekim 1933’te İstanbul’da düzenlendi. Aynı yıl On Yılda Resim 1923-1933 adlı kitabını yayımladı. D Grubu’nun 1947 ‘de dağılışına kadar, bütün grup sergilerine resim verdi. Son Telgraf ve Cumhuriyet gazetelerinde çalıştı. Türk ve İslâm Eserleri Müzesi ile Evkaf Müzesi’nde yöneticilik görevlerinde bulundu.

1939’da ilk devlet sergisine Atatürk portresiyle katılan Elif Naci, Malatya Aslantepe arkeoloji kazılarında hükümet komiseri olarak görev yaptı. 1940’ta düzenlenen yurt gezisine katılarak Samsun’a gitti ve ikinci devlet sergisinde bu ilden yaptığı resimlerini sergiledi. İkinci Dünya savaşının yoğunlaştığı bir dönemde, askerlik göreviyle gittiği Balıkesir’de ikinci kişisel ser isini açtı. Bu sergiyi, 1944 ve 1949 yıllarında açtığı sergiler izledi. 1953’te Fatih Müzesi’ne atanıp, bir yıl sonra Topkapı Sarayı’nda müzecilik görevini sürdürürken, Galatasaray Lisesi’nde beşinci sergisini açtı.

Kültür anlaşması gereği gittiği Bağdat’ta resimlerini sergiledi ve Türk sanatı üstüne konferanslar verdi. 1963’te müzecilik görevinden emekliye ayrılarak, 1965’te bütün dönemlerini içeren ayrıntılı bir gösteriyle yeni bir sergi düzenledi. 1970’i izleyen yıllarda sergi çalışmalarını yoğunlaştırdı.


En son mussef tarafından Çrş 07 Nis 2021, 06:29 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi


engincl

2 hafta önce - Çrş 07 Nis 2021, 03:29
Hikmet Onat (1882 – 1977)


Hikmet Onat bir İstanbul özellikle de Boğaziçi ressamıdır. Onat’ın resimlerinde egemen tema denizdir. Resmettiği deniz her zaman sakindir. İzlenimcilerin renklerini kullanmasına rağmen, izlenimcilerden farklı olarak siyah ve kahverengiye paletinde yer vermiştir. İzlenimciler için yapılan “Sağlam desen yapamazlar” eleştirisi Onat için geçerli değildir.
Hikmet Onat – Kurbağalıdere
Pek az portre yaptı. Tabiatın çekiciliğini ve tutkusunu onun denizli manzaralarında görmek mümkündür. Hep denizli, boğazlı, cami minareleri silüetli olan İstanbul’un görkemli manzaraları onun tuvale geçirdiği şaheserlerdir. İstanbul’un sevgi dolu görünümlerini gelecek kuşaklara yansıtan yegane eserlerdir. Denize sıklıkla yer veren Onat, denizle birlikte mavnaları, dubaları, kayıkları, ağları ve yelkenleri resmetmiştir. Bu objelerin teknik özelliklerini bir denizci kadar iyi bildiği bu nesneleri izleyiciye ayrıntılı olarak aktarmasından anlaşılmaktadır. Gerçeğe bağlılık sanatçının vazgeçemediği bir yönüdür.
Sultanahmet’e Bakış, 1963 :
İstanbul-deniz ilişkisini, tarihî yapıları, konu aldığı Manzara ve Kuzguncuk’ta Kum Mooru, Irganda Köprüsü, Peyzaj, Manzara, Kurbağalı Dere, Barbaros’un Türbesi, Cami, Manzara resimlerinde, Cezanne’vari dingin, kararlı fırça kullanımı ve parçalı leke düzeni dikkat çeker.
Kuzguncuk'ta Kum Motoru

Bu başlıkta paylaşım yapan/yapacak arkadaşların dikkatine:
1- Paylaşımlarınızın okunmasını istiyorsanız lütfen yazılarınızı kısa tutun Alıntı yaptığınız metni özetleyerek aktarın. Mesajınızı 2-3 resimle örneklendirin. İlginç ayrıntılara dikkat çekin.
2--Uzun yazılarla gereksiz ayrıntılara gimeyin. Ayrıntılı bilgi internette zaten mevcut. İsteyen araraştırıp bulur. Bizleri fazla ve lüzumsuz ayrıntıya boğmayın.
3- Daha önce nelerin nasıl paylaşıldığına bir göz atın. Daha önce paylaşılan resim ve ressamları paylaşmamaya özen gösterin.
4-Yazmış olmak için yazmayın. Amacınız her zaman bilgi aktarmak/paylaşmak olursa, mesaj sayınız kendiliğinden artacaktır.
5- Lütfen paylaşımlarımıza özen gösterelim. Herkese keyifli paylaşımlar dilerim.
(Not: 5 maddelik bu dikkat çekme yazısının amacı sadece dostça bir öneridir. Polemik yaratmayalım.)


engincl

2 hafta önce - Çrş 07 Nis 2021, 23:35
Ahmet Yakuoğlu (Kütahya 1920-2016)


Ahmet Yakuoğlu
Kütahya'nın Saray Mahallesi'nde 1920 Kasım'ında doğdu. Kütahya Lisesi'nden sonra İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisini 1945 ylında bitirdi. Kütahya'ya döndükten sonra resim dışında müzecilikle de uğraşan Yakupoğlu, Vâcidiye Medresesi'nin müze olarak açılmasında, tanziminde ve kadrolaşmasında birinci derecede görev aldı.
Kütahya

iki bine yakın orijinal resmi bulunmaktadır. Her türlü suyu olağanüstü bir güzellikte tablolarında adeta akıtmıştır. Bu yüzden suların ressamı olarak da anılmaktadır.
Boğaz
Bin kadar yağlı boya tablosunda, Kütahya ve civarının sokaklarını, evlerini eski eserlerini, mesîre yerlerini, insan tiplerini tespit etmiş ve bu koleksiyonun daimi teşhire sunulduğu bir ziyaret mahalli oluşturmuştur. Sun'ullah Gaybi Türbesi, Karagöz Ahmet Paşa Türbesi, Ana Sultan Türbesi, Hıdırlık Mescidi, Paşa Sultan Kapısı, Tellal Çeşmesi gibi birçok değerli eserin restorasyonunda görev almış, "Çini Beldesi" Kütahya'ya aynı zamanda "Neyzenler Beldesi" sıfatını kazandırmış, kırkın üstünde neyzen yetiştirmiştir. Kütahya'da ilk mehter takımını kurmuştur.
Kütahya eski ev
Sahip olduklarını Kütahya´ya bırakmak isteyen Yakupoğlu, bir süre önce kendi adına kurulan vakfı feshederek kendi elleriyle çatısına kadar çıkıp işlediği Çinili Cami'yi, Maltepe'de büyük bir arazide yer alan evini, bahçesini ve diğer mal varlıklarını, 3 bin kitaptan oluşan sanat kütüphanesini, 1500´den fazla tablosuyla tezhip ve minyatür eserlerinden oluşan diğer tüm çalışmalarını "Sergi dışında kalıcı şekilde il dışına çıkarılmamaları şartı ile Dumlupınar Üniversitesine bağışladı.
Çinili cami
Yeğeni Fikret Çalışel Bey şöyle anlatmaktadır; ‘Dayım'dan sınava girerken iki adet vesikalık siyah beyaz fotoğraf isterler. Kütahya’dan yola çıktığında böyle bir hazırlığı olmadığı için hemen izin ister ve Akademinin lavabosunun aynasına bakarak hemen oracıkta 3cm x 4cm bir karakalem portre resmini çiziverir.. O kadar gerçekçi bir resim olmuştur ki fotoğraftan ayırt edilemeyecek kadar başarılıdır. İşte böylelikle sınava girebilir."
Ahmet Yakuoğlu



sayfa 2
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET