Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 2

İstanbul'a İhanet Edildi mi ?
EVET 91.7%  91.7%  [88]
HAYIR 8.3%  8.3%  [8]
Toplam Oy : 96

ads 1940
9 ay önce - Sal 24 Ekm 2017, 13:04

Alıntı:
İstanbul'a İhanet Ettik !!

Sayın Cumhurbaşkanımızın 2 gün önce yaptığı açıklama sizce İstanbul'a yapılan bir ihanet var mı ?

Ne ihaneti? neyin ihaneti? asıl Cumhuriyet döneminden hatta Osmanlı'nın son dönemlerinden beri Anadolu'ya ihanet edildi ve hala da ediliyor bu durumu tersine çevirecek devlet adamı bu ülkeye Atatürk'ten daha büyük bir hizmet etmiş olur.

Alıntı:
Yapılması gereken yeni yapılaşmaya mutlaka bir düzenleme getirilmesi şart.Mantar gibi bina yapılıyor.Hiçbir kıstas yok.Tek gözetilen rant.

Bi yere mantar gibi bina neden yapılır? manzarası güzel denizi ormanı vs si var diye mi yapılır? bunlar Artvin'de de var Çanakkale'de de var, Muğla'da Rize'de ve daha pek çok yerde var peki neden sadece İstanbul ve yanıbaşlarındaki şehirlerde bu bitip tükenmek nedir bilmeyen betonlaşma ve betonlaştırma sevdası var?

Sen tutup ülke ekonomisinin yarısını tek şehre yığarsan Borsasından tut tüm Holdinglerin Bankaların Finans kurumlarının merkezlerini oraya taşırsan fabrikaların merkezlerini oraya yığarsan ülkenin en iyi okullarını, üniversitelerini, hastanelerini, oraya yaparsan ülkenin en iyi yetişmiş insan gücünü de hizmet sektörlerini de vasıflı vasıfsız insan gücünü de otomatikman oraya yığmış olursun insanları bir mıknatıs gibi çekersin sonrada orası devasa bir beton mezarlığına dönüşür ve nefes alamaz hale gelirsin ve sonra sende böyle feryad-ı figan edersin.

Sadece İstanbul olsa neyse yanıbaşındaki Kocaeli ve Bursa ile birlikte bu üç şehir nerdeyse tüm ülke gelirlerine ambargo koyuyor nüfus da o bölgede birikiyor.

Alın paranın mevduatın yarısı İstanbul'da
http://www.haberturk.com/ekonomi/is-yasam/haber/1 ...stanbuldan

Sonrada böyle bölgesel uçurumlar meydana geliyor.

Alıntı:
MMO : Türkiye genelinde bölgesel uçurum azalmadı, artıyor



• TÜİK’in Bölgesel Milli Gelir verileri, 2004-2014 döneminde 26 alt bölge içinde İstanbul’un tek başına milli gelirdeki payını koruduğunu, 2004’te yüzde 30 olan payını 2014’te yarım puan da artırarak yüzde 30.5’e çıkardığını ortaya koyuyor. İstanbul’u çevreleyen illerin ülke milli gelirine katkıları ise 2004’te yüzde 14.8 iken 2014’te yüzde 15.7’ye çıktı. Böylece İstanbul ve çevre illerden oluşan Marmara Bölgesi’nin ülke milli gelirindeki payı 2004’te yüzde 44.8 iken 2014’te yüzde 46.2’ye yükseldi.

http://www.hurriyet.com.tr/mmo-turkiye-genelinde- ...d-40552911


Buda 2012'ye ait bir istatistik
http://www.dunya.com/ekonomi/ilk-500039de-gaziant ...eri-217938

Ülkenin ilk 500 Büyük şirketi arasında İstanbul'dan tam 198 firma yer almış arkabahçesi Kocaeli'den 32 firma yer almış yine onun komşusu Bursa ise 24 firma ile listede yer bulmuş bu 3 şehir 198+32+24 =254 rakamı ile ülke sanayisinin ve ekonomisinin yarıdan fazlasına ambargo koymakta 33 ilimizden ise tek bir firma bile listeye girememiş bu iller zaten büyük oranda göç veren iller.

İstanbul'a ihanet etmemenin yolu Anadolu'ya ihanet etmemekten geçiyor İstanbul'a 5 Milyon nüfus yeterlidir ama bakıyoruz orda 15 Milyon nüfus yaşıyor ve buna rağmen birde Kanalİstanbul düşünülüyor eğer buna dur denilmezse önümüzdeki yıllarda yeni projeler ve beraberinde getirdiği göçlerle İstanbul nüfusu 20-25 Milyon aralığına fırlayacak bazıları bundan mutluluk duysada pek çok kişi mutsuzluk duyacak ama para için bu eziyete katlanmak zorunda bırakılacak.

Çözüm olarak İstanbul-Kocaeli-Bursa üçlüsüne yönelik yatırımlar ve teşvikler durdurulmalı yeni yatırımlar diğer illere yönlendirilmeli Anadolu'ya 2'şer milyonluk 2 yeni şehir 500'er bin kişilik 10 yeni şehir kurulmalı nüfus buralara yönlendirilmeli bu şehirler ülkemizin hatta Avrupanın en planlı şehirleri olmalı yolları nizami genişlikte parkları bahçeleri yeşil alanları kısaca altyapıları yeterli kriterde olmalı bu 2'şer milyonluk 2 şehirde Ankara'nın doğusunda olmalı birisi Muş'un Malazgirt ilçesinde diğeri ise Sivas-Kayseri-Yozgat illerinin keşiştiği yerde ülkenin ortalarında olmalı diğer 500'er yüzbin kişilik 10 yeni yerleşim yerinin de çoğu Ankaranın doğusunda olmak üzere ülkeye dağıtılmalı İstanbul-Kocaeli-Bursa gibi gelişmiş yerler hiçbir teşvikten yeni yatırımdan yararlandırılmamalı.


ali dostbey
9 ay önce - Sal 24 Ekm 2017, 23:59

Cumhurbaşkanı bu ifadesinde samimiyse; 3.havalimanı etkin hale geldikten sonra Atatürk Havaalanı arazisini ormana dönüştürsün.
Fatih'teki(tarihi yarımada)devlet binalarını ve karaktersiz, çirkin tüm yapıları yıktırtıp, yerine İstanbul'a ve tarihi mimarimize uygun yapılar inşa edilmesini sağlasın.
Kentsel Dönüşüm projelerinde dikey mimari yerine yatay mimari uygulansın, konutlar daha modern bi şekilde tasarlansın.
Bayrampaşa civarlarındaki sanayi siteleri şehir dışına taşınsın, buraları yeşil alanlara, şehir ormanlarına, parklara dönüştürülmesini sağlasın...


ERTUĞRUL
8 ay önce - Prş 26 Ekm 2017, 09:20

Aşağıda yazacağım konular hakkında kesin bilgi sahibi değilim.
Her ikisi de duyum.Neden duyum üzerine yazıyorsun diyecek olursanız , ''Testi kırılmadan'' yada ''İş işten geçmeden'' önlem almak için diyebilirim .
Avrupa yakasında Bakırköy Devlet + Ruh ve Sinir Has. Hast. ve Anadolu yakasında ise eski PTT şimdiki adıyla Fatih Sultan Mehmet Arş. Hastanesi arazileri hakkında.
Bu hastaneler için taşınacakları konusunda söylentileri var.
İnşallah yalandır.
Bu hastaneler çoğunluğun bildiği üzere çok merkezi noktadadırlar.Kolay ulaşılabilir olmaları vatandaşa hizmet bakımından son derece önemlidir.
Ayrıca her ikisi de şehrin ortasında kalmış nadir yeşil alanları da içinde barındırmaktadır.

Taşınmaları sonucunda ise endişemiz , arazilerin , malum son yıllarda çok fazla örneğini gördüğümüz değerli arazilerin satılıp konut yada AVM tarzı yapılaşmaya açılmasıdır.
Yakın dönemde Küçükyalı Karayolları arazisinin satılıp çok büyük bir inşaat çalışması buna en son örneklerden biridir. Oraya böyle bir proje yapılıyor şimdi.


(+)

Yukarıda söz ettiğim hastaneler konumları itibariyle çok değerli noktadadırlar.Müteahhitlerin nasıl ağızlarının suyu akıyordur , herkes tahmin eder.
Şimdi buraların kaybının 3 önemli sonucu olacaktır.
1.Kolay ulaşılabilir hastanelerden çok büyük bir nüfusun mahrum kalması.
2.Yapılacak yapılaşmanın getireceği ek nüfus ve trafik yükü .
3.Binlerce ağacın kesilmesiyle yeşil alan kaybı.
Eğer varsa bu düşünceden mutlaka ama mutlaka vazgeçilmelidir.
Halka hizmet Hakk’a hizmettir.
Sayın Cumhurbaşkanımızdan bu konuda (eğer duyum doğruysa) ilgilileri uyarmasını bekliyoruz.



En son ERTUĞRUL tarafından Prş 26 Ekm 2017, 10:29 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


sefte
8 ay önce - Prş 26 Ekm 2017, 10:27

kanal istanbul (çılgın proje) 'den vazgeçilirse, bu söylevinde ne kadar içten olduğunu anlarız...

yok ısrarla yapılacak derse, ancak lafta "ihanet ettik, sorumlusu da benim" oluyor...
sözlerle eylemler tutsun birbirini...


ali dostbey
8 ay önce - Cum 27 Ekm 2017, 02:41

Anadolu şehirleri ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda cazibe merkezleri haline getirtilebilirse İstanbul'dan bu şehirlere ters göç başlayabilir.
Fakat malesef bu konuda en ufak bir düşünce bile yok. Varsa yoksa İstanbul!
Oysa şöyle Anadolu'da büyük bir nehir yanında, baştan aşağı yeni bir şehir kurulsa, yanına sanayi siteleri, fabrikalar, üniversiteler kurulsa ve nufusu İstanbuldan taşınacak 2-3 milyon insandan oluşsa, İstanbul önemli oranda rahatlardı diye düşünüyorum...


A.Mehmet
8 ay önce - Cum 27 Ekm 2017, 18:47

Gokdelenleri canavar zanneden bir ulkenin aci hali,Bir zamanlar acitayonlarla gecekondu yapmayi ozendirip, gecekondulari yikp yerine adam gibi apartmanlar yapmak isteyenleri canavar gibi gosteren ulkeden ne beklenir.Tarihi yerler,anayol kenarlari,ormanlik alanlar gibi yerler uygun degil bunu anladikta diger yerlere niye karsi cikilyor,Daha az alana yuksek bine yapip park,oyun,spor gibi daha cok yer elde etmek mantikli bir sehircilik.



BoumerangTR
8 ay önce - Cmt 28 Ekm 2017, 21:06


(+)


Şehirleri mahvetmeyi konuştuğumuz bu günlerde, İstanbul'umuzun en önemli yeri Taksim'i bir daha gözden geçirmemiz gerekli.

1. Kırmızı alan içerisindeki tüm tarihi yapıların restorasyon işini gerçekleştirmeliyiz.
2. Bu alan içerisindeki otelleri bu alan dışında oluşturulacak oteller bölgesine çekmeliyiz.
3. Barbaros Bulvarı trafiğini yeraltına almalıyız, yine yeraltından Vodafone Arena'ya ulaşacak direkt bir tünel yapmalıyız. Maç günü trafiğinin önüne geçmek ve takım otobüsü güvenliğini sağlayabilmek adına.
4. Onun haricinde bu alan tarihi sit alanı ilan edilmeli ve tüm yapılar yıkılmalı. Buradaki konutlar Kasımpaşa'ya kaydırılmalı. Yine Kasımpaşa örnek bir kentsel dönüşüm ile yeniden inşaa edilmeli. Bu alan içerisinde oturan vatandaşlarımız Kasımpaşa'da yaptırılan konutlara yerleştirilmeli.
5. Bu işin sonunda kırmızı alan komple yeşillendirilmeli (içerisinde golf alanı, köpek gezdirme alanları, kaykay alanı vb. bulunduğu) ve şehir parkına dönüştürülmeli. Bu hem İstiklal Caddesi'nin kalitesini, cazibesini arttıracak, tarihle içiçe şehrin merkezinde nefes alınabilir bir ortam yaratacak hem de tarihimiz yeşilliklerin arasında kalarakmuhteşem bir görsel şölen yaşatacaktır.


mustafa 1903
2 ay önce - Pts 07 May 2018, 10:12
Dünyaca ünlü mimar Jan Gehl: İstanbul kurtarılabilir


Dünyanın en iyi şehir planlamacılarından Prof. Dr. Jan Gehl, Gazete Habertürk'ten Nalan Koçak'a konuştu. Prof. Gehl, “Bir şey yapılamaz hale gelmiş bir şehir görmedim. İstanbul kurtarılabilir. Mesele fiziksel koşullar değil, beyinler.” dedi

İmar barışı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yatay mimari vurgusu... Türkiye’de özellikle İstanbul’da şehirleşme bir kez daha gündemde. Daha yaşanabilir şehirler için ne yapmalıyız? Mesele hazır manşetlerdeyken dışarıdan bir gözle konuya bakmak istedik. Dünyanın en iyi 10 şehir planlamacısından biri olarak gösterilen, ünlü mimar Prof. Dr. Jan Gehl’e ulaştık.

Danimarkalı mimar kitaplar yazdı, üniveristelerde ders verdi. Çalışmalarının sloganı “İnsan için şehir”, pek çok hükümete danışmanlık yapıyor. Dünyanın en yaşanabilir şehirlerinden Kopenhag’ı yaratan şehir planlamacısı olarak biliniyor. Fikirleri Stockholm, Oslo, Londra, Paris, New York gibi kentlerde uygulandı. İstanbul üzerine yayımladıkları bir raporları var. Gehl, teşhislerini ve çözüm önerilerini bizimle paylaştı...

- Hedefinizin “insan için şehir inşa etmek” olduğunu söylüyorsunuz. Yaşanabilir bir şehir nasıl olmalı?

Yıllarca şehir planlamacılığında uygulanan ideolojiler insan hayatının kalitesini düşürdü. Araçları mutlu etmekle meşgul olduk. Mimari anlayış teknokratik ve küstahtı. İnşaatların artmasıyla rant unsuru ön plana çıktı. Ben insanların, çocuktan yaşlıya günlük hayatına önem verilen bir anlayıştan bahsediyorum. Biyolojik olarak aslında yürüyen hayvanlarız. Daha önce şehirlerimizde Homo Sapiens’in ihtiyaçları göz önünde bulunduruluyordu. Ama 2. Dünya Savaşı’ndan sonra mimari rant ve motorlu araçlar hep daha ön planda oldu. 2000’den sonra pek çok şehir yeniden kazanıldı. Şehirleri bazı kategorilere ayırıyorum. Geleneksel şehir: Herkes yürüyor. İşgal edilmiş şehir: Araç dolu. Terk edilmiş şehir: Yaşam kalitesi o kadar düşük ki artık kimse yaşamak istemiyor; pek çok Amerikan şehri böyle. Ve bir diğer kategori de yeniden kazanılmış şehir: Devlet başkanı, belediye başkanı, halk ayağa kalkıyor ve “Hey şehirleri rant için değil, halk için inşa etmelisiniz” diyor. Pek çok halk şehrini araç işgalinden kurtarmaya başladı.

- Kopenhag bunlardan biri değil mi? Tabii sizin de katkılarınızla...

Evet. Burada 50 yıl “insan için şehir” programımı uyguladık. Kopenhag gerçekten çok güzel bir şehir, sokaklarda dolaşan gençler, kadınlar, bisikletliler artık şehrin karakteristiği. İnsani bir şehir olduğunu fark ediyorsunuz. Fazla trafik yok mesela, çünkü işe gidenlerin yüzde 40’ı bisiklet kullanıyor. New York, Sidney ve Melbourne’de de artık aynı program uygulanıyor. Moskova’da da projeler uyguladık, harika bir iş çıkardılar. Şehri araçlar domine ediyordu, etrafta insan göremiyordunuz. Parklar, meydanlar, kaldırımlar araçlarla doluydu. Sonra siyasiler bunun daha fazla sürdürülemeyeceğini gördü. 5 yıl içinde mucize yarattılar. Tabii Rusya’da benim “Etkin demokrasi” dediğim bir sistem var. Belediye başkanı “Bu yapılacak” dediğinde o yapılıyor.

- Yani “İstanbul gibi büyük şehirlerde değişim kısa sürede mümkün” diyorsunuz...

Kesinlikle. Moskova yapabiliyorsa İstanbul da yapabilir. Benzer çalışmalar Kazakistan’da da çok işe yaradı. Almatı’da her gün, bir önceki günden daha kötüydü mesela. Bakın 50 yıldır evliyim ve eşimle birlikte Kopenhag’da yaşıyorum. Her sabah uyandığımızda şunu biliyoruz: Bugün şehrimizde hayat dünden daha güzel!

‘ŞEHİR PLANLAMACILIĞI HAREKETSİZLİĞE İTTİ’

- İnsanların araçlarında oturmaya zorlandığını söylüyorsunuz. İyi şehir planlanmacılığı sağlık sorunlarının da önüne geçer mi?

Tabii ki. 21. yüzyılda şehir planlamacılığı yaparken sadece yaşanabilirlik değil sürdürülebilirliği de göz önünde bulundurmalıyız. Artık iklim değişikliği bize meydan okuyor ve sorunun çoğu şehirlerden kaynaklanıyor. Daha fazla yürür ve bisiklete binersek iklime de katkımız olur. Geleceğin ulaşımı dört tekerliklilere bağlı olmayacak, bu artık çok ilkel bir teknoloji. Gelecek bisiklet ve yürümekle harmanlanan toplu taşımada. İşe giderken saatlerini otomobilde geçirenlerde biliyorsunuz “oturma sendromu” ortaya çıkıyor. Yeterince hareket etmezseniz erken ölürsünüz. Şehrin dış mahallelerinde yaşayanlar, şehrin içinde yaşayıp yürüyenlere göre daha erken ölüyor. Amerika’da özellikle örnekler çarpıcı. Otomobille girilen restoranlar, sinemalar tasarlandı. Kısacası şehir planlamacılığı insanları hareketsizliğe itti. İyi şehir planlamacılığı daha sağlıklı yaşlılık, sağlık sisteminin yükünün azaltılması gibi meselelerde çok önemli.

- Dünya nüfusunun yaşlanmasını da göz önünde bulundurmak gerek değil mi?

Kesinlikle, pek çok ülkede emekli sayısı fazla. Artık “Yaşlıların şehirde hayatını kolaylaştırmak için ne yapmalıyız?” diye düşünülüyor. İyi bir hayat sürmeleri için günde 5 kilometre yürümeleri gerekiyor. Peki nerede yapacaksınız? Kanada’da “8’den 80’e” isimli bir kuruluş var, “Bir şehir hem 8 yaşındaki bir çocuk hem de 80 yaşındaki bir emekli için yaşanabilirse, geriye kalanlar da iyi vakit geçirir” diyorlar.



‘KISA VADELİ RANT, UZUN VADEDE ŞEHRİN DEĞERİNİ DÜŞÜRÜYOR’

- Kısa vadeli rant peşinde koşarak şehrin uzun vadede değerini mi düşürüyoruz?

Kesinlikle.

- Peki ya şehrin hafıza yerleri, sinemaları, binaları?

Şehrin kimliğini kaybetmemesi için onları korumalısınız.

- Cumhurbaşkanı Erdoğan pek çok kez dikey yerine yatay mimarinin önemini dile getirdi. Ne dersiniz?

İnsanların algılarının çalışma şekli yatay, dikey değil. Biyolojik olarak düşmanımız çoğunlukla havada değil yerdeydi değil mi? Bu nedenle insanlar hep kendi seviyelerine, yatay olarak odaklanmaya programlanmış. Tabii ki bazen yüksek inşa etmeniz gerekir ama onu da dikkatle yapabilirsiniz. Mesela Avustralya’da kural şu: Yüksek bina yapabilirsiniz ama şehre doğrudan binayı konduramazsınız. Önce 4 katlı yatay, geniş tabanlı bir bina inşa edebilirsiniz, yüksek katları daha dar bir şekilde üzerine çıkabilirsiniz. Dolaştığınızda kuleyi değil 4 katlı binayı görürsünüz.

- Peki İstanbul’u kurtarabilir miyiz? Yoksa dönülmez bir noktada mıyız?

Bir şey yapılamaz hale gelmiş bir şehir hiç görmedim. Tabii ki kurtarabilirsiniz. Mesele eldeki fiziksel koşullar değil, beyinler, hedefler.

- İmar barışı Türkiye’de gündemde, buna ne dersiniz?

Sizin meseleniz, yorum yapmak istemem.

‘ŞEHRİNİZE SAHİP ÇIKIN’

- Önerileriniz ne?

Şehrinizi geri alın ve “Önce insan” deyin. Önce insanların şehri nasıl kullandığını, şehrin de onlara nasıl davrandığını araştırın. Sonra değerlendirilebilecek potansiyel alanlara bakın. Daha sonra bu alanların nasıl daha hümanist hale getirilebileceği üzerine fikirler geliştirin. Yapılacak şeyleri de 3’e ayırın, hemen yapabileceğiniz şeyleri 5 yıllık stratejinizin parçası yapın mesela. Sonra 10 yıl, sonra da 20 yıl içinde ne yapabileceğiniz üzerine kafa yorun.

‘MOSKOVA’DA YOLLAR DARALTILDI’

- Moskova’da ne yapıldı?

Tabii ki araçları sokaklardan tamamen çekmediler ama yolları daralttılar, kaldırımları genişlettiler. Sokakların ve kaldırımların çoğunu ağaçlandırdılar.

- Peki ya Kopenhag?

Trafiği sürücüler için daha karmaşık ve zor hale getirdiler. Hemen değil, zaman içinde küçük değişiklikler yaparak araçların şehir merkezine akın etmesine mani oldular. Kopenhag’da bir yere gideceksek, özellikle de şehir merkezinde, asla arabayla yola çıkmayı düşünmeyiz. Metro, otobüs ya da bisikletle gideriz.

- Kamu alanları ve yeşil alanları nasıl korumalıyız, çoğaltmalıyız?

Artık daha uzun yaşıyoruz, daha çok zamanımız var. Mesela bugün Kopenhag’da harika, güneşli bir gün. Herkes dışarıda, parklarda, kahvesini içiyor. Bakın “davet etmek” diye bir şey var. Daha çok yol yaparsanız, daha çok araba davet edersiniz. Kopenhag’da biz daha çok park yaptık ve daha çok yürüyen, bisiklet kullanan insan davet ettik.

- Özellikle İstanbul’da inşaat dalgası yaşanıyor. Binalar arasındaki boşlukların önemini şöyle ifade etmişsiniz: “Önce hayat, sonra boşluk sonra bina.” Açıklar mısınız?

Bir projede önce pazar yerini, yaşam alanını, bağlantıları yerleştirirsiniz. Sonra boşlukları-alanları belirlersiniz, en son binaları yerleştirirsiniz. Fakat biz ne yaptık? Her yere araçları koyduk. Sosyal hayvanlarız, hayatı izleyebileceğimiz parkların olmadığı şehirler bizi mutlu etmiyor.

‘İNŞAATTA NİCELİK YERİNE NİTELİĞİ TARTIŞIN’

- İnşaat projelerinde apartman arası boşluk ya da yeşil alan yerine rant ön plana çıkıyor değil mi?

Evet. Pek çok şehrin katı kuralları var. Binaların yüksekliği, alması gereken hava ve ışık gibi. Nicelik yerine niteliği tartışmanız gerek.

‘İNSANCIL ŞEHİR EKONOMİYİ GELİŞTİRİR’

- Parkları artırmak için ne yapmalıyız?

Pek çok şehir “Artık her geçen gün daha az çekici bir şehre dönüşmemeliyiz” dedi. Halk ve yöneticiler “Artık bunu durdurmalıyız” demeli. Sonra “Nasıl her yeşil alan potansiyeli taşıyan yere otopark yapmayız?” diye düşünülür. Unutmayın, şehir ekonomisi buna bağlı. Mesela yabancılar, yerliler, herkes burada yaşamayı çok seviyor. Pek çok yatırımcı, yabancı çalışan buraya geliyor. İnsan odaklı iyi bir şehir, ekonominize iyi gelir.



TRAFİK SORUNUNU ÇÖZMEK İÇİN NE YAPMALI?

- Bakın pek çok projeden bahsedebilirim, yürüyüş yolları yapın, araçları sınırlandırın vs. Fakat mesele proje yapmak değil; mantığı değiştirmek. Son 20 senede pek çok şehir “Daha fazla araçtan başka amaçlarımız olmalı” dedi.

- İstanbul’a daha önce geldiniz. Şehirleşmemiz hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yaklaşık 10 yıl önce İstanbul üzerine çok büyük bir araştırma yaptık ve bir rapor hazırladık. Tespitlerimiz Moskova’yla hemen hemen aynıydı. Ruslar raporumuzu okudu, Türkler okuyacağını söyledi ama okudular mı emin değilim. Bir projeden önce stratejiye ihtiyacınız var. ABD ve Avustralya’da araç kullanımı zirveye çıkmıştı ama artık azalıyor. Dünyada her insanın bir direksiyonun başına geçebileceği kadar yer yok. Homo Sapiens’e dönmeliyiz, çok akıllı ve business class seviyesinde toplu taşıma sistemleri geliştirmeliyiz. Yani İstanbul için hiçbir şey zor değil.

PROF. DR. JAN GEHL KİMDİR?

✔Kopenhag’ı otomobil şehrinden yaya şehrine çevirdi.
✔ New York’un yaya sisteminin iyileştirilme projesini yürüttü.
✔ Melbourne şehrini kurtaran mimar olarak tanınıyor.
✔ Eyfel Kulesi çevresinin düzenlenmesine danışmanlık yaptı.

http://www.haberturk.com/dunyaca-unlu-mimar-jan-g ...ir-1952502


e_mutlu

2 ay önce - Pts 07 May 2018, 10:55

Alıntı:
Çalışmalarının sloganı “İnsan için şehir”
bizde olmayan olgu maalesef ; şehirlerin insan odaklı olması ne kadar da önemli...

Misafir b25

2 ay önce - Prş 10 May 2018, 12:57

profesör Gehl Türkiye'de fazla kalır ve bu sözleri çok tekrarlarsa gezici diye içeri alınır



sayfa 2
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
ANA SAYFA -> İSTANBUL - Haberler ve Sohbet