Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
yusufyucel82
4 yıl önce - Çrş 01 May 2013, 17:50
Sinop - Bir Horosan ereni Çeçe Sultan


Anadolunun bir çok şehrinde olduğu gibi Sinop İlinin de Türkleşmesinde erenlerin büyük rolü olmuştur. Pirefendideresi, Bektaş, Pirahmet, Bektaşağa ve Abdaloğlu gibi köy isimlerinde de bu etkiyi görebilmekteyiz.
Sinop İlimizde bulunan gerek Çeçe Sultan ve gerekse Seyid Bilal’in birer Horosan Ereni olduğu ifade edilmektedir. Horosan erenlerinin Anadolu tarihi açısından önemi büyüktür.
Horosan ve Semerkand, 11 ve 12. yüzyıllarda Türk dünyasının iki önemli kentidir. Semerkant kültür, sanat ve ticaretin başkenti olarak görülürken horasan ise bilimin ve sanatın merkezi olarak öne çıkar. Bunun tarihi ve jeopolitik sebepleri ise dönemin Fars, Arap ve Bizans dünyasının durumu ile yakından ilgilidir. Nitekim Ahmet Yesevi de Horasan'da mukimdir.

13-16. Yüzyıllar arasında süren Moğol işgal ve yıkımıyla Horasan Erenleri akın akın Anadolu'ya ve oradan da bir uç beyliği olan Osmanlı topraklarına hicret etmişlerdir. Horasan Erenleri'nin Batı'ya hicreti 1242'de Erzurum'u alan Moğollar'ın Sivas ve Kayseri'yi yağma etmelerinden sonra hızlanmıştır. Bilindiği gibi Moğol işgalinden sonra Selçuklu devleti Moğolların tabiiyyetine girdi. İşgalcilerin uyguladığı yıkıcı politikalar sonucu Türk-İslâm diyarlarında büyük göçler yaşandı.

Bu asırda Anadolu ve Osmanlıların yaşadıkları uç beylikleri ile diğer Türk ve Müslüman dünyası sıkı bir münasebet halinde idi. Genellikle belli bir tarikatın veya şeyhin organizesi, sevk ve idaresi altında bu bölgelere yoğun bir göç dalgası başladı. Gelenler sıradan ve kalitesiz kitleler değil, tersine son derece kalifiye kadrolardı. Bunlar içinde çok sayıda kentli, tüccar, esnaf ve zanaat sahibi, şeyh ve ulema vardı. Semerkant, Buhara, İran, Mısır ve Kırım medreselerinden çıkan hocalar, Orta ve doğu Anadolu'dan gelmiş Selçuklu ve İlhanlı bürokrasisine mensup bürokratlar, muhtelif tarikatların mümessilleri olan şeyhler ve İslâm şövalye ve misyonerleri diyebileceğimiz dervişler Osmanlı topraklarına doluşmuştu.

Horasan Erenlerinin belirleyebildiğimiz temel özelliklerinden bazıları, kahraman olmaları, devlet kapısında gözlerinin olmaması, şefkatli ve merhametli olmaları, cihan devleti mefkuresine sahip olmaları, üretici ve çalışkan olmaları gibi özelliklerdir.
Aşık Paşa Zade tarihinde Gaziyan-ı Rum, diğer tarihlerde Alpler veya Alp-Erenler adı altında zikredilen kimseler tarihte az rastlanan bir niteliğe sahiptiler. Hem kahraman, hem de "eren"diler. "Eren"likleri boş ve hamasi değil, tersine bilgiyle donatılmıştı. Yine aynı kitapta ismi geçen Ahıyan-ı Rum (Anadolu Ahileri) ile "Horasan Erenleri" de denilen Abdalan-ı Rum teşkilatı Osmanlı padişahları ile bütün harplere iştirak etmiş ve de Cihan Devleti'nin temelinde harcı olan önemli bir teşkilattı.

Fuat Köprülü'ye göre Osman Gazi'nin kayın pederi Şeyh Edebali ile silah arkadaşlarından birçoğu hatta Orhan Gazinin kardeşi Alaeddin bu teşkilata mensuptu. Osman Gazi, bir Horosan ereni olan Şeyh Edebali'nin zaviyesine sık sık uğrar, orada misafir olarak kalırdı.
Bu hem kahraman, hem bilgin, hem de ermiş insanlar, yeni kurulan devletin şekillenmesinde aktif görev alıyor, kurulan devletin bilgi, aksiyon ve ahlâk üzerine kurulmasına çalışıyorlardı. Bu mistik tarikat ve teşkilat toplumdan izole bir hareket değildi, tersine toplumun bizzat içinde yer alarak toplum fertlerini İ'la-i Kelimetullah istikametinde dizayn etmekteydiler. Tüm kesimleriyle toplum bu teşkilatın etrafında organize olmuştu.

Horasan Erenleri halk kütlesini belli sosyal-siyasal nizamlar için harekete geçirebilen aktif bir organizasyon idi. Bu organizasyon, özlenen fütuhatı başarmak için Osmanlı ordularına yalnız teşkilatlı ve imanlı savaşçı temin etmekle kalmamış, aynı zamanda devlet ve toplumun yararına olan dinî ve sosyal fikirlerin propagandasını da yaparak halk arasında çok faal bir kaynaştırıcı fonksiyon da icra etmiştir. Bu yolla Osmanlılar bir taraftan kolayca büyük fütuhatı gerçekleştirmişler, öbür taraftan da çok farklı iklimlerden kopup gelen kesimler arasında toplumsal kaynaşmayı sağlamışlardır. Horasan Erenleri fedakar, yardımsever ve şefkatli davranışlarıyla ordulardan daha evvel çevrelerin- deki "halkın" kalplerini fethetmişlerdir.

Horasan Erenleri Anadolu ve Balkanlarda boş ve tenha yerlerde zaviyeler kurarak, oralarda tarlalar açıp, bağ ve bahçeler yetiştirerek, değirmenler kurarak, ağıllar yapıp hayvan sürüleri yetiştirerek boş toprakların şenlenmesine ve su kenarlarının yeşermesine çalışmışlardır. Göç akınını sevk ve idare etmiş müteşebbis kafile reisleri olan Alp Erenler, fetihlerin öncüsü olmuşlar, gelip yerleştikleri yerlerde cömertlikleri, engin hoşgörüleri ve iyi kalplilikleri ile çevrelerinde bulunan gayrimüslimlerin kalplerini fethetmişler, onlar için birer bilge kurtarıcı olmuşlardır. Cihadın sadece kılıçla değil, aynı zamanda hoşgörü, ikram ve ihsanla da olabileceğine inanarak gelen geçen yolcu ve misafirlerin karşılıksız ihtiyaçlarını karşılamışlardır. Aynı zamanda önemli stratejik yerlerde yaptıkları zaviyelerle hem bölgeyi imar ederek fiziki üretimi gerçekleştirmişler, hem de fütuhatı kolaylaştırmışlardır.

Horasan Erenleri, önemli bir siyasi nüfuza sahip oldukları halde devlet kapısına muhtaç olup, oralarda ikbal ve istikbal arama yoluna gitmemişlerdir. Kadılık gibi bazı önemli ve stratejik görevlerin dışında görev almamış, genellikle kendi işlerini kurmuş, geçimlerini kendi faaliyetleriyle temin etmişlerdir. Mümkün olduğunca devlet yönetiminin günlük ve rutin işlerine bulaşmak istememişlerdir. Bu bakımdan padişah da olsa kimsenin karşısında boynu bükük olmamışlar, gurur ve vakarlarını her zaman korumuşlardır.

Konyadaki Mevlana Celaleddin Rumi (1207-1273);Osmanlı devletinin kuruluşunda ve sosyo-ekonomik hayatında büyük rol sahibi olan ahilik ve bacılık teşkilatının kurucusu Kırşehirdeki Ahi evran (1171-1261); içerisinde Yunus Emre, Hacı Bayram-ı Veli gibi nice Anadolu ereninin yetiştiği ve aynı zamanda Osmanlı da yeniçeri ocağının da resmi tekkesi olan Bektaşiliğin kurucusu Nevşehirdeki Hacı Bektaş-ı Veli (1209-1271) Horosan’dan Anadoluya gelen Horosan Erenlerinin en meşhurları ve en önemlileridir.

Seyyid Bilal ve Çeçe Sultan İslam’ın Anadolu’ya yayıldığı dönemlerde İslam’ı anlatmak, yayabilmek ve gönüllere nakşedebilmek amacıyla 12. Yüzyılda Anadolu’ya gelmişler, halkla haşır neşir olmuş, öncelikle fethin manevi boyutunu insanların gönül dünyalarında hazırlamışlardır.

Sinop İli Kültür ve Turizm Müdürlüğü belgelerinde Çeçe Sultan türbesinin sahibinin Seyyid Bilal Türbesi’nde lahti bulunan Çepni Türkmenleri beyi Tayboğa’nın kardeşi Mehmed Çeçe Bey olduğu ifade edilmektedir.
Tevatüre göre; Çeçe Sultan’ın asıl adının Seyyid Muhammed olduğu, Horasan’da yaşadığı, babasının adının Seyyid Abdullah olduğu ve 12 İmamın 7.si Musa El-Kazım’ın ve aynı zamanda Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in 7. göbekten torunudur.

Sinop merkezdeki Yeşil Türbe’de 1920’li yıllarda bulunan tasdiksiz şecereye göre;  Çeçe Sultan, Sinop merkez Ada Mahallesinde medfun bulunan Seyyid İbrahim Bilal Hazretlerinin yeğenidir. Hüseyin Hilmi’nin “Sinop Kitabeleri” adlı eserinde verdiği malumata göre, Alâeddin Camiin doğusunda ve Sakarya Caddesi üzerinde yer alan yeşil türbede yattığı kabul edilen Seyyid Yeşil Mustafa Babanın da Çeçe Sultanın torunu olduğu anlaşılmaktadır. Hüseyin Hilmi’nin bize aktardığı bu şecereye göre Yeşil Mustafa Baba’nın silsilesi şöyledir: Hz. İmam Ali’nin (k.v) oğlu Hz. Seyit İmam Hüseyin oğlu Hz. Seyit İmam Zeynel Abidin oğlu Hz. Seyit İmam Muhammed Bakır oğlu Hz. Seyit İmam Caferi Sadık oğlu Hz. Seyit İmam Musa Kazım oğlu Hz. Seyit Abdullah el Ekber oğlu Hz. Seyit Muhammed el meşhur Çaçe Sultan oğlu Hz. Seyit Musa oğlu Hz. Seyit İsa kızı Hz. Seyide Fatma kızı Hz. Seyide Halime oğlu Hz. Şeyh Seyit Mustafa Göllü oğlu Hz. Şeyh Seyit Recep oğlu Hz. Şeyh Seyit Mustafa (r.a)

Dedesi Seyyid İmam Musa Kazım(ra) hazretleri, 12 İmam'ın yedincisidir. Mekke ile Medine arasındaki Abwa şehrinde yaşamıştır. Çocukları, 1-Kazım 2-İsmail 3-Cafer 4-Harun 5-Hasan 6-Hüseyin 7-Ahmed 8-Hüseyin 9-Abdullah'il Ekber 10-İshak 11-Abdullah 12-Zeyd 13-Hasan 14-Fazl 15-Selma 16-Hatice 17-Ayşe 18-Emine 19-Hesene 20-İbrahim (bu İbrahim’in Seyyid İbrahim Bilal olması ihtimali olmakla birlikte Hacı Bektaş-ı Veli’nin büyük dedesi İbrahim el-Mükerrem-Mücab olduğu da kaynaklarda geçmektedir. 21-Ayşe 22-Seleme 23-Meymune 24-Ümmü Gülsüm 25-Ayn-i Ali 26-Zeyn-i Ali 27-Ali Rıza (8. İmam)

Mûsâ Kâzım hazretlerinin yaşadığı devirde, Ehl-i Beytten olanlara maalesef birçok haksızlıklar yapılmıştır. Zamanın sultanları tarafından birkaç kere hapse atılmış ve hapiste iken vefât etmiştir. Halbuki dünyâya düşkün değildi. Zühd ve takvâsı çoktu. Affı ve ihsânı, kerem ve cömertliği ile meşhûrdur. Medîne-i Münevvere’de otururdu. Siyâsete hiç karışmadığı halde Halîfe Hârun Reşîd, 795 yılında Umre'den dönerken, Medîne'ye uğramış, İmâm hazretlerini yanına alıp Bağdat'a getirmiştir. Ardı arkası kesilmeyen hâdiselerin yatışması sona erdirilmesi düşüncesi ile Onu hapsettirmiştir. Bağdât Târihi kitabının yazarı Hatîb-i Bağdâdî'nin rivâyetine göre, ölünceye kadar hapiste tutmuştur. Kabri Irak'ın başkenti Bağdat'taki Kâzımiyye Camii içindeki Kazımiyye adlı özel bölümde bulunmaktadır.

Seyyid Muhammed Çeçe Sultan, İmam Musa Kazım’ın oğlu Seyyid Abdullah ( Seyyid Abdullah Ekber )’ın oğludur. Seyyid Muhammed Çeçe Sultan Hazretlerinin Sinop’a, Horasan’dan Anadolu’ya doğru gerçekleşen büyük Türkmen göçü ile geldiği sanılmaktadır.
Bilindiği üzere Horasan’da Hazreti Muhammed soyundan gelen pek çok kişi bulunmaktaydı. Bunlar Emevi-Abbasi döneminde baskılar sonucu göç eden İslam önderleridir. Bunlar, Türklerle karışarak zamanla Türkleşmişlerdir. Dolayısıyla Hazreti Muhammed’in soyu ile Türkmenler birleşmişler, evlilikler yoluyla da akraba olmuşlardır.
Çeçe Sultanın Anadolu’ya ilk gelen Alp Erenlerden biri olduğu ve Hızır Peygamber ile ilgisinin bulunduğu da kaydedilmektedir. Halk arasında anlatılan bir hikayeye göre ihvanı Çeçe Sultana Hz. Hızır’ı görmek istediklerini söylerler. Bir zaman sonra ihvan yemek yerlerken dışarıdan üstü başı pejmürde halde bir kişi gelir ve sofraya oturmak ister, fakat hiçbiri yemeğe ortak olmasını istemediğinden sıkı dururlar ve sofraya yaklaşmasını engellerler. Bunun üzerine adam çeker gider. Çeçe Sultan o kimsenin Hızır A.s olduğunu haber verir.

Çeçe Sultan Hazretleri ile ilgili Anadolumuzdaki diğer tüm erenler gibi çeşitli menkıbeler mevcuttur. Yörede bu menkıbeler dilden dile anlatılmaktadır. Rivayete göre Çeç (buğday yığını) üzerine çıkarak batmadan ezan okuduğu için kendisine Çeçe Sultan denilmiştir.
Yine bir kıssada Fatih Camisinin inşaatı esnasında Anadoludan cami inşaatında kullanılmak üzere bir çok malzeme getirilmiş; Gerze İlçesinden de büyük bir ağaç kütüğü gönderilmiştir. Fakat ağaç çok büyük olduğundan ne yaptılarsa gemiden indirememişlerdir. Tevatüre göre Çeçe Sultan gelerek bu ağacı tek başına indirmeye muvaffak olmuştur.
Yörede bulunan “Acısu” tabir edilen suyun Çeçe Sultan tarafından bulunup ortaya çıkarıldığına inanılmaktadır.

Gerze İlçesi Yenikent Beldesi sınırları içerisinde Çeçe Köyünde bulunan Çeçe Sultan Türbesi Selçuklular döneminden kalma dikdörtgen planlı tek katlı ve tek mekânlı bir yapıdır. Ön cephenin sağ kenarında küçük boyda, kenarı kesme taştan yapılmış kemerli bir giriş kapısı bulunmaktadır.

Kapı üzerinde küçük ebatta dikdörtgen şeklinde taş üzerine yazılmış bir kitabesi vardır. Küçük ve girift nesih yazılı mermer dikdörtgen kitabe 15. yüzyıl karakterindedir.

(+)  

(+)  

Mimari yapısı yontma ve yığma taşlardan yapılmış ve harcı kurudukça sertleşen bir çeşit kum ve kireç karışımı olan çeçe sultan türbesi'nin duvarları yer yer pencerelidir.

Yapılış tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte, köyün yaşlıları mevcut taş yapının 150-200 yıllık olduğu daha öncesinde ise ağaç bir yapı olduğunu ifade etmektedirler. Türbe 1995 yılında restorasyon görmüş ve restorasyon esnasında türbede bulunan bazı eşyalar (kapının üstünde bulunan geyik boynuzu, Çeçe Sultanın kılıcı ve sancağı) ve el yazması eserler kaldırılmıştır.

Türbe binası içinde 9 adet sanduka mezar bulunmaktadır. Girişin önünde yer alan 5 adet küçük boyda sandukanın Çeçe Sultan’ın kızlarına, bu kabirlerin güneyinde yer alan iki adet büyük sandukanın solda olanının Çeçe Sultan’a, diğerinin ise Çeçe Sultan’ın oğlu Hz. Seyit Musa’ya ait olduğu söylenmektedir. Girişin tam karşısında kuzey duvarına bitişik olan 1 adet sanduka daha vardır ki, bunun da Çeçe Sultan’ın sancaktarına ait olduğu söylenir. Sancaktara ait sandukanın hemen alt tarafında isimsiz bir sanduka daha bulunur.

(+)

(+)  

(+)

(+)  

Çeçe Sultan Hazretlerinin türbesi halkın yoğun ilgisine mazhar olmaktadır. Türbenin önünde yıllar öncesinden günümüze kadar gelmiş silindir şeklinde bir ''dilek taşı'' bulunmaktadır. Halk burayı, dilekte bulunmak için gelip ziyaret etmektedir. Özellikle çocuğu olmayanlar türbeye gelip adakta ve dilekte bulunmaktadır. Her yıl 6 mayıs tarihinde Türbe yakınlarında Hıdırellez şenliği ve keşkek günleri yapılmaktadır.

 

 



Türbenin hemen yanında bulunan Çeçe Sultan Camii kareye yakın dikdörtgen planlı, ahşap çatılı ve tek mekanlı bir yapıdır. Eskiden iki kat yüksekliğinde çift sıra pencereli olan yapının üst pencereleri belli bir seviyeden kesilerek yeni ahşap çatı yapılmıştır. Ayrıca giriş yönünde ve türbe tarafında kalan duvar çıkıntılarından, yapının kuzey duvarının şimdiki yerinden daha ileride olduğu anlaşılmaktadır. Yapının türbeyle olan ilişkisi Çeçe Sultan adına burasının bir zaviye alanı olarak gerçekleştirildiğini göstermektedir.

Türbe ve cami genel görünüşüyle günümüzde 19. yüzyıl özelliği taşımaktadır.
 
(+)  

(+)  

(+)  

(+)  

(+)



ALPDER
2 yıl önce - Cum 03 Nis 2015, 00:13
Dilek tası


Merhaba ben Cankırılıyım bizim köydede Çece Sultan zamanında geldiğine inanılan Alperen Sarı mehmet efendi türbesi var Resimde gördüğüm dilek taşının aynısı kabrin başında var ve bu taştan bizim bölgemizde olmadığı söylenir hatta Türkmenistan tarafından geldligi söylenmekte bu taşla ilgili bir bilginiz varmı bu taşlar gercekten özelmi yapılmıs.

yazınızdan istifade ettim Tesekkur ederim.

Saygılarımla

Ahmet Lafcı


metro2020
2 yıl önce - Cmt 18 Tem 2015, 23:36

Alıntı:
Sinop İli Kültür ve Turizm Müdürlüğü belgelerinde Çeçe Sultan türbesinin sahibinin Seyyid Bilal Türbesi’nde lahti bulunan Çepni Türkmenleri beyi Tayboğa’nın kardeşi Mehmed Çeçe Bey olduğu ifade edilmektedir.
Tevatüre göre; Çeçe Sultan’ın asıl adının Seyyid Muhammed olduğu, Horasan’da yaşadığı, babasının adının Seyyid Abdullah olduğu ve 12 İmamın 7.si Musa El-Kazım’ın ve aynı zamanda Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in 7. göbekten torunudur.


çeçe sultan, tayboğanın kardeşi ise peygamberimizin (sav) soyundan olmaz, çepni boyu, oğuzların 24 boyundan biridir ve orta asyadan gelmektedir, dolayısıyla efendimizin (sav) soyundan gelmemektedir

https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87epniler

çepni oğuzları 12. yy civarında sinopu işgale gelen düşmanı yüksek tepelerden görmüş ve derhal şehir merkezine inip kayıklar üzerinde savunma yapmıştır, bildiğiniz gibi türkler yazın yaylada yaşarlardı şehir merkezinde olmazdı bu savaşta şehir merkezindekiler karadenizden gelen düşman donanmasını göremiyorlardı ama yaylada yaşayan çepni oğuzları tepeden bakarak donanmayı görebildiler ve savunma yaptılar



Misafir 853

9 ay önce - Pts 20 Şub 2017, 01:02

Merhaba ben Gülten Göçüğün adat ekme köyünden merakım bizim mezarligimiz da yatır var çocukken derviş dedem bakardı herkeZ adak yapardı oraya merakım neden buraya sahipcilmadi tarihte biryerivar olan bir tekkedir mutlaka arastirilmaraştırılmasını diliyorum saygılar.



cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
ANA SAYFA -> Diğer Şehirler