Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 3

Kastamonu denince aklınıza ne gelir
Doğup büyüdüğüm yer 4.3%  4.3%  [1]
Taşköprü Sarmısağı 13.0%  13.0%  [3]
Tosya Pirinci 0.0%  0.0%  [0]
Kastamonu Pastırma ve sucuğu 0.0%  0.0%  [0]
Kastamonu Saray helvası 0.0%  0.0%  [0]
Banduma 4.3%  4.3%  [1]
Kastamonu Etli ekmeği 4.3%  4.3%  [1]
Küre Mantısı 4.3%  4.3%  [1]
Kuyu Piryan 0.0%  0.0%  [0]
Küre Maden 0.0%  0.0%  [0]
Askerlik yaptığım şehir 0.0%  0.0%  [0]
Öğrenci olduğum şehir 0.0%  0.0%  [0]
Cide Loç vadisi 0.0%  0.0%  [0]
Pempeipolis antıkkent 0.0%  0.0%  [0]
Kastamonuspor 4.3%  4.3%  [1]
Evliyalar Şehri 0.0%  0.0%  [0]
İsfendiyaroğlu ve Candaroğlu beylikleri 0.0%  0.0%  [0]
Pınarbaşı Ilgarini mağarası ve Valla Kanyonu 0.0%  0.0%  [0]
Küre Ersizlerdere Kanyonu 0.0%  0.0%  [0]
Tarihi evler (Küe ,İnebolu ,Kastamonu evleri v.s. ) 0.0%  0.0%  [0]
Çok şey 17.4%  17.4%  [4]
Hiç bir şey 17.4%  17.4%  [4]
Diğer 17.4%  17.4%  [4]
Ilgaz Kış sporları ve Sahil ilçeleri 0.0%  0.0%  [0]
Kastamonu Kalesi Saat Kulesi ve Tarihi mekanlar 0.0%  0.0%  [0]
Doğal Bitki örtüsü ormanlarımız ve burada yetişen Kestane Mantar salep 4.3%  4.3%  [1]
İnebolu Limanı ve İnebolu - Ankara İstiklal yolu 4.3%  4.3%  [1]
Kastamonu ve çevresi Konuşmalar (Kastamonu Şivesi ) 4.3%  4.3%  [1]
Toplam Oy : 23

Yusuf Esengül

1 yıl önce - Cum 03 Hzr 2016, 13:46

Kastamonu Lahikası

Cenk Gültekin
site denetçisi

1 yıl önce - Cum 03 Hzr 2016, 13:47

Aklıma birtane daha geldi..
Kaçak dizini çok severdim, orda Dadaylı vardı..

Yani daday aklıma geliyor


Misafir f81

1 yıl önce - Cum 03 Hzr 2016, 13:50

Kastamonu nun erkek dansozleri aklıma geldi



Cenk Gültekin
site denetçisi

1 yıl önce - Cum 03 Hzr 2016, 13:52

Onlar dansöz değil Köçektir yanlız misafir..
Ayrıca bizim Bolu düğünlerinde ve sünnet düğünlerinde, aynı şekilde Zonguldak ve o civarların geleneğidir..

Dalga geçmek doğru değil..


ABDURRAHİM37
1 yıl önce - Cmt 04 Hzr 2016, 09:11

KURTULUŞ SAVAŞININ KADIN KAHRAMANLARI
ŞEHİT ŞERİFE BACI


HALİME ÇAVUŞ





ŞERİFE BACI

nadolu; geçmişinden bugüne millî duyguları yoğun yaşayan insanların ülkesi olmuş, gerek erkeği, gerekse kadınıyla hep aynı duygu ve inancı yüklenmiştir. Erkeği cephede dini, vatanı ve namusu için çarpışırken, analar boş durmamış, bu büyük mücadeleye tepkisiz kalmamıştır.

Kurtuluş Savaşı’nın cepheleri genişledikçe cephane ihtiyacı artıyor, cephelerden Milli Savunma Bakanlığı’na, kumandanların gözyaşları ile yazılmış acı telgraflar çekiliyor, yalvaran dille yazılmış cephane talepleri birbirini kovalıyordu. Bu arada İstanbul’da, düşman işgali altındaki depolardan kaçırılan silâh ve cephane, geceleri motorlarla İnebolu’ya çıkarılıyor, sonra da Kastamonu üzerinden Ankara’ya gönderiliyordu.

Şerife Bacı’yı 16 yaşında evlendirmişlerdi. Altı ay sonra da Çanakkale’den kocasının ölüm tezkeresi geldi. Kimsesizdi, hiçbir geliri yoktu. ‘Bu tazeliğiyle yapayalnız durması yakışık almaz’ diyen köyün yaşlıları, onu sakata ayrılmış bir asker gazisiyle, Topal Yusuf’la evlendirdiler. Üç yıl sonra Şerife Gelin’in bir kızı oldu. Ona Elif adını koydular. Evdeki işlerle birlikte dışarı işlerini de Şerife gelin yapardı. Öküzlerle çift sürmek, merkeple dağdan odun getirmek, orakla ekin biçmek, döven sürmek hepsi onun eline bakıyordu. Kocası Topal Yusuf’un sadece adı vardı. Savaşta sol bacağı kopmuş, yakınında patlayan bomba bir gözünü kör etmişti… Günlük hizmetini bile Şerife Gelin yapıyordu. Bir akşam üzeri köyde tellal bağırdı.

‘Ey ahali, duyduk duymadık demeyin! Cuma günü her haneden bir kağnı, İnebolu’ya yük taşımaya gidecek!’ O akşam köy bekçisi gelmeyenlerin evlerini tek tek dolaşıp, yola ne zaman ve nasıl çıkılacağını bildirdi. Bunlar arasında Şerife Gelin de vardı.

Cuma sabahı şafak vakti, sıra ile cephaneler yüklendi ve yola çıkıldı. Şerife Gelin, köyde bakacak kimsesi olmadığı için Elif’i de yanına almıştı. Kağnısına top mermileri yüklenince, o da yola çıktı. Şerife Gelin, İnebolu çıkışında kağnıyı durdurdu. Oraya kadar sırtında taşıdığı Elif için top mermilerinin arasında bir yer hazırladı. Tek varlığı olan yün yorganını top mermilerini ve kızını yağıştan korusun diye, kağnının üzerine örttü. Sonra ‘Bismillah’ diyerek öküzleri sürmeye başladı.

Kar durmaksızın yağıyor, Şerife Gelin ise öküzleri çekmeye devam ediyordu. Kağnı tekerleri çamurlu yollarda gıcırtıyla ilerliyordu… Karnı açtı, lâkin dert etmiyordu. Biricik Elif’i aklına geldi, onu azıcık da olsa emzirmeyi düşündü. Ama Elif uyuyordu; zaten uyansa da bu soğuk havada çocuğu emziremezdi. Kendi kendine mırıldandı: ‘Elif uyanmadan Kastamonu’ya varmalıyım, ha gayret!’ Göğsü körük gibi inip kalkıyordu. Soğuktan donmak üzere olan elleri titriyor, iki de bir üvendireyi düşürüyordu. Kağnıdaki küçük Elif’in ağlaması duyuldu birden. Yavaş giden kağnıyı durdurmadan, düşe kalka telaş içinde arabanın ardına koştu. Yorganı açıp, el yordamıyla kuru otları karıştırdı. Zavallı yavrucak orada, otların arasındaydı. Boğuk boğuk hıçkırıyordu. Soğuk dondurucu bir hal almıştı. Tekrar kağnının önüne geçip, öküzleri çekmeye başladı. Fakat öküzler çok yorulmuştu, kağnı uzun molalardan sonra güçlükle yol alıyordu… Çok üşümüştü, çene kemikleri birbirine vuruyor, bütün azaları titriyordu. Tipi o kadar artmıştı ki, ilerleyemiyorlardı. Durmanın ölüm olduğunu bildiğinden ilerlemeye çalışıyor, fakat elinin, ayağının uyuşmaya başladığını hissediyordu. Tatlı bir uykunun etkisine girmişti, bedeninin varlığını hissetmiyordu. Öküzlere kısık bir sesle, son bir defa bağırdı. Sonunda bütün ışıklar söndü, her şey karanlığa gömüldü.

Sabaha karşı Kastamonu’nun kapısı sayılan kışla önündeki kule nöbetçileri, alaca beyaz karanlıkta belli belirsiz bir kağnı gördüler. Kağnının yanına ulaşan çavuşlar dehşet içinde ürperdiler. Kağnının arkasındaki genç kadın, arabasındaki kıymetli yükü korumak için, üstüne yorganını örtmüş, kendisi de elinde üvendiresi olduğu halde kollarını açarak yorganın üzerine abanmıştı. Oysa yorgana kendi sarınsaydı donmaktan kurtulacaktı.

Cemil Çavuş şehidin üzerindeki karları süpürdü. Sonra birlikte, gözyaşları içinde şehidi kaldırırlarken, buz kesmiş yorganın altından, çığlığı basıp ağlayan bir çocuk sesi yükseldi. Şehit anayı yana çekip, hemen yorganı kaldırdılar. Gözlerine inanamamışlardı. Çullar içine kundaklanıp, otlara sarılı top mermileri arasına yerleştirilmiş olan bebek, çevresindeki sesler üzerine uyanıp meme için ağlamaya başlamıştı. Şehit ana, ölene kadar bedeninin sıcaklığını yavrusuna vererek onu donmaktan kurtarmıştı. Genç kadının kimliği tespit edilerek Seydiler’in Satı köyüne, bebek ise kışla yakınlarında oturan, emzikli bir kadının evine gönderildi.

HALİME ÇAVUŞ


Halime Kocabıyık, 1898 yılında Kastamonu merkez Duruçay köyünde doğdu. Kurtuluş Savaşı başlarında ailesinin tüm engellemelerine karşı çıkarak savaşa katıldı.

Erkek kılığına girip saçını erkek gibi kestirerek asker kıyafeti giyen ve sakal tıraşı olan Halime Kocabıyık, İnebolu`ndan Ankara ve Sakarya`ya cephane taşıyan yardım kolunda görev aldı.

Cephane taşıma işinde üstlendiği zor görevlerin üstesinden, kadın olmasına rağmen başarıyla gelen Halime Kocabıyık, soğuk bir kış gününde İnebolu`yu denetlemeye gelen Mustafa Kemal Paşa ile karşılaştı.

MUSTAFA KEMAL PAŞA, KADIN OLDUĞUNU ANLAMADI

Soğuk hava ve kar yağışına rağmen üzerindeki montu cephanenin üstüne örten Halime Kocabıyık, Mustafa Kemal Paşa ve beraberindeki heyetin dikkatini çekti. Paşa, cepheye taşıdığı mermileri kendi hayatından bile fazla önemseyen bu askeri görünce çok etkilendi ve O`na, `Neden üzerindeki montu mermilerin üzerine örttün, üşümüyor musun?` diye sordu.

Halime Kocabıyık ise `Benim üşümem hiç önemi değil. Bu cephane yüzlerce belki de binlerce askerimizi koruyacak` dedi. Bu cevap üzerine Paşa, Halime Kocabıyık`tan eski tabirle `kafa kağıdını` yani kimliğini istedi. Kocabıyık`ın `kadın` olduğunu anlayan Mustafa Kemal Paşa, yaverine, Kocabıyık`la ilgili tüm bilgileri not aldırarak Ankara`ya döndü.

YUNAN SAVAŞ GEMİLERİ İNEBOLU`YU BOMBALAYINCA

Görevine kaldığı yerden devam eden ve savaşta bulunduğu süre içerisinde gösterdiği insan üstü başarılarla büyük takdir toplayan Halime Kocabıyık, 9 Haziran 1921 tarihinde Yunan savaş gemileri Kılkış ve Averof`un İnebolu`yu bombaladığı sırada şarapnel parçası ile ayağından yaralanarak ordudan ayrıldı.

ÇANKAYA KÖŞKÜ`NDE 15 GÜN MİSAFİR OLDU

Kurtuluş Savaşı sonunda Gazi Mustafa Kemal tarafından Ankara`ya çağrılan Halime Kocabıyık, Çankaya Köşkü`nde 15 gün misafir edildi. Kendisine Latife Hanım gereken misafirperverliği gösterdi. Gazi Mustafa Kemal Paşa`nın kendisiyle çok ilgilendiğini her fırsatta dile getiren Halime Kocabıyık`a, Çankaya Köşkü`nde düzenlenen törenle İstiklal Madalyası ve `Çavuş` rütbesi verildi. Atatürk`ün verdiği emirle ölene kadar maaşa bağlanan Halime Çavuş, `Benim geride kalan bir ailem var diyerek` Çankaya Köşkü`nden ayrıldı ve Kastamonu`ya döndü.

Kendisini milletine ve vatanına adayan Halime Çavuş, hiç evlenmedi ve kardeşi Hasan Kocabıyık`ın oğlu 13 yaşındaki Sadık Kocabıyık`ı evlat edinerek büyüttü. Hayatının son 6 yılını doğum yeri Kastamonu`nun Duruçay köyündeki evinde yatalak olarak geçiren Halime Çavuş, 20 Şubat 1976 tarihinde vefat etti.


yusuf kutay
1 yıl önce - Pzr 05 Hzr 2016, 21:15

Tabikide sarmısak ama 1991 yılında askerdim acemi birliğinde kastamonu'lu bir arkadaşım vardı çok saf temiz bir arkadaşımdı ama çok dayak yemişti onu hatırlıyorum.



brknt44
1 yıl önce - Pzr 05 Hzr 2016, 21:17

Kastamonu denince aklıma güzellik,yeşillik ve denizi gelir ha birde unutmadan Sarımsagı

ABDURRAHİM37
1 yıl önce - Cmt 11 Hzr 2016, 01:33
ŞEHİT ŞERİFE BACILAR (2)




ŞERİFE BACILAR BİZ SİZİN HAKKINIZI NE YAPSAK ÖDEYEMEYİZ

İkiside ŞERİFE
İkiside ŞEHİT
İkiside Bebekleri ile birlikte Şehit oldu
Birisini unutmamıştık şimdi İKİSİNİDE unutmayacağız
Aradan 95 yıl gecsede biz vatanımızdan vazgecmedik gecmeyeceğiz

ŞERİFE BACILAR MEKANLARINIZ CENNET OLSUN


BARIŞCAN
4 hafta önce - Pzr 24 Arl 2017, 19:02

Sarımsağı aklıma geliyor ...



sayfa 3
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET