Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
Peygamberimizin ve sahabelerin örnek yaşantıları
« önceki   123 ... 434445

ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
sayfa 45
Mustafabey 01
1 hafta önce - Prş 04 Ekm 2018, 17:23

Yürüyen Şehit!

“Bu Peygamber âşığının Uhud'un bu anında vücudunun her yeri heyecandan ve Rasulullah'a bir zarar gelir korkusundan tirtir titriyor: "Kurbanın olayım ey Allah'ın Rasûlü, ne olur uzanıp bakma, düşmanın oku bir yerine değmesin! Oklar sana değeceğine bana değsin" diye yalvarıyordu. Atılan oklara, savrulan kılıçlara karşı gerektiğinde kollarını, bacaklarını, kalkan yapması, eşine rastlanmayacak bir hâdiseydi.” Talha (r.a) Mekke'nin en mümtaz ailelerinden.
Rasüli Kiram söz konusu olunca malını, canını feda ediveren
Dört halifenin şura meclislerinden hiç eksik etmedikleri, yiğit, cesur, cömert, Sevgililer Sevgilisinin (sav) "Talhat'ülhayr, Talhat'ülfeyyaz ve Talhatü'lcûd" iltifatlarına nail olan ve daha hayatında iken ebedi saadetle müjdelenen, Aşerei Mübeşşerenin incilerinden.
Müslüman Oluşu
Ticaret için Basra'ya gider bir rahipten Hz. Muhammed (sav) 'in peygamberlik ilan ettiği haberini alır. Ticareti yarıda bırakarak alelacele Mekke'ye döner, duyduğu haberi araştırır. İlk Müslüman Ebu Bekir (ra)'la görüşerek O'nun vasıtasıyla Huzuru Saadet'e çıkar. Rahipten duyduklarını Allah Rasulü'ne anlatır. Rasuli Ekrem Efendimiz (sav) mesrur olup gülümserler. Hemen orada hidayet nuru Talha (ra)'nın kalbine doluverir ve Müslüman olarak ebedî kurtuluş kervanına katılır.
Talha (ra), Müslüman olduğu zaman annesi, kardeşi ve en yakın akrabaları dâhil olmak üzere Mekke müşriklerinden çok işkence görür. Evine hapsedildiği gibi, aç ve susuz bırakılır. Elleri boynuna bağlı olarak dolaştırılır. Çeşitli hakaretlere maruz kalır. Fakat imanından aldığı güçle bütün bu sıkıntıları sabırla göğüsler. Hele namazlarını eda edeceği zaman çektiği sıkıntı ve kendisine reva görülen işkence, tahammülü mümkün olmayan cinsten olmasına rağmen O: "Beni öldürseniz de dinimden asla dönmem" diyerek inancından taviz vermez.
Hz. Talha (ra) ticaret için gittiği Şam'dan dönerken, iki cihan güneşi Efendimiz (sav)'in ve ashabının Medine'ye hicret ettiklerini duyunca kervandaki mallarından vazgeçip Medine'de kalır.
Uhud Günü
Hz. Talha (ra)'ın kalbi Allah u Teâlâ'nın korkusuyla ve Rasulü'nün muhabbetiyle doluydu. Bu muhabbeti aşk derecesinden de çok ötelerde idi. O bu aşkının en güzel ispatını Uhud ve diğer gazalarda göstermiştir. Hele Uhud Savaşındaki kahramanlığı dillere destandı. Müşrikler Allah Rasulü'nü öldürmek için bütün kuvvetleriyle hücuma geçtikleri bir sırada, Rasulullah (sav)'e bir zarar gelmemesi için en çok uğraşan, canını hiçe sayıp etrafında etten ve kemikten bir set meydana getirerek, insanüstü gayret gösterenlerin birisi de oydu. Bu Peygamber âşığı'nın Uhud'un bu anında vücudunun her yeri heyecandan ve Rasulullah'a bir zarar gelir korkusundan tirtir titriyor: "Kurbanın olayım ey Allah'ın Rasûlü, ne olur uzanıp bakma, düşmanın oku bir yerine değmesin! Oklar sana değeceğine bana değsin" diye yalvarıyordu. Atılan oklara, savrulan kılıçlara karşı gerektiğinde kollarını, bacaklarını, kalkan yapması, eşine rastlanmayacak bir hâdiseydi.
Müşriklerden Malik bin Zübeyr adında çok keskin nişancı, attığını vuran bir okçu vardı. Bu hain Peygamberimiz (sav)'e nişan alıp bir ok attı. Rasulullah (sav)'ın başına doğru gelen bu oka başka hiçbir şekilde karşı koyamayacağını anlayan Hz. Talha (ra), elini açarak oka karşı tuttu. Ok elini parçaladı. Parmaklarının bütün sinirleri kesildi. Elinin kemikleri kırıldı. Atılan oka elini tutması, candan çok ötelere yükselmiş bir aşkın, kemâle gelmiş bir imanın, muhabbet ile yanan bir kalbin, anlatılamayan hakikî bir sevginin fiilî olarak ortaya çıkmasıdır.
Sultanul Enbiya (sav) Efendimiz "Eğer Talha oka elini beni korumak için tutarken Bismillah deseydi, insanların gözü önünde Cennete giderdi." Başka bir rivayette ise Talha (ra) 'a "Eğer Bismillah deseydin insanlar sana bakışırken, melekler seni göklere yükseltirdi." buyurmuşlardır. Yine Nebi (sav): "Uhud günü yeryüzünde sağımda Cebrail solumda Talha b. Ubeydullah'dan başka bana yakın bir kimse bulunmadığını gördüm" buyurmuşlardır.
Uhud savaşında, Hz. Talha b. Ubeydullah (ra)'ın her yeri kılıç ve ok darbeleriyle delik deşik olmuş, vücudunda yaralanmayan ve kana bulanmayan bir yer kalmamış idi. Fakat aşırı kan kaybına dayanamamış bir ara bayılmıştı. Peygamber Efendimiz (sav) Ebû Bekir (ra)'a onunla ilgilenmesini söyledi. Hz. Ebu Bekir (ra) yüzüne su serpince ayıldı. Peygamber aşığının ayılır ayılmaz ilk sorduğu soru "Rasulullah nasıl, ne yapıyor?" olmuştur.
Böylece O, sevgi ve bağlılığın en güzelini göstermiştir. Ashâbı kiramda bu aşk, bu muhabbet, bu iman olduğu için, Rasulullah (sav)'e böyle gönül verdikleri için Peygamberlerden sonra insanların en üstünü olmuşlar, onun için onların verdiği bir avuç arpa sadaka, onlardan olmayanların verdiği Uhud Dağı kadar altın sadakadan daha kıymetli olmuştur.
Hz. Ebû Bekir (ra) "Rasulullah iyidir." deyince Hz. Talha "Allah'a şükürler olsun. Peygamberim sağ olduktan sonra, bütün musibetler hafif gelir bana" dedi. Bu sırada âlemlerin efendisi, iki cihan serveri Hz. Muhammed Mustafa (sav) oraya teşrif ettiler. Hz. Talha (ra)'ın bütün vücudunu mübarek elleriyle mesh ettiler, sıvazladılar ve ellerini açıp "Allah'ım ona şifa ver, Ona kuvvet ver" diye dua buyurdular. Rasûli Ekrem Efendimizin bir mu'cizesi olarak, Hz. Talha sapa sağlam ayağa kalktı ve tekrar düşmanla harb etmeye başladı
Bir ara Rasuli Ekrem Efendimizi sırtına alarak Uhud kayalıklarına kadar taşıdı. Kayalıklara gelince Peygamberimiz bir kayanın üzerine çıkmak istedi. Fakat gayet zayıflamış ve üst üste iki zırh giymiş olduklarından takat getiremediler. Bunun üzerine Talha (ra) oturdu ve Peygamber Efendimiz (sav) omzuna basarak taşın üzerine çıktı. O zaman Rasulullah Efendimiz (sav) "Talha Rasulullah'a yardım ettiği zaman Cennet ona vacip oldu" buyurdular.
Hz. Talha (ra), kendisini son derece mutlu eden bir hadiseyi şöyle anlatır:
"Sahabelerden bir zat, bir gün Rasulullah (sav)'a "Mü'minler içerisinde öyleleri vardır ki, Allah'a vermiş oldukları ahde sadakat gösterirler. Onlardan kimi canlarını feda etti, kimi de bu şerefi beklemekteler" ayeti kerimesindeki "şehid olmayı bekleyenlerin" kimler olduğunu sorar. Fakat Peygamberimiz cevap vermez. Sahabe sualini üç defa tekrarlar, fakat yine cevap vermez. O sırada, ben, üzerimde yeşil bir elbise olduğu halde mescide girdim. Rasulullah (sav) beni görünce "Sual soran nerede?" diye buyurdu. Sahabe, "Buradayım, ya Rasulullah" deyince, beni göstererek, "işte bu şehid olmayı bekleyenlerdendir" buyurdu."
Yine Rasulü Ekrem Efendimiz, onun hakkında, "Yeryüzünde yürüyen bir şehide bakmak isteyen Talha'ya baksın" başka bir rivayette de "Yeryüzünde Cennet'lik bir kimse görmek isteyen, Talha b. Ubeydullah'a baksın!" buyurmuşlardır. Yine O "Talha ile Zübeyr, Cennette komşularımdır" hâdisi şerifi ile de methedilmiştir.
Vefatı Cemel vakıasında münafıkların eliyle oldu. Hicretin 34. senesinde şahadet mertebesine erip Rabbine kavuştuğu sırada, 64 yıllık şeref ve haysiyet dolu bir ömrün sahibi olan Talha b. Ubeydullah, malıyla, canıyla Allah yolunda cihad edenlerin sebat edenleri arasında, kıyamete kadar unutulmayacak şan ve şeref dolu bir isim bırakanlardan oldu.


Mustafabey 01
1 hafta önce - Cum 05 Ekm 2018, 17:58

Hepsinden Bir İzdüşümü Bulunsun Üzerimizde

Âlemlerin Rabbi, Halikı, merhametlilerin en merhametlisi, Celal ve İkram sahibi Rabbime hamdeder, şükrederim.
Ahir zaman nebisi, Peygamberimiz, Efendimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemle, onun âline, ashabına salât ve selam ederim.
Mademki Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem: "Ashabım yıldızlar gibidir hangisine tabi olursanız hidayete erersiniz." buyurmaktadır. O halde, neden o yıldızların hepsinden üzerimizde bir izdüşümün bulunmasını istemeyelim. İsteriz elbet Rabbimizin lütfuyla ve keremiyle.

Hz. Ebu Bekir Sıddık radıyallahu anh gibi olmayı isterim. "Allah'ın ateşten azat ettiği kimsesin" müjdesine nail olabilmek için. Akılların durduğu bir noktada bile "eğer o söylüyorsa doğrudur" diyerek

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi tasdik eden, O'na karşı teslimiyetini ve sadakatini gösteren bir dost olabilmek için. Sadakate ve teslimiyete pek çok ihtiyaç olan günümüzde yaşamak isterim bu vasıfları Ebu Bekir Sıddık radıyallahu anh gibi. Gerektiğinde malla cihadı da yapabilmeyi isterim, sadece Mevla'yı isterim, marifetullahı dünya ta----- tercih etmek isterim, dünya içeceklerinin yerine muhabbetullah isterim, her zaman ahiret amellerini dünya ameline tercih etmek isterim ve Rasûlullah'ın izini onun gibi hiç kaçırmamak isterim.

Hz. Ömeru'l Faruk radıyallahu anh gibi olmayı isterim. "Güneş, Ömer'den daha hayırlı bir kimse üzerine doğup batmadı." hadisi şerifine nail olabilmek için. "Fırat kenarında bir koyun kaybolsa adl-i ilahi Ömer'den sorar" diye devamlı sorumluluğunu düşünerek yaşamayı isterim onun gibi. Kurtla kuzuyu bile barıştırabilecek bir adaleti yaşayabilmeyi kim istemez. Gönüllerin İslam'a muhtaç olduğu zamanımızda böylesine bir adaletle fethedebilmek gönülleri, beldeleri.

Hz. Osman Zinnureyn radıyallahu anh gibi olmayı isterim. "Kendisinden meleklerin hayâ duydukları bir kimsedir." hadis-i şerifindeki hayâ'ya ve edebe erebilmek için. Kıtlık zamanlarında bile bir kervan yükünün hepsini ahirette verilecek olan mükâfatı düşünerek infak edebilmeyi isterim onun gibi.

Hz. Aliyyü'l Murteza radıyallahu anh gibi olmayı isterim. "Sen dünyada da ahirette de kardeşimsin!" hadis-i şerifindeki kardeşliğe erebilmek için. İlâhî takdire tam teslimiyetinden dolayı ona söylenen murteza isminden hisse alabilmek için. Ölüm tehlikesi karşısında bile teslimiyetini göstererek Nebi'nin yatağına uzanışı gibi korkusuz olmayı isterim. Kötülüklere sürekli olarak iyilikle mukabele ederek Rasûlullah'ın sevgisine nail olabilmeyi isterim.


Mustafabey 01
1 hafta önce - Pts 08 Ekm 2018, 09:34

Düşman Nasıl Dost Yapılır?

Süheyl b. Amr, hicretin altıncı yılında Hz. Peygamber (s.a.v.) ile müşrikler
arasında imzalanan Hudeybiye musalahasında Kureyş’in temsilcisiydi.
Sözleşme metnindeki besmeleye ve “Rasûlüllah” ibaresine karşı çıkmış
“Senin Allah Rasûlü olduğuna inansaydım zaten seninle savaşmazdım” diyerek itirazda bulunmuştu
Hz. Ömer ve Hz. Ali gibi ileri gelenlerden bazılarının karşı çıkmalarına rağmen Rasûlüllah (s.a.v.) bu anlaşmayı imzalamıştı
Zira İslam’ın rahat yayılması için barış ortamına ihtiyaç vardı.
Anlaşmaya göre Mekke’de müslüman olan birisi Medine’ye kabul edilmeyecek, Mekke’ye dönenler ise geri gönderilmeyecekti
Bu ağır bir hükümdü
Anlaşma imzalandığı sırada Süheyl b. Amr’ın oğlu Ebû Cendel zincirlerini sürüyerek ve avaz avaz bağırarak Hz. Peygamber’e geldi.
Medine’ye götürülmesini istiyordu
Fakat anlaşma imzalanmış ve yürürlüğe girmişti
Süheyl b. Amr, müslüman olan oğlu Ebû Cendel’i tokatlıyor, yakasından çekiyor ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’e de:
“Ey Muhammed, Ebû Cendel sana sığınmadan önce anlaşmamız yürürlüğe girdi. Onu Medine’ye götüremezsin” diyordu
Rasûlüllah’ın ricasını da kabul etmemişti
Bunun üzerine Ebû Cendel feryatlarıyla baş başa bırakılmıştı
Bu acı tablo karşısında müslümanlar çok üzülmüştü ama, anlaşmaya sadık kalınmıştı
Ebû Cendel’e ise sabır tavsiye edilmişti
Hz. Peygamber (s.a.v.)’e ve Müslümanlara karşı son derece haşin davranan
Süheyl b. Amr Bedir savaşına katılmış ve müslümanlara esir düşmüş, fidye
vererek serbest bırakılmıştı. Mekke fethedilince evine kapanmış
Müslümanlara karşı yaptıklarını düşünerek öldürüleceği ânı beklemeye başlamıştı
Bundan sonrasını kendi ağzından dinleyelim:
“– Rasûlüllah Mekke’ye girip, vaziyete hakim olunca eve girip kapıyı üzerime kapattım
Benim için Peygamberden eman dilemesi için oğlum Abdullah’a haber saldım,
öldürülmeyeceğimden emin değildim
Muhammed’le ashabına karşı olan tutum ve davranışlarımı hatırladım.
Onlara karşı benden daha kötü davranışlı bir kimse yoktu
Hudeybiye’de sözleşmeyi istediğim gibi yazdırmıştım
Bedir ve Uhud savaşlarına ve Kureyşlilerin ona karşı olan her hareketine katılmıştım”
Oğlu Abdullah babasına eman vermesi için Efendimizin yanına geldi
“Ya Rasûlallah! Ona eman verecek misin? Diye sordu
Rasûlüllah da:
Evet, ona Allah’ın emanı ile eman verilmiştir. Evinden dışarı çıksın, dedi Sonra da etrafındakilere:
Süheyl b. Amr’a kim rastlarsa ona sert bakmasın ki, rahat bir şekilde dışarı çıkabilsin
Andolsun ki, Süheyl akıllı ve şerefli bir kimsedir. Süheyl gibi kişilerin İslam’ı tanıyıp takdir etmemeleri düşünülemez
O, şimdiye kadar inandığı şeylerin kendisine hiç bir yararı olmadığını anlamış ve görmüş bulunuyor, buyurdu
Abdullah babasının yanına gelip Peygamberimizin söylediklerini kendisine haber verdi
Süheyl de:
“Vallahi o küçük ikende iyi, dürüst ve yararlı idi, büyük ikende,” dedi. Neticede Rasûlüllah’ın yanına gidip gelmeye başladı
Efendimizle birlikte Huneyn gazasına katıldı, bilahere müslüman oldu.
Süheyl b. Amr, Kureyşlilerin eşrafındandı, bilgili ve tesirli hatiplerindendi.
Kendisinin üst dudağı yarıktı. Bedir savaşında esir düştüğü zaman
Hz. Ömer:
Ya Rasûlallah! Müsaade et, onun ön dişlerinin ikisini çekeyim de bir daha
senin aleyhinde söz söylemeye kalkışmasın. Söylesede gülünç duruma düşsün demişti
Peygamberimiz: Ben dişlerini söktürerek ona işkence yapamam. Aksi halde peygamber olmama rağmen Allah da beni aynı azaba uğratır
Onun ileride hoşlanacağın, beğeneceğin bir davranışta bulunmasıda umulur.
Bırak onu ey Ömer! O bir gün öyle bir makamda bulunacaktır ki,
sen onu o makamda övüp takdir edeceksin, buyurmuştu
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Süheyl b. Amr hakkındaki kanaat ve haberi,
vefatı üzerine Mekke’de çıkan irtidat hareketleri esnasında aynen gerçekleşmişti
Biz namaz kılarız ama zekat vermeyiz, diyorlardı, durum o kadar nazik ve
karışıktı ki, Vâli Attâb b. Esîd bile saklanmak zorunda kalmıştı. Bu kaos
ortamında Süheyl ayağa kalkarak Mekke’lilere şöyle seslendi:
– “Ey Kureyş topluluğu! Sizler en son müslüman olduğunuz halde ilk önce İslamdan ayrılanlardan olmayınız
Vallahi ben biliyorum ki, bu din güneşle ayın doğuşu ve batışı devam ettikce devam edecektir.”
Süheyl uzun ve tesirli konuşmasını bitirdiğinde halk yatıştı. Kureyşlilerin İslama bağlılıkları sağlanmış oldu
Hz. Ömer Süheyl’in bu konuşmasını işitince Hz. Peygamber (s.a.v.)’in vaktiyle onun
hakkındaki sözlerini hatırlamış ve Efendimizin hak peygamber olduğuna
tekrar tekrar şehadet etmiştir
Şayet esir düştüğünde Süheyl’in dişleri sökülecek olsaydı hem müslümanlara
karşı düşmanlığı kat be kat artacak, hem de onun İslamiyet lehine sağladığı
büyük faydadan mahrum olunacak, belki de Mekke’de baş gösteren büyük
fitne ateşi söndürelemeyecekti
Efendimizin âl-i cenaplığı hem zararı def hem de faydayı celb etmiş oldu.
Bütün peygamberler gibi Hz. Peygamberin misyonu da insanları kaybetmek değil, kazanmaktı
Dostları düşman yapmak çok kolaydır. İnsan kadim ve çok sevdiği bir dostunu kırıcı bir sözle gücendirip kendinden uzaklaştırabilir.
Dostluğu kazanmak ise çok zordur. Bir binayı yapmak ne kadar zor, yıkmak ne kadar kolaysa dost kazanmak ve kaybetmek de öyledir.
Önemli olan dostu düşman değil, düşmanı dost yapabilmektir.
Bu engin bir gönül, büyük bir sabır ister. Sevgi en büyük güçtür. Sevgi karşısında direnmek zordur
Sıcak bir yaklaşımın, tebessümün karşısında nefretten oluşan buz dağları bile erir
Yüce Mevlâ düşmanları dost yapmanın sınırını şöyle belirtiyor:
“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel bir tarzda önle.
O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse candan bir dost oluverir” (Fussilet, 34)
“Sen kötülüğü en güzel bir tutumla sav.” (Mü’minûn, 96)
Hz. Peygamber (s.a.v.) sabrı, affı ve hoş görüşüyle Süheyl b. Amr gibi nice azılı düşmanları İslam’ın en hararetli savunucuları ve hizmetkarları haline getirmiştir.
Kendisini öldürmeye kalkışanları bile bağışlayarak, onların hidayeti için dua ederek en ideal tebliğ ve davranış modelini ortaya koymuştur
Zaten o her konuda en güzel örnektir.
“Andolsun ki, içinizden Allah’ın lutfuna ve ahiret gününe umut bağlayanlar
Allah’ı çokca ananlar için hiç şüphe yok ki, Rasûlullahta güzel bir örneklik vardır.” (Ahzab, 21)
Haksızlık ve zalimane tutumlara iyilikle mukabele her zaman müsbet neticeler doğurmayabilir
Adalet, bir şeye karşı denk bir karşılık vermektir. Bu bir hukuk kuralı olmakla beraber işin ahlak ve rahmet yönü daha güzeldir.
“Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. Ama kim bağışlar ve barışı sağlarsa onun mükafatı Allah’a aittir. Doğrusu O, zalimleri sevmez.” (Şûra 40)
“Kim sabreder ve affederse, şüphesiz bu, yapılmaya değer işlerdendir.” (Şûra, 43)
Şiddet görüntüsündeki davranışlarda bile bir rahmet havası estirilmeli. Sevgi kokusu duyulmalıdır.
Hastanın tedavisine yönelik ameliyat, görünürde kesme, biçme şeklindedir.
Fakat neticesi sağlığa yönelik olduğu için kabullenilir, yerine göre ısrarla istenir.
İnsanlara yaklaşımı bu tarzda olursa sıcak bir sevgi ve dostluk ortamı oluşur.
Böyle bir ortamda da her türlü müspet gelişme olur. Düşmanlıklar düşmanlıkları, dostluklar dostlukları üretir.
Ateşi su söndürdüğü gibi düşmanlık ateşlerini de dostluk için akıtılan sevgi göz yaşları söndürür.
Tekrar edelim: Sevgi ve dostluk en büyük yapıcı güçtür. Dünyamızın, yakıp yıkan silahlara değil, dostluk ve barışın ikrisi olan sevgi ve merhamete ihtiyacı vardır.



Mustafabey 01
1 hafta önce - Sal 09 Ekm 2018, 09:49



Ölümünden 1400 yıl sonra bile hala bu kadar çok sevilen tek insan sevgili Peygamberimiz
Hz. Muhammed (s.a.v.) dir, Rabbim şefaat edeceği kullar arasında olmayı bize nasip eylesin inşallah.


Mustafabey 01
5 gün önce - Çrş 10 Ekm 2018, 17:38

Sahabinin müşrik ve zinakar kadına olan aşkı!


Sahabi müşrik bir kadın'ı seviyordu

Bir sahabinin aşk hikayesi….

İsmi Mersed ibnu ebi Mersed…

Önemli bir sahabe…

İslamdan önce bir kızı seviyordu…

Aşık… İslam yok..Din yok…ve O bir kıza tutkun…

O İslama girdi ama kız Müslüman olmadı…

O hicret etti…Kız ne Müslüman oldu ne de hicret etti…

Mersed bir kahraman…

Ne yapıyordu?…Medineden Mekkeye ye gidip esirleri kaçırıyordu… Kahraman!!!….

Gece Mekkeye gidiyor bir esiri alıyor…Her seferde bir esir…

Rasulullah(s.a.v) ta bu sahabeden memnun…O bir kahraman…

Günlerden birgün Mersed geceyarısı Mekke de…Gizleniyor…

Bu sırada onu eski aşığı görüyor…müşrik bir kadın!…ismi Anak…

Mersedi uzaktan gördü: Bağırdı: -Mersed!!!Mersed!!

Mersed: -Evet Sen kimsin?

-Ben Anak!!!Sevgilin…Aşığın….Mersed rahat bir yaşama ve bir yatağa ne dersin?Eski günlerimiz gibi!!!

-Ya Anak!ALLAH bizlere zinayı haram kıldı!!!

-Sadece bir gece!….

-Haram!!

-Ya Mersed!!!Hatırlasana!!!

-Maazallah!!!Ben Allah’tan korkuyorum…

(Şeyh Nebil el-Avadi: Ne kadar kız dine bağlandı ama erkek arkadaşını bırakmadı,ne kadar genç dine bağlandı ama kız arkadaşını bırakmadı. Sabırlılar nerede?)

Biliyormusunuz Anak ne yaptı? Bağırdı…

-Ey Mekke Ehli…EyMekke Ehli!!!!!!Bu kişi Mersed esirlerinizi kaçırıyor…

Onu açığa çıkardı!

Yani ya haram işlersin yada ölürsün!!!!…

İnsanlar kılıçlarını,hançerlerini kuşandılar ve Mersedi aramaya başladılar.

Mersed kaçtı yanında bir esir vardı, onu sırtında taşıyordu bir çukur buldu ve içine girdi….Mersedin başının yanında durdularda onu bulamadılar.. göstertmedi…Kurtuldu…

Medineye gitti…Rasulullah(S.A.V) e ulaştı…

Biliyor musunuz Mersed ne dedi?

‘’Ya Rasulallah Anak müşrik bir kadın.Onunla evlenmem helal midir?’’

(O kadın onun yerini açığa çıkardı!!!Ama yine de helal yoluyla evlenmek istiyor…Aşık! Ama haramı asla düşünmeyen bir adam…)

Rasulullah(s.a.v) cevap vermedi…henüz vahiy inmedi…hüküm yok…Allah’tan(c.c) gelecek vahiy bekleniyor…

Daha sonra azze ve celle şu ayeti indirdi:

‘’ Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenmez; zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenir. Bu, müminlere haram kılınmıştır.’’ Nur Suresi.3 ayet.

(Harammmm! Zinaya alışmış bir kadınla evlenmen haram! onu seviyorsan bile…. Kalbin ona bağlanmış olsa bile…Gece onun hatıralarıyla uyuyorsan bile…Haram!!!)

Rasulullah(s.a.v):

’’Ya Mersed sana bunu haram kıldı’’ dedi…

Mersed bu kadını bir daha asla düşünmedi.



Mustafabey 01
3 gün önce - Cum 12 Ekm 2018, 18:09

SAHABE-İ KİRAM,DAN SEVBÂN DAN (R.A), Bir gün mahsun ve boynu bükük bir vaziyette ,ALLAH Rasülü,nün(s.a.v)huzuruna girdi.Rasül-i Kibriya Efendimiz (s.a.v).

Neyin var senin? diye sordu.sevban.; Ey ALLAH,ın Rasülü Ben sizi nefsimden .çocuklarımdan , ailemden ,malımdan daha cok seviyorum. evimde otururken sizi hatırlıyor duramıyorum.hasretinizden ölecek gibi oluyorum.Derhak koşup sizi görmiye geliyorum, dedi ve ağladı....Rasulullah Efendimiz (s.a.v.) niçin ağladığını sordu Sevban (r.a) şöyle dertlendi;

Sizin benim vefat edeceğimizi.siz ahirette peygamberlerle yüksek makamlarda bulunursunuz,ben cennete girsem bile aşığı makamlarda bulunurum,sizi göremem,bunun için ağlıyorum; dedi.Efendimiz (s.a.v) süküt buyurdu...Biraz sonra Cebrail (a.s) şu ayeti indirdi;

Kim ALLAH,a ve Rasülü,ne itaat ederse işte onlar ahiretteALLAH,ın kendilerine özel insanlarda bulunduğu Peygamberler,sıddıklar,şehitler ve salihlerle beraber olacaktır. Onlar ne güzel arkadaştır.Bu ALLAH ,tan bir ihsandır..Herşeyi bilici olarak ALLAH kafidir, (Nisa süresi) ALLAH (c.c) böyle sevenlerden eylesin.(AMİN)

Sevgi iki türlüdür.Biri ,insan insan fıtratının tabii meyli,diğeride irade ve tercihi ile olur.iradeye dayanan sevgi ame hükündedir, sonucu ya rahmet ya da azaptr.insan, ftratının uyduğu, kalbinin ısındığı,ruhunun kaynaştığı kimseleri sever.Bu sevgi bir aynadır.insana kalbini,niyetini ve fıtratını gösterir.

İyileri seven kimse temiz fıtratlı,güzel kalpli, iyi niyetlidir.Kafir,zalim ve fasıkları seven ise onların safında ve yolundadır.Bu sevgi ölene kadar devam ederse,sevenleri ahirette birleştirir.İyiler cennette,kötüler azap içinde birbiriyle buluşur.


Mustafabey 01
1 gün önce - 09:43 (dün)

21.yüzyılda MUS'AB olmak

Varlikli bir ailenin nazli cicegi...

Ikiyüz dirhemlik kiyafetleriyle mekkelilerin hayranlikla seyrettigi...

En iyi giyinen, en güzel kokulari süren, en yakisikli olan, annesinin gözbebegi...

mekke sokaklarini aydinlatan yüzü islamin nuruyla daha bir parlak olmustu, gönlündeki caglayani saklamaya calismissada icine sigmayan hakikatler disariya akmis ve Erkamin evinde, kainatin Sultaninin önünde Kelime´i sehadet getirdigi anlasilmisti...

Devrin ölcüsüne göre sucluydu Mus´ab, binlerce putu bir kenara itip bir olana taptigi icin, Muhammed bir kuldur ama Rasuldür dedigi icin sucluydu Mus´ab ve cezasini teline dahi kiyamayan annesi tesmisti. Biricik oglunun müslüman oldugu haberini duuyan anne öfkesinden adeta cilgina dönmüstü,aydinligin sizamadigi kalbi catlarcasina carpiyordu...

ne bilsindi annesi, Musab Muhammed´ul Emini görmüstür, onun tarafindan görülmüstür... öyle bir bakmistirki gözlerine o efendiler efendisi... öyle derin bakmistirki... yillardir bosluga dogru akan bir nehirdi... Nehirler özledikleri yere akarlar... Musab bulmustu... okyanusunu bulmustu.. sonsuz ummanini bulmustu...

annesinin hapsettigi odada neylesindi Musab aydinligi gönlünün nuru parlarken... yüregi zenginken neylesindi satafatli elbiselerini , o sonsuz hazineyi bulmustu... ne bilsindi annesi.. imanin güzelligini... lezzetini...vazgecilmezligini. ..

bir tarafta mekke müsriklerinin, bir tarafta annesinin baskisi... bunlar degildi belki Musabin kalbini sizlatanlar ama hicret ediliyordu ve müslümanlar bölük bölük ayriliyorlardi vahyin kalbinden... kalinirmiydi burada, Rasulullah (s.a.v.) in dostalari bir bir habesistana giderken... geri kalabilirmiydi Musab...

bir yolunu bulup sevgilisinin emri üzere hicret etmisti... mekkenin toptan iman ettigi ve zulmün kalktigi yalan haber mekkeli müsrikler tarafindan yayilinca hemen dönüp gelmis, ama mekkede iskencelerin arttigini ve müslümanlar icin artik hayat dayanilmaz bir hal aldigini görmüstü...

baskilar, iskenceler, sikintilar, maddi imakansizlikalar, acliklar... döndürebilirmiydi Musablari dininden...tekrar karanliga hapsedebilirmiydi onlari... ne bilsindi annesi ve ne bilsindi mekke müsrikleri... imanin güzelligini... vazgecilmezligini...

Eski lüks hayatini geride birakan Musab Islamin ilk ögretmeni olarak önce medine sokaklarini sonra medine haklinin gönüllerini nurlandirmisti...

Bedir Kahramani ve Uhud sancaktari olarak gökyüzünde bir yildiz olarak yerini almisti. O yildizlar kusaginin arasinda ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) in " hangisine tutunursaniz dogru yolu bulursunuz"...

Ve öldügünde Musabin üzerinde kefen olak tüm vucudunu örtmeyen bir hirka vardi... Bu Durumu gören Hz. Muhammed söyle dedi:" Ey Mus´ab! sen mekkenin en sik ve zarifiydin, Muhakkak ki ve Rasulünün sevgisi sana bütün dünya güzelliklerinden daha degerli geldi."

Canimiz, malimiz, annemiz, babamiz sana feda olsun ya rasulallah sözünü caglar ötesinden bu güne tasimak... anadan, yardan, serden gecmek, Mus´ab gibi... satafatli ve lüks bir hayati geride birakmak...adimlamak, yürümek, kosmak sonsuz ummana dogru, Nehir olmak, cosmak, caglamak, aramak ve bulmak... dosdogru olmak, Mus´ab gibi...

Musab olmak... depresyonlarin, sikintilarin, bosluklarin,manevi huzursuzluklarin kol gezdigi su cagimizda "islam"i kesfetmek,yeniden aydinlanmak islamin nuruyla, yeniden kalplere huzuru, ferahi, davet etmek, aydinligin kalblerimize süzülmesine izin vermek yeniden, tüm kara lekeleri gözyasiyla yikamak, ve yeniden baslamak hayata. Bütün cilelere, sikintilara ragmen, direnmek, vacgecmemek, taviz vermemek...

Musab gibi olmak ve yaşamak...



sayfa 45
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
« önceki   123 ... 434445
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET