Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
Dini Hikayeler, dini güzel sözler
« önceki   123 ... 666768

ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
sayfa 68
Mustafabey 01
3 ay önce - Pts 24 Arl 2018, 16:39

Ya Allah İçin "Allah" Deseydim!

Aşıktı delikanlı. Sevgilisinin isminden başka bir şey bilmediğinden mi, konuşmaya mecali olmadığından mı bilinmez, arkadaşı anlatıyordu onun halini:

- Gözleri günlerdir uyku görmedi efendim, diyordu, yemiyor, içmiyor, işi gücü, gecesi gündüzü havası suyu o kız oldu sanki. Ne desem kar etmiyor, son bir çare diye geldik size. Halbuki sen bir garip çobansın, o padişahın kızı, davul bile dengi dengine dedim ya, dinlemiyor efendim, ama herhalde aşkın gözü kördür diye de buna diyorlar, değil mi efendim…

İhtiyar adam bu esnada gözlerini dikmiş, iskeletinin üstüne deriden bir zırh giydirilmişcesine zayıf, çelimsiz, saçı sakalına karışmış, uzaklara dalıp dalıp giden, gözlerinde aşktan gayrısı kalmayan diğer çobanı süzüyordu. Sonra bir ah çekti, yüzünü nefes almadan konuşmasını sürdüren delikanlıya çevirip tebessüm etti.

- Kolay evlat kolay, dedi, çaresizseniz çare sizsiniz. Ve tane tane anlatmaya başladı.

İki genç çobanın, çökmek üzere olan bu dağ kulübesinde dertlerine derman aradıkları ihtiyar adam, aslında padişahın bütün dertlerini paylaştığı, her meselesini danıştığı bir bilge idi. Yıllar önce padişah kendisini tanıyıp sevdiğinde bir tek şey istemişti ondan; burada yaşamaya devam edecekti ve kimsecikler bilmeyecekti kim olduğunu. O günden beri de bu kulübede yaşıyor, gelen geçene ikram edip, gül alıp gül satıyordu. Padişahın kızının aşkıyla eriyip muma dönen genç çoban ve yanındaki kadim dostu nereden bilsindi bu garip ihtiyarın padişahın gönlüne sultan olduğunu.

Aşık genç, ihtiyar adamın anlattıklarını dinledikten sonra, her şeyin bittiği anda başlayan son ümide sımsıkı sarılanların o saf ve tertemiz teslimiyetiyle:

- Sahiden bu kadar kolay mı efendim, dedi, yani o mağarada elimde tesbih , kırk gün Allah dersem sevdiğime kavuşabilir miyim, onunla evlenebilir miyim?

- Evet , dedi bilge, kırk gün o mağarada gece gündüz Allah diyeceksin, kırk gün sonra padişahın kızı senindir.

İki dost hemen yola çıktılar, aşık çobanın yüzüne kan, dizlerine derman, yüreğine yeniden can gelmişti. Arkadaşına sarılıp, elinde tespih, gönlünde aşk, yüzünde ümit çiçeklerinden örülme bir tebessüm, mağaranın yolunu tuttu. Gelir gelmez hiç vakit kaybetmeden diz çöktü, dualar etti, gözlerini kapattı, kalbini padişahın kızına bağladı, eline tesbihini aldı ve dudakları kıpırdamaya başladı: Allah, Allah, Allah…

Günler günleri padişahın kızının hayaliyle tespih taneleri gibi kovalayadursun, mağaranın yakınındaki köyleri bir söylenti çoktan sarmıştı. Herkes birbirine karşı dağdaki mağarada gece gündüz Allah diyen gençten bahsediyordu. Cami çıkışında ihtiyarlar, çeşme başında kadınlar, tarlada işçiler, top oynarken çocuklar, herkes onu konuşuyordu:

- Şu karşı mağarada bir genç varmış, kendini Allah’a adamış, gece gündüz durmadan Allah diyormuş, Allah Allah …

Aşık dostunun ne halde olduğunu merak eden genç çoban, mağaraya geldiğinde üç hafta geride kalmıştı bile. Bizimkinin gözleri kapalıydı, dudaklarının da kıpırdamadığını görünce, uyuyakaldı herhalde diye düşündü. Tespih tanelerinin parmaklarının arasında dolaşmaya devam ettiğini görünce de, bu nasıl uyku diye sordu kendine. Bu sırada gözlerini açan genç adam , karşısında arkadaşını görünce, günlerdir yalnızlığıyla paylaştıklarını birbiri ardınca anlatmaya başladı: Kırk günün yarıdan fazlası geçmişti, o durmadan Allah diyordu, ama ne padişahın kızı vardı, ne bir haber, ne bir ümit kırıntısı… Acaba, diyecek oluyor, yutkunuyor, hayır diyor, tespihine bakıyor, bir kalp gibi atan sağ el işaret parmağını sabitlemeye çalışıyor, avuçlarını sıkıyor, gözleri doluyordu. Vedalaştılar. Ay ışığında dostunun gözlerine yayılan başkalık dikkatini çekmişti genç çobanın.

Aşık çoban yeniden eline tesbihini aldı, gözlerini kapattı, boynunu neye bağlayacağını bilemediği kalbine doğru büktü, dudakları kıpırdamıyordu artık, sustu gece, mağaranın duvarları sustu, tükendi her şey, hiç tükendi, an bitti, sadece bir söz kaldı: Allah…

Kırk günün dolmasına üç-beş gün kala, mağaradaki dervişin namı bütün ülkeyi sarmış, nihayet sarayın koridorlarında konuşulur olmu ştu. Meselenin aslını merak eden padişaha, bu insanların bir yerde sürekli kalmadıklarından, bulundukları mekana bereket getirdiklerinden, ne yapıp-edip bu dervişi ülkelerinde yaşamaya ikna etmeleri gerektiğinden uzun uzun bahsetti başveziri . Ne yapması gerektiğini artık bilen padişah, nasıl yapması gerektiğini bilemediği bütün zamanlarda yaptığı gibi, dağ kulübesinin yolunu tuttu. Hürmetle diz çöktü bilge ihtiyarın önünde. Derdini anlattı, derman diledi. Sarayının yanına bir saray yaptırmaktan, o dervişi veziri yapmaya, sancak-tuğ vermeye kadar saydığı her şey, bilgenin:

- Hünkarım , gönül erleri mala-mülke, makama-mansıba itibar etmezler, demesiyle son buldu.

Kaderdi bu, padişahlarla köleleri aynı eteğin önünde diz çöktürür, birinin derdini diğerine derman eyler, ikisini de aynı tebessümle bahtiyar ederdi. Güldü ihtiyar:

- Neden kerimenizin nikahını teklif etmiyorsunuz sultanım, dedi.

Şaşırma sırası padişaha gelmişti.

- Nasıl yani, diyebildi, bu şerefi bize lütfederler mi, kabul ederler mi?

Kırkıncı günün güneşi batmak üzereydi genç aşığın mağarasının üstünden… Padişah ve ihtiyar bilge en önde, arkalarında vezirler, onların arkasında halktan meraklı bir kalabalık ve en arkada da olup bitenlere bir mana vermeye çalışan aşık çobanın arkadaşı, mağaraya doğru yürümeye başladılar. Bu arada bizim aşık kendinden öylesine geçmiş, tespihiyle öylesine bir olmuştu ki, gelenler içeri girseler ve bir tesbihten başka bir şey bulamasalar şaşırmazlardı.

Padişah edepte kusur etmemeye çalışarak içeri girdi, ellerini birbirine bağladı, duyulması güç bir sesle;

- Efendim , dedi, sizi ziyarete geldik.

Yavaşça başını çevirdi aşık , sonra bütün vücuduyla döndü, gözlerinde en ufak bir şaşkınlık emaresi yoktu, sapsarı bir heykel gibiydi. Herkes heyecan içinde. Vezirler, halk, genç çoban, mağara, tespih, sessizlik, duvar… Hatta güneş bile batmaktan vazgeçmiş, kafasını mağaranın içine doğru uzatarak olan biteni görme telaşındaydı.

Padişah meramını anlattı, türlü tekliflerde bulundu. Ne saray, ne vezirlik, ne tuğ ne de sancak, hiç birinde gözü yoktu dervişin.

- Efendim , diyebildi en son, sessizce, benim bir kızım var efendim, zat-ı alinize layık değil belki, ama lütfeder nikahınıza alırsanız bizi bahtiyar edersiniz…

Kırk günlük çile nihayet bitmiş, olmaz denilen olmuştu. İşte aşık maşukuna kavu ş acak , murad hasıl olacaktı. Bizimkinin arkadaşı sevinçten ağlıyordu. Soru ve cevap sanki bu soru sorulsun, cevabı verilsin diye yaratılmıştı. Sessizlik ilk defa bağırmak, haykırmak istiyordu ve bütün gözler genç adamdaydı.

Usulca doğruldu oturduğu yerden, etrafını şöyle bir süzdükten sonra, gözlerini padişahın gözlerine dikti, sarhoş gibiydi. Kendinden emin bir ifadeyle:

- Hayır , dedi, kızınızı istemiyorum.

Birden ortalığı bir sessizlik kaplayıverdi. Padişah mahzundu, halk hayret içindeydi, vezirler şaşkınlıkla birbirine bakıyor, bilge tebessüm ediyordu. Aşık çobanın genç arkadaşı yaşlı gözlerini silip, birden ileri atılarak bozdu sessizliği. Dostunun yanına geldi, kulağına eğilip:

- Sen ne yapıyorsun, dedi, kırk gündür bu çileyi ne diye çektin sen, neyi reddettiğinin farkında mısın?

Güldü aşık çoban gözleriyle ihtiyar bilgeyi arayarak:

- A dostum, dedi, ben kırk gün padişahın kızı için Allah dedim, Allah padişahla vezirlerini ayağıma getirdi. Ya bir de Allah için Allah deseydim…


Mustafabey 01
2 ay önce - Cmt 12 Oca 2019, 09:52



Rabbim herkese mutlu bir aile yuvası kurmaya Vatanını seven, Dinini bilen hayırlı evlatlar yetiştirmeyi nasip eylesin inşAllah.


Misafir 25f

2 ay önce - Prş 17 Oca 2019, 02:59





Mustafabey 01
1 ay önce - Çrş 30 Oca 2019, 16:27

Yağmur Yağmamasının Nedeni!

Musa aleyhisselam zamanında uzun bir süre yağmur yağmadı. İnsanlar Musa aleyhisselamın yanına gelerek: “Ya Resûlullah! Kuraklık başladı. Ziraatlarımızın hepsi kurudu. Allah-u Zülcelal’e dua et de bize yağmur versin.” dediler.

Yanlarında Musa aleyhisselam olduğu halde, beraberce sahraya çıktılar ve Allah-u Zülcelal’e dua ettiler. Gökyüzünde hiçbir değişiklik olmadığı gibi sıcaklık daha da arttı. Musa aleyhisselam bu duruma çok üzüldü ve Allah-u Zülcelal’e:

Ya Rabbi! Benim senin yanında kıymetim yoksa da sen ahir zaman Peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi vesellemin hürmetine bize yağmur ver, diye dua etti. Allah-u Zülcelal buyurdu ki:

Ey Musa! Benim yanımda senin kıymetin vardır. Siz yetmiş bin kişisiniz. Ancak sizin aranızda, yetmiş senedir bana günahla harbeden bir kişi var. Onu aranızdan çıkarın, ben de size yağmur vereyim. Musa aleyhisselam:

Aramızda yetmiş senedir, Allah-u Zülcelal’e günahla âsi olan biri var. Onun için Allah-u Zülcelal bize yağmur vermiyor. O kişi aramızdan çıksın. Allah-u Zülcelal öyle emrediyor.

O yetmiş sene âsi olan kimse, sağına soluna baktı ve hiç kimsenin kalkmadığını görünce: “Ben, o kişinin kendim olduğunu biliyorum. Ama bu kadar insanın içinde ayağa nasıl kalkarım, hayâ ederim.” Dedi ve başını önüne eğip kalbini Allah-u Zülcelal’e açarak şöyle yalvardı: “Ya Rabbi! Yetmiş senedir sana isyan ediyorum. Ben pişman oldum. Özür diliyorum. Bundan sonra, ölünceye kadar vaktimi sana ibadetle geçireceğim.”

O adam bu şekilde pişman olur olmaz, gökyüzünde bulutlar oluştu ve sağanak yağmur yağdı. Musa aleyhisselam bu duruma hayret ederek:

Ya Rabbi! Aramızdan kimse çıkmadı. Sen yine de yağmur verdin, dedi. Allah-u Zülcelal:

Ey Musa! O yetmiş senedir bana âsi olan kulumun hürmetine size yağmur verdim, buyurdu. Musa aleyhisselam bu duruma daha çok şaşırdı ve dedi ki:

Ya Rabbi! Keşke ben onu görebilseydim, Allah-u Zülcelal buyurdu ki:

Ey Musa! O bana yetmiş sene isyan etti. Yine de onu örttüm, kimseye göstermedim. Şimdi bana tevbe etti ve salih bir kul oldu. Ben onu sana niçin göstereyim!


Hasan Pullu
1 ay önce - Çrş 30 Oca 2019, 16:35

mustafabey denen şahıs, sufilerin uydurdukları hikayelerle sizin itikadınızı bozuyor. bu adama feto muamelesi yapmanız gerek. ayet ve hadis dışında okuduğunuz herhangi bir uyduruk kıssa sizin hoşunuza gidebilir.lakin detaylarda sizin itikadınıza saldırıyordur .farkında değilsiniz. şeytan ayrıntıda gizlidir lafı var ya bu mustafabeyin buraya yazdığın uydurma hikayelerin ayrıntılarında şeytan gizli.işte 1000 yılda dini böyle bozdular. masal menkıbeyle.

siz bu kıssada günahtan tövbe eden birine odaklanıyorsunuz. oysa detayda Musa a.s. 'a bir zatı(peygamber a.s.ı) vesile ederek dua ettiriyor. Zat ile vesile caizdir değildir inan veya inanma ama böyle bir tartışmalı ve çok kavga edilen bir konuda böyle hikaye uyduramazsın. bunlar haddini bilmiyor.



Mustafabey 01
1 ay önce - Çrş 30 Oca 2019, 17:17

hasanpullu sen kendi işine bak senin gibi ateist dinsiz kişilerin böyle kıssalardan zaten anlamaz sen kendi zeka seviyene uygun başlıklarda takıl, okuyan aklı başında olanlar insanlar hikayeyi de mesajı da anlar.
Bu hikayede bir insanın nasıl bir hayat yaşarsa yaşasın tövbe ederse Allah .c.c. tarafından tövbesinin kabul edileceğini anlatıyor, anlayana senin gibi düşünen ve amacı sadece din düşmanlığı olan trollar anlamaz, aslında senin gibi bir trola cevap bile vermeye değmez ama diğer üyeleri bilgilendirmek için yazıyorum.


nedim972
3 hafta önce - Pts 25 Şub 2019, 01:14
kabirde ilk gece neler olacak







sayfa 68
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
« önceki   123 ... 666768
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET