Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 9
İsmail Akbaba

4 ay önce - Cmt 29 Ağu 2020, 17:11
Nenemden Öğütler


İsmail Akbaba
29/08/2020
Henüz dört ya da beş yaşındaydım.

Dünyayı yeni tanımaya başlıyordum,

Yazı, kışı, baharı, mevsimleri.

Yeni yeni tanımaya başlıyordum.

Neydi, nasıldı,

Bir nenem vardı, eli sopalı, aklı yetik

Her başı sıkışan koşar gelirdi, açardı derdini

Neyi nasıl yapacağını sorar, fikrini alırdı.

Okur yazarlığı yoktu ama bilgiliydi nenem

İşgali de, kurtuluşu da, ihtilali de görmüş.

Zamanında çok çile çekmiş

Başından çok işler geçmiş, bir cumhuriyet kadınıydı.

Hayatı yaşayarak öğrenmiş, tecrübelerden ders çıkarmayı bilmişti.

Aklı yetikti nenem, ileri görüşlüydü,

Düne takılıp kalmaz, daima ileriyi düşünür, geleceğe hazırlanırdı.

Biz çok küçüktük o zamanlar

Dinine bağlı, Allah’ı, er’i ve evliyaları çok severdi.

Allahın ilk emrinin “OKU” olduğunu bilirdi.

Bize nasihatları “OKU oğlum oku” olurdu daima.

Oku, ancak anladığınız dilde okuyun,

“Anladığınız dilde okumak ibadetin en büyüğüdür,” derdi.

Çünkü Allah’ın ilk emrini yerine getiriyorsunuz, onun için ibadetin en büyüğüdür.

Anlamadığınız dilde okursanız kendi kendinizi de aldatır, Allah’ı da aldatmış olursunuz.

“Allah, herşeyi bilen, yaratandır.

Allah’ı aldatamazsınız, Allah’ı aldatmayı düşünenler sadece kendi kendisini aldatır.

Allah, kendisini aldatmayı düşünenleri sevmez,
” derdi.

Nenem, ben ve kadreşlerimi eğitmeye çalışırdı.

Her akşam, yatmadan önce bize dua etmesini öğretirdi.

4-5 yaşlarında bize oniki imamları sırası ile isimlerini öğretmişti.

Dünyanın duaların üzerinde kurulduğunu ve duasız hiç bir şeyin olmayacağını anlatırdı.

Bize her zaman şunu söylerdi.

“Önce çalışacaksın, sen üzerine düşeni yapacaksın.

Daha sonra, gücünün, kuvvetinin yetmediği yerde dua edeceksin, Allah’dan, Tanrı’dan, Er’den ve Evliyalardan yardım isteyeceksin.”


Evet, nenem bize çok şeyler öğretti.

Ayıplı, kusurlu işlerde yemin etmemeyi öğretti,

İnsanları aldatmamayı, yalan söylememeyi öğretti.

Allah’ı sevmeyi öğretti,

“Allah’tan korkmayın” derdi, “yaptıklarınız kötü işlerden korkun” derdi.

Hakkınız olmayan malları almaktan, hakkınız olmayanı yemekten, ailenize ve çocuklarınıza yedirmekten korkmamızı öğretti.

Kul hakkının, bir gün mutlaka bu dünya da yada öbür dünya da hesabının sorulacağını öğretti.

Evet

Bize şunu tavsiye ederdi “ Oğlum doğru olun, dürüst olun, doğru duvar asla yıkılmaz” derdi.

Nenem çok aklı yetikti bize çok şeyler öğretti.

Asla boş yere yemin etmeyin derdi.

Haksız hukuksuz yere Allah’ı şahit göstermeyin,

“Sana yapılmasını istemediğini, sende başkasına yapma,

Senin hoşuna gitmeyen, Tanrı’nın da hoşuna gitmez
” derdi.

“Her gece yatarken yaptıklarınızı vicdan terazinizde tartın eğer içiniz rahatsa hiç kimseden korkmayın” derdi.

Nenem çok aklı yetikti.

“Oğlum Allah’dan korkmayın, Allah insanları cezalandırmak için değil, yaşatmak için yaratmıştır. Allah’ı sevin, emirlerine uyun, kendinize yapılmasını istemediğinizi sizde başkasına yapmayınız” derdi.

“Allah, siz korktukça değil, sevdikçe daha çok büyür” derdi


İsmail Akbaba

4 ay önce - Cmt 29 Ağu 2020, 17:58
Tek Parti Döneminde Tütün Tekeli ve Sigara Fabrikaları


İsmail Akbaba
23/08/2020
Osmanlı İmparatorluğu Mahmut Nedim Paşanın Sadrazamlığı döneminde 1872 yılında tütünde ilk tekel kurulmuş, aynı yıl tütün tekelini işletmek beş yıl süre ile yıllık 400 bin altın karşılığında Rum iki bankere verilmiştir.

1881 yılında yayınlanan Muharrem Kararnamesi ile Tütün, tuz, pul, alkollü içkiler, balık avı vergisi ve ipek vergisi olmak üzere altı adet vergiden oluşan vergileri yönetme yetkisiyle Düyun-u Umumiye-i Osmaniye Varidat-ı Muhassasa İdaresine (Osmanlı İmparatorluğu’nun dış borçlarını ödemesi için 1881’de 2. Abdülhamit döneminde kurulan kurumdur.) bırakılmıştır.

Reji Şirketi 27 Mayıs 1883 tarihli sözleşmeyle yabancı sermaye ile kurulan tütün ticareti tekel ayrıcalıkları olan bir özel kar ortaklığı şirketi kurulur. Osmanlı Hükümeti tütün vergisi ortak menfaat ve tekel yolu ile işletilmek üzere 14 Mayıs 1983 tarihinde bir fermanla Duhan Rejisinin idaresine otuz yıllığına verilir. Reji idaresi sadece kendi menfaatleri doğrultusunda hareket ederek elde ettiği gelirleri yurt dışına çıkarmak için ülke içinde üreticiler hakkında takibat yaptırarak üreticileri maadur eder.

Milli Mücadelenin yaşandığı dönemde hazine paraya ihtiyaç duyar ve tütün vergisinden yararlanmak ister. 17 Şubat 1923 tarihinde gerçekleşen 1. Türkiye İktisat Kongresinde tüccar,çiftçi,sanayi ve işçi gruplarının tamamı Rejinin (Reji Şirketi 27 Mayıs 1883 tarihli sözleşmeyle yabancı sermaye ile kurulan tütün ticareti tekel ayrıcalıkları olan özel kar ortaklığı şirketi.) lav edilmesi konusunda görüş birliği oluşur.

I.İktisat Kongresinin Reji hakkındaki görüşleri dikkate alınarak, 13 Haziran 1923 tarihinde Türk Hükümeti ile Reji şirketi arasında varılan anlaşma ile Reji şirketi, 26 Şubat 1926 tarihinde devletleştirilir. Bu tarihten itibaren tütünün üretimi, alım-satımı, işletmesi, sigara imali ve tütünle ilgili bütün faaliyetler, kanunlara uygun olarak hükümet tarafından yerine getirilir. Ayrıca tütünle ilgili tüm faaliyetler yasalarla kontrol altına alınmaya başlanır. Ülkeye kaçak tütün girişini engellemek için büyük para cezaları uygulanır.

Devletleştirmeden önce Reji şirketi, devlete 5 milyon lira hazineye katkı veriyorken, devletleştirmeyi takip eden 1926 yılında 18.741.073 lira devlet gelir elde edebilmiştir. 1927 yılında devletin geliri 22.036.138 liraya, 1928 yılında 22.732.582 liraya, 1929 yılında 25.404.139 liraya yükselmiştir.

29 Aralık 1931 tarihinde, Gümrük ve Tekel Bakanlığı Kurulmuş ve devamında tekel ile ilgili bazı yasal düzenlemeler yapılmıştır.

1936 yılına gelindiğinde tütün hasılatı, tuz, ispirto, ispirtolu içkiler, tabanca, fişek ve patlayıcı madde gelirleri ile birleştirilmiş, toplamda net gelir 32.100.000 lira’ya kadar yükselmiştir.

1938 yılına gelindiğinde devlet’in tekel gelirleri 35.185.000 lira’ya kadar çıkmış bütçe içinde önemli bir yer almıştır.

Devlet, tütün üretimini desteklemek için tütün bölgelerinde yetiştiricilere tohum ve fide vermek, hastalıklarla savaşmak amacıyla çalışma birimlerinin artırılmasına çalışmış, sigara imalâtını miktar ve kalitesini yükseltmek için yeni bir çok fabrikalar kurulmasına önem vermiştir.

Türkiye’de tek partili dönemde üretim yapan sigara fabrika ve atölyelerinden bazıları şöyle sıralanabilir. İstanbul Cibali Tütün ve Sigara Fabrikası, Adana Tütün ve Sigara Fabrikası, Urfa, Diyarbakır tütün atölyeleri, Bitlis Tütün ve Sigara Fabrikası ve daha bir çok fabrika ve atölye üretime alınmıştır.

Malatya Tütün ve Sigara Fabrikası ise 14 Eylül 1939 tarihinde hizmete açılmıştır.

Bu fabrika ve atölyelerde, ülkemizin değerlerine önem veren ve markalaşan Kulüp, Bafra, Gelincik, Birinci, Köylü, Asker, Samsun ve Maltepe isimlerinde sigaralar üretilerek iç tüketime sunulmuştur.

Tekel, tütün ve sigara imali ile ülke insanlarına istihdam yolu açılmış, vergi ve satışları ile ülke ekonomisine büyük katkı sağlamıştır.



İsmail Akbaba

4 ay önce - Prş 03 Eyl 2020, 15:30
Haklı Olmak Yetmiyor


HİKAYE
İsmail Akbaba

Cumhuriyetin ilk yıllarında, iş gücünün az olduğu, kişi başına düşen milli gelirin ise düşük olduğu yıllarla ilgili bir hikayeden bahsetmek istiyorum. Karın tokluğuna çalışan üstüne az bi ücret alan insanlara o dönemde hizmetkar denilirmiş.

Hizmetkarlar da iş ve çalışma zamanında sınırlama yokmuş. Yapılması gereken her işi yapar, yıl içerisinde ürettikleri ürünlerden de çok az miktarda ürün veya karşılığı para alırlarmış.

Hizmetkarların, ücret talebinde bulunma şansı olmadığı gibi ağanın vicdanına göre verdiği ücrete razı olurlarmış.

Anlatmak istediğim hikaye ise 1940’lı yıllarda başlayıp, günümüze kadar gelen yaşanmış bir hikayedir.

Ağanın yanına yerleşen bir hizmetkar, zamanla diğer akrabalarını da aynı köye aldırır. Aynı kabileden bir çok kişinin aynı köyde, birkaç toprak sahibinin yanında hizmetkar olarak çalışmaya başlamasıyla köydeki kontrolünü kaybeden toprak sahipleri rahatsız olurlar.

Toprak sahipleri, kendi topraklarının tapulu olmadığından korkar ve zamanla artan hizmetkar sayısının başına bela olacağını düşünür.

Toprak sahiplerinden biri hizmetkarları başka yere göndermeyi düşünürken aklına komşu köyün arazisinin tapusuz ve hazine malı olduğu gelir.

Komşu köyün arazisini işgal etmeleri halinde, kendisinin de yardım edeceğini ve zamanla kendi topraklarının olacağını, hatta kendi köylerini dahi kurabileceklerine hizmetkarları inandırır.

Arazi bakımından büyük, ancak nüfus bakımından az olan ve arazisini koruyacak birlik ve beraberliği göstermeyen köyün arazisi 1955 yılında hizmetkarlar tarafından işgal edilir.

Tarlalar, işgalciler tarafından işlenmeye, evler yapılmaya ve köy kurulmaya başlanır.

Köylü, arazisini fiilen korumak içinde birlikteliği sağlayamaz. Sahip olduğu araziyi güç kullanarak koruyamazlar.

Köylüler ise arazinin kendi köylerine ait olduğunu iddia ederek olayı mahkemeye taşırlar.

İşgalci hizmetkarlar, kendilerinin de bu ülkenin vatandaşı olduğunu, kimsenin arazisine tecavüz etmediklerini, hazineye ait araziyi ücreti karşılığında Milli Emlak’tan yıllık kiralayarak işlemek istediklerini ifade ederler. Dava sürerken hizmetkarlar hazine topraklarını işlemeye de devam ederler. Yıllar, yılları kovalar, mahkemeler, keşifler, bilirkişi raporları bir birini takip eder. Ancak mülk sahibi köylü istediği sonucu alamaz.

Bu dünyada, her şey hukuk kuralları içerisinde işlemediği gibi, bahsi geçen köyde de işlemez. Bazen ilk kalkan, bazen ilk vuran kazanır, fiilen hakim olan zamanla da hukuken sahip olmanın bir yolunu bulabiliyor ya da sürüncemede bırakarak çok uzun yıllar araziyi kullanarak getirisinden faydalanabiliyor.

İnsanlar, sahip oldukları mülklerine ya da haklarına tecavüz olduğu zaman anında gerekli savunmayı göstermesi gerekiyor. İşgalcilere, gerekli tepkiyi olması gereken yer, zaman ve şiddette göstermeyenler anasının ak sütü gibi helal olan mülküne, işgalciden izin alarak gitmek zorunda kalabiliyorlar.

Bu benim malım demekle olmuyor, “Sahipsiz mal olsa, dağ taş mal olur”derlerdi atalarımız. Hakkını koruma zaafiyetine düşenlerin, haklı olmaları yetmiyor, aslında o hakkını geri alabilmek için zaman zaman daha büyük bedeller ödemekle karşı karşıya kalabiliyorlar.


İsmail Akbaba

4 ay önce - Prş 03 Eyl 2020, 15:48
Kat Yönetimi Hakkında Bilmemiz Gerekenler


06/07/2020
Bağımsız bölümlerde, anagayri menkullerde kat maliklerinin hakları nasıl hesaplanır?

Kat malikleri, arsa payı üzerinden anagayrimenkul ve bağımsız bölümlerde hak sahibidir. (Madde 16)

Kat irtifakı sahibinin hakları:

Kat ittifakı sahipleri, ortak arsa üzerinde yapılacak yapının, sözleşmede yazılı süre içinde başlaması, tamamlanması için gerekli borçları ödemeye, karşılıklı olarak dava etme hakkına sahiptir. (Madde-17)

Kat Yönetimi Ne zaman oluşur?

Kat irtifakı kurulmuş gayrimenkullerde yapı fiilen tamamlanmış ve bağımsız bölümlerin üçte ikisi fiilen kullanılmaya başlanmışsa, kat mülkiyetine geçilmemiş olsa dahi anagayrimenkulün yönetiminde kat mülkiyeti hükümleri uygulanır.(Madde-17)

Anagayrimenkulün genel giderlerine katılma :

a- Kapıcı, kaloriferci, bahçıvan ve bekçi giderlerine ve bunlar için toplanacak avansa eşit olarak katılmak zorundadır.

b- Anagayrimenkulün sigorta primlerine ve bütün ortak yerlerin bakım, koruma, güçlendirme ve onarım giderleri ile yönetici aylığı gibi diğer giderlere ve ortak tesislerin işletme giderlerine ve giderler için toplanacak avansa kendi arsa payı oranında Katılmakla yükümlüdür, hiç bir kat maliki giderleri ödemekten kaçınamaz. (Madde-20)

Anagayrimenkulun Sigortası Yapılır mı?

Anagayrimenkul, kat malikleri kurulunca belirlenen değer üzerinden, kat malikleri kurulu kararı ile siğorta edilebilir. Sigorta yapılması halinde sigorta primleri arsa payı üzerinden katılmakla yükümlüdürler.

Anagayrimenkulün, kat malikleri kurulunca tayin edilecek değer üzerinden sigorta edilmesi kat malikleri kurulunca kararlaştırılabilir. Sigorta yapılması halinde kat malikleri, sigorta giderlerine, arsa payları oranında, katılmakla yükümlüdürler. (Madde-21)

Anagayrimenkulün Yönetimi

Genel kurul:

Anagayrimenkul, kat malikleri kurulunca yönetilir ve yönetim tarzı, kanunların emredici hükümleri saklı kalmak şartiyle, bu kurul tarafından kararlaştırılır. Madde 27

Yönetim planı:

Yönetim planı yönetim tarzını, kullanma maksat ve şeklini yönetici ve denetçilerin alacakları ücreti ve yönetime ait diğer hususları düzenler.Yönetim planı, bütün kat maliklerini bağlıyan bir sözleşme hükmündedir. Yönetim planında hüküm bulunmıyan hallerde, anagayrimenkulün yönetiminden doğacak anlaşmazlıklar bu kanuna ve genel hükümlere göre karara bağlanır. Madde 28

Kat Yönetimi Planları Nasıl Değiştirilir?

Kat malikleri planlarının değiştirilmesi için kat maliklerinin 5/4’ünün oyu ile değiştirilebilir veya Sulh Hukuk Mahkemeleri kararları ile değiştirilebilir. Madde 33

Anagayrimenkulün Yönetimi

Genel kurul:

Anagayrimenkul, kat malikleri kurulunca yönetilir ve yönetim tarzı, kanunların emredici hükümleri saklı kalmak şartiyle, bu kurul tarafından kararlaştırılır. Madde 27

Yönetim planı:

Yönetim planı yönetim tarzını, kullanma maksat ve şeklini yönetici ve denetçilerin alacakları ücreti ve yönetime ait diğer hususları düzenler.Yönetim planı, bütün kat maliklerini bağlıyan bir sözleşme hükmündedir. Yönetim planında hüküm bulunmayan hallerde, anagayrimenkulün yönetiminden doğacak anlaşmazlıklar bu kanuna ve genel hükümlere göre karara bağlanır. (Değişik: 13/4/1983 – 2814/11 md.) Yönetim planının değiştirilmesi için bütün kat maliklerinin beşte dördünün oyu şarttır. Kat maliklerinin 33 üncü maddeye göre mahkemeye başvurma hakları saklıdır. Yönetim planı ve bunda yapılan değişiklikler, bütün kat maliklerini, yönetici ve denetçileri bağlar. Madde 28

Kat malikleri kurulunun toplantısı ve kararları:

I – Toplantı zamanı:

Kat malikleri kurulu, yılda bir defadan az olmamak üzere yönetim planında gösterilen zamanlarda, eğer böyle bir zaman gösterilmemişse, her takvim yılının ilk ayı içinde toplanır. Toplu yapılarda ise kurullar, en geç iki yılda bir defadan az olmamak üzere yönetim plânlarında gösterilen zamanlarda, böyle bir zaman gösterilmemişse, ikinci takvim yılının ilk ayı içinde toplanır.

Önemli bir sebebin çıkması halinde, yöneticinin veya denetçinin veya kat maliklerinden üçte birinin istemi üzerine ve toplantı için istenilen tarihten en az onbeş gün önce bütün kat maliklerine imzalattırılacak bir çağrı veya bir taahhütlü mektupla, toplantı sebebi de bildirilmek şartıyle, kat malikleri kurulu her zaman toplanabilir. İlk çağrı yapılırken, birinci toplantıda, yeter sayının sağlanamaması halinde, ikinci toplantının nerede ve hangi tarihte yapılacağı da belirtilir. İlk toplantı ile ikinci toplantı arasında bırakılacak zaman yedi günden az olamaz. Madde 29

II – Yeter sayı:

Kat malikleri kurulu, kat maliklerinin sayı ve arsa payı bakımından yarısından fazlasiyle toplanır ve oy çokluğuyla karar verir. Yeter sayının sağlanamaması halinde ikinci toplantı, en geç onbeş gün sonra yapılır. Bu toplantıda karar yeter sayısı, katılanların salt çoğunluğudur. Madde 30


Apartman Yönetimi Olağan Olağanüstü Toplantı Çağrı Evrağı
III – Oya katılma:

Her kat maliki, arsa payı oranına bakılmaksızın, bir tek oy hakkına sahiptir. Anagayrimenkulde birden ziyade bağımsız bölümü olan kat maliki, her bağımsız bölüm için ayrı bir oy hakkına sahiptir; bununla beraber onun malik olduğu bağımsız bölümlerin sayısı ne olursa olsun, sahip olacağı oy sayısı bütün oyların üçte birinden fazla olamaz; oy hesabı yapılırken kesirler gözönüne alınmaz. Bir kişi, oy sayısının yüzde beşinden fazlasını kullanmak üzere vekil tayin edilemez. Ancak, (40) kırk ve daha az sayıdaki kat mülkiyetine tâbi taşınmazlarda bir kişi, en fazla iki kişiye vekâlet edebilir. (Kat yönetimi tüzek kişilik kazandığı için vekaletler tapu, nüfus, banka gibi kurumlarda sözlü veya herhangi bir kağıda yazılan vekaletler kabul görmüyorsa, kat yönetiminde de sözlü, telefonla veya herhangi bir kağıda kimin yazdığı belli olmayan vekaletler geçerli değildir. ) Madde 31

IV – Kararlar:

Anagayrimenkul kat malikleri kurulu tarafından, sözleşme, yönetim planı ve kanun hükümleri uyarınca verilecek kararlara göre yönetilir. Bütün kat malikleriyle, yönetici ve denetçiler, kat malikleri kurulunun kararlarına uymakla yükümlüdürler. Kat malikleri kurulu kararları (1) den başlayıp sırayla giden sayfa numaraları taşıyan her sayfası noter mühüriyle tasdikli bir deftere yazılarak, toplantıda bulunan bütün kat maliklerince imzalanır; karara aykırı oy verenler bu aykırılığın sebebini belirterek imza koyarlar. Toplantı Tutanağı (Oylama sonucu kabul,ret ve çekimser olarak mutlaka isimler yazılmalı, ismi yazılmayan katılımcılardan sadece bir kişinin ret oyu kullanması halinde ret oyu kullanan kişi ismen belli olmadığı için katılımcı herkesin mahkemeye dava açma hakkı doğar. Ret oyu kullanan kişilerin isimleri yazılması halinde sadece ret oyu kullananları mahkemeye dava açma hakları var.)Madde 32


Toplantı Tutanağı (Oylama sonucu kabul,ret ve çekimser olarak mutlaka yazılmalı)
V – Hakimin müdahalesi:

Kat malikleri kurulunca verilen kararlar aleyhine, kurul toplantısına katılan ancak 32 nci madde hükmü gereğince aykırı oy kullanan her kat maliki karar tarihinden başlayarak bir ay içinde, toplantıya katılmayan her kat maliki kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her halde karar tarihinden başlayarak altı ay içinde anagayrimenkulün bulunduğu yerdeki sulh mahkemesine iptal davası açabilir. Madde 33

Yönetici:

Kat malikleri, anagayrimenkulün yönetimini kendi aralarından veya dışardan seçecekleri bir kimseye veya üç kişilik bir kurula verebilirler; bu kimseye (Yönetici), kurula da (Yönetim kurulu) denir.

Anagayrimenkulün sekiz veya daha fazla bağımsız bölümü varsa, yönetici atanması mecburidir.

Anagayrimenkulün bütün bölümleri bir kişinin mülkiyetinde ise, malik kanunen yönetici durumundadır.

Yönetici, kat maliklerinin, hem sayı hem arsa payı bakımından çoğunluğu tarafından atanır.

Yönetici her yıl kat malikleri kurulunun kanuni yıllık toplantısında yeniden atanır; eski yönetici tekrar atanabilir.

Kat malikleri anagayrimenkulün yönetiminde anlaşamaz veya toplanıp bir yönetici atayamazlarsa, o geyrimenkulün bulunduğu yerin sulh mahkemesince, kat maliklerinden birinin müracaatı üzerine ve mümkünse diğerleri de dinlendikten sonra, gayrimenkule bir yönetici atanır. Bu yönetici, aynen kat maliklerince atanan yöneticinin yetkilerine sahip ve kat maliklerine karşı sorumlu olur. Madde 34

Yöneticinin görevleri:

Genel yönetim işlerinin görülmesi:

Yöneticinin görevleri, yönetim planında belirtilir; yönetim planında aksine hüküm olmadıkça, yönetici aşağıdaki işleri görür:

a) Kat malikleri kurulunca verilen kararların yerine getirilmesi;

b) Anagayrimenkulün gayesine uygun olarak kullanılması, korunması, bakımı ve onarımı için gereken tedbirlerin alınması;

c) Anagayrimenkulün sigorta ettirilmesi;

d) Anagayrimenkulün genel yönetim işleriyle korunma, onarım, temizlik gibi bakım işleri ve asansör ve kalorifer, sıcak ve soğuk hava işletmesi ve sigorta için yönetim planında gösterilen zamanda, eğer böyle bir zaman gösterilmemişse, her takvim yılının ilk ayı içinde, kat maliklerinden avans olarak münasip miktarda paranın toplanması ve bu avansın harcanıp bitmesi halinde, geri kalan işler için tekrar avans toplanması;

e) Anagayrimenkulün yönetimiyle ilgili diğer bütün ödemelerin kabulü, yönetim dolayısiyle doğan borçların ödenmesi ve kat malikleri tarafından ayrıca yetkili kılınmışsa, bağımsız bölümlere ait kiraların toplanması;

f) Anagayrimenkulün tümünü ilgilendiren tebligatın kabulü;

g) Anagayrimenkulü ilgilendiren bir sürenin geçmesinden veya bir hakkın kaybına meydan vermiyecek gerekli tedbirlerin alınması;

h) Anagayrimenkulün korunması ve bakımı için kat maliklerinin yararına olan hususlarda gerekli tedbirlerin, onlar adına alınması;

i) Kat mülkiyetine ilişkin borç ve yükümlerini yerine getirmiyen kat maliklerine karşı dava ve icra takibi yapılması ve kanuni ipotek hakkının kat mülkiyeti kütüğüne tescil ettirilmesi;

j) Topladığı paraları ve avansları yatırmak ve gerektiğinde almak üzere muteber bir bankada kendi adına ve fakat anagayrimenkulün yönetici sıfatı gösterilmek suretiyle, hesap açtırılması; Madde 35

Defter tutulması ve belgelerin saklanması:

Yönetici, kat malikleri kurulunun kararlarını protokolleri, yapılan ihtar ve tebligatın özetini ve tarihlerini ve bütün giderleri, 32 nci maddede sözü geçen deftere tarih sırasiyle yazmaya ve bu defteri ve giderlerin belgeleriyle diğer bütün belgeleri bir dosyada saklamaya mecburdur. Bu defterin, her takvim yılının bitmesinden başlayarak bir ay içinde yönetici tarafından notere kapattırılması mecburidir. Bu maddede yazılı görevleri yerine getirmeyen yöneticiye 33 üncü maddenin son fıkrasında yazılı cezalar uygulanır. Madde 36

İşletme Projesinin Yapılması

Anagayrimenkulün bir yıllık yönetiminde tahmini olarak gelir ve gider tutarları; b) Tüm giderlerden her kat malikine, bu Kanunun 20 nci maddesindeki esaslara göre düşecek tahmini miktar; c) Tahmini giderlerle diğer muhtemel giderleri karşılamak üzere her kat malikinin 20 nci maddedeki esaslara göre vermesi gereken avans tutarı; Gösterilir. Kesinleşen işletme projeleri veya kat malikleri kurulunun işletme giderleri ile ilgili kararları, İcra ve İflas Kanununun 68 inci maddesinin 1 inci fıkrasında belirtilen belgelerden sayılır. Madde 37

Kat Yönetiminin Sorumluluğu:

1.Genel kural: Yönetici, kat maliklerine karşı aynen bir vekil gibi sorumludur. Kurul kararının iptali halinde bu konudaki yargılama giderleri ortak giderlerden karşılanır. Madde 38

Önemli Not: Bir Apartman yönetimi toplantısında aidat miktarı, ödeme tablosu mutlaka olmalı, apartman yönetimine en fazla bir aidat tutarında ek bütçe yapma yetkisi verilmeli. Ayrıca bir sonraki olağan toplantının yapılacağı tarih ay olarak belirlenmelidir. Apartman toplantı tutanağında ucu açık, muallak cümlelerden oldukça kaçınılmalıdır.


İsmail Akbaba

4 ay önce - Prş 03 Eyl 2020, 18:09
Muharrem Ayı ve Matem Orucu


17/08/2020


Muharrem Orucu, Kurban bayramının 1. gününden başlayarak 20 gün sayılır. 20.günün akşamı Muharrem Orucu için niyet edilir ve 21.günü oruç başlar.

Muharrem orucundan önce 3 günlük Masum-u Pak orucu tutulur.

Masum-u Pak, Küfe’de şehit düşen İmam Hüseyin’in amcasının oğlu Müslüm Bin Akıyl ve çocukları İbrahim ve Muhammet’dir.

Muharrem Orucu 12 günlük matem orucu olup, 3 günde İmam Hüseyin’in amcası Müslüm Bin Akıyl ve oğlulları İbrahim ve Muhammet için olmak üzere toplam 15 gün oruç tutulur. Muharrem ayının 13. Günü kurbanlar kesilir, “Aşure” dağıtılır.

Kurban, İmam Zeynel Abidin’in Kerbela’daki katliamdan kuruluşu için kesilir. Muharrem ayı her ne kadar bir matem ayı olsda, İmam Zeynel Abidin’in katliamdan kurtuluşu ile Ehl-i Beyt soyunun devam ettiği için kutlama yapılır.

Alevi inancında Muharrem ayı kutsal aydır. Bu ayda peygamberin torunları katledildiği için bir yas ayı olarak kabul edilir. Aleviler Muharrem ayında normal yaşamlarına bir çok kısıtlamalar getirmişlerdir. Bu ay’da savaşmak, eğlenmek, düğün yapmak, her hangi bir canlıyı kesmek, kan akıtmak, insanlara zevk verecek her türlü hal ve hereketlerden kaçınırlar.

Alevi inancında ve bir çok kaynaklarda Muharrem ayı’nın 10. Günü bir çok olayın gerçekleştiğine inanılır. Bunlardan bazıları şöyle sıralamak mümkün.

Adem peygamberin bağışlanması,
Nuh peygamberin gemisinin tufandan kurtulması,
Yunus peygamberin balığın karnından kurtulması,
İbrahim peygamberin Nemrut’un ateşinden kurtulması,
İdiris peygamberin göğe çıkması,
Yakup peygamberin oğlu Yusuf peygamberin atıldığı kuyudan kurtulması,
Eyüp peygamberin dertlerden kurtulup sağlığına kavuşması,
Musa peygamberin firavundan kurtulup kızıl denizi geçmesi
İsa peygamberin göğe çıkması
Muhammet Mustafa’nın, müşriklerin zulmünden kurtulmak için Mekke’den Medine’ye Hicretinde sağ selim Medine’ye dönmesine şükran olarak oruç tutar, aşure yapar.



İsmail Akbaba

4 ay önce - Pzr 13 Eyl 2020, 21:03
Tezek


Tezek, çift tırnaklı (sığır ve koyun) hayvanların gübresinin kurutulmuş haline Anadolu’da verilen ismidir. Kışlık ısınma ihtiyacı için odun, kömür ve doğalgaz gibi yakıt türlerine erişemeyen insanlar, bu ihtiyacını tezek yakarak karşılarlardı.

Arguvan’a henüz kömür gelmediği yıllarda insanların kışlık yakıt ihtiyacını karşılamak için odun ve tezek kaçınılmaz bir yakıttı. Arguvan’ın çoğu köylerinde odun dahi bulmak mümkün değildi.


Arguvan’ın ova köylerinde yaşayan halk, günlük ve kışlık ısı ihtiyacını tezekten ve köklü otların “çekme” adı verilen köklerinden karşılardı.

Tezek, şekil verilip kurutulur daha sonra köyün farklı alanlarında üst üste yığılarak kışa saklanırdı.Tezekler üretim zamanına ve şekline göre farklı adlarla anılırdı. Sonbahardan ilkbahara kadar biriktirilen hayvan gübreleri kerpiç kalıbı gibi kalıplara dökülerek yapılan tezeklere “kasnak” denir. Sonbahardan ilkbahara kadar koyunların ahırlarında ayaklarının altında sertleşerek oluşan tezeğe “kerme”, Ağustos ayından sonra araziden tek tek toplanan tezeğe de ”yazı tezeği” denirdi.

Tezek yığınları, yaz aylarında köylü çocuklarının saklambaç oyun alanı, koyunlarını, keçilerinin, kedilerinin, köpeklerinin gölgesinde dinlendikleri birer gölgelik alan olurdu.

Tezek, kış aylarında kar kapıyı çevirince evimizi ısıtan, okul öğrencilerin okulunu ısıtan, az kalorili bol küllü doğal bir yakıtımızdı.

Köylüler, yetiştirdikleri hayvanlarından yılın her günü bir şekilde faydalanmasını bilmişler, gübresini de ısınmada kullanmışlardır.


İsmail Akbaba

1 ay önce - Prş 26 Ksm 2020, 10:33
Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi


İsmail Akbaba
25/11/2020

Kadına yönelik şiddet uluslar arası bir sorun olmaya başlayınca Birleşmiş Milletler tarafından 1985 yılında 25 Kasım günü “Kadına Yönelik Şiddet’in Yok Edilmesi İçin Uluslar Arası Mücadele Günü” ilan edilir.

Evrensel bir sorun olan kadınlara yönelik şiddet için uluslar kendi iç hukuklarında mücadele yöntemlerini seçtiler.

Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi ile ilgili uluslararası en ciddi sözleşmeyi (İstanbul Sözleşmesi) ülkemiz 11 Mayıs 2011 tarihinde imzalamıştır.

Ülkemiz bu sözleşmeye dayanarak 20 Mart 2012 tarihinde 6284 sayılı kanunu yürürlüğe koymuştur. Atılan adımlara rağmen kadınlara karşı şiddeti ve kadın cinayetlerinin önüne geçememiştir.

Yasalarla kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin önlenemeyeceği son on yıllık uygulamalardan görülmektedir. Devletler kadına yönelik şiddetin yok edilmesi konusunda ciddilerse öncelikle kadınla erkek arasındaki farklılıkların giderilmesi ile mümkün olabileceğine inanmalılar ve toplumları bu konuda ciddi olarak eğitmelidirler.

Toplumlara, kadınların öncelikle bir anne olduğu, bir kardeş olduğu anlatılmalı,

Kadınların, bir cinsel obje olmadığı, öncelikle bir eş olduğu,

Kadınların, bir ganimet değil, bir evlat olduğu anlatılmalıdır.

Kadınların, istendiğinde alınan, istenmediğinde bir kenara atılabilen gereksiz bir canlı olmadığı, toplumların yarısını oluşturduğu, kadın olmadan hiç bir şeyin olmayacağı toplumlara öğretilmelidir.

Tarihte, bir erkeğin şahitliğine karşı, iki kadının şahitlik yapması yanlışı, kız evlatlara mirastan pay verilmeme, kadınların maddi ve manevi dayanaktan yoksun bırakılma düşüncesi, bir erkeğin imam nikahı ile dört kadınla evlenmesi, bir erkeğin istediği kadar cariyelerle birlikte olması, erkeklerin torunları yaşındaki kız çocukları ile evlenmelerinin yanlış olduğu gerçeği toplumlara anlatılmalıdır.

Birden fazla kadın ve kızla birlikte olmanın övünülecek değil utanılacak bir eylem olduğu her bireyin beynine işlenmelidir.

Kadınlara, her şart altında kendini savunması, korumasının utanılacak bir tavır olmadığı, aksine onurlu bir hareket olduğu topluma kabul ettirilmelidir.

Kadına Yönelik Şiddetin önlenmesi her kadının başına bir polis dikmekle değil, kadına değer vererek, kadını yücelterek önlenebilinir.



İsmail Akbaba

1 ay önce - Prş 26 Ksm 2020, 15:44
Yapı Kooperatifleri Tuzağı


İsmail Akbaba
12/11/2020
Henüz yapı kooperatifleri yeni yeni kurulmaya başlandığı dönemlerde işçi, memur, 1980’lerin deyimi ile ortadirek olarak tabir edilen vatandaşlar, bir miktar birikimlerini peşinat olarak verip, geri kalan borcunu da bir kaç yıl da taksitle ödemek üzere bir kooperatife üye olup, ikamet edebilecekleri bir daire sahibi olmayı düşlerler.

Yapı Kooperatif Evleri 1990’lı yıllar
Hikayemize konu olan olay Malatya’da geçmektedir. Tarihe not düşmek adına 1980-1990'lı yıllarda yüzlerce, binlerce yapı kooperatiflerinde yaşanan sıkıntıları temsili olarak anlatmak istedim.

İnşaat malzemesi satan uyanık Abbas, oğlu Muzaffer inşaat mühendisi olunca işini büyütmek, oğluna da iş alanı açmak ister.

İnşaat sektöründe iyi para olduğunu bilen uyanık Abbas oğluna müteahhitlik belgesi aldırmakla işe başlar.

Daha sonra, uyanık Abbas, Oğlu Muzaffer (müteahhit) ve yakın çevrelerindeki mühendis Basri, muhasebecisi Hüseyin ve avukatı Erdoğan’ın desteği ile bir kooperatif kurarlar.

Uyanık Abbas, kooperatife inşaat malzemesi satarak para kazanacak,

Muzaffer, müteahhitlik yaparak para kazanacak,

Muhasebeci Hüseyin, kooperatifin defterini tutacak.

Mühendis Basri, Kooperatif başkanlığı yapacak ve kooperatif adına inşaatı denetleyecek.

Avukat Erdoğan, ise kooperatifin hukuki işlerini takip edecek.

Uyanık Abbas’ın organize ettiği kumpas kurulur, kurbanları (kooperatif üyelerinin) tuzağa düşmesi beklenir.

Kurulan bu görevlendirmelerden (kumpas dan) üyelerin hiç birinin haberi olmaz.

Kooperatif kurulur, üyeler bir birlerini fazla tanımazlar, tüm üyelerin tanıdıkları ve güvendikleri bir tek kişi vardır o da, kumpası kuran uyanık Abbas’dır.

(1980’li, 1990’li yıllarda çok sayıda bu şekilde kurulan kooperatifler eli ile çok sayıda denetimsiz, sağlıksız, depreme karşı hiç bir dayanaklılığı olmayan milyonlarca konut üretildi.)

Kooperatif üyeleri, ellerinde avuçlarında ne varsa kooperatife yatırırlar. Üyeler inşaatın hızlı ilerlemesi için büyük fedakarlıklara katlanırlar.

Kooperatif yönetim kuruluna bilgisinden ve tecrübesinden faydalanmak için oy birliği ile mühendis Basri’yi yönetim kuruluna seçerler.

Uyanık Abbas, daha önce kooperatifin muhasebecisini, avukatını kontrol altına almıştı, son olarak mühendis Basri’yi de kooperatif yönetiminde görev almasını sağlayarak üyeleri çember altına almayı tamamlar.

Mühendis Basri, üyelerin güvenini kazanmak için aidatlarını bir süre ödemez, kongre takvimi yaklaştığı bir gün kendi kendisini icraya verir. Kongreden bir kaç gün önce icra ödemesini yapar, makbuzu alır.

Mühendis Basri, Kurultayda Kooperatif yönetim kurulu faaliyet raporunu okur. Yönetici olarak kimseye taviz vermediğini ifade eder, kendi kendisini dahi icraya verdiğini söyleyerek dökümanları üyelerin bilgisine sunar. Mühendis Basri’nin bu tavrı üyeler arasında takdirle karşılanır.

Üyeler, mühendis Basri’nin müteahhidin adamı olduğunu, aidatlarının müteahhit tarafından ödendiğini, kooperatif den huzur hakkı aldığını ve inşaatı denetlediği için ayrıca ücret aldığını bilmezler.

Kooperatif üyeleri, hukuki haklarını Avukat Erdoğan’ın savunulduğunu düşünürler. Ancak, avukat Erdoğan’ın aynı zamanda müteahhit’in avukatı olduğunu bilmezler. Avukat Erdoğan, kooperatif hak ve çıkarlarını korumak için müteahhide ihtarnameyi, tebligatı gönderir, bir süre sonra müteahhit adına kooperatife cevap yazdığını üyeler bilmiyorlardı.

Muhasebeci Hüseyin, kooperatif hesaplarını müteahhidin isteği doğrultusunda yaptığını üyeler yine bilmiyorlardı. Üyeler, muhasebeci Hüseyin’in her yaptığı hesaba inanırlar, gösterilen her faturayı kabul ederler.

Kooperatif aidatları, ara ödemeleri müteahhidin talepleri doğrultusunda kabul edilir, ödemeler zar zor yapılırdı. Ödeme yapamayanlar enflasyonun yüzde 80, yüzde 100’lerde olduğu yıllarda, 4-5 yıl süre ile yatırdığı aidat ve ara ödemelerin ana parasını alarak bir başkasına devretmek zorunda kalan bir çok üyelere sıkça rastlanırdı.

Müteahhit, üyelerde alacak para kalmadığına kanaat getirince, son bir defada ara ödeme ve aidat senetlerini toplar ve inşaatı yarım bırakarak kaçar. İnşaat yarım, üyeler, çaresizlik içinde kala kalırlar.

Sonuçta kumpasa düşen üyeler, bir daire için girdikleri kooperatife en az üç daire parası ödeyerek, ancak bir ev sahibi olurlar.


İsmail Akbaba

1 ay önce - Prş 26 Ksm 2020, 17:31
1939 Erzincan Depreminin Unutulmayanları


İsmail Akbaba
06/11/2020
27 Aralık 1939 günü saat 02.00 sıralarında meydana gelen 7,9 büyüklüğünde Erzincan depremi, tarih boyunca Anadolu’da meydana gelmiş en büyük depremlerden biridir. Depremde Erzincan merkezli olmak üzere Sivas, Amasya, Tokat, Samsun, Ordu, Giresun, Gümüşhane, Yozgat ve Tunceli olmak üzere 11 il’de yıkıma sebep olmuştur.


1939 Basında Erzincan Depremi
1000’li yılların başından itibaren Kuzey Anadolu Fay hattı üzerinde kayıt altına alınan büyük depremler şöyle sıralanabilir.

1045 yılında 9 şiddetinde,

1168 yılında 8 şiddetinde,

1374 yılında 8 şiddetinde,

1584 yılında 9 şiddetinde,

1784 yılında 8 şiddetinde,

1888 yılında ise 7 şiddetinde depremler meydana gelmiştir.

*Deprem yerin 49 kilometre altında meydana geldiği, depremin şiddetinden en son teknoloji deprem ölçer makinelerin bozulduğu kayıtlarda yer almaktadır.

*Kuzey Anadolu fay hattı üzerinde olan deprem, dünya’da en yıkıcı depremler arasında 27. Sırada yer almıştır.

*Erzincan depremi 20. yüzyılın depremleri düşünüldüğünde dünya da, 8. sırada yer aldığı görülmektedir.

*28 Aralık günü Londra’dan yayınlanan bir haberde; Anadolu şiddetli bir depremin meydana geldiği, bu depremin İsviçre ve İtalya’dan da hissedildiği hakkında bilgiler yer almaktaydı.

*Depremin 7,9 büyüklüğü ve -35 dereceye varan kış şartlarının etkisi ile 32.968 insan hayatını kaybetmiş, 116.720 bina yıkılmış, 9.157 bina ise ağır hasarlı olmak üzere 29.390 bina harap olmuştur.

*Depremde zarar gören vatandaşlarımızı arama kurtarma ve depremzedelere yardım konusunda tüm vatandaşlar tek vücut olmuşlar.

*Depremde arama kurtarma çalışmalarında tarihte ilk kez mahkumlardan faydalanılmış, arama kurtarma çalışmalarına katılan tüm mahkumlardan firar edene rastlanmamıştır. Deprem sonrasında arama kurtarma faaliyetinde bulunan 241 mahkum TBMM tarafından 26.04.1940 tarihinde 4494 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan özel kanunla af çıkarılmıştır.

*Erzincan depreminden sonra gerek yurt içinde, gerek yurt dışında yapılan yardımlarla depremzedelerin yaraları sarılmaya, uygun yaşam şartlarının sağlanmasına çalışılmıştır.

*Depremin üzerinden bir yıl gibi bir süre geçtikten sonra Erzincan’da etüt yapılan arazilere yüzlerce ev yapılarak şehir fay hattı dışına taşınmıştır.

(+)


Hiç bir depremin, bir sonraki depremle mukayese yapılması doğru değildir. Zaman akıp gitmekte, her yaşanan depremden ders alınması gerekmekte, bir önceki depremde yapılan hatalardan ders alınarak bir sonrakine hataları tekrarlamamak gerekiyor. Ayrıca, süreç içerisinde bilim ve teknolojideki gelişmeler takip edilip, uygulanması halinde zaman içinde depremlerde can kaybının ve yıkımın asgariye indirilmesi mümkündür.

Depremlerde arama ve kurtarma faaliyetleri önemlidir, ancak daha önemli olanı ise, depremlere dayanıklı yaşam alanları yaratmak, deprem hasarlarını asgariye indirmektir.


AhmetDemir

1 ay önce - Prş 26 Ksm 2020, 22:51

Asırlar onceki depremlerin şiddetini nasil hesaplamışlar acep



sayfa 9
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET