Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
Balıkesir'de Bir Okul Müdürünün Davranış Şekli
« önceki   123 ... 111213

ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
sayfa 13
yasin.yılmaz

10 yıl önce - Prş 22 Ksm 2007, 01:29

Bu başlığın 10. sayfasında bir haber alıntısının başlığı ve kaynakları şöyleydi.
Alıntı:
Günümüzün laik demokratik Türkiye Cumhuriyeti'nde artık istisna olmaktan çıkmış bir olay da Amasya'dan:

Alıntı:

'Dini baskı okul değiştirtti' iddiası!..
SAVAŞ TUTAK Amasya DHA
...
...
http://www.milliyet.com.tr/2007/11/20/son/sontur49.asp
http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=20 ...tegoryid=1


Aynı olayı bu kez birde buradan yerinde yapılan heberci araştırmasından izleyin, okuyun ve 1. derece muhataplarından dinleyin...
Alıntı:
...Okulun ve öğrencilerin adı dışında tamamen asılsız bilgilerin yer aldığı haberde, yetkili ve ilgililerin açıklamaları her şeyi ortaya koyuyor. Gazetelerde tekrar bu türden çarpıtma haberlerin çıkması mahalle baskısı tartışmalarını tekrar gündeme getirme çabası olarak değerlendiriliyor.

http://www.samanyoluhaber.com/haber-80273.html

Demekki masa başında yapılan sansasyonel uydurma heberlerin mumu ancak bu kadar yanabiliyormuş.

Tekrar soruyorum, bu bir kısım basının amacı ne olaki ?!.. sakın asıl gericilik bu olmasın !


M.O.Dikmen
10 yıl önce - Prş 22 Ksm 2007, 01:32

Alıntı:
İstek Vakfı okullarının nasıl yerler olduklarını bilmiyorum ama İstanbul'da özel okul olmasına dayanarak tahmin edebiliyorum. "M.O.Dikmen " isimli üye sürekli olarak bu okuldaki tecrübelerini anlatıyor. Buradaki velileri, öğrencileri konuşuyor. Diğer bazı üyelerse kendi bildikleri devlet liselerini ve kendi çocuklarını örnek veriyor. Benim çocuğumla başlayan cümleler kuruyor. İki tarafta aslında farklı şeyleri konuştuğunun farkında değil.


1- Sürekli değil sadece 1 defa örnek verdim. Diğerlerini anlatmaya terbiyem müsade etmiyor.

2- Artık özel okulda şöyle devlet okulunda böyle diye bir ayırım yok. Konu hakkında her iki tarafında konuştuğu şey aynı, siz farklı algılamışsanız tabi ki ona birşey diyemeyiz.. Stajımı özel okulda yaptım diye sadece özel okullardan mı haberim var sanıyorsunuz?? En az 40 dönem arkadaşım devlet okulunda görev yapıyor, bu okullarda da durumun çok farklı olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.. Eskiden olabilir ama son 10 yılda fark minimal boyutlara indi.

Ayrıca "orası özel okul, maddi durumları iyi, bu gibi şeyler normal" gibi bir yaklaşımı kabul görmesi imkansız. Bir yerde bu mantık "maddi durumu iyi olan ahlaksızdır" kapısına çıkıyor ki bunu kabul etmek imkansız. Ve sanılanın tam aksine devlet okullarında okuyan çocuklarımız bazı özenti ve meraklarından dolayı çok daha marjinal davranışlar sergileyebiliyor.

Sevgiler..


En son M.O.Dikmen tarafından Prş 22 Ksm 2007, 11:38 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


kemal55tr
10 yıl önce - Prş 22 Ksm 2007, 11:34

Alıntı:
Bu başlığın 10. sayfasında bir haber alıntısının başlığı ve kaynakları şöyleydi.
Alıntı:
Günümüzün laik demokratik Türkiye Cumhuriyeti'nde artık istisna olmaktan çıkmış bir olay da Amasya'dan:

Alıntı:

'Dini baskı okul değiştirtti' iddiası!..
SAVAŞ TUTAK Amasya DHA
...
...
http://www.milliyet.com.tr/2007/11/20/son/sontur49.asp
http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=20 ...tegoryid=1



Aynı olayı bu kez birde buradan yerinde yapılan heberci araştırmasından izleyin, okuyun ve 1. derece muhataplarından dinleyin...
Alıntı:
...Okulun ve öğrencilerin adı dışında tamamen asılsız bilgilerin yer aldığı haberde, yetkili ve ilgililerin açıklamaları her şeyi ortaya koyuyor. Gazetelerde tekrar bu türden çarpıtma haberlerin çıkması mahalle baskısı tartışmalarını tekrar gündeme getirme çabası olarak değerlendiriliyor.

http://www.samanyoluhaber.com/haber-80273.html

Demekki masa başında yapılan sansasyonel uydurma heberlerin mumu ancak bu kadar yanabiliyormuş.

Tekrar soruyorum, bu bir kısım basının amacı ne olaki ?!.. sakın asıl gericilik bu olmasın !


Birinci haberin uydurma olduğundan şüpheniz varsa, ikincisinin de uydurma olabileceği konusunda da şüpheniz olmuyor mu? Hatta birinci haberdeki sözkonusu kişilerin baskı, tehdit ve çeşitli yöntemlerle ikna yoluyla susturulmuş olabileceklerinden kuşkulanmıyor musunuz?

Bu konularda ülkemizde yazılı ve görsel medyada on yıllardan beri yüz binlerce yazı yazıldı, haber verildi, tartışma, açık oturum, araştırma programları yapıldı. Tabii ki bunların bir kısmının düzmece, yalan yayın olma ihtimali olabilir. Hepsi mi yalan. Ateş olmayan yerden bu kadar büyük duman çıkmaz.

Ben herşeyden önce kendimi bildim bileli, 1960'lı yıllardan beri ülkemde yaşadığım gördüğüm gelişmeleri bilirim. Ülkemizi hızla vehhabi araplaştırma gayretlerinin ne aşamaya geldiğini görmek için gazete okumaya gerek yok, evden çıkıp çevrede bir tur atmak yeterli. Yukarıda örnek olarak verdiğim gazete haberi bir kurgu tiyatro eserinin parçası da olabilirdi. Ne farkeder, o zaman da ülkemizin bu günkü gerçeklerini yansıtıyor olmayacak mıydı.

Ben size gerçeği söyleyeyim, bugün devlet kadrolarında yer almanın tek kriteri türbanlı eş (bayan eşlerin kadrolarda zaten göstermelik istisnalar dışında pek yeri olmuyor) ve/veya İmam Hatip Lisesi mezuniyeti olmuştur. Bunun dışındaki kriterlerin hiç bir önemi kalmamıştır. Asıl gericilik budur.

Ülkemiz üzerinde özellikle son 30 - 40 yıldan beri çok vahim oyunlar oynanmaktadır. Irak'ta yaşananlar bize ibret olmalıdır. Irak bir başlangıçtır, asıl hedef Türkiye'dir. Bölgemizde emelleri olan emperyalist ülkelerin İslamı ılımlılaştırma, Büyük Orta Doğu Projesi gibi strateji ve taktiklerine yardımcı olmak vatana hıyanettir. Oyunun bir parçası gençliği ahlaki çöküntüye sürüklemek, diğer parçası da birinci gruba sokulamayanları vehhabi araplaştırmaktır. Doğal olarak ülkemizde bir de vatansever, laik, demokratik, Atatürk ilkelerine inanmış gerçek Türk gençliği vardır. Daha önce 1970'li yıllarda sağ - sol kutuplaşmasında olduğu gibi ülkemizde yeni suni kutuplaşmalar yaratıp Türk gençliği birbirine düşman edilmek istenmektedir.
Siz "Ne mutlu Türküm diyene" ve "Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir" anlamında türk oğlu türksünüz. Bir Türk Genci olarak bu konularda okuduğunuz, izlediğiniz haberlere inanmıyorsanız, Mehmet Akif'in İstiklal Marşı'nın tam metnini, Atatürk'ün Nutuk'unu ( http://www.ataturk.com/nutuk/buynutuk/index.htm ) ve özellikle bunun sonucundaki Türk Gençliğine Hitabe'sini, Nazım Hikmet'in Kuvayı Milliye Destanı'nı ( http://www.siir.gen.tr/siir/n/nazim_hikmet/kuvayi ...illiye.htm )okuyup inanabilirsiniz. Onlarda yalan yok.



En son kemal55tr tarafından Prş 22 Ksm 2007, 11:58 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


M.O.Dikmen
10 yıl önce - Prş 22 Ksm 2007, 11:52

Alıntı:
Siz "Ne mutlu Türküm diyene" ve "Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir" anlamında türk oğlu türksünüz. Siz bir Türk Genci olarak bu konularda okuduğunuz, izlediğiniz haberlere inanmıyorsanız, Mehmet Akif'in İstiklal Marşı'nın tam metnini, Atatürk'ün Nutuk'unu ( http://www.ataturk.com/nutuk/buynutuk/index.htm ) ve özellikle bunun sonucundaki Türk Gençliğine Hitabe'sini, Nazım Hikmet'in Kuvayı Milliye Destanı'nı ( http://www.siir.gen.tr/siir/n/nazim_hikmet/kuvayi ...illiye.htm )okuyup inanabilirsiniz. Onlarda yalan yok.


İçiniz rahat olsun Kemal bey; bu ve bu gibi haberlere Mehmet Akif'de, Atatürk'de, Nazım'da güler geçerlerdi (hemde malesef ağızlarıyla bile değil). Bu ve bunun gibi mesnetsiz ve abartılı haberlerin maksadını anlamak için Atatürk veya Mehmet Akif olmaya hiç gerek yok. Hatta bu masalları haber niteliğinde değerlendirip itibar etmek gazetecilik mesleğine ve bu meslein duayenlerine yapılacak en büyük hakarettir. Ayrıca Spiderman'e namaz kıldırmayı başarabilecen bir medya ile ilgili beklentilerimizi minimal seviyede tutmakta ruh sağlığımız açısından çok ciddi fayda görüyorum..

Cumhuriyet, laiklik, demokrasi ve islam'ın değerini ve anlamını özde kavrayamamış, cumhuriyeti ve cumhuriyet kazanımlarını kendilerine siyasi rant kapısı olarak gören ahlaksız zihniyetin tuzağına düşmeyelim. Yıllardır bu ülkenin altını oymaktan başka hiçbirşey yapmayan kriz müteahitliğine soyunmuş medyanın dümen suyuna takılıp gidecek kadar elastik ve acz içinedeki kişiliklerden acilen kurtulma çabamız bizim 2. kurtuluş savaşımız olmalıdır.

Sevgiler..


En son M.O.Dikmen tarafından Prş 22 Ksm 2007, 12:42 tarihinde değiştirildi, toplamda 3 kere değiştirildi


ersoyaydoğan

10 yıl önce - Prş 22 Ksm 2007, 12:02

Alıntı:
Birinci haberin uydurma olduğundan şüpheniz varsa, ikincisinin de uydurma olabileceği konusunda da şüpheniz olmuyor mu? Hatta birinci haberdeki sözkonusu kişilerin baskı, tehdit ve çeşitli yöntemlerle ikna yoluyla susturulmuş olabileceklerinden kuşkulanmıyor musunuz?


Cevap: Hayır. Zira haberde adı geçenler bizzat konuşup olayla ilgileri olmadığını ifade ettiler, izledik. Ayrıca ilgili resmi kurumlardan da olayın gerçeği yansıtmadığına dair açıklama geldi.

Alıntı:
Ben size gerçeği söyleyeyim, bugün devlet kadrolarında yer almanın tek kriteri türbanlı eş (bayan eşlerin kadrolarda zaten göstermelik istisnalar dışında pek yeri olmuyor) ve/veya İmam Hatip Lisesi mezuniyeti olmuştur. Bunun dışındaki kriterlerin hiç bir önemi kalmamıştır. Asıl gericilik budur.


Cevap: Boş lakırtı... Gerçeği yansıtmıyor. Daha yeni bir haberin linki şöyledir: http://www.dialoghaber.com/index.php?mod=article& ...rticle=782



ozhanesemen

10 yıl önce - Prş 22 Ksm 2007, 12:28

kemal55tr demiş ki :
Alıntı:
Bir Türk Genci olarak bu konularda okuduğunuz, izlediğiniz haberlere inanmıyorsanız, Mehmet Akif'in İstiklal Marşı'nın tam metnini okuyup inanabilirsiniz


Çok acıdır ki.. büyük İstiklal Marşı'mızın yazarı Mehmet Akif, aynı dizeleri bugün yazmış olsaydı, belli medyanın dilinden kurtulamayacaktı...

Alıntı:
Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.


İstiklal Marşımızın bir parçası olmasaydı bu dizeler ve şu an hükümetlik yapan partinin bir üyesi tarafından bir açıklama sırasında okunsaydı o manşetler neler söylerdi, çok merak ederim...


kemal55tr
10 yıl önce - Prş 22 Ksm 2007, 12:41

Alıntı:
Alıntı:
Birinci haberin uydurma olduğundan şüpheniz varsa, ikincisinin de uydurma olabileceği konusunda da şüpheniz olmuyor mu? Hatta birinci haberdeki sözkonusu kişilerin baskı, tehdit ve çeşitli yöntemlerle ikna yoluyla susturulmuş olabileceklerinden kuşkulanmıyor musunuz?


Cevap: Hayır. Zira haberde adı geçenler bizzat konuşup olayla ilgileri olmadığını ifade ettiler, izledik. Ayrıca ilgili resmi kurumlardan da olayın gerçeği yansıtmadığına dair açıklama geldi.


Ben o kadar saf değilim. Okuduğum, izlediğim haberlerin doğruluğuna da, yanlışlığına da şüpheyle bakarım. Bu konuda benim için önemli olan ülkemizin genel gidişatı, gerçekleridir. Hiçbir gazeteci, televizyoncu babamın oğlu değil dolduruşuna gelmek zorunda değilim.

Sanıyorum yukarıda yazdığım yazının tamamına dikkat etmeden cevap yazma telaşına düşmüşsünüz. tamamını ve linklerini bir kere daha dikkatlice okumanızı tavsiye ederim.

Alıntı:
Alıntı:
Ben size gerçeği söyleyeyim, bugün devlet kadrolarında yer almanın tek kriteri türbanlı eş (bayan eşlerin kadrolarda zaten göstermelik istisnalar dışında pek yeri olmuyor) ve/veya İmam Hatip Lisesi mezuniyeti olmuştur. Bunun dışındaki kriterlerin hiç bir önemi kalmamıştır. Asıl gericilik budur.

Cevap: Boş lakırtı... Gerçeği yansıtmıyor. Daha yeni bir haberin linki şöyledir: http://www.dialoghaber.com/index.php?mod=article& ...rticle=782


Burada türban konusunda gereksiz yere polemiğe girmeye gerek yok. Onun cevabını Kuran-ı Kerim'in Türkçe mealini, tercümesini de yazmış olan Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Süleyman Ateş aşağıdaki yazıda vermiş. Lütfen istifade ediniz: http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?p=83274#83274

Ben bu konudaki naçizane görüşümü aşağıdaki yazımda belirtmiştim. Tekrarlamaya gerek görmüyorum.
http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?p=654179#654179


mehmeterden198

10 yıl önce - Prş 22 Ksm 2007, 12:46

Alıntı:
1- Sürekli değil sadece 1 defa örnek verdim. Diğerlerini anlatmaya terbiyem müsade etmiyor.

2- Artık özel okulda şöyle devlet okulunda böyle diye bir ayırım yok. Konu hakkında her iki tarafında konuştuğu şey aynı, siz farklı algılamışsanız tabi ki ona birşey diyemeyiz.. Stajımı özel okulda yaptım diye sadece özel okullardan mı haberim var sanıyorsunuz?? En az 40 arkadaşım devlet okulunda görev yapıyor, bu okullarda da durumun çok farklı olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.. Eskiden olabilir ama son 10 yılda fark minimal boyutlara indi.


Bireyin nasıl bir ailede yetiştiği ve nasıl bir çocukluk geçirdiği çok önemlidir. Ailede aldığı veya almadığı değerler onun ergenliğini ve yetişkin dönemini büyük ölçüde belirler. Ağaç yaşken eğilir. Çocuk zamanında disiplin, sevgi, Allah korkusu gibi değerleri almadıysa bir daha asla alamayabilir.

Vurgulamak istediğim konu ergen psikolojisi ve aidiyet duygusudur. Bu yaşa geldikten sonra ailenin etkisi azalır. Ergen gençler için aile ikinci plandadır ve arkadaş çevresi çok önemlidir. Yanlız kalmaktan korkarlar. Bu yaşta insanlar okuyup öğrenip bilgi sahibi olduktan sonra fikir sahibi olmazlar. Tam tersi önce fikir sahibi olup ardından fikirlerini desteklemek için okurlar, araştırma yaparlar. Bazen şiddetle savundukları şeylerin ne olduğunu bile bilmezler. 1970'lerde ergen psikolojisini kullanan siyasi ve terörist gruplar üye sayılarını anormal miktarlara çıkardılar. O dönemde gençler ne olduğunu bilmedikleri eylemlere karışıyorlardı. Kendilerini ispatlamak için. İçinde bulundukları gruptan saygı görmek için ve yanlız kalmamak için bağırıp çağırıyorlardı (hem sağ da hem solda) Sonra da fikirlerinin içini doldurmak için kitap okuyorlardı, toplantılara katılıp aydınlanmaya çalışıyorlardı. 1980'ler de devlet tarafından (TRT'nin büyük gayretiyle ve basın marifetiyle) gençler aidiyet hissini yaşasın diye futbol fanatizmi icat edildi. İnsanlar artık sağcı solcu diye değil Galasaraylı, Fenerli diye ayrılmaya başladı. Bu dönemde futbol şiddeti polis tarafından teşfik edildi en azından göz yumuldu. Nasıl olsa bir yerlerde kavga edecek olan gençler (sırf kendini ispatlamak için, kavga etmiş olmak için veya sadece kavga etmek hoşuna gittiği için dövüşen ergenleri ve gençleri kasdediyorum) polis nezaretinde kontrollü bir şekilde dövüştürüldü. O günleri yaşamış olanları, o kavgaları görmüş olanları dinlerseniz dehşete kapılırsınız. Sabaha kadar stadın kapısında nöbet tutan holiganları, Yüzlerce kişinin karıştığı olayları, Bursa stadının önündeki küçük parkta (Altıparmak meydanından aşağıda Merinos'a giden yolun sağ tarafı) bıçakla doğranan, yüzüne ve vucüduna yüzlerce dikiş atılan insanları (en az bir kaç düzine genç insandan bahsediyoruz, çoğu daha lise çağında) Beşiktaş İnönü Stadının önünde gece yarısı yüzlerce kişinin karıştığı bir kavgada satırla vurulan ve ölen genci, Fenerbahçe ile Galatasaray arasındaki kan davasının (bu doğrudur arada kan vardır) nedenlerini, O dönemin mafya üyesi amigolarını (gibi demiyorum, adamlar gerçek mafya, yasa dışı bir sürü işleri var) dinledikçe polis neredeydi? Neden bütün bunlar yapanın yanına kar kalıyordu ve gizli tutuluyordu? Diye soruyorsunuz ister istemez. Cevabı yukarıda verdim Bu psikolojik sorunlu gençler sağcı solcu diye birbirlerine saldıracaklarına Fenerli cimbomlu diye ve en önemlisi kendilerinden başka kimseye zarar vermeden dövüştürüldüler.

1990 larda Ülkü ocakları yükselişe geçti ve pek çok genç ülkücü oldu. Aslında hiçbiri ülkücülük ne dir ne değildir diye araştırmadılar. Alpaslan Türkeş'i dinleyip yorumlamadan Turan ne demek, dokuz ışık nedir bilmeden başka siyasi ideolojilerle kıyaslamadan sadece öyle hoşuna gittiği için ocaklara gittiler. Sonradan savundukları şeyleri araştırıp öğrendiler. (Yani önce görüş sahibi olup sonradan neyi savunduklarını öğrendiler) Bunu yapmalarındaki asıl gaye aidiyet hissini yaşamaktı. Yalnız kalmamak için, arkamda ocak var demek için yaptılar bunu. Gene aynı dönemde Milli Gençlik Vakfı yükselişe geçti ve pek çok ergen bir gruba ait olma hissini burada buldu, Nurculuk daha ziyade dersaneler aracılığıyla yayıldı, Bu dersanelerde öğrencilere sıcak bir ortam sunuluyordu, birbirini sadece bir kaç aydır tanıyan insanlar sanki yılların dostuymuşlar gibi hareket ediyorlardı amaç aidiyet hissi yaratmak, ergenlerin kendilerini oranın bir parçası gibi görmesini sağlamaktı. Bizzat yaşadım. Adını bile bilmediğim insanlarla samimi olmuştuk. Çok yapay garip bir samimiyet ortamı vardı. Ancak normal olarak lise çağındaki gençler bu yapaylığa inanmışlardı, orada samimiyet ve sıcaklık bulduklarını zannetmişlerdi. Kendilerini oraya ait, oranın bir parçası hisstemişlerdi. 2000 lerde kendini Tiki olarak tanımlayan bir grup türedi, Kendini Cluber olarak tanımlayan başka bir grup türedi, siyasi gruplar devam etti, futbol fanatizmi biçim değiştirdi, (Fiziksel şiddet bitme notasına geldi) uyuşturucu, pornografi, hiç olmadığı kadar yagınlaştı, vs.

Bütün bunlar olurken temel sorun kendini yalnız hisseden gençlerin bir grup içinde olmaya mecbur hissetmeleri oldu. Bu gençler siyasi gruplara girerken fazla düşünmez. Arkadaş çevresinden etkilenir. Önce hangi grup kafalarsa o tarafa gider. Aslında bu tür gençlerin oturmuş bir kişiliği yoktur. Kişiliğini arar İçine girdiği grubun kurallarını kesin olarak kabul edebilme özelliğine sahiptir ve gruptan saygı görme, grup içinde sözü geçen biri olma onlar için önemlidir. Böyle bir gencin adeta beynini yıkayıp. "Sen Fenerli değil misin? Fenerli dediğin cesur olur hiç kimseden korkmaz. Bu ülkede bilmem kaç milyon feneli var, başbakan, genel kurmay başkanı bile fenerli biz çok büyük camiayız. Bizim grubumuz en kuvvetli taraftar grubudur. Herkesi döver. Sende eğer bu grubun bir üyesi olacaksan ne kadar iyi bir fenerli olduğunu ispatlayacaksın. Düşmanlarımızla (cimbomlular) kavga edeceksin. Kendini aleme ispatlayacaksın. Stadın önüne döner bıçağı ile gelip..." dedikten sonra neler yaptırabildiklerini görseniz duysanız inanamazsınız. Üstelik bu sözler 80'lerde söylemiştir ve o gün bunlarla gaza gelip kendini kaybeden bir sürü genç vardı. İnanılmaz bir şekilde Beşiktaş'lılar, Galatasaray'lılar ve Fenerbahçe'liler olarak üçe ayrılan bu gençler karşı grupları düşman gözüyle görüyordu. Bununda nedeni bir gruba ait olma ihtiyacı, kendini ispatlama ihtiyacı ve bolcana salaklık. Aynı dönem (80'ler) disco kültürü gelir düzeyi daha yüksek gençler arasında yaygınlaştı. Bunlar da futbol fanatikleri gibi yaşlarına uygun olarak gruptan bağımsız hareket etmekten korkuyorlardı. Hepsi bol garip kazaklar giyiyor, kalın kemerler, perma, "Hey corç versene borç, olmaz maykıl benbe de yok" örneği belki onlarca defa yapılmış bayat esprileri tekrarlamak, üç beş yabancı şarkıcı ve şarkıya (hepsi aynı şarkıyı nasıl sevebiliyor anlamamışımdır. zevkler farklı farklıdır halbuki) hayran olmak o grubun kanunlarıydı ve gençler bu kurallara sanki Allah'ın emriymiş gibi tapıyorlardı. Farklı olanı dışlıyorlardı. Sorunun kaynağı her zaman olduğu gibi aidiyet duygusu. 1970'ler ve 90'lar aidiyet duygusunun şiddet içeren veya içermeyen cinste siyasetle tatmin edildiği dönemler oldu.

Günümüzde de tabiatın aynı kuralı çalışmaya devam ediyor ergenler kendilerine bir grup arıyorlar. Tikilik bu bakımdan bir tercih olmaktan çok öte. Bu insanlar sanki yazılı kanunlarla ve bir teşkilatla yönetiliyormuş hissi uyandırıyor. Hem de askeri disiplinli bir teşlilat. Hepsi aynı şekilde konuşuyor. Tonlamaları mimikleri, tepki sözcükleri üç aşağı beş yukarı aynı. Sanki bir komutanları varmış da bunlara böyle konuşmayı emretmiş gibi. Giyim kuşam tercihleri de hemen hemen aynı. Tiki kelimesi bile aslında çok ilginçtir. Rotring fimasının ürettiği bir kalem modelinin ismidir tikky (daha sonra tikky 2 modeli de çıkmıştır) Bu gruptaki insanların hepsi aynı kalem markasını kullandığı için sonunda grubun adı bu kalemin adıyla anılır olmuş.

Alıntı:
En az 40 arkadaşım devlet okulunda görev yapıyor, bu okullarda da durumun çok farklı olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.. Eskiden olabilir ama son 10 yılda fark minimal boyutlara indi.


Öğrenciler farklı ekonomik koşullardan geldikleri için farklı gruplara aidiyet geliştiriyorlar. Cluber denen gruba aidiyet geliştirmek, ya da Polat Alemdar'cılık oynamak özel okul öğrencilerinin ilgi alanına sizce giriyor mu? Her eğlence mekanına giden genç kendini cluber olarak tanımlamadığına ve grubun kurallarına bağlanmadığına göre? Ya da özel okul öğrencilerinin aidiyet hissi yaşadıkları gruplar ne derece devlet okullarına yakındır? Bu grupların kuralları bir birine benzer mi? Öğrencileri biri sigara içiyor öteki püro içiyor diye ayırmayacağım. Devlet okullarında siyasete bulaşma daha fazla. Özel okullar eğlence odaklı. Devlet okulları fiziksel şiddeti ve korkulan adam olmayı seviyor. (Polat Alemdar bir efsane) Özel okullarda bir çok öğrencinin aidiyet hissini kendi sosyoekonomik sınıfının içinde yaşıyor Kendini dövüşerek değil başka yollarla gruba ispatlamaya çalışıyor. (Tikiler o kadar parayı boşuna harcamıyor.) Ailelerin etkisi çok daha fazla. Bütün gençler bu yaşlarda ana babalarıyla tartışmışlardır. Ancak bunlar her zaman daha fazla paraya ihtiyaç duydukları için babalarına fazla terslenemezler.

Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir derler. Doğrudur. 1940 doğumlular, 60'lılara bakıp bunlar ne biçim bir gençlik dedi, 1960'lılar aynı şeyleri 70'liler için söyledi, 70'liler 80'lileri, 80'liler 90'lıları beğenmedi. 1970 lerin siyasetle kafayı bozmuş gençleri 80'lerin gençlerine apolitik, akıl mantıkdışı serseriler olarak tanımladı. Gençliği 80'lerde geçenler 90'ların gençliğini üzerine vazife olmayan boş işlerle uğraşmakla ve disiplinsizlikle suçladı. Kendi dönemlerinde dayakçı eğitim anlayışıyla yetişen, öğretmenlerinin kendilerine bağırıp çağırmasını normal bulacak kadar kanıksamış olan bu gençler bazı okullarda gerekli gereksiz sıra dayağı yemeye, saçmasapan nedenlerle okuldan atılmaya, bir sürü ödev yapıp gene de yaranamamaya alışkındılar. Kız erkek ilişkileri fevkalade mesafeliydi. Kızlar erkekler sınıfta haremlik selamlık düzeninde otururlardı. 1980'lerde hormonları azmış ergenlerden adeta hadım taklidi yapmaları beklenirdi. (Ergenliğinin zirvesindeki öğrencilerin hiç bir cinsel dürtüye sahip değilmiş gibi davranması nasıl olacak ben şahsen anlayamadım) Cinselliği konuşmak (hele de kızlı erkekli bir grupla) kesinlikle tabuydu. (Zaten pek çoğunun evliliğinde de cinsel sorunlar yaşandığı söylenir) 1990 larda biraz daha normalleşmiş okul ortamını ve kendilerine hiç benzemeyen liselileri yadırgadılar. Hele kredili sistemi hiç anlayamadılar. Bu kuşağın en önemli özelliği öfke krizi geçirmeyi marifet zannetmesidir. Okulda öğretmenlerinden öğrendikleri en temel şey maalesef budur. Planlanmış sinir krizleri, gözü dönmüş öğretmenler ve sevgi kıtlığı eğitim sisteminin kısa özetiydi. O yıllarda neden devlet böyle bir eğitim politikası izledi? Öğrenci dövmeyi hükümet politikası haline getirirken ne hesaplamışlardı.? Bu cevabını benim de tam bilmediğim bir konu. Uzun uzun yazılıp çizilmesi gerekir. 1994 senesinde her şey bir anda değişti. O güne kadar dövebildiğiniz kadar öğrenci dövün kimseye acımayın diyen (kağıt üzerinde dayak yasak) hükümet bir anda fikir değiştirdi. Dayak kesinlikle yasaklandı. Orta okulda üç senede belki elli yüz dayak olayına şahit olduğum halde (iki kere bende dayak yedim) lise de dört senede bir öğrenciye tokat atıldığını gördüm. Hepsi o kadar. Sağlık sisteminde de benzer şeyler oldu. İnsanı terslemeyi marifet sanan doktor ve hemşireler gitti daha insancıl sağlık personeli geldi.

Yalnız şunu unutmayın ki ahlaksızlıkla normal cinsel gelişim arasında büyük fark vardır. Zaten eğitim fakültesine cinsel eğitim dersinin konulmasının nedeni de budur. Öğrencilerin tüm cinselliğini yok sayarsanız, ahlaksızlık kriterlerinizin standardı fazla düşükse bu sizin iyi niyetli bir eğitimci olduğunuzu göstermez. Aksine ergenlerin cinsel gelişim sürecine zarar vererek ileride cinsel davranış anomalileri göstermelerine yol açarsınız. Evlilik hayatlarında sorun yaşarlar, mutsuz olurlar vb.

Amaç öğrencilerin ergenliklerini ve cinsel gelişimlerini yaşanması gerektiği gibi yaşamalarını sağlamaktır. Olay ne gerektiğinden fazla rahat ve kontrolsüz olmalı ne de gençte cinsel gelişim bozukluğu meydana gelmemeli. Bir insan (hele de ergense) cinselliği tamamen unutamaz ve reddemez. Öğrencinin cinselliği yaşamasının toplum kuralları ve yasalar tarafından yasaklanmış olması tabiat kurallarını geçersiz kılmaz. Cinsel eğitim amacı çocuklara terbiyesizlik öğretmek değil tam tersine doğru davranışlar kazandırmaktır. Bu eğitimin içinde ahlaki değerler büyük önem taşır.

Ben artık sizin ahlak anlayışınızı ve disiplin anlayışınızı anlayamadığımı fark ettim. Size göre ahlaksızlık nedir? Bana göre bir öğrencinin ilkokul çağındayken yaşının ve cinsel gelişimin çok üzerinde şeyler yaşaması sakıncalıdır. İlkokul üçe giden bir çocuğun porno kolleksiyonun olması gibi, orta ikiye giden bir kızın erkek arkadaşıyla ters ilişkiye girmesi gibi, ya da beşe gidenin oral seks yapması gibi. Saklanbaç, ebelemece, yakan top, istop, sek sek ve benzeri çocuk oyunları oynaması gereken yaşta yaşıtlarıyla lezbiyen ilişkisi olması anormaldir. Bunu internetten öğreniyorlar. Zevk aldıkları söylenemez sadece oyun oynuyorlar. Türkiye'deki ahlak standartlarına göre adet sorunlarını (ağrı vb.) sır gibi saklaması gereken orta okul çocuklarının bunu erkek arkadaşlarının yanında alenen söylemesi bence ne kadar normal olduğu tartışılacak bir durum.

Lise çağlarında vücutlarının gelişimiyle normal olarak (tıbben anormal bir durum yok) azan gençlerin cinsel isteklerini belli etmesi nereye kadar normal? Nereden sonra ahlaksızlıktır? Televizyonda internette, basın yayında cinselliği gören ve anormal olmadığını öğrenen gence okulda yaptırım uygulamak için aşılması geren sınır nedir? Mesela okulda karşı cinsten arkadaşına sarılırsa cezalandırmak gerekir mi? Terbiyesiz konuşmalara ne kadar müsade edilir. Kendini teşhir eden, cinsel organını gösteren öğrenci (kız, erkek fark etmez) bence uyarılmaktan fazlasını hak etmiştir. Ya sizce? Bunu kendi evinde yaparsa nasıl denetleyeceksiniz? Önceki mesajlarınızdan birinde eteğini kıvırma ihtiyacı duymayacak şekilde yetiştirilmesi diyorsunuz. Sizin kızınız bunu yapar mı sizce? İyi düşünün tabiat kuralları her zaman ahlak kurallarıyla örtüşmez. Bu dönemde insan kendi vücuduyla uğraşır durur. Sivilcelerine küfreder. Beğenilmek ister. Kaşı cinsi etkilemeye çalışır. Erkekler bunu için saçlarını şekle sokarak, hatta kişiliğini şekle sokup bir sürü Cem Yılmaz esprisi ezberleyerek yapar. Kızlara hava atmak için gitara başlar. Şiir yazar, Bir sürü kitap ezberler, (lisedeyken sırf bir kıza yaranacağım diye beş tane resim sergisi gezdim. Üstelik üçü sürrealistti. Allah'tan bizim yaşadığımız şehirde opera yoktu. Başka bir kızın peşinden Klasik Türk Sanat müziği korosunda bir sene geçirdim. Az daha konservatuar imtehanına giriyordum) Bu tür şeyleri bütün genç erkekler yapar. Sizde mutlaka yapmışsınızdır. En azından üç beş espiri, fıkra ezberlemişsinizdir, jöle kullanmışsınızdır. Kızlar ise o dönemlerinde vücutları konusunda takıntılıdırlar. Güzellikleri beğenilsin takdir edilsin isterler. Cinsel dürtüleri uyanmıştır. Artık masum küçük bir kız değildir. Erkekleri arzular. Dikkat çekmek ister. Terbiyesizleşmesi doğası gereğidir. Ama bu gelip geçici bir dönemse kalbini kırmadan müdahale etmek gerekir. Yaptığının yanlış olduğu uygun bir şekilde gerkirse sert dir dille anlatılır. Ama öfkeden kudurmak saçma bir davranış olur. Arkanızı döndüğünüz anda kontrolünü kaybettiğiniz bir öğrenciye kükreseniz neyi değiştireceksiniz ki.

Bazı (hepsi değil) liseli kızlarda kendini, ailesi çevresini beğenmeme, özentilik durumu vardır. Bazen yetişkin olmaya özendikleri için kendilerinden on yaş büyük bir sevgili bulurlar. Bazen zenginliğe özendikleri için zengin koca hayaliyle yanlış ilişkilere girerler. Kullanılıp bir kenera atıldıklarında ise yapacak bir şey kalmamıştır. Bazen doğrudan metreslik yaparlar. Bazısı kendini uyuşturucuya verir. Ailesindeki ekonomik sıkıntıyı ve dertleri böyle aştığını zanneder. Bu gibi olaylar okuldan okula değişen sıklıkta görülür ancak genelde nadirdir. Yinede mide bulandırmaya yeter. Bence ahlaksızlık budur.

Aile, ergenlik ve lise çağlarında her ne kadar ikinci planda kalsa da. Öğrenci aileye isyan edip kendi bildiğini okusa da eninde sonunda armut dibine düşer. Nasıl bir ana babanın çocuğu olduğunu belli edecektir. Çocuk insan sevgisini ve Allah korkusunu ailede öğrendiyse kim ne derse desin, hangi gruba girerse girsin insan olarak değerini ortaya koyacaktır. Aksi halde eğitim sisteminin yapabilecekleri sınırlıdır. Bazı vakalarda eğitimcilerin eli kolu bağlıdır.

Alıntı:
Diğerlerini anlatmaya terbiyem müsade etmiyor.


Eğer açıktan yazmaya utandığınız veya çekindiğiniz şeyler varsa özel mesaj atın tartışalım. Konuyu takip eden on üyeye aynı özel mesajı gödermek en fazla beş dakika alır



sayfa 13
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
« önceki   123 ... 111213
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET