Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
Burhanettin Akbaş

7 yıl önce - Cum 06 Ksm 2009, 02:57
Osmanlı belgelerine göre Kayseri'deki Ermeni olayları


Osmanlı Arşiv Belgelerini şöyle bir incelediğinizde Kayseri’de cereyan eden Ermeni olayları ile ilgili tehcir ile ilgili belgelere ulaşıyorsunuz. Bazen halk arasında duyduğum olayların Osmanlı Belgelerinde karşılığını görünce çok şaşırıyorum. Hani bizim milletimize “balık hafızalıdır, olayları çabuk unutur” diyenler biraz üzülecekler. Çünkü, bu millet gerçekten olayları unutmamış ve anlattıkları olaylar belgelerle sabittir.
Bu kısa açıklamadan sonra bazı belgeleri beraberce inceleyelim:
1. Belge:
“Kayseri'nin Talas köyünde on sene evvel teşkil edilen Ermeni Fesad Cemiyeti'nin, bazı yerlerde şubeleri ve Amerika'da adamları bulunduğu ve silah temin ederek istiklallerini ilan etmek niyetinde olduklarına dair belge” (22/C /1310 (Hicrî) Dosya No:73 Gömlek No:156 Fon Kodu: Y..MTV.)
Ermeni Fesat Cemiyeti diye adlandırılan örgütler Taşnak ve Hınçak örgütleridir ve Kayseri şehir merkezi ile Ermenilerin yoğun olarak bulunduğu Talas, Efkere, Develi, Germir gibi yerleşim yerlerinde ciddi faaliyetlere girişmişlerdir.
2. Belge:
“ Drehonik Manastırı'nda, Londra ve Atina'yı dolaşarak Kayseri'ye gelmiş olan Ermeni erbab-ı mefasidinden Andon adlı şahıs ile bir takım evrak-ı muzırra meydana çıktığından muamele-i kanuniye icrası.” (11/B /1310 (Hicrî) Dosya No:146 Gömlek No:10914 Fon Kodu: BEO )
Kayseri’deki Ermeni Cemaatinin arasına sızan Andon Rüştuni gibi adamlar, ya İngiltere’nin, ya Rusya’nın ya da Amerika’nın hesabına çalışan adamlardır ve Anadolu’daki Amerikan Kolejlerinden yararlanarak, Osmanlının çökmekte olduğuna dair ciddi propaganda yürütmekte ve para toplamakta, Ermeni ahaliyi silahlandırmaktadır. Lakin, bütün Ermenilerin bu tür ajanların sözüne kandıklarını da söyleyemeyiz. Çünkü, Ermenileri Gregoryen mezhebinden Protestanlığa geçirmek için uğraşan bu misyonerlere ve ajanlara karşı öfke duyan Ermeniler de mevcuttu.
3. Belge:
“Kayseri'de yok yere dükkanlarını kapatmış olan Ermenilerin çektikleri yalan telgraflara ehemmiyet verilmediğini görünce kendi kendilerine dükkanlarını açtıkları.” (08/L /1310 (Hicrî) Dosya No:273 Gömlek No:32 Fon Kodu: Y..A...HUS)
Bütün hesap Batı kamuoyu üzerine oynanıyordu. Çünkü, Osmanlı devleti aleykine Batıda o kadar çok yalan haber çıkıyordu ki, Osmanlı Devletinden göç eden bir kısım Ermeniler, Osmanlı’nın biteceğine son derece inandırılmıştı. Onlar, buradaki Ermenileri de emellerine alet ediyorlardı. O döneme ait Batı basınında Ermenilerle ilgili zengin bir yalan haber arşivi bulunuyor. Yukarıdaki olayda ise dükkanlarını kapayan Ermeniler, Batı basınından gerekli ilgiyi göremeyince tıpış tıpış dükkanlarını açmak durumunda kalmışlar. Bu dükkan kapama hadiselerini bugün de gördüğümde aklıma hep bu Osmanlı kaydı geliyor.
4. Belge:
“Ermenilerin Avrupa'daki merkez komitesi tarafından Kayseri'ye gönderilen ajanların Müslüman ahaliyi birbirine düşürmeye çalıştıkları. “ (15/L /1310 (Hicrî) Dosya No:4 Gömlek No:32 Fon Kodu: Y..PRK.ŞH..)
Hedefte sadece Ermeniler olduğunu sanmayınız. Hedefte Rumlar ve Müslümanlar da var. Rumların Ortodoks zırhı var, Batıya ve Protestanlığa pek sıcak bakmıyorlar ama onlarda da Rusya eğilimi var. Hem de hat safhada… Gelelim Müslüman Türklere… Nasıl oluyorsa oluyor işte, bir Hıristiyan misyoner ya da ajan Anadolu’ya girip dini, dili, kültürü bir olmayan bir topluluğa (Müslüman ahaliden bahsediyorum) karışıyor ve onların birliğe, dirliğine nifak sokabiliyor. Bu da başlı başına incelenmesi gereken bir konudur.
5. Belge:
“Kayseri, Develi, Yozgat, Çorum, Merzifon ve Aziziye kasabalarında ilanlar asarak Ermenileri Osmanlı Hükümeti aleyhine isyana teşvik eden Ermenilerin Ankara'da görülen mahkemelerini İngiltere sefirinin de izlemek istediği ve mahkeme neticesinde verilen cezaların beyanı.“ (17/Za/1310 (Hicrî) Dosya No:27 Gömlek No:35 Fon Kodu: Y..PRK.UM..)
Düşünebiliyor musunuz, Anadolu illerinde, ilçelerinde suç işleyen bir kısım teröristin mahkemelerini İngiltere sefiri başta olmak üzere, birçok Batılı devletin büyükelçisi izlemek üzere Ankara’ya geliyorlar. Bu manzarayı biz Cumhuriyet döneminde de yaşadık biliyorsunuz. Hangi davaları izlemeye geldiler bir hatırlayın. Demek ki, onlar dürüstçe davranmışlar. Batılı devletler, kimleri kışkırtmışlarsa sonuna kadar arkalarında durmuşlar.
6. Belge:
“ Kayseri ve Sivas vilayetlerinde kaçak olarak imal edilen barutun Haçin ve Zeytun Ermenilerine ulaştırıldığı ve eski tüfeklerin geliştirilerek eşkıyaya satıldığı” (21/L /1312 (Hicrî) Dosya No:729 Gömlek No:16 Fon Kodu: A.}MKT.MHM.)
Demek ki Haçın ve Zeytun’da çıkan ayaklanmaların arkasında bir finansör var. Onlara kaçak olarak barut üretiyor ve onlara silah temin ediyor. Ayrıca Amerika’dan, İngiltere’den ve Rusya’dan getirilen silahlar da var. Bunların bir bölümünü devlet yakalıyor ve bu silahlara el koyuyor ama bir kısmı da gideceği yere ulaşmış olmalı ki silahlar Osmanlı askerlerine doğrultulabiliyor, köyler basılıyor, yollar kesiliyor ve bazı hainler Türk kanı içmeye başlıyorlar.
7. Belge:
“Kayseri'de Ermenilerin İslam ahaliye hücum edecekleri yolunda ihbar alan Sarız'daki Afşar aşiretlerinin İslam ahaliye yardım etmek amacıyla Zamantı'ya kadar gelmesinin asayişi ihlal edecek herhangi bir olaya sebebiyet vermemesi için gerekli tedbirlerin alındığı” ( 07/C /1313 (Hicrî) Dosya No:618 Gömlek No:7 Fon Kodu: A.}MKT.MHM.)
Artık, iş o hale gelmiş ki, Ermeni nüfusun yoğun olduğu yerlerde Müslümanların uğradığı zararları gören, duyan Kayseri’nin Sarız bölgesinde yaşayan Avşar Aşireti mensupları, atlarına binip Zamantı’ya kadar gelmişler. Devlete diyorlar ki Kayseri’deki Müslümanların canını, malını sen koruyamayacaksan biz koruruz. Devlet ise onlara mani oluyor ve diyor ki, ben devletim, sen işe karışırsan olmaz, güvenliği sağlamak benim işim. Ve onları Zamantı’da durdurup Sarız’a geri dönmelerini sağlıyor. İşte devlet böyle olunur, değil mi? Ama Avşar Türkmenlerinin yaptıklarını ise alkışlamak gerekir.
S.Burhanettin AKBAŞ


Kaan Akkoyun

7 yıl önce - Cum 06 Ksm 2009, 03:16

Ben o dönemde padişahın yerinde olsam bir Ermeni açılımı yapar, Taşnak ve Hınçak partili teroristleri dağdan törenle indirir, Parti ileri gelenleri ile beraber at arabası üzerinde propaganda amçlı dolaştırır, Sarız'daki Afşar aşiretinden olanları açılımı sulandırmak ve sabote etmekle suçlar, zulüm gören Türk ahaliyi de polis şeflerine coplatırdım. Osmanlı bunları yapamadığından çöktü...

Emel A
7 yıl önce - Cum 06 Ksm 2009, 03:16

Ermeni olaylarını Osmanlı Belgelerinden derlemek elbette önemli. Bu konudaki çabanızı takdir etmek gerek.
Bense geçenlerde Ermeniler Hakkında İngiliz Belgeleri'ni (1896-1918) okuyordum. Osmanlı belgelerine kimi yerde tarafsız bir kaynak değil diyenlerin bir de İngiliz kaynaklarına bakmalarını öneririm.



turgutakbaş
7 yıl önce - Cum 06 Ksm 2009, 03:19

bu belgeleri kim sadeleştirip - derleyip yayınlamış sorabilir miyim acaba ?

çünkü osmanlı belgelerinin dili bu kadar sade olmaz ...


Kaan Akkoyun

7 yıl önce - Cum 06 Ksm 2009, 03:21

Alıntı:
bir de İngiliz kaynaklarına bakmalarını öneririm.


Bizle paylaşmanız mümkün mü bilgilerinizi, en azından linkleri...


ibrahim alıcı
7 yıl önce - Cum 06 Ksm 2009, 03:36

Kayseri hiç bir zaman işgal görmemiştir ancak Develi ilçesi Fransız işgal bölgesinin sınırında idi. İtilaf Devletlerinin Anadolu işgali sırasında Develi'nin Bakırdağı kasabasına Ermeni ve Fransız kuvvetleri girmiştir.Develi’de Müdafaa-i Hukuk örgütlenmesi tamamlanmıştır.
1919 yılında Ermeni Çeteciler,Bakırdağı halkına büyük zulüm yapmış,Kasaba Gençlerinden bazılarını Kasaba Meydanında Çarmıha gererek katletmiştir.

Konu hakkında ayrıntılı bilgi:

Alıntı:
Kayseri ili, Milli Mücadele Dönemi’nde Develi’ye bağlı Taşçı (Bakırdağ) Bucağı dışında işgal görmemiştir. Fransızlar’ın koruması altındaki ayrılıkçı Ermeni’lerce gerçekleştirilen Bakırdağ işgali de bölgeyi etkileme olanağı bulmadan, kısa süre içinde son bulmuştur.
Mütareke’de Durum
Kayseri, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı yenilgisini belgeleyen Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) günlerinde, bağımsız bir sancak olarak yönetiliyordu ve doğrudan İstanbul’a bağlıydı.

Birinci Dünya Savaşı öncesinde birçok Orta Anadolu kentinden farklı olarak, canlı bir ekonomik yaşamı olan Kayseri, savaş içindeki Ermeni tehciri nedeniyle, bu özelliğini bir ölçüde yitirmişti.Çünkü, kentin ticari yaşamının gelişmesinde ve ileri düzeydeki zanaatçılıkta Ermenilerin büyük payı vardı. Hayvancılığa dayalı besin sanayinin doğması Kayseri’nin pastırmacılık ve sucukçulukta ün kazanması, büyük ölçüde Ermenilerin çabalarıyla olmuştu. Ermeniler ve kimi Rumlar, ayrıca sarraflıkla da uğraşıyorlardı.

Kayseri’de yerel ekonomik yaşamı denetleyen ve 30.000’i aşkın olan bu Ermeni nüfus, 1915’te Suriye’ye tehcir edilmiş, ancak, Mondros Mütarekesi ile kısa süre içinde yeniden Kayseri’ye dönmüştü. Nitekim, Kayseri’nin en büyük kazalarından Develi’nin savaş sonrasındaki nüfusu yarı yarıya Ermenilerden oluşuyordu.

Kayseri ve dolaylarının nüfus yapısını etkileyen bir başka gelişme’de, daha savaş yıllarında başlayan göçlerdi. Rus işgalleri 1915-1916 ‘da Doğu Anadolu içlerine doğru uzandığında işgal altına giren kent ve köylerin halkı yollara dökülmüş ve bunlardan bir bölümü Kayseri’ye gelmişti. Bunu, 1917 Sovyet Devrimi sonrasında, Kafkasya’dan göçen kimi toplulukların, örneğin Çerkez’lerin gelişi izlemişti. Kayseri yöresi, Mondros Mütarekesi sonrasında başlayan Fransız işgalleri döneminde üçüncü bir göçe tanık oldu. 1918 sonrasından başlayarak gelişen Adana ve Maraş işgalleri nedeniyle, yörenin halkı uğradığı baskılara dayanamayarak yollara düşmüş ve göç kervanları Kayseri’ye uzanmıştı.

Eylül 1919’da gelindiğinde Fransızlar, Çukurova’ya yerleşmiş. Urfa, Antep, ve Maraş’a girmiş, Kayseri’nin Develi Kazasının 20 km. yakınlarına dek ilerlemişlerdi. Zamantı suyunu sınır kabul ettiklerini duyuran Fransız işgal yetkilileri, bugün Develi’ye bağlı olan Bakırdağ Nahiyesini de denetimleri altına almışlardı. Adana’yı merkez edinen Fransız işgal komutanlığı, güçlerini fazla dağıtmamak için, direnişle karşılaşmadığı sürece, merkezden uzak bölgelere, asker göndermiyor; denetimi, işgal birlikleri içindeki Ermeni gönüllü taburlarıyla sağlamaya çalışıyordu. İşgal ettiği bu uzak kasabaların yönetimi de yörenin Ermeni ileri gelenlerine veriyordu. Bakırdağ (Rumlu) Nahiyesi’nde de bu tür bir uygulama yapan Fransızlar, Sarkis Efendi atlı bir Ermeniyi nahiye müdürlüğüne getirmişlerdi. Nahiye merkezi Bakırdağ’ın Kiske köyündeydi. Gerek nahiye merkezindeki, gerek çevre köylerdeki güvenliği de Ermeni Jandarmaları sağlıyordu.


İşgal Saldırısına Karşı Örgütlenme
4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi günlerinde, Kayseri ve çevresindeki yabancı etkinlikleri de yoğunlaşmıştı. Gözlemci adı altında, Fransız kurullarının biri gidiyor biri geliyordu. Bu arada, ayrılıkçı Ermeni örgütlerinin yöneticileri neredeyse açıktan açığa çalışmaya başlamışlardı. Bunlardan biri de Ermeni Papazı Katagikos Efendi’ydi. Katagikos Efendi, Paris Konferansının bir Ermeni devleti kurulması yolunda attığı adımlara uygun olarak Kayseri’ye gelmiş ve burada Ermeni Fedekaran Cemiyetinin bir şubesini açmıştı. Daha sonra Develi’ye geçen Katogikos, buradaki Ermenilere konferanslar veriyor, Ermeni gençlerini örgütlemeye çalışıyordu. Nitekim,bu çalışmalar sonucunda Ermeni Fedekaran Cemiyeti, Develi’de bir kongre toplamış ve kongrede, kurulacak Ermeni devletine katılma kara almıştı.


Bütün bu ayrılıkçı çabalar ve Fransızların Kayseri’yi de işgal altına alma hazırlıkları sonunda Kayseri eşrafını harekete geçirdi : Eylül 1919 sonunda, Sivas Kongresi’nin aldığı karar gereğince, Kayseri ve kazalarında Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti şubeleri kurulmaya başlandı. Bunlardan en önemlisi Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti idi. Kasabanın tüm yerel yöneticilerinin etkin desteğini kazanan Develi Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti şubesi kısa süre içinde hızla güçlendi. Hacı Zetzade Osman Efendi’nin yönetimindeki örgütün öbür yöneticileri şunlardı.. Belediye Başkanı Kamberli Osman Bey, Ali Efendizade Osman Bey, Mavizade Nazmi Bey, Zileli Hocazade Tevfik Bey, Refi Memuru Vehbi Bey ve Caferzade Abdullah Efendi.


Develi’nin Kuvay-ı Milliye Üssü Olması
Develi’deki Müdafaa-i Hukuk örgütlenmesine, Sivas Heyet-i Temsiliyesi de büyük önem veriyordu. Develi, Fransız işgal bölgesinin sınırında idi. Buradaki örgütlenmenin güçlü bir biçimde ele alınması, hem Fransız’ların yeni bir atılımını önleyebilir, hem de buradan Çukurova’ya Kuvay-ı Milliye eylemleri düzenlenebilirdi.


Bu amaçla çalışmalara başlayan, Mustafa Kemal başkanlığındaki Sivas Heyet-i Temsiliyesi, Kayseri’ye Develi gelenlerinden birkaç kişiyi Sivas’a çağırtarak konuya ilişkin görüşlerini aldı. Kuvay-ı Milliye yöneticilerinden Kılıç Ali Bey, Heyet-i Temsiliye adına Develi’ye gönderildi ve kasaba halkının direniş konusundaki tutumunu ve bölgedeki koşulları incelemekle görevlendirildi.


Ön hazırlıkların Ekim 1919’da tamamlanmasından sonra, Develi Belediye Başkanı Kamberli Osman Bey, Sivas’tan Mustafa Kemal imzalı bir mektup aldı, 2 Aralık 1919 tarihini taşıyan ve “çok gizli” kaydı düşülen mektupta şunlar yazılıydı :


“Everek (Develi) Belediye Başkanlığı’na
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliyesi, Kilikya Kuvay-ı Milliye Komutanlığı’na Binbaşı Kemal Bey’i yardımcılığına da Yüzbaşı Osman Bey’i atamıştır. Ulusal görevleri sırasında Kemal “Kozanoğlu Doğan Bey”, Osman Bey de “Aydınoğlu Tufan Bey” takma adlarını taşıyacaklardır. Kendilerine, görevleriyle ilgili olarak, her türlü yardımı yapmanızı ve dayanışma içinde olmanızı önemle rica ederiz..”


Kayseri dönüşünde, Doğan ve Tufan Beylerin yaptığı ilk iş, Develi’deki yerel Kuvay-ı Milliye yönetimini oluşturmak oldu. Bu yönetici kurulda, kendileri de birer takma ad edinen Belediye Başkanı Osman Bey (Özdemiroğlu Yaşar Bey) Yedek subay Tıraşzade Osman Bey (Coşkun Osman Bey), Yedek subay Veli (Çakıroğlu) Bey (Cian Bey), Yedek subay Hadi Bey (Erdoğan Bey) Yedek subay Niğdeli Enver Bey (Abbas Bey) yer alıyorlardı.


Yapılan işbölümü gereğince, ilk harekete geçen Yüzbaşı Tufan Bey oldu. Ocak 1920’de Develi’den ayrılan tufan Bey, yanındaki beş kişiyle birlikte, gizli örgütlenme çalışması yürüteceği Göksun çevresine gitti.


Bakırdağ’ın Alınması
Develi Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti şubesinin etki çabasıyla, kısa süre içinde Kuvay-ı Milliye’nin hemen tüm gereksinimleri karşılanmıştı. Ancak, Binbaşı Doğan Bey’in buyruğunda tek bir düzenli birlik askeri yoktu. Doğan Bey, hiçbir savaşım deneyi olmayan gönüllülerle bir harekata girişmek istemiyor, Sivas Heyet-i Temsiliyesinin gönderdiği düzenli güçleri bekliyordu. Ayrılıkçı Ermenilerin yoğunlaşan baskıları nedeniyle bulunan Develi Müdafaa-i Hukuk Yönetimi ise, daha fazla beklemekten yana değildi. Bu nedenle Binbaşı Doğan Bey’le yerel yönetimler arasında, yer yer çatışmaya varan anlaşmazlıklar çıkıyordu.


Sonunda, Develi ileri gelenleri, 4 Şubat 1920’de Binbaşı Doğan Bey’e bir haber yollayarak, aralarında bir “Kuvay-ı Milliye Komuta Kurulu” oluşturdukları ve askeri harekatı kendi başlarına gerçekleştireceklerini duyurdular.


Mart 1920 başlarında da, ilk Develi Kuvay-ı Milliye çetesi Belediye Başkanı Kamberli Osman Bey’in yönetiminde, Ayvazhacı köyüne doğru yola çıktı. Doğan Bey, Osman Bey’in hareketine, Develi’deki asıl güçlere dokunmaması ve yalnızca öncülük görevi yapması koşuluyla izin vermişti. Bu nedenle, Kamberli Osman Bey’in yanında yalnızca beş kişi vardı.


Ayvazhacı’ya böylesine küçük bir birlikle giren Osman Bey, köy köy dolaşarak Punku’ya gelinceye dek, 200’ü aşkın gönüllü toplamış, Punku’dan katılanlarla birlikte, bu göç, 250 kişiye ulaşmıştı.. Köylerden katılanların donanımı için gerekli silah ve cephane de Develi’den getirilmişti.


Osman Bey, Punku’dan ayrıdıktan birkaç gün sonra, bir gece yarısı Bakırdağ nahiye örgütünün bulunduğu Kiske Köyü’ne baskın yaptı. Ermeni Nahiye Müdürü Sarkis Efendi ve Jandarmalar böyle bir baskını beklemiyorlardı. Apansız yakalanarak evlerden birine kapatıldılar. Ermenilerin elindeki karakolda da çok sayıda silah ve cephane ele geçirildi.


Kiske Köyünün Kuvay-ı Milliye eline geçtiğini öğrenen çevre köylerdeki çok sayıdaki insan, aynı gün Kiske’ye geldi. Bu durumdan yararlanarak köy meydanında bir tören düzenleyen Osman Bey, toplanan köylülere Kuva-yı Milliye hareketinin amaçlarını anlattı ve Fransızlar’la, ayrılıkçı Ermenilerin elindeki öbür kent ve köylerin de kurtarılacağına ilişkin söz verdi.


Törenden sonra, Osman Bey’in Kuvay-ı Milliyesi yeni katılanlarla birlikte 600 kişiye yükseldi.


Bakırdağ Nahiye Müdürünü Develi>‘ye götürüp teslim eden Osman Bey Kuvay-ı Milliyesi, yeniden işgal bölgesine girdi ve 10 Mart 1920’de, Feke kasabası önüne geldi. Elinin altındaki güçle kasabayı kuşatan Osman Bey, işgalci yöneticilere teslim olmaları için kısa bir süre tanıdı. Kasabanın Ermeni ve Fransız yöneticileri, sürenin bitmesine yakın teslim olmayınca, silahlı adamlarıyla birlikte Feke’ye girdi. Kendilerini savunacak güçten yoksun olan işgalciler, teslim olmak zorunda kaldılar.


Kamberzade Osman Bey Müfreze!sinin eylemleri Feke baskınıyla da durmadı : Bu Kuvay-ı Milliye çetesi, gerek Kozan’ın gerek Haçin’in (Saimbeyli) alınışında önemli bir rol oynadı.


http://www.kayseri.gov.tr/icerix.asp?catxid=2& ...=Tarih%E7e



Burhanettin Akbaş

7 yıl önce - Cmt 07 Ksm 2009, 02:06

Alıntı:
03/Ca/1270 (Hicrî) Dosya No:266 Gömlek No:10 Fon Kodu: MVL
Kayseri'deki Ermeni Kıbtilerinden talep olunan baş harcı akçesine dair Ankara valisinin şukkası. (11. Mühimme)


Bu belgede bir de Ermeni Kıptilerin varlığını haber veriyor. Bu konuda daha çok bilgiye ihtiyaç var. Ben Kayseri'deki Ermeni Kıptilerinin varlığını ilk kez duyuyorum.

Alıntı:
18/R /1273 (Hicrî) Dosya No:170 Gömlek No:20 Fon Kodu: HR.MKT.
Kayseri sancağındaki Ermenilere Protestanlar tarafından mezhep değiştirme konusunda yapılan zorlamaların menedilmesi.


Özellikle Gregoryen Ermenileri hedef seçen misyonerler, ki bunların çoğu Amerikalı ve İngilizdir, Protestan mezhebine geçmeleri konusunda şiddetli baskı uygulamışlardır. Bunun nedenini de tam anlamış değilim. Grogeryenlik Amerikalı ve İngiliz misyonerlerin hedef tahtasına neden oturmuş, bunu da tam bilmiyorum. Başarılı da olmuşlar. Adeta bu mezhebi silmiş süpürmüşler. Hayret...


Burhanettin Akbaş

7 yıl önce - Prş 12 Ksm 2009, 04:07

Kayseri ve Ermeniler

Bu başlık İstanbul’da 1986 yılında Türkiye Ermeni Patrikliği’nin neşriyatı olan “Kayseri ve S. Krikor Lusaroviç Kilisesi” isimli eserin 34. sayfasında geçiyor: “Kayseri Kenti ve Ermeniler”
Ermeniler için Kayseri şehrinin önemi bu yazıya göre şu olaydan kaynaklanıyor imiş. M.S. Üçüncü yüzyılda Krikor adlı bir çocuk Ermenistan’ın başkenti olan Vağarşapat’ta soylu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Bir saray entrikası sonucu ailesini ve akrabalarını kaybetmiş. Henüz çocuk yaşta iken Kayseri’ye kaçırılmış. Kayseri’de Hıristiyanlığı öğrenen Krikor, daha sonra Kayseri’den Ermenistan’a dönüp Ermeni Kralı Dırtad’ı, prensleri, orduyu ve Ermeni halkını Hıristiyanlaştırmış. Kral Dırtad onu Kayseri’ye yeniden göndermiş ve Krikor da Kayseri’de ilk Ermeni başpatrikliğini kurmuş.
TÜRK DÖNEMİNDE ERMENİLER KAYSERİ’DE KENDİ KİLİSELERİNİ RAHATÇA KURMUŞLAR
37. sayfada Bizans döneminde Ermenilerin kiliseleri ve kiliselere bağlı herhangi bir Ermeni Örgütünün kurulmasına müsaade edilmediği anlatılıyor ve şöyle deniyor: “Öyle ki, Ermeniler ancak Kayseri’nin 1067’de Alpaslan tarafından fethinden ve Danişmendoğulları’nın kente egemen oluşundan sonra Bizans’ın şoven siyasal ve dini yönetiminden kurtulup kendi kiliselerine ve diğer kurumlarına kavuşmuşlardır.”
1066 yılında Kayseri’de Ermeni Başpatrikliği Mudarasın’da kurulur. Kaynak “Bu belirtilen yerleşim yeri Kayseri’ye çok yakındır. Bu bakımdan , Kayseri’de başpatriklik bulunduğundan, ayrıca bir episkopos bulunmasına gerek yoktu.” diyor.
Aslen Kayserili olan Ermeni tarihçi Alboyacıyan ise bu durumu şöyle açıklamış: “Danişmendoğulları Beyi’nin yeni Kayseri’yi kurmasından az sonra, bu yeni kentte Ermenilerin kendi kiliselerini kurmuş olduklarını kesinlikle söyleyebiliriz. 1179’da tarihte bilinen ilk Kayseri Başepiskoposu Hovhannes’in adına rastlamaktayız. Bu dönemde kent (1169’dan başlayarak Anadolu Selçuklularının egemenliği altında bulunuyordu.. Anadolu Selçuklularının Hıristiyan tebaalara karşı hoşgörülü oldukları anlaşılıyor.”
KAYSERİ’DE İLK ERMENİ KİLİSESİ
Adı geçen kaynakta Kayseri’deki ilk Ermeni kilisesinin Surp Krikor adını taşıdığı belirtiliyor ve 1191 tarihinde bu kiliseden söz edildiğine yer veriliyor. Krikor adının yukarda adı geçen ve Ermenileri Hıristiyanlaştırdığı anlatılan Krikor’la ilgisi olsa gerek. Bugün Surp Krikor Lusavoriç adını taşıyan kilise 19. yüzyılda yıkılmış ve 1859’da yeniden yapılmış. Ermenilerin oldukça önem verdikleri bu kiliseye belirtildiğine göre bütün pastırma tüccarları destek olmuş ve halkın da yardımıyla kısa sürede bitirilmiş.
Ermenilerin bu kilise dışında Kayseri’de Surp Istepannos, Surp Mergeryos, Surp Astvadzadzin, Surp Sarkis, Surp Parsek adını taşıyan kiliseleri de mevcutmuş. Bu kiliselerin yerleri bugün bilinmiyor.
EFKERE’DE SURP GARABED MANASTIRI
Kayseri’de 35 köyde Ermeni bulunduğunu belirten kaynak, bu köylerin adlarını vermezken hepsinde de büyük küçük mutlaka bir kilisenin bulunduğunu belirtiyor. Özellikle de Efkere köyündeki Surp Garabet Manastırının önemini anlatıyor ve buranın tüm Kayseri’nin episkoposluk merkezi olduğunu söylüyor.
Efkere’deki Surp Garabet dışında Gesi’nin yakınlarındaki Balegesi’de Surp Daniel Manastırı ve Derevenk’te Surp Sarkis Manastırı ve Tomarza’da da Surp Astvadzadzin Manastırı varmış. Bunlar arasında en önemlisi ise Efkere’deki Surp Garabet Manastırı imiş; çünkü inanışa göre bu manastırda Hz.Yahya’nın kemikleri bulunuyormuş.
ERMENİ NÜFUS ÇOK AZALMIŞ
Aslen Kayserili olan tarihçi Alboyacıyan’a göre, 1924 yılında, yani tehcirden 10 yıl sonra Kayseri’de 2653 Ermeni yaşamakta imiş. 1932’de bu rakam 1600’e inmiş. 1960’ta bu rakam 800’e inmiş. Bugün ise 12 kişi kalmış. Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi’nin Orta Anadolu’da yegane Ermeni kilisesi olduğunu belirten Alboyacıyan, dolayısıyla çevredeki Ermeni yurttaşların ruhani merkezi olagelmiştir, diyor.
ERMENİ OKULLARI
Adı geçen kaynağa göre, 19. yüzyılın başında Türkiye’de 114 Ermeni okulu varmış ve bunlardan ikisi Kayseri’deymiş. İsimleri: Haykyan ve Hayguyyan. (1834) Sonradan ise Surp Agopyan ve Sarkis Gümüşyan (1868), Aramyan Kız Okulu (1860’larda) ve Karma Okul (1902) açılmış. Kayseri’deki bu okullarda 1902 yılında 1204 öğrenci öğrenim görüyormuş. Ayrıca Everek’teki (Develi) okullarda 950, Fenese’deki okullarda ise 750 öğrenci varmış.
EFKERE’DEKİ OKUL YÜKSEKOKUL OLARAK KABUL EDİLMİŞ
Alboyacıyan, adı geçen kaynakta Efkere’deki Surp Garabed Okulunun 28 Ocak 1893’te Maarif Nezaretinin (Milli Eğitim Bakanlığı) aldığı bir kararla “Mekteb-i idadi ve âli” yani lise ve yüksek okul kabul edildiğini belirtiyor. Buradan yetişen öğrencilerin bir kısmı din adamı ve öğretmen olurken bir kısmı da İstanbul Tıp Okulu’na veya Beyrut’taki Fransız Tıp Okuluna girip doktor oluyorlarmış. Bu okuldan 1888-1916 arası 215 öğrenci mezun olmuş.
Bu kadar önemli imtiyazlar eden bir topluluğun Amerika, İngiltere ve Rusya'nın maşası durumuna düşmesi ve Rus Çarı çağırdı diye Osmanlılarla savaşmak üzere Rusya'ya gidip Türklere karşı Rus üniformalarını giymelerini anlamak benim için gerçekten zor.


Misafir cb5

1 yıl önce - Pts 11 Nis 2016, 22:39

Akbudak. Tehcirden önceki yillarda,Bölgeye gelen katolik misyonerler gregoryan mezhebi olan Ermenileri önce kibarca,daha sonra zorla Katolik mezhebine cevirmek isterler.Büyük kavgalar olur.Resadiye bas Papazi;Biz Türküz,Katoliklestirip bir azinlik meydana getireek Osmanliya silah cekilmesine izin vermeyecegiz.Ne yazikki bu cesur adam bir gece Ayin dönüsü öldürülü.Mavi Mira adli yazimda,Yunanistan ve Amerikadan gelen para ve silahlari Talastaki büyük kilisede toplayip(Cardak basinin alti)oradan Tomarza,PusatliHacin Sar,taraflarina gönderirler.Canakkale savasinda Ermeni taburlari ,genelde Kayseri ve civarindan gitmedirler.Ünlü Toros yüzbasi.Kayseride ilk Ermeni ve Türkler arasinda cikan kavga Kagni pazarinda olmustur.Hunatin kuzeyinde.Simarmislardi,kendilerine güveniyorlardi.Misyoner okullari bunlara müthis cesaret veriyordu.Aziz aga Erzurumda Karaken Pastirmayciyani vurdugunda haalleride bitti.(Karaken Pastirmaciyan,yirmi bes saki ile Osmanli bankasi baskinini gerceklestirdi)Batillarin baskisi ile ,elini kolunu sallayarak Avrupaya gitti.Dört sene sonra dnüp Erzurum mebusu olarak meclise girdi.Benim köküm Erzurum dadasidir.Yaptiklari mezalime Ruslar bile dayanamamistir.Mani Miradn gelen cok miktarda altinin Tomarzada Saycikta gömülü oldugunu ben bizzat Almanyada yasli bir Ermeniden duydum.Her pisligi biz yaptik,Osmanli sucsuzdu derdi.

Misafir 100

7 ay önce - Pts 02 Oca 2017, 15:18

germir



cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET